Go back

Vincent Van Gogh

0m 0s

Vincent Van Gogh

Vincent van Gogh, 30 Mart'ta doğmuş, adını doğumunda ölen aynı isimli abisinden almıştır. Katı Kalvinist bir ailede büyüyen Van Gogh, çocukluğundan itibaren yalnızlık ve psikolojik sorunlarla mücadele etmiştir. Sanat simsarlığı, öğretmenlik ve gönüllü vaizlik gibi çeşitli işler denedikten sonra, yoksulluk ve sefaletten derinden etkilenerek resme yönelmiştir. Hayatı boyunca aşk ve kabul görme arayışı, defalarca reddedilme ve depresyonla sonuçlanmıştır. Özellikle Lahey'de bir hayat kadınıyla yaşadığı ilişki ve ailesinin baskısı, onun için önemli dönüm noktaları olmuştur. Sanatında karanlık paletlerden renkli ifadelere geçiş yapmış, "Patates Yiyenler" gibi başyapıtlar üretmiştir. Yaşarken sadece bir tablosu satılan Van Gogh, duygusal çalkantılar ve yalnızlık içinde geçen hayatının ardından intihar etmiş, ancak eserleri ölümünden sonra dünya çapında değer kazanmıştır.

Transcription

6071 Words, 40506 Characters

Turkish
Anadeli İngilizce olan deneyinle içmenlerle ister bile bir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Ken Bili'ye bugün başla en büyük yatırımı geleceğine yap. Altmış olsebe kodu ile tam yüzde altmış indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol. Ayrıca ilk dersin ücretsiz. Bugün kendin için bir adım at. Merhabalar, ortamlar da satılacak. Bilgiye hoş geldiniz. Ben Merve. Bugün 30 March yani Vincent Van Gogh'un doğum günü çok beklediğiniz bir podcasti biliyorum. Bu podcastinde onun çocukluğundan başlayarak intiharına kadar giden süreçte neler yaşadığını anlatmaya çalışacağım sizlere uzun bir podcast olacak. O yüzden hemen başlamak istiyorum. Öncelikle Vincent'ın anlamı nedir? Zafar Demektir, velemence de Vincent artık nasıl biz Zafar ise adamcağızın yaşarken sadece bir tablosu satıldı. Ama öldükten sonra milyon dolarlar etmiştir tabloları. Peki nasıl bir aileye doğdu Van Gogh? Şöyle ki babası protestan bir papaz adı T. Doris Van Gogh, annesi Selina Van Gogh ve Vincent, altı çocuğun sankalan en büyüğü ve Vincent Van Gogh'dan bir sene önce doğan bir abisi var aslında. Üstelik o da 30 March doğum, aynı gün doğmuşlar ama doğduktan sonra bu abisi ölmüş. Onun da adı Vincent Van Gogh. Yani bizim Vincent'a Ölen abisinin adını vermişler. Bu arada bir makalede okumuştum. Ölen kişinin adı yeni doğan çocuğa konduğu zaman o bir baz sürdürme haline geliyormuş. Yani ölçük olarak aile anısını canlı tutuyormuş. Eğer Ölen çocuğun adı yeni doğana verilirse de yeni doğan çocuk bu ismi kabul edemediği için ciddi russal bozukluklar yaşayabiliyormuş. Bir de bu Ölen abisinin mezarı evlerinin bahçesinde gömülü ve Vincent Van Gogh küçükken her gün üzerinde adının ve soyağdının yazılı olduğu bir mezarın önünden geçiyor. Yani sizce de çok tramvatik değil mi bu? Van Gogh'un babası protestan bir papaz ve Van Gogh'un çocukluğu çok katı kalviniz bir sistemde geçiyor. Nedir bu kalviniz merveşudur. Dünyanın imetlerinden böyle el ayak çekip böyle tamamen ibadete kendini vermek gibi düşünebilirsiniz. Annesiyle de ilişkisi çok iyi değil çünkü böyle hep annesinin istediği gibi biri olmaya çalışmış ve hep Ölen abisinin esas kusursuz Vincent olduğunu düşünürmüş. Çok acı bir şey bu aslında ve on bir yaşında hiç istemediği halde ailesi onu çok uzak bir okula yatılı olarak veriyor. Ve bu onda böyle bir terk edilmişle kişi yaratmış. Yani yalnız bırakılığını düşünmüş ve okuldan eminde bir ressamdan eğitim almaya başlıyor. Yani bu onun aslında çizme olan merakını da gösteriyor. Sanıldığı gibi 28 yaşına geldiğinde böyle bir aydınlanma yaşayıp haydi bakalım ben şimdi resme başlıyorum dememiştir. Dönelim aile hayatına unutmadan belirteyim. Van Gogh'un ailesinde de böyle psikolojik rahatsızlıklar varmış. Yani Sinir hastadıkları yenildikler. Kardeşi teo mesele sürekli yenilenen represyon atakları geçiriyormuş ve kız kardeşi yıllarca sinir hastadıkları yüzünden hastanede yatıyor. Represyonlar geçiriyor. Bir erkek kardeşi var Cornelius diye o da 33 yaşında müntar ettiği düştüğün lüğü ama silahlı bir çatışma da vurulmuş da olabilermiş bu kesin bir bilgi değil henüz netleştirilemedi. Sülalesine baktığımız zaman da böyle ünlü kuyumcular din adamları işte sanat tabloları taacirleri bunlar var saygı duyulan da bir aile. Peki Van Gogh nasıl bir çocuktu derseniz aslında şöyle kız kardeşin aktardığına göre çocukluğunda böyle çok sakar iletişim kuramayan aşırı ciddiği. Hatta kendine bile yabancı bir insan gibiydi demiş kız kardeşi ve böyle başlayıp aşağıda iyi kezermiş küçükken de böyle din konusunda çok tutucuymuş ve büyük ihtimalle bu babasından kaynaklanıyor. Hatta bir keresine şöyle demiştir tek endişem dünyada nasıl bir işe yararım. Bir amaca hizmet edip iyi bir şeyler olabilir miyim demiştir. Aslında tek derdi de bu biliyor musunuz yani podcast bittiği zaman bunu daha yanmayacaksınız eminim. Hayansı boyunca sevgiyi ilgiyi yakınlığı aramıştır vango ama asla bulamamıştır. Hatta hep böyle bir toplulukta yer edilmeye çalıştığınız. Hep bir aileye duyması istediğini göreceksiniz. Ve bence Van Gogh'un çok ince bir ruhu vardı. Yani o mesela çok enter lastanan çiçeklerin nerde açtığını bilen kuşların nereye yuva yaptığını bilen hatta onlara asla zarar vermeyen karınca ince ince etmeyen derler ya öyle bir insanmış. Ya kuş yuvası işte kuş yuvalarına bakıp dermiş ki insan yuvası. Çok anlamlı geldi bana bu ve onun bence bu yuva özdemini ifade eden bir şey diye düşünüyorum. Neyse, vangoh yatılı okuldan sonra hemen hayatı atılıyor henüz on beş yaşındayken sanat simsara olan bir amcası var. Sen tanıcısı onun yanına gidiyor ve sanat kalerisinde çıraklık yapmak üzere işe başlıyor. Orada işte lahe ile zaten burası denhak diye bir yer. Hollanda da bir galeri. Buranın esas merkezi de Paris de. Paris de bulunan ünlü Gopil galerisinde bir şubesi burası ve buradaki görevi malzaya gelen kitapları sandıklarından çıkartmak ve reprodukçiyonları sıraya koymak. İşte burada çalışırken aslında böyle edebiyata ve sanatı ilgisi daha daha artmaya başlıyor ve on yedi yaşına geldiği zaman Hollanda'dan Londra'ya gidiyor. Gopil'in Londra şubesine çalışmaya gidiyor. Fakat gittiği dönemde İngiltere'yi kasıp kaburan bir akın var. Evencelizm akımı vangoh bundan çok etkileniyor. Bu şöyle bir şey, hristiyam olmayanları da bu dinle davet etmek gibi düşünebilirsiniz. Gizaten vangoh'un tüm dünyayı hristiyen yapmak gibi bir arzusu var. Hani demiştim ya başka bir podcaste çok tutkularını uçlar da yaşayan bir adam diye zaten anlayacaksınız. Bir de İngiltere onu çok etkiliyor. İngiltere çaystik insromanlarında okuyup etkilenliği bir şey hırzaytan hala hazır da böyle sisliği dev bir şehir onu böyle içine çekiyor büyürüyor. Ve Londra'nın böyle fakir senteninde tarif sizi bir perişanlık içinde yaşayan bu sefil insanları görünce merhamet duyguları tecikleniyor. Ve Londra'nın bir önemi de şudur. Bir kız tarafından ilk kez burada reddediliyor vango. Oturduğu pansiyonu sahibini kızına aşık oluyor. Hatta evlenme teklif ediyor ve kız da kahkahalar atarak alaylar ederek reddediyor. Büyük bir kalp kırıklığı içerisinde Hollanda'ya geri dönüyor normal için. Aslında bu umutsuzluğunu gidermek için de diğine sığınıyor. Hani dedim ya evlencerizinden etkileniyor, iyice diğine sığınıyor. Daha sonra tekrar paristeki Gupir şubesine tain ediliyor bil 775 beşi ama artık böyle iyiden iyi değişmiş. Yani kendi âleminde yaşıyor, tek başına lor müzesine gidiyor saatlerce bir resimin karşısına duruyor ve günden güne diğine karşı olan eylimleri artmaya başlıyor. Ve orada edindiği bir dostlu var her ilgiler ve al diye onunla o da yakapanıyor saatlerce incilen konuşuyorlar. Hatta bazen bu sabahlara kadar sürdüğü için vango artık böyle işine geç kalan müşteriyle doğru düzgün ilgilenmeyen hata durduk yeri bağırıp çarmaya başlayan birine dönüşüyor yavaş yavaş. Derken dananın kuyruğunun koptuğu yere gelelim bir noel yurtusunda iş yerine böyle hiç haber vermeden ailesine ziyarete gidiyor, kalkıyor paristen Hollanda'ya gidiyor. Ve iş yeriyle de tabii ki de papaz oluyor. Sonra tekrar aynısını yapınca işten diyorlar ki güle güle güle canım hoşçakal. Bunun üzerine vango Londra'ya dönmek ve öğretmenlik yapmak istediğine karar veriyor ve pek çok okula başvuruyor. Ve bir yatıl okulda mı olur mu cevap görüyor? Ancak şöyle bir yıl boyunca diyorlar ve kilo öğretmen için biz sana kalacak yerini vereceğiz. İşte ya yiyecek içecek vereceğiz ama bir yıl sonra senin durumuna bakıp maaş vermeye başlayacağız diyorlar. Vango bu teklifi hemen kabul ediyor ve yaşları 10 ile 14 arasında değişen 24 çocuğa öğretmenlik yapmaya başlıyor. Burada da şöyle bir sorun var. Hani dedim ya işte İngiltere'de çok etkiliyon insanlar çok fakir sefalet içerisindeler diye burada da aynısını yaşıyor. Bir gün çalıştı okulu müdürü vango hata diyor ki git öğrencilerin ailesinden para tasleset diyor vango görebilendiriyor. Ve vango tasli getmeye gittiği işte öğrencilerin evine girdiği zaman öyle bir sefaletle karşılaşıyor. Bir kişi resma çok geçiriyor, deli tutuluyor ve o kadar üzülüyor ki işi bırakıyor, istifar diyor bu üzerine. Zaten bu işten de hiç para kazanamadı ve kilo öğretmen de demiştim. İşte öğretmenlik yaparken karşılaştı bu sefalet manzaraları onu böyle yiğiden iyiye işte merhamete ve diğne itiyor. Ve okuldan ayrıldıktan sonra ailesini yanına geri dönüyor. Bir kitapça da çalışmaya başlıyor bu sefer fakat burada da bütün gün masaba içinde oturuyor. Hollandaca basılan kutursal kitaplardaki metinleri İngilizce almanca fransızca bunları çevirmeye çalışıyor. İşte bu kitapçada çalışırken birlikte kaldığı bir oda arkadaşı var. En son bu oda arkadaşı ondan gizli bir şekilde ailesine bir mektup gönderiyor. Diyor ki oğlunuz size yalan söylüyor. Kitapçada öyle başarılı falan değil bu işi beceremedi diye bir mektup gönderiyor hain arkadaş ve vango yine işten ayrılıyor tabii. Tornistan babayıbine ama bu sefer bir karar veriyor ki ben rahip olmak istiyorum babam gibi. Ama ailesi tabii ki bu duruma böyle çok sıcak bakmıyor çünkü biliyorsunuz vango'un aşırılıkları var ve bunun da farkında ailesi. Neyse diyorlar buna da ok. Ve Amsterdam'ın üniversitesin snavlarını hazırlanmaya başlıyor ben. Bu ama sınavı maalesef geçemiyor. Olsun diyor o zaman bende protestan misyonler okuluna açtığı kursak ederim diyor. Diyor 3 hal bir eğitim oluyor ve ben çıkadaki bir tane borna içtiği bir yer var. Oradaki madenci topluluğu için veiz olarak görevlendir diyor. Yani stajlar rahip oluyor ve burda göreve başladığı zaman tıpkı öğretmenlik yaptığı zamanda olduğu gibi çok büyük bir sefaletle karşılaşıyor. Tekrar bunu olma giriyor ve iyice diğine sarılıyor bu sefer. Bir de madencilerin yoksuzluğu kaysa vango o kadar eziliyor ve o kadar utanıyor ki çünkü kendi elbiseleri tertemiz pak itinalı. Yani onların sefaleti ona ızırap vermeye başlıyor ve bu sadece utanmak da da kalmıyor. Bütün kıyafetlerine alıyor, onlara dağıtıyor ve kendisine de gidiyor kababir, çuhadan pantolon diktiriyor. Sırtına da eski bir asker, ceket gibi bir şey gidiyor ve çok sefil bir para kadar yaşamaya başlıyor. Bir tane bir göz ocağı var, onun kenarına kırılıyor yatıyor. Aldığı maaş zaten elli frank hepsini fakirlere dağıtıyor, yatalak hastaların başına gidiyor kutsal, kitaptan bölümler okuyor. Yani böyle anlayacağımız kendini parılıyor. Onlara faydalı olabilmek için bir de vayizlik yaptığı dönemde bu çalıştığı maden ocağında bir gökçük meydana geliyor. Bu da onu çok etki, yutrağmatik bir olay onun için ve vango iyice böyle bir dinle sarılıyor bu dönemde. Ve onlardan biriymiş gibi hissetmeleri için açık kalıyor, gerçek anlamda açık kalıyor, kıyafetlerine onlara veriyor. Kendisi üstünün başında hiçbir şey yok, parasına onlara veriyor ve vango artık yok kuluk ve sefalet içerisinde yaşamaya başlıyor. Yine aşırılıkları var dikkat edin. Yani aslında böyle kendi kendini dini bir mahkumiyet yaratıyor farkındaysanız ve o kadar aşırıya kaçıyor ki bir pazar günün 3 kiliseye birden gidiyor. Protestan, katolik, eski, anglikan, kiliselerine gidiyor ve bunun içinde sordukları zaman hani vango sen ne yapıyorsun, soruyorlar. Olu diyor ki "Ben her kilise de tanrıyı görüyorum." Yani "Neye inandığında bunun bir alakası yok, incilin özüyle alakalı bir durum" diye açıklıyor bunu. Ve "Ben bu özü bütün kiliselerde buluyorum." diyor. Yani inciler artık kendi yorumunu katmaya başlıyor. Zaten bunu yaptıktan sonra bütün inşim şekleri üstüne çekmiştir, bir de şöyle bir durum var. Vango'un hiç retoriyi yok. Yani konuşma becerisi yok. E din adamı olmayan uygun birisi değil. Yani öyle güzel sözler söyleyeyim, insanları böyle rahatlatayım. Öyle biri değil, hatta madencileri bir keresine demiş ki, yaşamınız çok acıklı. Yani bu hayatta siz zaten çok çekiyorsunuz, sizler tanrını kusadık. Yaşılersiniz, mutluluğu kusemicide değil, acı çekende, zenginlikte değil, yoksullukta diyor. Yani bu şey bir teselli ücümlesi değil gördüğünüz gibi. İnsanları daha da böyle acıya ve kedere boğan cümleler kullanmaya başlıyor. Simsia cüpheler giyi yok ki bu gerekli bir şey değil. Bu şekilde gezmeye başlıyor ve işler iyice çığrından çıkıyor anlayacağınız. Ve bağlı bulunduğa misyon her cemaati bunları öğrenince orada bulunma amacınıza aykırı davranıyorsunuz diyorlar. Ve sözleşmesine fes ediyorlar, yenilemiyorlar ama o buna rağmen gönüllü olarak çalışmaya devam ediyor. 5 kurş para almadan gönüllü çalışıyor. Ve vanguhu etkileyen bu sefalet ve uruhunda duyduğu elamızı rap, bunu dindirmenin yolu ne çizim yapmak. Bir de şöyle bir durum var. Yani sizce vanguhun rahip babası, onun bu yaptıklarından memnun olabilir mi? Çünkü inceli kendine göre yorumuyor. Yani aşılığı hıkları var ve babası bundan çok rahatsız bir din adam olarak. Ve vangu sonunda kardeşi teonun desteğiyle artık gönüllü rahipliği de bırakıyor, onu da bırakıyor. Bürükse ile gidiyor ve restime eğitim almaya başlıyor. Burada bir yıl eğitim aldıktan sonra ailesinin yanına geri dönüyor. İşte bu dönüşüyle beraber köyde gördüğü insanların resimlerinden çizmeye başlıyor, deli deşlet kitap okumaya başlıyor, kendini bunlar da veriyor. Ve o sıralayda vanguhun bir kuzeni var K'i isminde, eşi yeni vefat etmiş ve çocuğuyla beraber onları ziyanete geliyor. Vangu'lu da arası çok iyi, iyi geçiniyorlar, sık sık beraber yürüyüşleri gidiyorlar, sohbetleri de ediyorlar ve vangu o sayılar böyle hiç durmaksızın. Kitap okuyor, genelde emizli olan çarşıtıkınız gibi yazarlar, şaşırdınız mı? Tabii ki hayır. Unutmadan şunu da belirteyim, vangu İngilizce debiyatını çok seviyor. Özellikle de dekıntısı demiştik ama İngilizlerin sanatını pek beğenmediği de belirtmiş yazdığı mektublarda. İngilizce debiyatını seviyor fakat, deli konusunda pek başarılı değil zaten vangu çok kaba ve çok aksanlı konuşuyormuş. Bir çok söylenen bir şey. Daha sından bahsediyordum. Bu aradı şunda söylüyor, vangu'nun babası çok geri kafalı bir adam ve onun bu okuduklarından bile rahatsız oluyor. Fransız edebiyatı çok ahlaksız bir adam mesela. Hatta vangu'nun babası öldükten sonra çizdiği bir resim vardır. Babasının incilini çizmiş ve hemen yanında emizli olanın yaşama sevince kitabını çizmiş. Çok anlamlı buluyorum ben bu resmi. Mazlum ve aşağlanmışları sabunan iki kitap yan yana durur. Neyse dönelim, kuzenine olan aşkına, kıza bu okuduğu kitaplardan bahsediyor, çizdiği resimleri gösteriyor. Ona etkilemek için baya uğraşıyor. En sonunda evlenme teklif ediyor ama çok sert bir şekilde reddediliyor. Çünkü bayağı bir ısrarca oluyor. Dedim ya aşırı zararı var. Hatta kadına bir konuşması da demiş ki. Yani biliyor musun, işini ve seveceği kadını bulunan erkek kutsanmıştır diye böyle bir sinyal veriyor. Evet seveceği işi buldu ama aşkı asla bulamadım ailesir. Yine reddediliyor ve yine büyük bir depresyona giriyor. Hatta kuzeni laheye dönünce onun peşinden gidiyor ama kızın babası onları görüştürmek istemiyor. Ve Van Gogh sinirleniyor, elini yananmamın üzerine tutup yakıyor. Kendine zarar verme eğilme hep var zaten. Ama bunun şiddeti böyle gitki de artıyor zaten biliyorsunuz. Ve bu olaydan sonura tekrar depresyona giriyor. Babası da onu kafası da alsın böyle başka bir şeylerle uğrasın diye kuzeninin yanına gönderiyor. Ve bu kuzeninin eşi de ressam. Anton Mouf burada 3 hafta geçiriyor ama adam ne yaptıysa onun bu tutaksız davranışlarını bir türlü engel olamıyor. Onları esim tekniklerinde öğretiyor, hatta borç para bile veriyor, git atölye açtı ama yok yani. Ama burada da şöyle bir oluyor. Yani bu süreçte yağlı boyanın büyüsünü keşf ediyor. Bu açıdan önemli ve daha sonra işte laheyde bir sütürüyor tutuyor. Ve model çizmek istiyor. Ama parası yok. Ne yapacak? Sokaktan hayat kadınlarına kimsesizleri topluyor, onları çizmeye çalışıyor. Hatta o sıralayş modelerlerken siyendiği bir hayat kadını ile tanışıyor. Aşk yaşamaya başlıyor hatta, ona evine oluyor. Ama kadın hamile ve çalışamıyor hamile olduğu için terslilik yapmaya çalışıyor. Serken bunlar birlikte yaşamaya başlıyorlar. Hatta sonra o resmindeki kadın odur, Instagram'a koyarım bakarsınız. Siyen için demiştir ki vango, ben onunla eken kendimi böyle evimde gibi hissediyorum. Yuvar gibi demiştir. Aslında bunun altında çok fazla şey verdim. Bak yine yuvar özlemine geldik. Ama bir süre sonra vango artık evin kirasına ödeyemez noktaya geliyor. Ve kadın işe dönemek durumunda kalıyor. Yani doğum yapıyor. Orçada bir çocuk var, artık üç kişiler. Ve Siyen işe geri dönüyor. Ve vango hın işte yanına gittiği adam var dedim ya. Anto'nun vango aslında dayısının da olayın zamanda ressam. Bir mektup yazıyor. Bütün bunları öğrendikten sonra babasına durumu biliriyor. Ha böyle de vango bir sinir krizağının da onunla böyle atöresini yakıp gitmiş. Hekallerini kırmış adımı sinir verip. Ama vango yine de ona destek olmaya çalışıyor. Hatta şey demiştir ona. İşte renkli resim yapmayı deniyebilirsin. Diyen ilk kişidir aslında. Hayatında önemi büyüktür. Neyse bu işte mektubu alanın rahhip babası. Bu olayları duyunca. Tabi adama resmen inmeyormuş. Hemen oğlunu yanına gidiyor. Ve diyor ki o kadını bırakacaksın. "Hailimizi şerefimiz iki parada kettin." diyor. Hay bir ki vango o kadar bağlanmış ki Siyen'e ve onun doğurduğu olan çocuğuna çok bağlanmış. Sırf onlara bakabilmek için kapı kapı dolaşıp. Bir dilenci gibi resimlerini satmaya çalışmış. Ama kadın bu zorluklarla kazanılan paraları bile içkiye vermiş bilmiyorum doğurumu. Neyse vango babasını dinliyor. Ve Siyen'den ayrılıyor. Çünkü ne babası? Netoya ona para vermiyor. Bu şekilde tehdit ediyorlar. Bunu sülsün diye. Ve vango tekrar turnistan baba evine dönüyor. Bu arada çok radikal şeyler oluyor fark ettiniz mi? Yani din adamı dedim. Siyahçük beler giyiyor. Diyeni uçlarda yaşıyor. Hatta şeylerler vango için. Hani bu kadar dinle bağlı bir ressam var mıdır diye sorarlar. Bu kadar uçlarda yaşayan bir adamın. Bir hayat kabımı ile yaşaması. Size de çok enteresan geldi biliyorum ama bunu anlatma sebebim aslında şu. Vango'un ne kadar uçlarda yaşadığını bazı duyguları görmenizi için anlattım bunu. Dönelim baba evine artık vango turnistan babasının evine geri döndüledik. Ve ailesi onu evine almadı. Bir çamaşır odası gibi bir yer var. Orada işte babasını çalıştığı bir yermiş. Orada yaşıyor vango. Ailesi onun için ayrı bir yer tutuyor işte. Evlerinde istemezmiş gibi. Neden böyle diyorum? Çünkü demiş ki bir yerde. Sanki evlerine böyle tüylü bir köpek alacaklarmış gibi. Yani beni eve sokmaya televitü ettiler diyor. Bu çok içlendiği bir şeydir onu. Bence bir köpek olsa ben bir insan ruhu taşıyorum. Ve benim derin duygularım var demiş bir yerde. Bu benim çok üzmüştü. Ve bir mektubunda demiş ki en iyi ilaç sevgi deyir demiş aslında. Ve o aradığı ilacı bulamadığı için aklını itirdi. Bence. Ve bu dönem yaptığı resimler de hep böyle bir karanlık hakimdir. Cenk Paleti solukur yani. Ve ressam milleden çok etkilenmiştir onun gibi çizmeye çalışmıştır, taklit etmiştir onu. Bir de yine bu zamanda iliminde bir komşu kızı var. Margot diye vango'u aşık oluyor kız. Ama vango kızı sevmediği halde. Evlenme isteğine okey diyor yani. O kadar artık hani sevgi istiyor demek ki. Ama kızın ailesi araya giriyor diyorlar. Kızın bu adam işte hayat kadını ile beraber yaşıyordu. Sen ne yapıyorsun bilmem ne diye kızı eve kapatıyorlar. Ve kızacağız intihar ediyor vango için. Ama kurtuluyor. Bu aşk da böylelikle son buluyor. Neyse vango humbu karanlık dönemini ait en ünlü resmine geçerim patatesi yeniler. Bu çok önemli bir resimdir. Neden önemli? Çünkü bu resim için bir şabrumculuğun öncüsü diyenler bile var. O yüzden önemli. Instagram'ı koyarım bakarsınız. Ve bu resmedenci Richard Wagner eşliğinde bakın. Çünkü vango o süreler niçe gibi Wagner'a kafayı takmış. Hatta Piyano dersi bile almış. Ama sonra şey demiş. Bu adamın sanatını ben anlayamıyorum. Vandip bırakmış. Patatesi yenleri de teoya gösteriyor kardeşine. Ve bir arkadaşı var sevdiği ona gösteriyor. Ve onlar ilk gördüğünü diyorlar ki bu ne yani? Ya çok kötü olmuş. Onlar bunu dedikten sonra belki de sırf bu yüzden bilmiyorum. Bu sabla onun ilk ve tek grup resme olmuştur. Küstürmüşler adama artık bir daha da grup resmi yapmamıştı. Bu arada vango 28 yaşında tamamla mile resme başlamıştır. Bu noktada da şunu diyebiliriz. Yani hiçbir şey için geç değildir. Bu arada mile'den etkilenini söylediğim ama Ruben's'ten de etkilenmiştir. Onu taklit etmeye çalışmıştır bir dönem. Brem Beren'ten de etkilenmiştir. Daha da onun otoportresini çizdiğini görünce o da kendini çizmeye kalkışmıştır. Ve 1886'da artık bir karar verir. Der ki ben burada yaşamak istemiyorum. Teo'nun yanına parise gitmeye karar veriyor ve birlikte bir ev tutuyorlar. Paris aslında onun için bir dönüm noktası diyebilirim. Çünkü burada izlenimcileri görüyor ve onlardan etkileniyor. Ve bu şekilde de kendine has bir usup geliştirmeye başlıyor. Ve bu sıralar artık böyle Japon baskı tekniğine ilgisi giderek açıyor. Ve bunların kopyalamaya başlıyor. Ve o dönem Kardeşite'ye onun yardımıyla Claudio Monet'le tanışıyor. Renoir'la pisar öyle tanışıyor. Yani ilk defa kendi çağdaşlarıyla konuşma ve görüşme fırsatı buluyor. Ve o dönem hatta parisi de bir lokanta sahibiyle anlaşıyor. Adam Van Gogh'um resimlerini lokantası nasıyor. Çok mutlu oluyor tabi bundan ama çok geçmeden tablolarını kaldırıp kapının önüne atıyor adam. Nedenin sonuca da diyor ki. Yani müşterilerimin işta kapılıyor seni resimlerini gördüğü için diyor. Bu oralar yine böyle bir mini insan teşebisinde bulunmuştur var ama başarsız. Hatta kendini yine bu dönem absınca veriyor içki var yapsın. Ve bundan dolayı da gözleri bozulmuştur. Zaten daha önce de Frank'i hastalığı geçirdi için ve Zürev'yi hastalıklardan dolayı hastanede yaptığı için dişlerinde kaybetmiştir. İçki sigara her şey var yani midesi rahatsız. Ve Paris sanat çevresi onun resimlerini beğenmiyor, yeteneğini sorguluyorlar. Resimleri kesinlikle satılmıyor ve ilgide görmüyor. Çok bir tip bir durumda yani. Ve son çağırı olarak Peretango diye birisi var. Bu da bir sergist alanı olan sanat çevresi tarafından tanınan birisi. İçeride deşte degal sezan gibi ressamların eserleri var. Ve burda bir gün modern resmin üstü adı Sezan'la karşılaşıyor. Ve Van Gogh ona koşarak heyecanlı resimlerini gösteriyor. Sezan ne dese beğenirsiniz adama. Dün yok diyor ki, bunları ben beğenmedim. Yani sanki bir deli yapmış gibi diyor. Ve Sezan'a gösterdiği resmi, Instagram'a koyarım bakarsınız. Botular resmin, aslında çok anlamlı bir resmin bence bu. Çünkü yaşam ve ölüm arasındaki bu uzun yolculuğu anlatan bir resim. Yani beğenmediğin adama dön bir bak sezan demek istiyorum. Yirmici yüz yıl sanatına etkileyen en önemli isimlerden biri olmuştur, Van Gogh. Ve Van Gogh gördüğünüz gibi pariste tutunamıyor. Ve izlenimcilerin çok sevdiği Fransa'nın güneği de Arles diye bir yer var. Oraya gitmeye karar veriyor. Ve zaten en önemli eserlerini verdiği yerde burasıdır. Burada böyle sarı, bu daiterlaları, masmavi bir gökyüz var. Ve Van Gogh çok etkileniyor, burayı görünce. Hatta kardeşi teonluksu şeyler köylü ressamısın sender bence çok doğru. İşte Van Gogh, Arles'e gittikten sonra Paul Gogh'in karıcı yerlerine rahatsızlandığını öğreniyor. Ve ona bir mektup yazıyor diyor ki, Arles'e gelsen hani burası çok güzel bir yer diyor. Gogh'e de onun en sevdiği yaşayan ressam bu arada kendisine de çok yakın bulur. Şimdi artık 27 888'e gidiyoruz. Ve bu Vincent'ın hayatını aslında bir dönüm noktası sayılır. Çünkü Gogh'e Arles'e geliyor bugün. Gogh'e geldiğinde Van Gogh'u böyle hasta buluyor, şiddetli bir başarız bir yaşarken buluyor. Şimdi bu hastalık mevzusuna beyinmek istiyorum ama podcasti de çok uzatmak istemiyorum, dikkatinizi da almasın diye. Ama bu da önemli bir detay. Şöyle ki, Van Gogh'un ölümünden beri, bu sancılı hastalık süreçleriyle dehası arasında bir bağ kurulmaya çalışırıyor farkındaysanız. Ve bununla ilgili izlediğin bir belgeselde her doktor farklı bir teşist koymuştu çok enteresan. Kimi kronik depresyonda değil, delilik de karışmış bir depresyon. Kimi, diğine olan bağlılığın değil de onu gösterme biçiminden dolayı, manik depresif olduğunu söyledi. Ama yaşadığı dönemde de sarı ateşesi koymuştu doktorlar. Çünkü bu kışları çok boşmuş ve renklerdeki o patlamaları yüksek dindarlığı hata bağlazlı. Bütün bunları hatta incil yazmasını bile sarı hastalığına bağlayanlar var. Ve başka bir doktor da porfirah teşisi koydu. Bu hem fiziki hem zihni sonuçları olan genetik bir hastalık. Ve hatta bir polar diyen de var. Gözünde glokom vardı diyen de var. O yüzden böyle esmediyordu diyen de var. Böyle. Yani hastalıkları hakkında çok fazla spekülasyon olan bir ressam. E şimdi dediğim gibi gogen geldi ve onunla beraber bir sanatçı komünü kurmak gibi bir hayali var. Ama acayip derizde kavga ediyorlar hatta bir keresinde. Müzede, ram brand yüzünden öyle bir tartışıyorlar ki millet gelip ayırıyor. Van Gogh çok konuşuyormuş, it susmuyormuş, çok yapışkanmış. Sınırlarını bilmiyormuş nerede duracağını bilmiyormuş. Dediğim gibi sürekli kavga ediyorlar barışıyorlar ama gogen de şöyle bir adam çok kibirli. Çok hegoist kibirli ve onu sürekli ezmeye çalışıyor. Hatta gogenin o Van Gogh çizdi bir resim vardır. A iç çizarken onu çiziyor. Adamı böyle deli gibi resmetmiş. Onu da koyarım. Aslında böyle ince'den ince bir rekabet var aralarında ama söyledi bir durum var. Gogen'e göre sanat keyif almak için yapılan bir tür araç. Ama Van Gogh öyle düşünmüyor. Van Gogh için sanat bir var olmam için. Uçlarda yaşıyor. Ve şunu söylemeyi de unuttum. Gogen gelmeden önce Van Gogh'un şu meşhur yatak adası tablosu vardır ya. O resme iyi bakın. Orada iki tane sandalya var dikkat ettiniz mi? Neden? Çünkü gogen gelecek diye o kadar mutluluk yuvango. Böyle bir resmi yapıyor, iki sandalya koyuyor. Ve gogen geldikten sonra bir sürü A içi çeyi resmi yapıyor. Van Gogh sürekli A içi çiziyor. Bunun sebebi de aslında şu pariste karşılaştıklarında Gogen böyle biraz beğenmiş herhalde A içi çeyi resmi. O da hani herhalde onu gözüne girmekse sürekli çiziyor, sürekli çiziyor. Bu arada A içi çeyi dip geçmeyin. Aslında A içi çekelerin her birin böyle farklı evvelerde hayatın döngüsünü temsil eder. Yani işte kimi yeni açmış, kimi solma aşamasına gelmiş. Ve bir de sarı renk zaten Hollanda'a edebiyatına baktınız zaman. Adam'ın şılığının senboludur. Çok uyumlu Van Gogh'la. Podcast'ımı kapak rengi boşuna sarı değil arkadaşlar. Şimdi neden Van Gogh'u gogeni puçaklamak istedi oraya geliyorum ufaksan? Şimdi bir gün evde gogenle oturmuşlar böyle karşılıklı kahve içip sohbet ediyorlar. Bir anda yine bir herhalde tartışmaya sanıyor ve Van Gogh adamın önüne bir gazete koyuyor. Gazete de şöyle bir haber var. İki arkadaş kavga etmiş ve bir iddi yerini puçaklamış. Bu da böyle gogenin gözüne sokar gibi adamın önüne atıyorsunuz. Siz olsanız ne düşündürsünüz. Daha sonra da ölümle tepkis ediyor bu arada. Neyse bunu atlatıyorlar başka bir gün. Van Gogh gogenin portresini çiziyor ve akşam işte beyhanede böyle karşılıklı birkaç kadar yine absınç içmeye başlıyorlar. O esna da yine bir tartışma çıkıyor aralarında. Ve artık gogen dükert herhalde sarhoş yine ölüm tepki de alınca sarhoşluğuna veriyor olayı. Ama ertesi gün gogen artık korkmaya başlıyor ve ona parise dönmek istediğini söylüyor. Tabii Van Gogh orta işte beni bırakamazsın falan diye bir diolok yaşanmış herhalde. Bir terk edilme olayı var fark ettiseniz. Ve bundan sonra adam ben bir işte çıkayım ufak bir hava alayım. Bir geziyim toziyim diyor dışarı çıkıyor gogen. Ve yürürken arkasından bir ayak sesi geldiğini fark ediyor. Bir dönüp bakıyor Van Gogh elinde bir ustura adamın üstüne doğru geliyor ama böyle uyur gezer gibi. Bir an göz göze geliyorlar ve Van Gogh olduğu yerde böyle donuk kalıyor. Derken koşarak eve gidiyor ve kulak memesini usturayla kesiyor. Bu arada kulağını kesmemiştir, kulak memesini kesmiştir sadece Van Gogh. Ve kulağının memesini sarıyor bir güzel paketliyor. Orada ailesi de bir genel ev var zaten sürekli buralara gidiyormuş. Oraya götürüyor ve kadına sürekli gittiği bir kadın var. Al diyor sana hediye getirdim diye şaklıyı önüne kulağını atıyor. Kadın bunu görünce tabii çığlığı basıyor. Peki bütün bunlar yaşanırken gogen neredeydü derseniz. Gogen gelmiyor, o gece otelde kalıyor ve ertesi gün geldiğinde her yerde kan izlerim var. Ve bizimkisi yatakta beti benze 60 bir şekilde yatıyor. Derken tabi jandarmalar falan geliyor, kardeşi teoyu çağırıyorlar. Gogen hiçbir şeyi olmamış gibi tahitiye gidiyor. Kadınların resmi çizmek için. Van Gogh'un kulak memesini kesmesi olayı çok önemli. Çünkü artık bize şunu gösteriyor. Hastalık artık ay yukarı çıkmaya başlamış. Ve o dönem için zaten sarı ve bir polaroğlu düşünülüyor. Neden? Çünkü zaten yatıldığı hastaneni daha doğrusu kendi isteğiyle yatmıştır. Doktoru sarı uzmanı ve ilk teşisi de okuyuyor sarı diye. Neyse onu işte centremide bir akıl hastanesine yatırıyorlar. Kendi isteğiyle 1888 de böyle bir bakım evi gibi de bir yer. Burca ona sarı teşisini koyan doktor. İlk kez aslında onun deha aslında keşif eden kişidir diyebiliriz. Doktor Ray ve bundan iki hafta sonra onu taburca etmiştir. Van Gogh eve dönünce işte o meşhur kulağı sargılı olan otoportesini yapıyor. Bu resim içinde kardeşi teyiyor diyor ki "yaşayan bir öleye benziyorum" demiştir. Gerçekten de öyle orası. Bundan sonra zaten resimleri böyle daha da bir değişiyor. Artık böyle boya tüpünü alıyor. Olduğu gibi beze sıkıyor o şekilde çalışıyor. Ya da işte spotulo ile parmakları ile falan çalışmaya başlıyor. Fırça yetmiyor yani. Ve renklerinin değiştiğini zaten görüyorsunuz. Ama yime rahat durmuyor, ne yapıyor bu sefer de boyaları yemeğe kalkışı, intihara kalkışıyor ve hastaneli kuluyor. Zaten bundan sonra da komşular artık o Arles'te yaşayanlar imza topluyorlar diyorlar ki "Biz bu deliye burada istemiyoruz." diyorlar. Şimdi podcast'ın burasıında komşulara diş bileyenler olacaktur ya da Arles halkına niye işte Van Gogh'a deli diyorsunuz, ona böyle davranıyorsunuz eminim üzüldünüz. Ama şu an biz onun teo ile yazışmalarını bilmeseydik. Yani Van Gogh'un kalbini özünü tanımasaydık ki bu mektuplar ona yardımcı olduğu diye düşünüyorum. Sadece Van Gogh'un isimlerini görerek, "Sevebileceğimizi düşünmüyorum." Bunlar da dolayı ona bir sevgi besliyoruz. Çünkü biz onunla kadar yanlısına kadar kederle sevgisizlikten öldüğünü biliyoruz artık. Bu bin çok düşündürüyor ya. Yani mesela sokakta yanımızdan böyle hırpani görünümünü bir geçtiği zaman bir tedirgin oluyoruz değil mi? Belki diyorum o da yanlıs ve o da sevgisiz Van Gogh gibi. Ve belki o yüzden delir diye bu adam da ama biz şu an Van Gogh öldüğü için böyleyiz. Bu bin çok düşündüren bir şey. O yüzden ona sevgi besliyoruz ve öldükten sonra verilmiş sevginin kıymeti var mı diye de düşündüğün bir şey bu. Van Gogh'la ilgili hep böyle bunu sorgulatır bu bana. Yani kendi komşumuz olsa belki imza toplayıp bizim de attırmak isteyeceğimiz birini şu an biz yerlere göklere sığdıramıyoruz. Yani Van Gogh'u şu anda çok seviyoruz. Bunu bir düşünün derim ben devam edelim. Şimdi en son boyaları yiyip intare kalkıştı demiştim aslında bunu intar olarak değil de aşerme olarak gören doktorlar da var ki bence de öyle. Neden çünkü absıncının içinde turpen denilen bir madde var işte bu maddenin aynısı boyalarda da var. Bu maddeyi yaslına da sıkıyor boyada uyumadan önce. En sonunda da dayanamayıp boyaları yiyemiş yani turpen var diye içinde. Bu olay de işte ailesi de duyulunca halt diyor ki yeter artık. İşte kulak memelik esiyorsun, intar ediyorsun, arkadaşını usturayla doğramaya kalkıyorsun. Yani artık git buradan diyorlar, deli diyorlar ve tekrar hastane yatırılıyor. İşte o meşhur yıldızlı geceler tabloza en sevdiğimiz tablalardan görse bu hastane de camdan bakarken yapmıştır bir gece onu. Hatta hayatına sadece sattığı bir tek resim var demiştim onu da bu hastane de yapmıştır. Kırmızı, üzüm maalesimin fakat bir de şöyle bir durum var. Bu hastane de gazya içiyor. Yani spirito içiyor. Boyayı yiyodadır ve araya yine kendini zehirlemeye devam etmiş ya burada geçirdiği günler ş hayatının en verimli zaman olmuştur. Evet çok kötü bir hastane de ama çok da verimli bir zamanı 200'e yakın sablo yapmış bu hastane de. Bir de dikkat edip bu son dönem resimlerine genellikle sarı kullanır vango. Teo yada hastaneden yazdığı bir mektup da bununla ilgili şöyle bir beyanda bulunuyor diyor ki çalışmalarında tamamen sarı renkler var. Son derece han boyandılar ama içeri güzel bir sade oldu. Onda ölümü görür gibi oluyorum Teo. Yani sarı renkte ölümü görmüştür. Yeşil renkte insanların korkunç tutkularını kırmızın aydan onların baş kaldırılarını anlatmaya çalıştım demiştir. Ama bu ölümde hiçbir üzüntü yok diye de ilave etmiştir. İşte sarı renkinde böyle bir hikayesi vardır. Bir de burada yaptığı resimlerle artık böyle renklerden ziyade ne görüyoruz? Ritim var dedi mi hareket görüyoruz. Bu önemli zaten onun resimlerinin özelliği de budur. Yani resminle ki her şey hareket ediyor gibidir. Yerler gökler, yıldızlar hep böyle hareket halini öde. Ve o renklerle öyle bir çalışıyor ki vango. Işığın fotonlarını bile yapacak adam neredeyse yani. İşte onun çalışmalarını bu kadar etkileyici yapam. İnsanların henüz kabul etmediği şey bu. Fizini icat ettiği o gerçekliğin yeni şekli. Ve tam olarak üç boyutlu olmayan enerjiden artan elektrondan yapılmış böyle görünmeyen kuvvetlerce şekillermiş bir sanatı vardır onu. Ve onun resimlerinde fırça darbeleri görüyoruz. Bu görülmemesi gereken bir şey aslında çok yeni ve çok şok edici bir olay bu. Yani hiçbir şey olması gerektiği gibi değil. O gerçeğin derinini görmüştür adeta. Bir de bu meşhur yıldızlı geceler tablosu için kıyamet halameti bu diyenler olmuş. Çünkü teriatta şöyle bir ifade vardır. Bir rüya gördüm, güneşin ve ayın ve on bir yıldızım önümde eldeğini gördüm. Resimle de on bir yıldız var bundan doluyordun, düşenler var. Bir de zeytin acı çizmeye çok seviyor. Bunu da zeytin acı böyle hani kollarını özlemle açmış bekleyen birine benzer ya. O olduğunu düşünenler de var ama bir kısmla diyor ki hayır bu zeytin maçasındaki az zeytin sahi yani geç semani bahçesi de olabilir diyenler var. Yani bu hastane de çizdiği resimler önemli çünkü ocazadan bir sene yatıyor. Ve dediğim gibi çok verimli bir dönemi fakat burada çok mutsuz. Neden? Çünkü o sırada kardeşi teo bir evlilik yapıyor ve bir çocuğu oluyor. Oğlumun adı datta vincentr, vincent vango, çocuğun adı ama vango çok mutsuz. Çünkü hala kardeşi teo ona bakıyor para gönderiyor. Üstelik dediğim gibi adam evlenmiş, barklanmış çocuğu olmuş. Artık kendini iyice bir yük gibi görmeye başlıyor kardeşine. Bir ara parise gidiyor onları ziyarete orada da zaten 3 gün kalıyor. Teo'nun eşiyle tanışıyor, çocuğuyla tanışıyor. Burada 3 gün kaldıktan sonra uverst köyine gidiyor. Burada doktor kaşığı tanışıyor ve bu adam resme çok büyük iyiydi olan birisi hatta kardeşi teo'nun arkadaşıdır. Onu hastane yatırmıyor ve bir kahvehanenin üst katında bir odaya yerleştiriyor. Doktor ve onun şifasının çalışmak olduğunu da farkında. Ve bu arada günde 3 resim yapmaya başlıyor. Artık ürüt kendini bir vansında diyebiliriz. Ve 8 yıl içerisine acemi bir ressamdan usta bir ressama dönüşüyor vango. Ve 8 yılda 800'den fazla resim yapmıştır. Doktor da resim yapıyor ama eğitimsiz birinin ondan yiresim yapmasını kıskandığını söyleyenler de var bilemiyorum. Neyse artık ölüme doğru ilerleyen süreçte neler yaşadığına geçelim. Şöyle ki teo evlendikten sonra iyice yıkıldığını söyledik. Teo da bu arada hasta Fränge hastası. Hem annesine bakıyor hem kıskar deşina hem vango herkese birden bakmaya çalışıyor. Aynı zamanda bir aile babası adam ne yapacağını şaşırmış. Vangohta bunun çok farkında ve ona yük olmak istemediğiniz zaten söylemiştim hatta ona yazdı. Bir mektup da demiştir ki senin ya da evdeki diğerlerinin başına bela olacağıma inanırsam ya da senin yoluna çıkarsam eğer. Ve kimseye bir faydam olmazsa bir davetsiz misafir ya da dışlanmış biri gibi hissedersen ben ölüyim daha iyi diyor yani eğer bu durum bu noktaya gelecekse ölüyim daha iyi demiştir. Aslında ölüm sebebi çok aşikar gördüğünüz gibi yine kendini çok yalnız hissettiği bir günde 27 Temmuz 1890'da bu daiterlası ve karga kuşları. Sesmini tamamladıktan hemen sonra görsüne ateş ediyor alır yaralanıyor ama ölmüyor iki gün daha yaşam mücadelesi verdikten sonra ölmüştür. Bu arada es verip şunu da belirtmek isterim. The Life of Vango kitabında onun intihar etmediğini vurulduğunu iddia etmişlerdir bu çok ciddi bir iddia son zamanlarda ortaya tıldı. Bununla ilgili bir filmde önericem sizlere hatta instagramma izlediğin bütün filmleri koyacağım. Vango ile ilgili belgeselleri vesaireler oradan bulabilirsiniz ve Vango dediğim gibi iki gün daha yaşam mücadelesi verdikten sonra Kardeşi Teon'un kollarında ölmüştür. Kardeşi de ondan altı ay sonra Kederin'den ölmüştür hastalıkları iyice ağırlaşıyor ve ölüyor. Çünkü onlar birbirlerine o kadar bağlılarmış ki yani etletirnek gibi diyebilirim. Bir de çok acı bir şey var ki o daşıyor. Vango humbuz sefalet içindeki hayatınız sonlandırdığı tabanca var ya göğsüne ateş etti. Bu tabanca yetmiş yıl sonra bir açı kertirmada 162.500 euro'ya satılmıştır. Çok acı değil mi bu ya? Yani 37 yıllık kısacık bir hayata anlattım sizlere ve son olarak satılan tabancanın fiyatına bakın. Ve yaptığı en sonrasimde de ne görüyoruz? Kocaman bir buday terlesi ve gökyüzünde uçan simsiyah kargalar var. Adeta böyle fırtına öncesi sessizlik gibi yani bir ölümün habercisi gibi o kargaların uçuşu. Ve son mektubunda teoya şöyle yazmıştır. Başaramamış olsan bile yine de yaptığım işlerin devam etirileceğini düşünüyorum. Açıkça değil belki ama insan doğru olana inanırken yalnız değildir demiş. Söze bakar mısınız insan doğru olana inanırken asla yalnız değildir demiş mango. O doğru olana inandı ve şu an onu seven milyonlarca insan var ve şu sözleri yazmıştır. Ressamın hayatında ölüm en zor şey olmayabilir. Bu konuda pek çok şey bilmediğimi de belirtmeliyim ama her zaman yıldızları görmeymişlerim. Niçin gök teki yıldızlar bizim için erişilemez olsunlar belki bir yıldızla gidebilmek için ölümü göze alabiliriz. Ve böylesi bir ölüm huzur içinde ölüme yürümek değil midir diye sormuştur. Ve bir başka mektubunda da şöyle demiştir sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım demiştir. Seni anladılar ama çok geç oldu demek isterdim kendisine. Hani o da demiş ya ressam bir gün ölürse o zamanda evindenler diye. Ben Van Guhun hikayesini yani değinin sonradan anlaşılmasını aslında Mark Twain'in kitabında okuduğum bir hikayeye benzetiyorum. Ressamın hikayesi Adem'in havağını güncesinde geçiyordu. Hans Christian Endersen'ın bir öyküsüdür. Şöyle ki bir çocuğun kafeside bir kuşu var. Çok seviyor kuşunu ama bakımını hiç düşünmüyor ve bu kuş sahibince hiç işitilmeyen hiç umursanmayan şarkılarını sürekli döktürükturuyor durmadan şarkılar söylüyor. Ama zaman mı açılıktan, sosuzluktan eziyor ve küçük kuşun şarkısı artık bir yakınmaya dönüşüyor silikleşiyor ve sonunda büs bütün kesili veriyor bir gün ve ölüyor küçük kuş. Çocuk kafesinin yanına geliyor ve birden kuşu o halde görünce yüreği burkuluyor acı göz yaşları dökerek arkadaşlarını çağırıyor ve kuşu büyük bir törenle yaz içinde gömüyorlar. Ama zavalı yavrucaklar ozanları rahat akavuşturacak yerde ölüme kadar açbırakarak sonra onların gömülme törenlerine adlarına dikilen anıtlara avuçlar dolusu para harcayanların yanınız çocuklar olmadığını bilemiyorlar. Ben bu hikaye çok seviyorum ve Van Gogh'un hayatına da çok menzetiyorum. Van Gogh ölmeden önce son sözleri şu olmuştur ızdırap hiç dinmeyecek demiştir teoya ve tek istediği gördüğünüz gibi sevgiydi ama yalnızlıktan ve sevgisizlikten belki de aklın itirdi. "Potkest'in sonuna yaklaşırken size Van Gogh'un en sevdiği şiirlerden birini okuyacağıma sonra lütfen yuvuzlu geceler tablusu eşliğinde dinleyin." Unutmadan bugüne özel Van Gogh otuz kodu ile kendi liden ücretsiz deneme dersi almayı da unutmayın. Beni Instagram'da takip etmek isteyen için adresi mi aşağı bırakıyor olacağım. Şimdi Van Gogh'un en sevdiği şiirlerden birisi çayırca on kıyatsın bir şiiri ile kapatacağım bu potkesti şiir şöyle. Kasaba, kilise bahçesi ve batan güneş. Ağaçlar, blutular, tepelerle çevrili görünen çok önce gördüğün bir düş gibi soğuk, güzel, tuhaf, kısa yaşanan, solgun yaz ama kazanılmış. Kıksıtmasından parlayan bir saatte ılık mavi gökyüzü, yıldızlar, ışık, solmayan her şey güzel, soğuk, sızı yok daha. Ben bu şiiri çok anlamlı buluyorum özellikle de övmeden önce söylediği son sözde. Yani ıstırap iç dinmeyecek diyor ya bu şiirin sonunda da sızı yok artık demiş. Bilmiyorum çok anlamlı bulduğum bir şiir olduğunu Van Gogh'un hayatı için. O zaman haftaya tekrar görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Hoşça kalın bay bay. Almak için ise 6.10 sebe, kidskodunu kullanarak hemen abone olabilirsiniz. Sınırlı sayıda kişi için geçerli bu büyük indirimi kaçırmayın.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Vincent van Gogh'un trajik yaşam öyküsü, doğumundan intiharına kadar psikolojik mücadeleler, yalnızlık ve reddedilme temaları etrafında şekillenir.
  2. Sanatçının hayatı, dini aşırılıklar, başarısız ilişkiler, yoksullukla iç içe geçmiş dönemler ve sanatsal keşiflerle doludur.
  3. Van Gogh, resme geç başlamasına rağmen, derin duygusal yoğunluğunu eserlerine yansıtmış ve ölümünden sonra dünyaca ünlü olmuştur.

Summary:

Vincent van Gogh, 30 Mart'ta doğmuş, adını doğumunda ölen aynı isimli abisinden almıştır. Katı Kalvinist bir ailede büyüyen Van Gogh, çocukluğundan itibaren yalnızlık ve psikolojik sorunlarla mücadele etmiştir. Sanat simsarlığı, öğretmenlik ve gönüllü vaizlik gibi çeşitli işler denedikten sonra, yoksulluk ve sefaletten derinden etkilenerek resme yönelmiştir.

Hayatı boyunca aşk ve kabul görme arayışı, defalarca reddedilme ve depresyonla sonuçlanmıştır. Özellikle Lahey'de bir hayat kadınıyla yaşadığı ilişki ve ailesinin baskısı, onun için önemli dönüm noktaları olmuştur. Sanatında karanlık paletlerden renkli ifadelere geçiş yapmış, "Patates Yiyenler" gibi başyapıtlar üretmiştir.

Yaşarken sadece bir tablosu satılan Van Gogh, duygusal çalkantılar ve yalnızlık içinde geçen hayatının ardından intihar etmiş, ancak eserleri ölümünden sonra dünya çapında değer kazanmıştır.

FAQs

Vincent adı 'zafer' anlamına gelir.

Evet, ailesinde sinir hastalıkları ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar bulunuyordu.

Katı bir Kalvinist sistemde büyüdü, iletişim kurmakta zorlanan, ciddi ve içine kapanık bir çocuktu.

Londra'da kaldığı pansiyonun sahibinin kızına evlenme teklif etti, ancak kız onu alay ederek reddetti.

Dini bir misyoner olarak hizmet etmek ve fakir insanlara yardım etmek istedi, ancak aşırılıkları nedeniyle bu rolde uzun süre kalamadı.

Bu tablo, şablonculuk akımının öncüsü olarak kabul edilir ve sanatçının karanlık dönemini yansıtan önemli bir eserdir.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.