Go back

Uzman Psikolog Ecem Uzun Adaş: Londra’da Göçe Uzman Gözüyle Bakış | Migration Psychology & Family Adaptation | E006

73m 23s

Uzman Psikolog Ecem Uzun Adaş: Londra’da Göçe Uzman Gözüyle Bakış | Migration Psychology & Family Adaptation | E006

Podcast konuğu uzman psikolog Ecem, hem kişisel göç deneyimini hem de göçmen aileler ve çocuklarla çalışma pratiğini paylaşıyor. Londra'ya eşiyle birlikte öğrenci vizesiyle gelen Ecem, nitelikli işçi vizesine geçiş yapmış. Göç sürecinde önceden burada yaşayan arkadaşlarının sağladığı sosyal destek ve pratik bilgilerin uyumu büyük ölçüde kolaylaştırdığını, güven hissinin önemli olduğunu vurguluyor. Karşılaştığı zorluklar arasında konut krizi, sağlık sistemine alışma, farklı aksanlardaki İngilizce ve bireyselci toplum yapısı nedeniyle yakın ilişki kurmanın zaman alması yer alıyor. Kraliçe'nin vefatına denk gelen göçü, sembolik bir kapanış ve yeni başlangıç olarak yorumluyor. Mesleğinde Türk ailelerle çalışmayı tercih eden Ecem, anadilin ve kültürel bağlamın terapötik ilişki için vazgeçilmez olduğuna inanıyor. Çocukların göçe uyumunda yaşın küçük olması, dil öğrenme hızı ve ailenin yaklaşımının belirleyici olduğunu, ancak kaygılı çocuklar için sürecin daha zorlayıcı olabileceğini ifade ediyor. Londra'daki Türk topluluklarının varlığının hem sosyal hem de mesleki anlamda önemli bir destek ağı oluşturduğunu ekliyor.

Transcription

8765 Words, 61449 Characters

Turkish
Meryaba'lar global ebeveynlik pusulası podcastine hoş geldiniz. Ben Kinnik Psikolop, Çalatuba, Selveroğlu. Bu programla göç eden ebeveynlerine hikayelerine, çocukların yaşadığı zorlukları ve dünya vatandaşı yetiştirmeyi puçlarını konuşacağız. Hazırsanız, İlyham Reciz sohbetimize başlayalım. Meryaba'lar global ebeveynlik pusulası podcastinin altıncı bölümüne hoş geldiniz. Bu bölümde konuğum, değerli meslektaşım, ecam uzun adaj. Ecamının bu podcaste aslında hem meslektaşım şapkısıyla katılıyor. Hem de bir göçmen şapkısıyla katılıyor. Hem çalıştı ebeveynler, aileler ve çocuklarla ilgili bize deneyiminden bahsedecek. Hem de kendi geçiş sürece, göç sürecini nasıl yönettiğinden bahsedecek. Hoş geldiniz. Ecamın nasılsınız? Merhaba arkadaşlar. İyiyim çok teşekkürler. Siz nasılsınız? Çok teşekkür ederim. Sizinle farklı vesirilerle başka eğitimlerde bir yere geldik. Şu anda konuk olmanız inanılmaz heyecanlandırdı. O yüzden iki geldiniz. Hoş geldiniz. Çok teşekkür ederim. Davetin için ben de çok teşekkür ediyorum. Çok kıymetli bir alan ve üzerine konuşulması, uzun uzun konuşulması ve düşünülmesi gereken bir alan olduğunu düşünüyorum. Burada olduğum için mutluyum teşekkürler. Ben Ecamınımı aslında uzun süreden böyle tanıyorum. O bazen sosyal medyanın ya da eğitim camiyasının, her meslek camiyasının birbiri ile paylaşımından ya da ortak alanlardan birbirimizi tanıyor gibi geliyoruz. Ama ben iyi bir takipisiğim o bilmese de. Ama dinleyicilerimiz için Ecamının birazcık kendini anlasın istiyorum. Ecamının kimdir neler yapar? Bu göç sürecinde mesleki anlamda nereden nereye geldi? Biraz oradan başlayalım. Tabii ki, uzman psikoloğum, uzmanlarını geçin psikoloğunu da yaptım ve yaklaşık 10 senedir. Çocuklar ve aileleriyle birlikte çalışıyorum. Hem o yu parklayın, oyun teripsi de ekonları hem de ebe veyn danışmanla şeklinde ilerliyorum. İstanbul'da okudum, bütün okullarımla. Sonrasında bir süre İstanbul'da çalıştıktan sonra Ankara'ya taşındım. Ankara'da da yaklaşık 2,5 sene çalıştıktan sonra Leondora'ya göç ettik. Ve şimdi de yine iki yıl aşkın bir süredir. Leondora'yım ve burada çalışmalar mı devam ediyorum. Çoğunlukla Türk aileler ve çocuklarıyla birlikte çalışıyorum. Super. Aslında sizin belki aileden kökenlerinizde de göç var. Ama sizi Leondora'ya göç etmeden önce, uluslarıyla bir göçin içinde bulmadan önce, ülke içinde de göç etmişsiniz. O yüzden göç sizin kişisel tarihinizde çok tanıdık bir yerde sanki ne dersiniz? Kesinlikle çok uzak itmeden gerçekten kendi anne ve babamın hikayesine baktığımızda babam, trabzon da doğmuş ve göç etmişler. Annemin de en büyük ablası trabzon da doğmuş ve sonrasında göç etmişler. Annem İstanbul'da doğmuş. Aslında çok uzak değil bir üstüne silimde de göç hikayesi var. Ben de biraz Türkiye için de göçten sonra Leondora'ya kesin iniş yaptım diyelim. Ya aslında Türkiye Dora Fesin'in içinde yaşayan herkesin kökeninde ya bir üst renerasyon ya iki üç renerasyon gerisinde göç hikayesi var. O yüzden göçmen olmak ve göçle ilgili tüm meseleler bizim alışık olduğumuz yerler. Peki Ecem Hanım'ın göç süreci nasıl gerçekleşti, o süreçte zorlandığınız yerler var mı? Biraz oradan bahseden misiniz? Tabii aslında şöyle ki bizim göç hikayemiz biraz arkadaşlarımızla birlikte başladı. Leondora'ya biraz aşına olan insanlar biliyordur Ankara Anlaşması diye bir anlaşma vardı. Bizim yaklaşık 20 arkadaşımız. Bu anlaşmanın son senesinde anlaşmaya başvurdular ve Leondora'ya göç ettiler. Hepsi de göç edebildi gerçekten ama biz o sürede onu düşünmemiştik eşimle birlikte. Sonrasında onlar göç etti yerleşti, biz Ankara'ya taşındık, farklı göç vardı orada. Sonrasında biz de nasıl gideriz, nasıl yaparızı düşünürken ben masterimi tamamlamıştım İstanbul'da. Eşim master yapmak istediğini ve yapabileceğini belirdi. Ve biz bu yolla birlikte geldik. Önce de eşim master programına geldi. O da psikolojime ez naslında. Ancak insan kaynakları alanından master'ını tamamladı. Öğrenci vizesiyle geldik. Ama sonrasında ben gelir gelmez kendi şirketimi grup çalışmaya başlayınca benim şirketim üzerinden nitelikli işçi vizesine başvurduk. Ve şu an beş yıllık vizemizi benim şirketim üzerinden aldık. Orada da aslında ufak bir değişime oldu, bize türünde de. Yaşadığımız zorluklara gelince aslında başta bahsettiğimi arkadaş motivasyonu burada bize çok yardımcı oldu. Çok çabuk uyum sağladık. Eşiminde benim de farklı yurt dışı deneyimlerimiz vardı. Bu sosyal destek gerçekten çok büyük zorluğu hafifleten bir değişken. Biz buraya geldiğimizde evinde kalabileceğimiz 6, 7 arkadaşımız vardı. Ve bize her konuda çok fazla önden bilgiler bedeler işte. Belediye vergisinin nedir? Ene işte sağlık sistemine kayıt nedir? Polis kaydın nedir? Buraları biz hiç kendimizi açtırmak zorunda kalmadık. Ancak biliyorum kim? Biz şanslı kısımdanız. Tek gelen aileler, tek gelen ya da çift olarak gelen insanlar konular da biraz daha zorlanıyor. Ev buna süreci zor durum, Londra'da gerçekten böyle bir kriz var ve bitmek bilmeyen bir durum. Onun dışında sağlık sistemi bu dakika belki duymuşsunuz dur. Yani Türkiye'de alıştığımız sağlık sistemi gibi bir sistem yok mu alesef? Önlememizi er Türkiye'ye gidişimizde doktora giderek sağlamaya çalışıyoruz. Burada mümkün olduğunca o sistemin içine düşmemek için. Ama tabii ki acil durumlarda olabilir henüz olmadı diyelim. Ve burada çok farklı kültürler var. Yaşadığım zorluklardan biri de buydu. Herkesin İngilizcesi farklı da çağlanım. Herkes, her kültür. İngilterin içinde yaşayan farklı bölgeler de yaşayan insanların da İngilizcesi farklı. Tam hemen farklı kültürler, daha kendi dillerinde konuşuyorlar. Bunu alışmak biraz zamanı aldı diyebilirim. Son olarak da belkişu mu söyleyebilirim? Burada hani bir resel toplumu deniyor. Biz daha Türkler daha toplumsal, komünitiği seviyoruz. Burada bir eyle arasında gözle görülmeyen, sınırlar ve mesafeler var gibi. Yakın ilişki kurma pek hızlı ve çabuk olmuyor. O komşuluklar olsun, destek çağrısına cevap vermek olsun. Buralarda birazcık daha farklılaşıyoruz. Zorluk denir mi? Evet denebilir. Ama evet, böyle farklılarımız var. Aslında şeyden bahsettiğiniz çok önemli insanlar içinde ufuk açan bir bilgi. Bir ülkeye göç etmeden önce. Ya da bir yere farklı bir şehrede olabilir bu ülkeye içinde. Oranın sistemini öğrenmek, bilmek ve orada yaşam deneyimi olan birinden bu bilgileri almak ne kadar kolaylaştırıcı. Onun dışında da bir tanıdıklıkla karşılaşmak. Orada yaşayan insanlardan arkadaşlarınızı 20 kişi Ankara Anlaşması ile gidiyor. Ve 6-7 tane zorlandığınızda evinde kalabileceğiniz. Evi bulamadığınız zaman size yuvasını açacak insanlar var. Bu aslında göçmanların en zorlandığı şey, güvende hissetmeme hali. Kürtürü bilmediğinizde güvende hissetmiyorsun. Bu güvannik duygu süre geldiğiniz bir yarsanırım. Kesinlikle öyle. Arkadaşlarımızın hepsi bizden yaklaşık bir, bir, buçuk bazılar iki sene önce gelmişti. Hali hazır da düzenlerini kurmuşlardı. Gerçekten geldiğimizde de bizim kendi evimize çıkmamız bir ayı buldu. O süreçte hep arkadaşlarımızın evinde idare ettik. Zorlayıcıydı. Evet. Ancak dediğiniz gibi o güven hissi. Buraya gelirken şunu dedik. Arkadaşlarımız orada aç kalmayacağız, sokakta kalmayacağız. Hep kıpımızın üstünde bir çatı olacak. Gerçekten buna sırtımızı dayanmak tamamen o ihtiyaçlar yer aşisindeki. O birinci basama atlamış olarak geldik aslında. Benim hem bir hesadeni inlediğim hem okuduğu hem de göçedin ailelerle konuştuğunda duyduğum şeylerden bir tanesi ki kültüral mozayı çok geniş bir ülke. Her ülkeden, her kültürdüğün insan var. Ve bununla beraber tam da söylediğiniz gibi İngilizce'yi farklı şekilde konuşan kültürler var. Şimdi bunu birazcık detaylı konuşalım istiyorum ama bunun yanında yayından önce konuştuğumuz zaman paylaştığınız çok önemli bir şey var. Sizin göçünüzün başladığı gün, Londra'ya geldiğiniz gün, Kraliye dailesinin yasının başladı gün. Hani kraliçenin vefat ettiği günde ülkeye giriş yapmak ve ondan sonraki sizin geçiş süreciniz. Çünkü o yaz çok uzun bir yaz. Bütün savaşları görmüş bir kraliç adam bahsediyoruz. Ve sadece İngiliz halkı için değil bütün dünya halkları için çok önemli bir yerde. Ve bütün hani büyük bir tanya için çok önemli bir yerde haliyle. O geçiş sürecinde ülkenin yasıyla sizin geçişiniz nasıl denk geldiğine yaptığınız oralarda. Evet, o gerçekten enteresan bir tesadüf oldu. Biz uçağa binerken haberleri görmüştük hatta uçaktaki ekranlarda bu haberler dönüyordu. İşte kraliçenin durumlarla işte herkes saraya doğru yola çıktığı gibi. Tabii ki uçakta haberler çok sık güncerlenmediği için indiğimizde kraliçenin vefat ettiğini öğrendik. 8-6-2022, yani bizim için unutulmaz bir tarih gerçekten. Ve devamında toplumda bıyas gerçekten hissedildiğim. Çok fazla anma törenleri, o cenaze gününün organizasyonu kapatılan yollar, her ağacın dibinde bir anma. Her böyle özel anıtın orada bir renklilik diyeyim hani o anmanında getirdiğim. Gerçekten çok farklı bir deneyimdi. Yasın içine geldik ama ben biraz daha şöyle yorumluyorum. Bir devrin, kapanışı, yeni bir devrin açılışı gibi bir anlam yükliyorum. Bizim için de tamamen öyleydim. Ve ben bu kadar yoğun, ilgiyi, sevgiyi, kadar büyük bir yası gördükten sonra henüz izlememiştim. Oturup kralin dizisini izledim. Oradan gerçekten köylüçinin bu halk içinde kadar önemli olduğunu tüm dünyaya için bunu da yakından öğrenmiş oldum. Aslında çok değişik olan yer sizin için de yani bilmiyorum tabii ki hayat sizinlere götürür. Ama İstanbul'daki hayatınız ya da Ankara'daki hayatınız bir kapanış oldu. O kapanıştan sonra yeni bir kapağı açıldı. İngiliz halkı içinde bir yandan da bir kapanış oldu ve o kralla beraber o yeni bir hayat, yeni bir sistem ve farklı bir yöneticiyle beraber adaptasyon ve bir geçiş sürece oldu. Aslında ülkenin geçiş süreciyle sizin geçiş sürediniz birbirine denk gelen bir yerde oldu değil mi? Evet aslında öyle oldu zaman olarak ama benim bunu deneyimlemem biraz daha farklıydı. İlk geldiğimiz aylarda yaşadığımız heyecan daha yoğundu. O an İstanbul'daki Ankara'daki hayatımın yasını yaşayamadım açıkçası. İlk aylarda çok burada hayatta kalma, buraları, keşfetme, marketleri gezme, farklı yerleri gezme, kültürer geziler. Buralar çok daha ön plandaydı. Belki bir sene sonra ben rüyalarımda Ankara'daki evini görmeye başladım. İşte ailenli olan noktaları daha sorgulamaya düşünmeye ve sahede. Benim yasın biraz daha uzun sürdü diyebilirim. Şimdi İngiltere'deki özellikle kültürel farklılıklar gerçekten kocaman bir muzayı kalinde dünyanın farklı yerlerinden ekspat olarak gelenler var. Buraların hepsinin dili kullanma, dilin içindeki anlamları kullanma veceleri farklı bunlar günlük yaşam içinde belki zorlayan bir tarafta ama. Sizin kültürler olarak o geçişte zorlandığınız, adaptı olurken ya da entegre olurken zorlandığınız ve bunu kolaylaştırmak için yaptığınız şeyler oldum. Şöyle ki aslında dil ile ilgili benim de herhangi bir sorunumuz yoktu. Zaten dediğim gibi farklı deneyimlerimiz olduğu için İngiltere hakim bir şekilde geldik. Ancak benim burada durumun biraz daha farklı. Şimdi oradan çalışma hayatına girdi ve İngiltere'yi aktif olarak kullandı ama ben çoğunlukla Türk ailelerle çalıştığım için benim İngilizcem geriledi bile diyebilirim aslında. Evet, evet. Gerçekten tabii ki dışarıda sokakta taksi de gerektiğinde İngiltere konuştum. Ancak çalışma hayatımda İngilizce yok, sosyal desteyimizin burada olması çok büyük avantaj, avantajlarını konuştuk başından beri. Ancak bir yandandın dez avantaj. Yani ben o güvenli alanımın içinde çıkıp bir İngilizler ya da bir hindu bir iyileb arkadaş olmama gerek olan bir alan yok. Şimdi, eşim daha bu farklı kültürlerinin içinde. Şimdi burası gerçekten çok göç alan bir şehir olduğu için çalışma hayatında da çok fazla göçmen var. Yani İngiliz olanla çalışma hayatında olan gerçekten çok az kişiye rastladım. Tamamen göçmenler üzerinden dönende bir çalışma sistemi ve ekonomisi var. O yüzden bu noktada değil konusunda bir türal olarak ben zorlanmadım. Ancak İngilizce devamında geliştirmek için de ekstra bir çok şey yapıyorum. Ücretsiz derslere katılıyorum bazen konuşma gruplarına katılıyorum. Burada böyle bir durum var aslında. Sizin ne böyle podcast kaydından önce ben de bir yandan ülkenin demografik yapısını değişen kısımlarını biraz araştırıyorum. Son okuduğum kadar Londra'da yaşayan 1 milyon Türk varmış yani 1 milyon Türk bir Avrupa için gerçekten kocaman bir nüfus ve bu aslında hani bu profilde değişiyor. Çünkü Ankara Anlaşması'la gidenlerin çubu beyaz yakalı. İngiltere'deki Türklerin gerçekten demografik özelliklerinde dönüştüğü bir yerde. Çünkü çoğunluğu iş kuruyorlar ya gerçekten bir işte yeniden yerleşimeyle beraber bir iş seçeneğiyle yerleşiyorlar ve ailecek gidiyorlar orada doğum yapıyorlar ve büyüyorlar. Şimdi burada daha önce Rüved Hanım'la yaptığımızdayında onun söylediği benim çok şaşırdığım bir şey var dedi ki her mahallenin vatsap grubu var. Her sokakta Türklerin bulunduğu gruplar var dedi. Sizin oraya gittiğiniz dönemde göç sonrası bu toplumsal integrasyon için herhangi bir kaynak, grup, dernek, sosyal medyada paylaştığınız konuştuğunuz ve sizi iyi gelen gruplar var mı? Evet tabi ki onlardan paydalandım. Özellikle mesleğimle ilgili doğrudan işte İngiltere'deki sağlıkçılar grubu diye kapsanlı bir vatsap grubu var. Hacı Türk sağlıkçalışanları var içerisinde ya da Facebook grupları. Oralardan da aslında burada yaşayan Türklerin nabzını yoklamak mümkün olabiliyor. Kendi özel hayatlarıyla ilgili sorular sorabiliyorlar ya da genel durumlarla ilgili. Şimdi bahsettiğiniz fark gerçekten çok belirgin. Dondranın özellikle Kuzey kısımındakın yaşayan Türk komüncesi gerçekten Türk mahallesi diye bir yer var. O kadar eski ki belki 1970'ler 80'ler ama duruyor. Evkuru çok eskisiz de bilirsiniz belki. Biliyorum biliyorum. Bayağı şey gibi olmuş. Almanya'daki Türk mahalleleri gibi olmuş. Kesinlikle öyle bir mahalle var ve oralar artık 2-3 nesildir Londra'da olanlar. Bir dönem orada da bir klinikte çalışma şansım oldu ilk geldiğimiz zamanlarda. Kuzey'deki Türkler ve Batı'daki Türkler diye biraz ayırıyorum gerçekten. Batı'daki Türkler tamamen sın bahsettiğiniz o beyaz yakalık esim ya kendi işini kurup gelmiş ya da şirket aracılığıyla gelmişler. Kuzey'deki kesim çok daha farklı. Tabi ki birlikte çalışması da terep sürecinin ilerlemesi, danışmanlığın ilerlemesi. Batı'daki de çok farklı. Arkındalık düzeyi eğitim seviyesi, nar tabi ki çok fark yaratan durumlar. Ancak oradaki gruplarda kendi içlerinde organiza oluyorlar. Benim de bir danışanın bana ulaştığı yer şunmuş. Çizikli anneler grubu çizik burada bir send ve 3-3 annem varmış içinde. 3-3 Türk anne, sadece bir mahalle de. Evet, evet, evet. Buraları çok çarpıcı gerçekten demiştim ya size ilk geldiğimde hiçbir bilgimi yoktu. Buradaki Türk komünetisi işimi nasıl yapabilirim ne kadar. Türk var ya unluk nasıl biraz. Bunları araştırmadan gelmişti. Ancak beklediğinden fazla silah karşılaştığım diyebilirim. Araştırmadan geldim dediğinizde böyle uyasın içine ve sizin geçişinizle ülkenin geçişinin de en geldiği bir yerde. Şimdi ki halinizden iki yıl sonra ecam olarak geriye dönüp baktığınızda ya ben göç sürecini şu şekilde yapsaydım daha kolay geçerdi. Ya da şunları araştırsaydım, baksaydım bu geçiş daha rahat olurdu dediğiniz şeyler var mı? Evet, öncelikle bu farkları bu da yaşayan. Çünkü benim hedef kitlen Türk aileler, teripsirecinde de danışmanlıkta da kültürün ve anadilenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Zihnimdeki hep şuydu ilk geldiğimde. Ok, İngilizcem var ama daha da geliştirip İngilizce eğitimler alıp, yabancıları da hizmet verebilirim. Biraz hedefim bu yandaydi. Ancak geldikten çok kısa bir süre sonra gerek kalmadı bunu yapmam ama yapamayacağımı da anladım. O kadar çok Türk aile var ve bir komünitiye ulaşınca programımı o kadar hızlı doldu ki diğer o kısmı geçemedim ama burada yaşadıkça da oralara geçmenin benlik bir durum olmayacağını gördüm. İngiliz bir aile ile ya da halki bir aile ile çok farklı dinlemekler. Aile yapıları, nesiller arası aktarım diyoruz, bir çok konuya bakıyoruz. O yüzden buralar bilindik, güvenli ve daha hakim olduğum yerlere olduğu için burada kalmayı tercih ettim açıkçası. İki yıl önceki eceme tuna öneri bilirdim, okey heyecanlısın tamam heyecanlı bir kenara koy. İşin için neler yapabilirsin ve nasıl bir iş planın var, nasıl bir hedef kitlen var. Hangi konumlar sana göre biraz buraya daha çok kafaya olmak isterdim ama Türkiye'deyken şuna kafaya ordum daha çok. Ben buradan nasıl denkli kalırım, mesleğimi yerine getirebilmek için nereye uyulmam gerekir, akademik denkliğimi nasıl alırım. Bunları mesela Türkiye'deyken yapmaya başladım. Oradayken başvurularımı yaptım zaten çok online ve digital. Ama evet o pratik kısmı biraz eksik kaldı. Deneğimden öğrendiğiniz şeyler ben de şuna çok kıtılıyorum. Hem farklı ülkelerde yaşayan meslektaşlarımı da konuştumda psikotere bir özellikle kültürden bulumsız yapılabilen bir şey değil ve kültürü bilmeden yardımcı olmak çok da kolay olmuyor. O zaman sadece teknik bir tarafta oluyor. Bağ kurmadan, dınışana alana açmadan ve kapsamadan yapılan bir şey oluyor. O yüzden ne kadar gerçekten gerçekten bahsettiğiniz iyi geldi duymak bana da. Evet, birkaç deneyimi mağulda açıkçası ama yine Türk, eve venilerden biri Türk diyere beven ya bence Rus olabilir, İngiliz olabilir ya parklı birkaç böyle deneyimi mağul süreçlerimiz iyi de gitti. Ancak ben çok konforlu hissetmedim. Zihnimden geçen ve içimden akan, o terimleri, o analizi, o formülasyonu olduğu gibi aktarmak. Ana dilimde benim için çok kritikmiş meğer, onu deneyimle bir şey oldu. Ama evet bence de önemli, o kültür, kesinlikle bilinmesi ve hakim olulması gereken bir durum. Ve çalıştığım ailelerin çoğu da yabancı birinden destek almayı düşünmedik ya da denedik ama olmadı diye de gelenler var mesela. Şekta yaflı değil bence karşılıklı. Yok, tabii ki anlaşılmak için gerçekten kültürü bilen birinden, bilen bir uzmandan destek almak, hatta bazen doktor seçerken fiziksel bir sağlık hizmeti alırken bir aileler, dil anlamında ya da kültür anlamında onları anlayan bir sağlıkçıdan destek almayı tercih ediyorlar. Şimdi Ecem Hanım'ın bu podcasteki konukluğu aslında iki taraflı hem kişisel süreciyle ilgili, hem de bir yandan da eşlik etti, ebeveğenler ve çocuklar ne ilgili. "Dınışanlarım" dediğiniz için oraya geleyim istiyorum. Kendi pratiğinizde bence gitmeden de çalıştıyorsunuzdur bu göç süreciyle ama iki yıldır çok daha aktif ve hızlıca programınızın dolduğu bir danışan profilinden bahsediyoruz. Çocukların geçiş sürecinde benim kendi pratiğimde hep şey var yani. Çocukların adaptasyonu ve integrasyonu, yetişkinlere göre birazcık daha rahat oluyor. Tabii ki çocuğun, mizajı, yaşayı ve sahire çok daha etkili buralarda ama sizce yaş faktörü önemlilmeye göçte, o ya da o geçişlerin daha rahat olması ile ilgili. Kesinlikle çok önemli. Öncelikle ailenin bu göç sürecine nasıl yönettiği bence çok önemli. Çocuğun bu sürecin nasıl anlamlandırdı, nasıl deneyimlediği ve nasıl bunun gerçekleştiği. Yaşne kadar küçük olursa tabii ki o söz üretişim dediğimiz daha oyunun dil olarak kullanıldı, iletişim aracı olarak kullanıldı alan oluyor ve çocuklar çok daha hızlı bir şekilde tamamen o alıcı dil mekanizmaları aktifken. Çok hızlı bir şekilde dille öğrenebiliyorlar ve dille öğrendikçe de çok daha hızlı adaptı olabiliyorlar kültürem. Evet, büyük çocuklar da geldiğinde tabii ki zaman alıyor belki dille yüzde yüz hâkim olmaları ancak dediğim gibi yine burası bir göç şehri olduğu için işleyen bir sistem var. Göçeden çocuklara yönelik, dil konusunda zorlanıyorsa bir şekilde destek olunuyor ya da okullardan sonra After School Club dedikleri okuldan sonra kalınan ders gibi olmayan ama okuldaşı aktivitelerin çok fazla olması. Oyun için bir araya gelmeler buluşmalar o playde etlerini yapılması. Burada tabii ki ailenin bunları hem organize etmesi çocuğun dille ve kültüre çok fazla maruz kalması bu süreci çok hızlandırıyor. Ama bir çocuk vardır ki kaygısı çok yoğundur, hiç baş edemiyordur, evden çıkmak istemiyordur. Tabii ki uygun destek olmadığı noktada o çocuk için uyum süreci daha zorlayıcı bir deneyime dönüşüse gider. Biriden fazla dilinin olduğu ortamlarda mesela özellikle İngiltere boğandan da çok daha rahat çünkü sokaktaki herkes İngilizce konuşuyor yani ailenin ekstra yeniden bir dili öğrenmesine gerek almıyor. Ama çocuklar bir sürü ekspat çocuğun olduğu okulları gidiyorlar bazen ve burası işte İspanyol çocukta var, hinchı konuşan çocukta var, farkı dilerle, arabçı konuşan çocukta var. Burada herkesin İngilizce İkinci dili aslında, burada tam da söylediğiniz gibi aslında okul önce sekısımda uyun diliyle beraber İkinci dili'nin zorlandığı ve giriştirmeye açık olduğu ortamlarda daha rahat akıyor. Ama daha büyük yaşta ve İngilizce de zorlanan çocuklar da sizin çalıştığınız çocuklar üzerinden soruyorum. O dil bari yere çocukların geçişini nasıl etkiliyor? Evet, yaş büyüdükçe, biraz daha eğer çocuğun hiç İngilizce altı hepsi yoksa ve deneyimi yoksa bununla ilgili, çocuğun daha fazla efforts harf etmesi gerekiyor uyum sağlamak için. Ve bazı çocukların gerçekten arfta kaldığını hissedebiliyorum özellikle bana gelenlerden. Türkçesi tam değil, İngilizcesi var, akıcı konuşuyor ama o da tam değil böyle arada kalmışlık gerçekten olabiliyor bazı çocuklardan. Özellikle yaş büyüdükçe artık o yundan bağımsız sosyal ilişki ve iletişim için dil en büyük araç olduğu için bu yaş gruplarında çocuk kendi güvende hissedebileceği bir alan arıyor. Diyim gibi okullarda işleyen bir sistem var ve burada zorbalık ve bir çocuğun dışlanması gibi konular da ekstra hassaslar, konulara çok önem veriyorlar ve destekliyorlar. Badilik sisteme var mesela. Bir çocuk bir okula yeni geldiği zaman, çocuğunca tanıyorlar, okulu gezdiriyorlar, aileye gezdiriyorlar ve o çocuğun mizacını uygun olabilecek. Hale hazır da o sınıfta bulunan bir çocuklu o çocuğu badi yapıyorlar, eşleştiriyorlar, o çocuğun orientasyonuna yardımcı olması için. Dediğim gibi bu işleyen sistem çocuklara çok yardımcı oluyor ama tabii ki atta farklı meseleler varsa o zorluk katlanarak artabiliyor ve o noktada danışanların çerçevesinde söyleyebilirim. Ya çok yoğun içe dönüklerini zorlukları, yani daha içe kapanma kaygının artması, öl güvenin düşmesi uyum sağlayamam, arkadaşı dinememek gibi zorluklar biraz daha içeride yaşadı. Diğer uçta da bu zorlukları daha çok dışa dönerek gösteren daha saldırgan törler, daha hem aileye karşı hem okula arkadaşlar, karşı yoğun tepkisel dışavurarak gösteren çocuklar olabiliyor, onlarla da çalışıyorum. Çalışıyorum. Ya burada şey kısmını aslında çok merak ediyorum şimdi okul öncesi çocukların adaptasyonu bir tıkla haratı, okul çoğu çocuklar, dil bari yeri için desteklendiği zaman onlar bir tane badi verildiği zaman okul şevkatli, ebeveni destekçi olduğu zaman geçiş kolay. Ama bu göç sürecinde, özellikle ebeveynlerden bir yada ikisinin işi dolayısıyla göç olduğu zaman ve çocuğun yaşı büyüldüğünde, yaşı büyümekten kast ettiğim tam ergenlik dönemi için söylüyorum. Burada çocuklar da benim bir esel gözlerimi çok öfke oluyor ebeveyene karşı. Yani senin yüzünden geliyoruz buraya, ben burada kankalarımı bıraktım, burada benim düzenim var bir çevrem var, bunları bırakıyorum. "Ben yeniden nasıl arkadaşı edeneceğim?" diye. Siz bu yaş grubuyla çalışıyorsunuz bilmiyorum ama bu grubla çalışırken neleri gözlemliyorsunuz mesela? Evet, evet çalışıyorum tabii ki en çok da gerçekten desteği ihtiyaç duyan grub önergenlik ve ergenlik belki diyebilirim. Artık tağlıklı rüsaal gelişimin parçası olarak duygusal yatırımın aileden ebeveynlerden çıkıp arkadaşlara aktarıldı dönemde böyle bir büyük değişim. Pucun baş etmesini zorlaştırabiliyor. Bir danışanım vardı, bir güvenli yer çalışması yaptığımızda Türkiye'ye dönüş uçağını ve kendisini uçağın içinde çekildi. Onun güvenli yeri Türkiye'ye dönem uçağın çok çarpıcı değil mi? Burada yaşıyor, bir hayat kurmaya çalışıyor, kesinlikle, başetmeye çalışıyor. Ancak hayali yine o geride bıraktıkları olabiliyor. Burada ebeveynlerinde aslında çok ebeveynin, sorduğum, konuştuğum, en büyük motivasyonları çocuklara. Şimdi burada çok arada kalanlardı oluyor. Çocuğumun geleceği için, çocuğumun eğitimi için, çocuğumun dünya vatandaş olması için biz buraya göçtük, uzarlıkları gözledik, gözlemeye çalışıyoruz. Çocuğumuz bu halde, biz o zaman yanlış mı yapıyoruz? gibi ailelerin sorguladıkları kendi içlerinde alanlar olabiliyor. Evet, duyguları yatırım dediğinizde, ben de duygularla çalışmayı çok seviyorum çünkü birçok ülkede çocuk eğitiminde, duygusal okur yazarlığın çok eksik olduğunu fark etip buralarda bir şey üretmeye çalışıyorum. Şimdi ebebeynlerin anladığım kadarıyla, çocuğun yaşadığı zorluk sonrası verdiği tepkiler ebebeyni daha çok suçulluk ve yeter size kis ediyor. Bir yandan da hayal kırıklı var belki ama mesela o bahsettiğiniz güvenle alan çalışmasında havada bir uçak aslında tam da söylediğiniz araf. Yani uçak inmiş değil, uçak havada gidiyor ve iki ülkeye de ait değil aslında. Her zaman bindiği uçak olabilir ama uçak havalanmış, havada kalan bir yer. iki tarafa da ait olmaktan zorlanan bir purifli gibi geldi. Peki ebebeynlerin göç sürecinde, özellikle yaşadığı zorluklar neler sizin gözlemlediğiniz şeyi çok anlıyorum. Çocukların geçişini yönetmeye çalışıyorlar, kendi geçişlerin yönetmeye çalışıyorlar. İki tarafın duygularıyla başa çıkmaya çalışıyorlar. Hem kendi duyguları çünkü onlar içinde kolay bir şey değil. Hiç kolay değil. Burada neler gözlemliyorsunuz ebebeynlerle çalışırken. Aslında burada yakın zamanda en çok ortak gözlemlediğim zorluk bir kere pandemi süreci. Tam pandeminin öncesinde göç etmiş ya da pandemi sürecinde göç etmek zorunda kalmış ebebeynler gerçekten. O zamanları anlatırken bile zorlanıyorlar. Öyle söyleyebilirim. O göç sürecinde zaten birçok şey belirsizken, o güvenlik halkıları sarsılmışken bir de pandemiyle uğraşmak, iş hayatları, ev hayatları birçok şeyi çok sarsam bir deneyim oldu onlar için. Onun etkilerinde hala aslında gözlemleyebiliyoruz. Bugün ayansı yani etkilerine. O dönem evde kalan çocuk ya da kreşa giden çocuk, o dönemde orientasyon süreçleri, ebebeynlerin okulları alınmaması çocukların daha o sert geçişi yaşamaları gibi gibi. Orası bir ortak zorlayıcı deneyim, kategorisine giriyor bence. Bununla birlikte iş, ev ve okul konumlanmalar yani onları büyük bir şehir ve insanlar genellikle iş buldukları yerin çevresine konumlanıyorlar. Ama işte çocuğu başka bir okula kayı takı kazanıyor ya da başka bir okula göndermek istiyorlar. O zaman evi oraya taşıyalım ama iş şurada olacak gibi. Burada da bir üçgen içinde yaşadıkları zorluk var. Çalışma hayatına herkese bebeğin çalışıyorsa ve bir destek sistemi yoksa yakın çevrelerinde, yalnızlık hissinin çok yoğun olduğunu gözlemliyorum. Yani burada anne baba çocuk, çekirde kağı ile göç eden ve burada tanıdığı bildiği kimse olmayan nal edeler çok yoğun bir yalnızlık içerisindeler ve çocuklar genellikle o çalışma saatleri neyse annenin babanın o kadar sürede okulda kalıyorlar. Kalmak zorundalar çünkü başka çağır ederi yok gibi ya da başka bir bakıcı tutup destek alıyorlar, muoşinlendiği bu uytu da var ve sahire. Bunun diğer kısmında tek ebebeğin çalışıyorsam, o kişinin işiyle göç edildiysen diğer ebebeğin mesleğini yapamıyorsa ya da çalışmamayı tercih ediyorsa tamamen çocukla ilgilenmek, sorumluluğundan da olmasın ve yine o yakın ilişki kuramamak gün içerisinde, o duygusal paylaşımları yapamamak, o derin ilişkidiyoruz ya. Ona sahip olmuş, çünkü herkes geride kalıyor çalanım. Türkiye'deki herkes bizim için artık geride maalesef ki ne kadar ilişkiyi sürdürmeye devam etsek de günlük akışımızda neyi nasıl yaptığımızı, nerede zorlandığımızda hep en yakınımızda kiler biliyor. Gerçekten fiziksel yakınlıktan bahsediyorum ve bu noktada ebebeğenlerin zorlandığını gözlemliyorum. Bir de Londra pahalı bir şehir yaşaması, kirası, ulaşımı ve sahire, aileler bu pahalılıktan biraz kaçırmak için Londra dışındaki, işte 45 dakika ya da bir saat trenle mesafeli yerlere göç ediyorlar, daha geniş evlere, daha uygun kiralar vermek için ya da satın almak için. Ama bu sefer buradaki türklerden de uzaklaşıyorlar. Gittikleri bölgede belki burada 3-5 tane arkadaş edinebilmiş ya da bir gruba dahil olabilmişken, bu sefer yine bir tercih yapmaları gerekiyor. Bu da göçün devamından daha satıl da olmadığa yerleşme sürecinde önceliklere göre göre belirleniyor. Bu da benim danışanlarımdan duyduğum zorlayıcı deneyimlerden aslında. Çok iyi özetlediğiniz. Bir yandan da aklıma şu geldi aslında şimdi Londra'ya bilmeyen dinleyicilerimiz için söylüyorum. Böyle halkalar düşünün, bir beni devam eden halkalar bunlar hani zonzon gidiyor. O halkanın en dış çeperi aslında gerçekten uzak ve maddi anlamda zorlanan ya da birikim yapmak isteyen göçmenderin daha çok tercih ettiği bölgeler. Yani o kısımlarda benim de özellikle geldiğimde gördüğüm göçman sayısı çok daha fazla. Şimdi buradayla gitmek bir yandan tabii ki Türk netör günlüğü buradaki aileler ile yetişimi kaybetmek demek. Bununla beraber mesela Türkiye'de yaşarken çok sosyal olan bir aile. Sinemaya gidiyor, konseri gidiyor. İşte hafta da belli günler dışarı çıkıyor, ailecek dışarı gidiyorlar. Bunlardan da uzak kalmasını sağlayan bir yer. O yüzden sosyal bağlar, sosyal kaynaklardan da uzaklaştığı ve izoluyor olduğu sadece aile içinde kaldığı bir yer. Ve bununla beraber gözümün önüne yalnızlık depresyon geliyor. Ve nereden bunları gözlemliyor musunuz? Kesinlikle, kesinlikle o zon altıya doğru çıkıldığında evet evler büyüyor. Çocuklu hayatı çok uygun, bahçeli ve çok tehlikenin olmadığı sadece oturum alanları şeklinde. Ancak bütün bu faaliyetlerden de uzak kalmayı getiriyor, beraberinde bu. Benim çok az değil bana çocuğu için gelmiş ama acaba siz de mi buralarda bir destek alsanız nasıl olur? Sizin bu sürece atlatmanız gibi yönlendirdim, çok ebebeğin var. Çünkü çocuğu ön plana koydukları için çocukları için bir arayışa giriyorlar. Çocuklarına desteklemek onu güçlendirmek istiyorlar ama en başta dediğimi ailenin bu süreci nasıl yönettiği çok önemli. Çocuk için, anne zorlanırken, baba zorlanırken, çocuğun mükemmel çok rahat, çok keyifli bir geçiş yaşaması çok mümkün değil. Bu nedenle ailenin yine o kendine bakma kendini takip etme. Ben ne yaşıyorum, neredeyim, neye ihtiyacım var, ölçüp tartıp ilerlemesi çocuk içinde süreci çok kolaylaştırıyor. Çocukların bu eğitim sistemine geçişlerinde o da bir adaptasyon aslında ama işte Türkiye'deyken 3. sınıfa gidiyor, oraya gittiği zaman farklı bir sınıfa gidiyor. Hem değilse, hem eğitim seviyesi, hem de çocuğun mizacıyla ilgili bir değerlendirimi yapıyorlar. Farklı ve eğitim sisteminin içine geçiyor çocuklar. Bu yani bu da çok kolay bir geçiş değil. Hem tanımadığı hem eğitim sistemini bilmedi. İngiltere'deki eğitim sisteme ve özellikle ekspatların çocuklarıyla ilgili bu eğitim sistemi ile ilgili neler gözlemliyorsunuz, bahsedebilir misiniz oradan? En baştan başlayayım çalanım. Okul öncesi. Nürsri burada daha gündüz bakmeli diye geçen deyke okulları. Şöyle ki ben ilk geldiğimde tabii ki setil olana kadar ve işimi kurmak, danışan bulmak oralaran durum evlilerine kadar ben yaklaşık bir iki alip bir süreçte. Şu torcu okullarda çalıştım. Nürsri ve deyke gündüz bakmeleri çalanım yaşadığım şoku. Size anlatamam. Altaydan itibaren çocuklar alınıyor okula ve tam gün. Tabii tabii böyleleri de kesinlikle var çünkü anne baba çalışıyor, geniş aile yok, bir reslerci toplum dedi, geniş ya da göç edildi, geride bırakıldı. Çocuk büyüyor ve anneninde babanın da iş hayatını, hayatta kalmak için iş hayatına dönmeleri gerekiyor. Çocuklar çok uzun sürelim. Nürsrilerde zaman geçiriyorlar ve ben işin mutfağa gibi gördüm biraz burayı ve bu deneyin bana çok şey kattı. Gerçekten mutfağına inip bazen aynı şubelere, bazen farklı şubelere bir okul çatısı gibi düşünüm, beş farklı şubesi var. Farklı yerlere gittim ve gözlemleme fırsatım oldu. Ama bunu full tam gibi düşünmeyene haftada iki gün, bazen haftada üç gün tamamen benim belirlediğim. Esnaklikte bir işte ve her gittim yer beni bebek sınıfına yönlendirdi çünkü bebeklerde daha çok destek ihtiyaç var. İlk günlerimde girdiğimde şöyle gözünüzün önüne getirebilirsiniz. Geniş bir o da, yerde işte duysal oyuncaklar, şıklığı yumuşak, soft toyla birkaç yetişkin ve altı yedi bebek. Kimisi oturabiliyor, kimisi oturam, yürüyen yok ama burada. Aslaya yürüyünce çünkü bir üst gruba geçiyor. Hani burası biraz daha altı dokuz on iki ay gibi. Bir bebek ağlamaya başlayınca tabii ki sinir sistemleri çok hassas olduğu için hepsi ağlamaya başıyor. Bir tanesi bir köşede ateşleniyor, urnağı kıyor, bir taraftan diğerine bir beri onunla süt içirilmeye çalışılıyor. Ben de işlete düştüm ve Türkiye'de kendi o okulu deneyim olmuş. Ama tabii ki bu kadar küçük yaşlar yoktu. Sonrasında çocuk yürümeye başladı an doğum tarifi fark etmek sizin bir üst gruba geçiyor. Yürümeye başladı çünkü artık onun bağımsızlığı başladı, kabul edelim. Bir günde. Bir günde diğer gruba geçiyor. Ve benim gibi gelen çalışanlar olabiliyor. Sabit öğretmenlerin sayısını ispetanda ha az. Biz sürekli çocuklara bakınverenler değişiyor ve gittiğim ilk gün benden çocuk uyutmam beklendi. Uyuttum ama hani çocuğun güvenmesi, bir yetişkinle, regüle olduğuna, hani bildiğim bütün her şeyi alt üst eden bir deneyimin içinde buldum kendime. Ve benim gibi insanlar çok sık değiştiği için çocuklarda artık inanın o yaştan itibaren o derin ilişkiyi, o bağı ilişkisini kurmamayı öğreniyorlar aslında. Ya da bir beş yaş grubu sınıfına gittiğimde üç gün, dört gün, beşinci gün bir gidiyorum. Sabit olan öğretmen yok diyorlar ki bana işte işten ayrıldı. Çocukların hiçbiri o öğretmeni sormuyor mesela, hani bu öğretmenimiz nereden nereye gitti? O kadar alışmışlar ki. Ya sanki bir reis acı toplumun temeli de tam buralara dayanıyor, daha yüzeysal, daha mesafeli, daha. Ben senin güvenle ilişki kurmayı çünkü sen de gidebilirsin. Hani beni dün sakinleştiren bir abla vardı, onlarda buralar çok bana enteresan geldi. Ve böyle bir çıkışta bulundu. Kurumun sahibine ve yöneticisine dedim ki ben sılır görüşmek istiyorum. Görüştüm ve dedim ki burada tamam çocukların fizikse ihtiyançlarını karşılıyorsunuz. Ama duygusal ihtiyançlarını yetence karşılandığını düşünmüyorum dedi. Adam biraz güldü ve nereden bu çıkarımlara vardı ama neden böyle düşündüğümü söyledi. Biraz üzerine konuştuk. Ancak, dedi ki burası böyle. İşte biz şu kadar yıldır bu işi yapıyoruz ve burada offset diye bir kurum var. Sür eğitimi örtüm kuruluşlarını denetleyen, çok tarafsız ve bir standardislere gülasyon yapab bir oluşum var. Şimdi bizim offset raporumuz gayetiyi burası görüp görebicinin kurumlardan biri gibi bir çıkarım yaparak. Benim karşılığı vardı. Ben buna da çok oldum. Türkiye'yi gözün önüne getiriyorum. Oradaki deneyimlerim. Buradaki okullar, fiziksel imkanlar, duygusal ihtiyançlar. Hangisi daha iyi? Biraz şey gibi geliyor bana. Bizim toplumla, buradaki toplumu böyle birleştirip, yorup, bu bireysel cidri ve toplum sağcılığı. Ortadan ikiye böysek, çok ideal. İki toplum olurmuş gibi geliyor. Bizim tarafta çok kaygılığım, çok koruyan, kollayanı, bağımsızlaşmayı, belki zorlaştıran bir alan. Ama burası da fazla bağımsız. Bireysel ve dediğim gibi, çocuklar çok erken yaşta ne itibaren bunu deneyimlemek zorunda kalıyorlar. Ve evet dediğiniz gibi şöyle bir şey var. Burada 5 yaşında birinci sınıfa başlıyor çocuklar. Türkiye ile arada çok net bir yıl fark oluyor. Benim birkaç tanışanım vardı. Ama okulunu bitirmiş, buraya göç etmişler ve çocuk ikinci sınıf tam başlıyor. Birinci sınıf atlanmış bir şekilde. Ama burada şöyle da bir farklılık var. Okuma yazmayı çocuklar için gerçekten 2-3 seneye yayabiliyorlar. Ufak ufak başlıyorlar bol bol pratikle. Şimdi benim de yeğenim İstanbul'da birinci sınıfı bitirmek üzere ve şöyle bir durum var. Birinci dönem bitmeden okuma yazma sökülecek. Böyle bir beklenti var böyle bir acele var. İşte buradaki o rahatlık ya da akademik anlamda bu kadar zorlamama çocuğum, çocukluğuna hala alana çabilme. Bazı çalıştığım kamplar da okulların içine de girme fırsatımı oldu. Mesela 2 be sınıfına giriyorum. Sınıfın yarısında masalarsan dailer var. Diğer yarısı oyun halısı ve raflarda bir sürü kutu oyunu. Ve oyuncaklar, legolar, magnetik, oyuncaklar. Şey görebiliyorsunuz yani çocuk bir anda alınıp tahta masada ve sandalye ne oldu sınıfak olmuyor. O geçiş çok yavaş oyunla karışık bir şekilde oluyor. Yine zorlanan çocuk olduğunda okullarda sen kodiye bir birim var. O çocuklarla senko ilgileniyor ve benim de okullarla en çok iletişimde kaldığım yer. Bir çocuk bana geldiğinde okulda da zorlanıyorsa senko birimi benimle iletişimde kalıyor çünkü o çocuğu gözlemliyorlar. Gördüğüm en büyük farklılıklardan biri de bu her okulda böyle bir birin var. Hani bizim rehber öğretmenin kocaman bir ekibi olduğunu düşünün. O rehberlik ünitesi ve özel eğitim gerektiren çocuklarla delgileniyor zorlanan, çocuklarla delgileniyor. O işlenen sistem böyle destekte oluyor çocuklara. Çok detayla anlattınız ama ben hala olmuş. Yok yok uzun kızımda değil mi? Sadece o nörşeri kısmındaki bakurmadan sadece bakın var mı hali o kadar şaşırttı ve dehşete düşürdük ki beni böyle kocaman gerçekten çok korkutucu bir tablo gibi geldi. Ve çocukların aldığı mesaj beni çok kaygılan dedi. Yani kimseyle bakurma herkes gidebilir günün sonunda bu çok kötü bir mesaj. O ilişki kurmadan şu an gerçekten anlattığınız şey. Benim tanıstığım İngilizlerin neden o kişiler alırsa ilişkilerde bu kadar mesafeli olduğu. Ya da neden hızlıca yakın ilişkileri dahil olamadığın cevabı oldu. O yüzden bir aydınlamaya çalışadım. Çok erken dönemden başlıyorlar ve burada bizim kültürümüzde üç yaş bile bazı ailelerde Erken görülüyor, okula başlamak işte okula önce sevdim. Şimdi artık bu değişti biraz daha ama buradan ya on iki aylık olmuş, on sekiz aylık olmuş bir çocuğun evde durması garip karşılanıyor. Ya bu çocuk neden evde duruyor. Yani gitmesi lazım sosyalleşmesi lazım. Buradaki Türk aileler de biraz bunun karmaşasını yaşayabiliyor, özellikle ikinci çocuk varsa. Ancak benim yaklaşımım biraz şu şekilde oluyor. Bu kültürde büyüyecekler, bu kültüre alışmaları ve bir noktada bunu yakalayabilmeleri gerekiyor ve sosyalleşmeleri de gerekiyor kesinlikle. Yani on sekiz aydı tabii ki dokuz beş bütün uykuların okulduğu bir durum değil ama da yarım gün belki hafta da birkaç gün ufak ufak bu deneyimlerin başlamasının kültüre uyum sağlamada çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kültüre uyum sağlarken e bebenlerin bence kaygılandığı noktalardan bir tanesi kendi kültüründen kopma ihtimale yani burada çocuk oradaki kültüre adaptı olurken e beben kendi kültürü ve alışkanlıklarıyla ilgili destekleyebilir ve çok da güzel ve harman olur. Tam da söylediğiniz şey aslında İngiliz kültürüyle Türk kültürünün harmanlanması bizim için çok ideal bir formül olacak. Çünkü bizim kültürümüze sadece kaygıyı oksınırsız bir sistem var. Herkesin sınırının ihlale olduğu bir sistem var. İngiltere de de kişisel sınırlar çok önemli. Bunların gerçekten ortasını bulduğumuz her kültürün iyi taraflarını aldığımız bir sistem ne kadar iyi gelir. Peki mesela oradaki eğitim sistemini hem bileysen de nimlediniz, hem çalıştığınız çocuklardan da biliyorsunuz. Türkiye'deki eğitim sistemiyle oğlunun olduğumuz tarafından karşılaştırırsınız nasıl farklar gördünüz? Döyledeki aslında sınıflaması sisteminden başlayan bir farklılık var ve yaşla 16 yaşarısız orununla eğitim burada. Ancak 16 yaş orta okulun, sekinderiz okulun sonuna denk geliyor. Okul öncesi dönemden 6. sınıfa kadar ilk okul şeklinde geçiyor, 7. sınıftan 11. sınıfa kadar da orta okul şeklinde geçiyor. Sonrasında bir iki sene, bizdeki belkildi seyete kabileden daha kısa bir eğitim alanı var. Sonrasında 18 yaşında da üniversite süreci başlıyor gibi. Şimdi farklılık olarak bazı okullar bizde de öyle şu an sınıcığım, öyle mi Türkiye'den son gün nasıl güncellendi? Bazı okullarda, hemil kokullar hem orta okul var ama bazı okullar sadece ilk okul, bazı okullar sadece orta okul gibi değil mi? Aynen öyle, o karışıklar da hala var. Evet burada da benzer şekilde, primary, sekundire ayro olabiliyor ama bazı okullardan çocuğu, orta okul öncesi dönemden alıp 11. sınıfa kadar okutma imkanı olan okullar var. Söyle bir farklılık daha var belki faydalı olabilir. Burada 11. sınıfta çocuklar, işte o bizim liseye geçiş sınava gibi sınava giriyorlar. Ancak bununla birlikte bir de Level + denilen ya 11 artı denen farklı bir sınavda var. Bu sınava girmek zorunlu değil, her çocuk girmek zorunda değil. Ancak daha akademik ve daha nasıl değil? Prestigli okullar. Bu, Level + sınavının sonucuna göre çocukların kontencanlarını alıyorlar. Level + sınavının içerini incelediğinde çalışan danışanlarım vardı hazırlanan. İngilizce matematik sözlü muhakeme ve sözeli olmayan muhakeme gibi bir nasıl sürece? Bizdeki gibi tamamen teste ve ezbere dayalı bir sistem yerine çocuğun evet İngilizcesini matematik test ediyorlar. Mülakata alıyorlar. Mülakat dediğimde daha sohbet şeklinde ama çocuğu test ettikleri. Ve sözeli olmayan muhakeme gibi daha bir şeyler yazmalarını istedikleri her gücünü kullanarak bilgisinden, televizyosunu kullanarak bir şeyler üretmelerine ortaya koymalarını bekliyorlar. Benim en net gördüğüm farklılıklar bunlar. Bir şey kısmından birazcık bahsettiğiniz veydanımada burnunu konuştuk ama sizim reis ay gözleminizi çok da merak ediyorum. Göç süreciyle beraber gelen kültürler farklılıklar bazen, görüntü farklılıkları bazen, beslenmalışkanlındaki farklılıklar diğer çocuklar tarafından kolayca fark ediliyor. Ama tabii ki o farklılıkları, farklılıkları kapsayan bir sistemde parmakla işaret edilmeden daha grubun içine entegri olması sağlanıyor. İngiltere deki zorbalıkla ilgili ya da kültürel adaptasyonu zorlaştıracak etiketlemelerle ilgili. Bazen de çok da sevmiyorum bu kelimeyi ama ırıkçılıkla ilgili çocukların karşılaştığı deneyimler olduğumu bunu nasıl yönetiyorlar. Ülkenin böyle bir politikası var mı sizin gözlem ediniz? Bu da bu kümet ve sistem deyim çağlağının bu sistem bana biraz metaforik olarak şöyle geliyor. Sınırları belli, net, tutarlı, sınır koyan bir ebebeğin fikiri gibi. Ne yapabileceğiniz ve ne yapamayacağınız o kadar net sınırlarla belirlenmiş ki o yapmamanız gereken durumlar. Yaptığınızda ya da yapıldığından yaptırımları o kadar göz önünde ve belli ki insanlar bunları yapmamayı tercih ediyor. Örnek veriyorum, metro da gelirken daha bugün gördüm. Burada ki metro hatlarındaki görevliden birine bir kadın evlülsiv. Biraz daha saldırgan ve sanırım ırıkçı bir yaklaşımda bulunmuş. Ve bu kadın ne kadar süreliği neydi? 8 günlüğün yok, 3 haftalığına, 3 hafta hapsedilmiş bu kadar. Bu bir haftalığına tutuklanmış. Yani bu biraz daha yaptığınız şeyin sonucu var. Biz size güvenmeyi seçiyoruz. Ama eğer bir şey yaparsanızda bunun sonucuları birçok alanda hissettiriyor sistem size. Vize başvurularında olsun, buradaki devlet işlerinde olsun avukatlarla da çok çalıştık. Bu süreçlerde sistem diyor ki beğen esastır. Yani sen bana bir şey söylüyorsan ben bunu güveniyorum. Ama eğer bu sözünü bozarsam ya da olmaması gereken illega bir şey yaparsan bunun cezasında çekeceksin. Ve o cezadan kurtulmanın bir yolu yok. Şimdi ebeveynine benzettim ama burada cezayı yaptırım diyelim hani ebeveynin çocuğa yaptığı yaptırım gibi. Burada bu ırkçılık olsun ya da farklı zorbalık durumlarında dediğim gibi çok hassaslar. Yani yukarıdan aşağıya gelen devletten benim mahallemdeki okula kadar gelen bir düzenleme var. Zorbalık konusunda ve diğer konular da ekstra bir hassasiyet gösteriyorlar. Ve bu konular da bir çocuk bunu hissettiğinde ya da ebeveyni ile paylaştığında okul çok hızlarekete geçiyor. Bunu önlemek için ya da müdahale etmek için. İşte buralar sisteme güvenmeyi sağlıyor. Evet, şunlar olmuyor mu tabii ki oluyor. Mesela yaşça büyük büyük dedim sekiz dokuz yaşlarında yeni gelmiş. İngilizcesi var, arkadaşlık kurmaya çalışıyor, arkadaş olmaya çalışıyor. Bu çocuklar aralarında bir espri yapıyor ve anlayamıyor çocuk onu. Ya da onların kültürler olarak bildiği bir şey, o çocuk bilmiyor. Ama bu arada da yine destek sistemlerine yönelmek, süreci kolaylaştırıcı olabiliyor. Ve çocuklar çok kızla adaptı oluyor gerçekten. Ne kadar güvende hissettiren bir şey ya, böyle ülkenin aynı şey vardır. Bizim ülkemizde devlet baba falan gibi böyle. O bizi koruyan kollayan tam da dediğiniz ebeveynlik formatıyla desteklayan bir tarafı var. Benim de bunun en iyilik isen bir deneyim var. Çok çok yıllar önce 2009'da Londra'ya geldiğimde bir arkadaşımla beraber gelmiştim. Bir kız arkadaşımla ve kız arkadaşım fiziksel olarak kısa boylu. Baya esmar, hemteni esmar, hemişte saçları bayağı koyu bir siyah, gözleri de siyah. Böyle görüntü olarak inginizlerden farklı bir yerde olduğu çok belli. Ben bayağı hani tipi biliyorsunuz sarışın ve bu hani bayağı vırktan olan biri olarak biz beraber geziyoruz. Ve o zamanlar cep telefonu çok az kullanıldığı navigasyonun asla olmadığı elimde haritayla gezdiğim bir Londra serveninden bahsediyorum. Ve ben haritayla bir polis memuruna dedim ki ben şuraya gitmek istiyorum hangi hatta kullanıp nerede insan da harat olur. Çünkü şey biliyorsunuz yani beli noktaları birkaç hatı gidiyor ve hangisi daha kestirme olur ve nereden gidelim. Çünkü navigasyon da olmadığı için oradan indikten sonra yürüme mesafesini falan asla hesaplayamıyorsunuz. Yani böyle bu boşluğun içindesınız. Ben gittim. Hatta ben gitmeden arkadaşıma şey dedim ben orada oturup kahveye çalışıyordum dedim ki sen gidip sorar mısın buradaki polis memuruna haritayla bayağı var. O gitti ve polis memuru ben burayı bilmiyorum dedi. Ve Londra'daki en ikonik yerlerden bir yedi sorduğumuz. Akabin de 10 dakika geçti bu arkadaş yanıma geldi. Ben bu sefer haritasız gittim adamın yanına. Dedim ki ben buraya gitmek istiyorum. Ben şuraya gitmek istiyorum hani hangi hatta kullanmalıyım dedim. Ben size metroya kadar eşek edeyim. Oradan göstereyim. İsterseniz buradan devam edin. Birkaç seçeneğiniz var falan diye bayağı anlattı bana. Ve ben çok rahatsız oldum bu durumdan. Yani hani bu tabii ki bir polis memuru ile bütün ülkeye genellenecek bir deneyim değil. Bunun yanında bunu yapan insanlar da o hangi İngiliz kültürün içinde bunu yapan insanlar olduğunda duydum. Birkaç ekspat arkadaşımdan. Evet tabii ki her alanda olabilir. Okurlar da emniyet görevlerinde, hastanelerde her yerde bunları olabilir. Ancak burada geçen zamanla ve bu Brexit sonrasında. Avrupa'ların Avrupa'ya geri göç etmesi ya da bu sistemden memnun olmayan İngilizlerin farklı yerlere taşınması. Buralar iyice özellikle Londra'ya göçmen şehri haline getirdi. Ve o bahsettiğiniz beyaz hırklar evlerine döndü. Avrupa'lar öyle olunca şu an artık böyle bir durum yaşanırsan birisinin birye şikayet etmesi sonucu soruşturma başlatılabilir ve o kişi işte yargılanabilir. Birçok şey olabilir. Çok net sorgulanır ve yargılanabilir. Talihsiz bir olayı olmuş ama yaklaşık iki, iki buçuk senedir buradayım. Böyle bir olay çok şahit olmadım ve denk gelmedim de öyle diyeyim. Nasıl süper. Ya tabii ki ülkede yaşayan insan profili değiştikçe yükümetler de bununla ilakalı politikalarını değiştirmek ve güncellemek zorunda kadar. Benim gittim dönemde bakan başkaydı, oradaki sistem çok başkaydı. Belki bunlar öncelikleri değil. Şimdi Brexite'ten bahsettiğiniz tam dolayı ile ilgili bir şey sormak istiyorum. Brexite sonrası tersine göçeden farklı ülkelerden gelen insanların değiştiği bir nokta da. Şimdi oraya geçmeden Türkler için soruyorum bunu. Hayalleri var. Çocuklarının geleceği için gittiler. Onların daha iyi itim almasını istiyorlar. Londra da eğitime başlayıp oradan sonrasında üniversite seçenekleri hem İngiltere için söylüyorum. Hem de belki başka Avrupa ülkeleri ya da belki Amerika için sonuçta anadır İngilizce olan bir ülkeden her yere gidebilirsiniz. Bu çocuklar için kolaylaştırıcı bir yerde mi? İngiltere de okumuş olmak. Yani şöyle ki o yaş grubuyla çalışmıyorum. Hani biraz daha o üniversite dönemine gelmiş 17-18 yaşlar. Aslında benim çalışma alanımın dışında ancak şunu söyleyebilirim ki birlikte çalıştığım çocuklardan gelecekle ilgili hayallerine dinlediğimde üniversite noktasında farklı ülkelerden bahsedebiliyorlar. Ya da işte dünyanın en iyi üniversitesi hangi ülkedeyse ona giderim o zaman gibi bir özgüvenle buranın gücünü hissediyorlar bence. Başka seçeneklerde var, başka ihtimallarda var ve nereye gidersem gideyim ben bunu okuyabilirim. Bunu yapabilirim inancı. Bence o çok küçük gençten itibaren işleniyor. O döneme geldiklerinde de seçenekleri çok fazla oluyor. Ben bunun da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Şeyde çok güzel geliyor bana. Dünya'nın neredeyse her ülkesinde sayılabilecek bir diplomaları olacak. Yani İngiltere doku salar bile çok akıcı, İngilizce ve İngiliz kültürüyle büyüdükleri harmanlandıkları ve çok kültüral şeşitliğine olduğu bir yerden gidecekleri için. Dünyanın her yerinde aslında hayatta kalıp hızlı adaptay olabilecekleri ve göçmanlik serüvenin de zeminde olduğu için çok rahat olabilecek bir yer onlar için. Sizce peki bu çocuklar için soruyorum ya da genel oraya göçeten tür kahveler için farklı kültürde büyümenin çocukları kattı hem kimlik inşaasında öner genlik ve ergenlik döneminde hem de bir yandan da farklılıklara bu kış açısı kapsayıcı dil oluşturmak yine ortağımları hızlı adaptasyon burunlar da onları kattığı neler var? Şimdi aslında az önceki konuyu siz konuşurken oraya bağlandı zihninden bu çocuklar burada bahsettiğimiz farklı kültürleri ve farklılıkları o kadar kabul eden bir yer der ki o yüzden dünyanın neresine giderlerse gitsinler birçok şey garipsemeyecekler. Başka insanların dış görünüşleri kıyafetleri giyim tarzları aksine bunlara deneyim gibi bakma deneyim şeklinde yorumlama ihtimalleri daha yüksek olacaktır. Burada çocuklar Türk çocuklar özellikle ya şimdi yüzde yüz diyebilir miyim belki diyemem ancak okulçağı çocuklarından yakın arkadaş gruplarında mutlaka Türkler oluyor. Okulunda varsa yakın benzer gruptu oluyorlar ya da okullarında yoksa mutlaka işte aileler arkadaşlar böyle bir araya gelmelerden. O Türk arkadaş oradan bir besleniyorlar. Kültürümüz aynı, aynı dili konuşuyoruz. Bu besleyici oluyor ama diğer taraftan da bir arkadaş grubuna bir span yolu olması, İngiliz'in olması, İndi'nin olması ve bir türkün olması çocuklar bunu artık çok normalleştiriyor. Çünkü yine dediğimiz gibi bunu normalleştiren bir sistem var. Bu farklılıkları normalleştiren ve farklı bir şey gördüğünde atü kaka bu kötü demeyi yasaklayan ve bunu uygun olmadığını sürekli hatırlatır. O yüzden ben bununla çok büyük bir hayat becerisi katlığını düşünüyorum çocuklara. Hem zorluklarla baş etme, hem farklı ortamlarda farklı kişilerle ilişki kurma noktasında. Anlayışlı oluyorlar yani daha çok. Bence empati becerilerini çok geliştiriyor. Hem de beyandan da kendi kültürüne ya da kendi kafasındaki sisteme ait olmayana dışlamayan daha açık fikirli bir yerde oluyor. Bir konusunda da mesela bizde ülkemizde gerçekten benim çok rahatsız olduğum şeylerden bir tanesi. İnsanların biçimine dik gözlerle bakmak. Yani böyle hani tuç nasıl olmuş, kıyafeti nasıl olmuş, çantası nasıl olmuş falan gibi. Bence çocukların farklı bir ülkeye göç ettiğinde farklı giyinen insanları gördüğünde bakım umaya öğrenmesi bile çok önemli bir gelişim. Yani bir hindunun kıyafeti çok bambaşka ya da işte bir pakistanının giyimi çok bambaşka ya da işte Afrikalı, Arab kültüründen birinin giyimi çok bambaşka. Yemek yeme tarzı, konuşma tarzı, yaşam tarzı falan her şeyleri çok farklı. Burada bizi gözünü dikip bakmak ve aslında fiziksel olmasa bile o bakışlarla sınır ihlali yapmak çok yargın olduğu için çocuklar bence bunu da öğreniyorlar. Bunu gözlemenizini bilmiyorum. Evet, eve şimdi iki şey akıma geldisiz bunları söyleyince birincisi okuldaneminde itibaren hatta gerçekten nörsir eden itibaren bu farklılıklar özel günlerle kutlanıyor. İşte herkes terediş yani kendi kültürün ait bir kıyafet giyip geliyor, bir ona uygun yemek yapıp getiriyor. Burada bu farklılıklar kutlanıyor. Bence buradan da temel alıyor. Ve her sene düşünün bunu yapıyorsunuz. Siz farklı farklılığı, yöresel kıyafetleri giyen çocuklar bir arada eğleniyor. Bence bu çok önemli bir diğeri dediğinizde bakışarak sınırla ya bakarak sınırları iler etme. Burada iki metrolardan birincinde görüm. Çoğun da da yazıyordur. Steering yani böyle gözlünü diki. Evet gözlünü diki bakmakta bir suçtur diye bu da yazıyor. Ve sen hani bunu yapamazsınız. Buralar o kadar gerçekten sürekli bu kuralları hatırlatıyor ki ve kimse de gerçekten bakmıyor birbirine bu şekilde. Bir de bence ya İngiltere'deki sistem ya bütün İngiltere'ye gezen biri olarak değil de hani Londra deneyeyim üzerinden söyleyebilirim. Sürekli bir yerlerde bir anons bir hatırlatma bir yer bir şeyler var ya böyle. Hani şunu dikkat edin, şuradan şunu yapmayın. İşte gözünüzü diki bakmayın. Trenle işte platformarısındaki boşluğa dikkat edin. Böyle sürekli dikkat edin. Alanda kılın. Herkesin isteşeyi o sınırları ilal etmeyin, kısmı. Aslında bilinç dışını o kadar yerleşiyor ki dediğiniz gibi nurserydan da öğrendikleri bir yer var. Ve farklı kültürden gelenler o geçiş süredinde de ya buranın sistemi böyle ben bunu bir şekilde adaptı olmalayımı dışarıdan gelen uyaranlarla da öğreniyorlar. Kesinlikle ya bizim kültürle farklardan biri de şu biz de sürekli tabelalarda ya da yollarda hep bir yasaktır ünlem işaretleri böyle daha çizgi yaşmak kesinlikle yasaktır gibi. Daha üstten daha sert bir yerden sanki bunlar. Bu uyarılar veriliyor. Buradaklar birazdan hani friendlier minder. Yani bir arkadaşları bir hatırlatma bak böyle bir şey var ve buna dikkat et gibi hani koşmak yasaktır demiyor. Yerler ısılak olabilir lütfen yürüyün diyor mesela. Hani bence bu değil bile etkiliyor o kuralı itselleştirip itselleştirmeyeceğimize. Bu çok çok önemli bir ayrım şu an ya bizim kültürümüzde hem çocuk yetiştirirken hem de bir çok alanda korku salarak ve parmak sallayarak çocuk yetiştirme olduğu için burada kuralları işsalleştirirken deli kullanmak ve nezaketli bir deli kullanmak. Çünkü bence del kimlik bir yerde de o ne kadar iyi geldi kullanma şu anda. Evet evet burada o tibar deli çok kullanıyorlar. Bir de bu farklık olarak ben çok dikkatimi çeken şeylerden biri de bu çocuk kullukta ve yetişkinlikte her ikisindedem. Buray ile ilgili gözlendim en büyük fark böyle ebebeğilerle konuştum ve arkadaş çevremde ailemle ne farklı orada. Diye sorduklarında bu çok net bir şekilde verebildiğim cevap şu çağla hanım kendini kontrol edebilme becerisi. Yani dörtüsellik o kadar düşük ki bizim toplumda dörtüsellik çok fazla sinir sistemi çok aktif, hızlı, hemen her şey her an bu şekilde çalışan bir sistemden sonra burası o kadar yavaş beklemeye okey. Dörtüsellik hatta şöyle örnek verebilirim. Şu anda vatandaş değiliz ve vatandaşlık sürecinde örnek ölmüştü. 5 yıldan sonra 6 yıldan sonra vatandaşla başvurduğunuzda şu o kadar önemli bir detay ki kırmızı işikte geçtin mi bunun cezasını aldın mı? Bu vatandaşlıkla bir sorun olarak karşınızda çıkabiliyor. Bakın ufacık bir örnek dörtüselliği. Türkiye'de düşünabiliyor musunuz? Kaç kişinin kırmızı işikte umursamadan geçtiğini. Burada yol bomboş bile olsa hiç yaya bile olmasa hiç araba bile olmasa görüyorum o kişi o kırmızı işikte duruyor. Yaya da şoförde kimin durması gerekiyorsa ya da o bir teknoloji kampında çalışmıştım. Yazılım kamp gibi okulların tatri olduğu süreçlerde okulların kampları da olabiliyor. Orada göreva almıştım. Çocukların hepsinin elinde tablet ve kullanabilecekleri üç tane programlar ve tabletler internete bağlı bas ettiğim yaş grubu 5, 7 ve 7, 11, 2 ayrı grubu. Kullanabilecekler belli başlı programlar var. Google YouTube. Her şey yüklü tablette. Çalanım çocukların gözlemlediğim. Hiçbiri o ana ekran tuşuna basıp YouTube'a girmiyor. Google'a girmiyor. Şunu soruyor. Mishecem ben bu uygulamadan sıkıldım. Öbürüne geçebilir miyim? Öbür uygulamaya geçmeyi soruyor. Hafta deneyimi oldu böyle. Yine sınıflardan birinde duruyorum. Öğretmen dersini anlatıyor. Ben sadece eşlik ediyorum çocuklara. Vaktim çocuklardan bir YouTube'a girmeye çalışıyor. Üstüvetik etine bir vaktim. Tabii ki gerçek adını vermeyeceğim. Ahmet. Sürk ama. Ahmet değil ama Türk birisi. Yana gittim ve dedim ki bu uygulundayla bunu kapatma. Yüzüme gülerek baktı ve tamam dedi ve kapattı. Yani yetişkin liderliğini çok erken yaşta öğreniyorlar ve yetişkinin sundu, sınırlara ve çerçeveye uyum sağlıyorlar. Bahçede mesela bir inşaat var ve girilmez diye bir şerit çekilmiş. Oradayım ben de. Çocuğun topu oraya kaçıyor. Benden daha yakın topa. İstesi gidip alabilir. Uzak yerden benim yanıma gelip diyor ki. Topun kaçtı alabilir misin? Yani Türkiye'deki deneyimlerime baktığımdan çocukları bu şekilde eşlik ettiğim dönemlerle çok aktifti sınır sistemem. Yani her an bir şey olabilir. Her an biri yapmaması gereken bir şey yapıp düşebilir. Tırmamaması gereken bir yere tırmanabilir. Ya buralar o kadar karşılıklı olarak hem çocukları hem bizi geren durumlarken sınır sistemimize yük olan yerler. Öyle olunca çocukları kısıtlıyoruz. Çocuklar kısıtlandıkça daha dürtüsel oluyorlar böyle bir döngü. Ama burada bu fark bence gözle görülebilir bir fark. Ya da son bir örnek daha vereceğim yine metroda gözlemlediğim algıda seçiciyle kartıp çocuk olduğu an izliyorum. Nolduğunuz tereyağı yapmadan böyle çaktır oda. Mesela çocuk ayakta duruyor. Boş koltuklar var. Oturmuyor. Babası ile birlikte tutunuyorlar o demire. Ellerini bıraktı metro hareket etti. Babası hemen direği tuttu. Sen baktı çocuk tutmuyor. Ona nasıl durabileceğini öğretti. Bir ayı öne, bir ayı geriye metro hareket ederken nasıl denge de durabileceğini gösterdi ve öğretti. Git otur. Düşersin. Hemen şurayı tut. Ya bak şimdi düşeceksin. Hayır. Dedi ki bak böyle durabilirsin. Tutumak istemiyorsan. Bunlar bana çok çarpıcı geliyor. Çalalım. Bunları gördükçe ister istemez, karşılaştırmayı yapıyorum. Ya çok güzel gerçekten insanların kafasında çok sumutlanacak hem kültürü öğrenmek, hem böyle o ülkenin sistemini eğitimle entegre olan Ebeve'in davranışıyla entegre olan kısmı anlamak için çok çarpıcı ve güzel örnekler verdiniz. Ben olayım tek başına, sinir sistem ya. Bizim ülkemiz için soruyorum. Sinir sisteminden bağımsız olan bir yer var ki hani hier aşıdan bahsettiğiniz, masluğun üçgeninden bahsettiğiniz ya. Siz ülkeye girdiğiniz anda güvenlik sizi tutan bir yerde yani o güvenlik ihtiyacını karşıladığınız. Bu ülkede bizim ülkemizde hem yetişkinlerin hem çocukların güvendi hissetmeyle ilgili ihtiyaçları karşılanamıyor. Çoğu zaman güvenlik ihtiyacı karşılanmadan diğer ihtiyaçlarda olmayıca sinir sisteminden bahsetmek çok mümkün değil sanki. Kesinlik laklısınız yani orada böyle takılıp kalınmış ve bir sonraki aşamaya geçilemiyor gibi. Öyle olunca 30-40 yaşına gelmiş ancak hala, ayrışmakta zorlanan, dürtülerine, duygularına kendi kontrol etmekte zorlanan yetişkinler oluyor. Buralar çok çarpıcı geliyor bana gerçekten. Ben de burada buradan hani dinleyenler için şey söyleyeyim. Aslında politik ayla uğraşan insanlar, bu iktidardan bağımsız bir yerden söylüyorum bunu. Politik ayla uğraşan insanlar farklı ülkelerdeki eğitim sistemlerine, çocuk yetiştirme tarzlarına, gözlemlemek için, o kültüleri öğrenmek için seyahat etseler. Aslında döndükleri yerde, çok büyük değişiklikler yapabilirler. Ama bunun için çok hareketi geçen siyasiye göremediğim için bende buraya ile ilgili üzgünün birazcık. Ben çok teşekkür ederim bu arada benim size sormayı unuttuğum, sizin deneyimleriniz üzerinden paylaşmak istediğiniz başka bir şeyler varsa dinlemeyi çok isterim. Sanırım yok birçok şeyi konuştuk, belki şunu söyleyebilirim. Burada hala sistem işliyoruz ve çağılanım. Gerçekten işleyen sistemi işlediğin sürece değiştirmeyelim gibi bir düzen de var. Kralda da geçiyordu böyle bir söz. Bozulmadıysa neden değiştirelim. Böyle böyle geri kaldığı noktalar da var. Mesela hala birçok şeyin kağıtlarla, mekutuplarla, belgelerin böyle postacı beklediğimiz durumlarda olabiliyor. Ben diyorum ki keşke burada da bir evde evlet olsa, o sağlık, sistay aşağıya ulaşabilsek ve saire. Bu farklılık şimdi aklıma geldi. Biz gerçekten digitalleşme konusunda ve birçok bir okretik işlemi, digital platforma hal etme konusunda bence Avrupa'da çok iyi bir yerli. Sağlık sistemi zaten saatlerce konuşuruz. Her konuştum göç adın ailenin en çok zorlandığı. Her Türkiye seyahatinde buvullarına vitaminler ilaçlar koyup döndüğü bir sağlık sistemiyle gidiyorlar. Çoğunlukla Avrupa'da. O yüzden ülkemin bu kısmıyla da gerçekten gurur duyduğumu söyleyeyim istedim. Özelleşmiyorlar ama işte özelleşmeye gitmiyorlar. Türkiye'de bu kadar ulaşılabilir olması çok rahat her gittiğimizde buna şükrediyoruz. Ancak devlet bunu tek elinde tuttuğu içinde bu zorluklar aslında o açıdan bakınca da anlaşılır oluyor. Çok anlaşıldı. Çok teşekkür ederim. Gerçekten o kadar keyifli bir sohbet oldu ki ben hani bu kadar hem meslek taş tarafından hem bir hesa deneyim yüz üzerinden çok fazla şey öğrendim. Kafamda bir şeyler çok daha netletti ve çok güzel geliyor bana. Aynı ülkeden hatta aynı şehirden farklı göçmen ailelerle ya da göçmenlerle konuştuğumuz ama hepsinden farklı bir şey öğreniyorum. Bu da bana tekrar tekrar şunu hatırlatıyor. Herkesin göç süreci biricik ve bu sürecin geçişlerin herkes farklı şekilde yönetiyor. Ben çok teşekkür ederim konuk olduğunuz için. Ben çok teşekkür ederim davetiniz için ben de sizin sıkı takipçinizin gezmeyi de ne kadar sevdiğinizi biliyorum. Şimdi böylelikle de farklı insanların hayatlarını da ziyaret etmiş deneyimlerini de keşfe çıkmış gibi oldunuz bence. İyi ki varsınız devam edin. Ayrıca bir süreç. Çok teşekkür ederim çok sağ olun. O zaman sevgili dinleyen global evvelinlik pusulasının bu bölümünde sonuna geldik. Bundan sonraki bölümlerde görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Ecem, uzman psikolog olarak göçmen aileler ve çocuklarla çalışıyor, kendi göç deneyimini paylaşıyor.
  2. Göç sürecinde sosyal destek, önceden bilgi edinme ve güven hissinin önemi vurgulanıyor.
  3. Kültürel adaptasyonda dil becerileri, farklı kültürlerle etkileşim ve mesafe algısı zorluk yaratabiliyor.
  4. Çocukların adaptasyonu yaş, ailenin tutumu ve dil maruziyeti gibi faktörlere bağlı olarak değişiyor.
  5. Mesleki pratikte anadil ve kültürel hakimiyetin danışan ilişkilerinde kritik rol oynadığı belirtiliyor.

Summary:

Podcast konuğu uzman psikolog Ecem, hem kişisel göç deneyimini hem de göçmen aileler ve çocuklarla çalışma pratiğini paylaşıyor. Londra'ya eşiyle birlikte öğrenci vizesiyle gelen Ecem, nitelikli işçi vizesine geçiş yapmış. Göç sürecinde önceden burada yaşayan arkadaşlarının sağladığı sosyal destek ve pratik bilgilerin uyumu büyük ölçüde kolaylaştırdığını, güven hissinin önemli olduğunu vurguluyor.

Karşılaştığı zorluklar arasında konut krizi, sağlık sistemine alışma, farklı aksanlardaki İngilizce ve bireyselci toplum yapısı nedeniyle yakın ilişki kurmanın zaman alması yer alıyor. Kraliçe'nin vefatına denk gelen göçü, sembolik bir kapanış ve yeni başlangıç olarak yorumluyor. Mesleğinde Türk ailelerle çalışmayı tercih eden Ecem, anadilin ve kültürel bağlamın terapötik ilişki için vazgeçilmez olduğuna inanıyor.

Çocukların göçe uyumunda yaşın küçük olması, dil öğrenme hızı ve ailenin yaklaşımının belirleyici olduğunu, ancak kaygılı çocuklar için sürecin daha zorlayıcı olabileceğini ifade ediyor. Londra'daki Türk topluluklarının varlığının hem sosyal hem de mesleki anlamda önemli bir destek ağı oluşturduğunu ekliyor.

FAQs

Sosyal destek, göç sürecindeki zorlukları hafifleten kritik bir faktördür. Önceden yerleşmiş arkadaş veya ağlardan bilgi ve konaklama desteği almak, güven hissini artırır ve uyumu kolaylaştırır.

Dil becerilerini geliştirmek için ücretsiz derslere veya konuşma gruplarına katılınabilir. Kültürel farklılıklara alışmak zaman alabilir, ancak açık fikirli olmak ve yerel topluluklarla etkileşim kurmak adaptasyonu hızlandırır.

Çocukların dil öğrenmesi ve kültüre maruz kalması için okul sonrası aktivitelere veya oyun gruplarına katılmaları teşvik edilebilir. Ailenin süreci olumlu yönetmesi ve çocuğun kaygılarını dinlemesi de önemlidir.

Hedef ülkenin sağlık, eğitim ve konut sistemleri araştırılmalıdır. Mesleki denklik veya vize başvuruları gibi pratik adımlar, göç öncesinde tamamlanarak süreç kolaylaştırılabilir.

Yerel Türk toplulukları veya sosyal medya grupları aracılığıyla ağ oluşturulabilir. Kültüre hakim olmak, danışmanlık gibi hizmetlerde anadilin kullanılması, müşteri güvenini ve iş başarısını artırabilir.

Konut bulma krizi, sağlık sistemine erişimde farklılıklar ve kültürel mesafeler yaygın zorluklardır. Sosyal destek eksikliği, bu zorlukları daha da artırabilir.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.