Go back

Truva’yı Buldu Mu, Tahrip Mi Etti? Heinrich Schliemann ve Truva Kazıları

25m 15s

Truva’yı Buldu Mu, Tahrip Mi Etti? Heinrich Schliemann ve Truva Kazıları

Bu podcast bölümü, Heinrich Schliemann’ın Truva kazıları ve “Priamos’un Hazinesi” olarak bilinen buluntuların hikayesini ele alıyor. Schliemann, 1870’lerde Hisarlık’ta yaptığı kazılarda altın takılar, kaplar ve silahlardan oluşan bir hazine ortaya çıkardı ve bunları Homeros’un İlyada destanındaki Kral Priamos’a atfetti. Ancak bu buluntuların aslında Truva Savaşı’ndan çok daha eski, yaklaşık MÖ 3. binyıla ait olduğu anlaşıldı. Schliemann’ın aceleci ve tahripkar kazı yöntemleri, üstteki yerleşim katmanlarını yok ederek arkeolojik bağlamı ciddi şekilde zarara uğrattı. Ayrıca hazineyi Osmanlı Devleti’nden izinsiz kaçırarak Atina’ya götürdü; bu durum Osmanlı’yla hukuki ve siyasi bir krize yol açtı. Hazine daha sonra Berlin’e verildi, II. Dünya Savaşı’nda ise Sovyet ordusu tarafından Moskova’ya taşındı ve bugün Puşkin Müzesi’nde sergileniyor. Bölüm, Truva’nın antik çağlardan beri kutsal bir ziyaret yeri olduğunu, Frank Calvert’in katkılarını ve Schliemann’ın hem kurucu hem yıkıcı rolünü vurguluyor. Schliemann’ın hikayesi, arkeolojinin masum bir bilim olmadığını, servet, iktidar ve milli kimlik mücadeleleriyle iç içe geçtiğini gösteriyor. Sonuçta, Schliemann yanlış tabakayı Truva’ya atfetmiş olsa da Hisarlık’ın gerçekten önemli bir Tunç Çağı yerleşimi olduğunu dünyaya kanıtlamıştır.

Transcription

2521 Words, 19010 Characters

Turkish
[MÜZİK ÇALIYOR] Efendim bu bölümü bütün podcast biriler formlarında podcast olarak. Ve podbimedia uygulamasında ayrı yeten internet sesinde video kest formatında dinleyebilir ya da izleyebilirsiniz. 1873 senesinde genç bir kadın başına altından bir taç geçirip boyunla kat kat gerdanlıklar dizerek o bir zekli bir karsın oturdu. Fotoğraftaki kadın Sofia Sheylem'an üzerindeki zinetlerse kocasının turuada bulunduğunu ilan ettiği meşhur hazinenin parçalarıydı. Haindik Sheylem'an bunları hallenin mücevhelleri diye takdim ediyor. Böylece 3.000 senelik bir destan bir fotoğraf stüdyosunda yeniden sahneye konuyordu. Aradan bir buçuk asır geçti. Kristofurnol'un turu basavaşıyla yakından ilgili olan odise ya destanını filmleştirdi. Bu defa filmin kalasında oyunculardan zendaya kulağına taktığı dev küpelere dikkat çekiyordu. Bu küpelere iddialara göre milletler önce 700'lerde üretilmiş modelyonlardı. 1940'ların başında İran'ın kuzey batısında zviye kasabasında bulmuştu ve bugün İngiliz Lüks mücev her markası Berınland'ın elindeydi. Gürüliciyi üzere turuvanın kaderi bir şekilde tariyesel kaçakçılığıyla kültürel yağmayla kesişiyor. Bizde tarihte acayip ve garaybin bu bölümünde turu ve hazinenelerini ortaya çıkaran son derece tartışmalı bir figürü. Haindik Sheylem'anı ele alacağız. Son daş kazmalarınız ve altın maskeleriniz hazırsa başlayalım efendim. Yurt dışı çıkış harcım ödeyecektim pulunu. Harç ya yok yok pul yoksa ikisi de mi? Bilmenize hiç gerek yok çünkü vergi ve harç ödemelerinizi kolayca yapabilmeniz için garanti bebeye alar. Şimdi yenilenen garanti bebeye ama o bille yurt dışı çıkış harcı, sürücü vergisi, gelir vergisi gibi vergi ve harç ödemelerinizi hemen sorgulayın kolayca ödeyim çünkü biz birlikte yaparız. Ayrıntılı bilgi, garanti bebeye kompteere be. Hiç kaybolmayan kayıp şehir. Bugün turuvan tık genti Çanakkale'deki hisarlık memkiyinde bulunuyor malumunuz. Turuva savaşı büyük ve acı bir final gibi resmedilse de hisarlık mevkıyı aslında hiçbir zaman bütün üle terk edilmedi. Öyün üzerinde sonakya asırlarda yeni yerleşimler kuruldu. Şehir günah ve Roma çağlarında iliyon adıyla yaşamaya devam etti. Atena ili astapınağı, Troy'a kahramanlarıyla ilişkilendirilen kutsal yerler ve civardaki tümülüsler antik çağlarda da bugün olduğu gibi çok sayıda ziyaretciyi cezbediyordu. Bu mezarların gerçekten akileyorsa, patroklosa, yahut ayaksa ait olmaması tali bir meseleydi. Antik dünyanın insanı için mühim olan o coğrafyada homerosun kahramanlarının ayak izlerini görebilmekti. Truva bu bakımdan yanınızca bir şehir değil belki de tarihin en eski öğren yerlerinden biriydi. Milattan önce 480'de, Yunanistan üzerine yürüyen per sükümde arasar hasta buraya uğradı. Her adotun aktardığına göre priyamosun kalesi olarak kabul edilen yere çıktı. Pers rahipleri Troy'a terasına bin sığır kurban etti. Kahramanların ruhuna adaklar sunuldu. Asyadan Avrupa'ya büyük bir ordus evkeden serhasın, turvallara ilgi duyması doğaldı. Ötüyandan bu hadiseden takri ben 150 sene sonra, büyük iskender aynı güzel gâhı bu sefer ters istikamette kat etti. Milattan önce 334'de Asya seferine başlarken ilgi ona gitti. Atenaya kurban sunduğu, kendi zırhını tapınağa bıraktı ve Troy'ya savaşından kaldığına inanılan bazı silahları yanına aldı. Akili yusun mezarı kabul edilen tümülüse çelen koyduğu en yakın dostu Hepai istiyon da Patroplos'un mezarı da merasim yaptı. İskender kendini akili yusun, Hepai istiyon ise Patroplos'un yeni bir misali gibi sunmak daydı. Böylece Persefer'i basit bir askeri hareket olmaktan çıktı, Homeros testanının yeni bir perdesine dönüştü adeta. Romallar devrinde ilgi onun itibarı daha da arttı. Zira Roma, menşeyini, dikılan şehirden kaçan Truva Prensi ayağını yasadayan duruyordu. Jülü sezarın mensubu olduğu Jülü'yi ailesi, soyunu ayağın asını olduğu Jülü'üz üzerinden tanrıça verinize kadar götürmekteydi. Zira'yı, İlyona imtiyazlar tanıdı. Onun ardından abustus, mirattan önce 20 dolarında şehriz yarat etti ve bazı yapıların hiyasını destekledi. Hadrian devrinde de kendi imar faaliyetleri görüldü. İlyon Roma'nın gözünde malup bir düşmanın haramesi değil, imparatorluğun uzak eclidadının vatanıydı. Bu ziyaretlerin en acayibi ise karakalla'ya aitti. bir hator turfa'ya geldi. Akileosun mezarını çiçeklerle donattı ve kendisini adeta yeni akileos ilan etti. Yanındaki azatlısı Fesut, burada ölünce, Cenazesi Patroklus'un merasmine benzeterek düzenlendi. Her o diyen Fesut'un hastalıktan öldüğünü söylüyorleler bulunduğu gibi kara kalla kendi oylunda bir patroklasa ihtiyaç duyduğu için bu zavallı hizmetlinin zihillendiğine dair dedikodular bulunduğunu da aktarır. Bu elbette bir söylentidir. Fakat imparatorun Homerik merasmlere karşı iştiyaka düşünün dünde çadaşlarının zihnin de niçin böyle bir şüpenin doğduğu anlaşılabiliyor. Her o diyenin kaydettiği daha gülünç bir ayrıntıya göre neredeyse kele olan kara kalla Cenaze ateşine saçından bir tutam atmak istemiş, fakat bu dramatik chest için başında pek az malzeme bulabilmişti. Demek ki turu varın adı ve genel geografyası hiçbir zaman unutulmamıştı. Geçantik çağda küçülen ilyon bir psikopostluk merkezi olarak bir müddet day yaşadı. Zamanla yapılarç yoktu, hisarlık yeniden bir harabe tepesine dönüştü. Kaybolan şey, turoyanın bulunduğuna dair umumuy bir hafaza değil, Homeros'un şehrinin tam olarak hangi tepenin ve hangi tabakanın altında yattığına dair katıyı bilgilerdi. İşte 19. asrın alimleri ile macera pereslerini bu sualin peşine düştüre. İslimandan evvel turuvaya arayanlar. 18. 19. asrlarda turuvabölügesi, seyyahların, diplomatların ve klasik, fonologi meraklılarının urak geneydi. Homeros'un misraları adeta bir arazi kruksi gibi okunuyor, nekirler, tepeler ve sahili olan mesafeler karşılaştırılıyordu. Fransız diplomat vs. cambaptis ile şavaliye turuvayı hisarlıkta değil daha güneydeki punar başı civarında arabıştı. İskoc gazteci ve cevore afiyacı, Charles Meckler'ın ise daha şiileman ortaya çıkmadan hisarlığın kuvvetli bir aday olduğunu savunmuştu. Dolayısıyla ortada birbiriler de kabete den teklifler, birbiriyle yarışan haritalar ve uzun zamandır devam eden bir münaka kaşabardı. Bu hikayede, gölgede kalan isimlerden biri Frank Calvertir. Çanakkale diye şiyen levantenlerden kalver dailesi diplomasiyle ticaretle ve antik eser merakıyla anılmaktaydı. Ailenin hisarlık arazisinin bir bölümüne sahip olması, Frank Calvert'e burada küçük çaplı kazılar yapma imkanı verdi. Calvert teperini altında eski yerleşim tabak alanın bulunduğunu keşfetti. Ve Homeros'un turuvasının burada aranması gerektiğine kanat getirdi. Fakat onun şiilemanın serveti kadar büyük bir sermayesi, hele hele dünyayı ayak aldıracak bir reklam kudreti yoktu. Şiileman 1868'de turuba'ya geldiğimde başlangıçta punar başa önerisini değerlendirdi. Ancak arazinin Homeros'un tasviriyle uuşmadığını gördü. Calvert'in ısrarı ve sahadaki bilgisi onu hisarlığa yöneldi. Kısacası Calvert doğru tepeği gösterdi, şiileman da işe koyuldu. Buranın hemen turuba şöhretinin tamamı şiilemana kalacaktı. Tütcardan Homeros'u kahramanına. Heinlik Şiileman 1822'de Meclem Burk'da doğmuş bir almandı. Genç yaşta ticareti atıldı. Amsterdam'dan P.S. Burga Amerika'dan akdenizi uzanan hareketli bir hayat sürdü. Altın avcılığına soyundu. Rusya'da yürüttuğu ticaret ve kırım savaşı yıllarındaki faaliyetleri sayesinde büyük bir servete malik oldu. Onun çok sayıda diliksa zamanda öğrendiği söylenir. Bunu başarmak için yüksek sesle okuma ve ezber usulünü kullandığını Şiileman övünerek anlatıldı. Ayrıca onun anlattıklarını doğru kabul edecek olursak, çocuk gelin resimli bir dünya tari kitabında araylar içindeki turuba'yı görmüş ve babasına bir gün bu şehri bulacağını söylemişti. Şiilemanın kabiliyetlerinin bir kısmı hakikaten dikkatçe gidiydi. Fakat kendi hayatını anlatırken mübalaya meyilli olduğunu da hatı da tutmak gerek. Şöyle ya da böyle Homeros merakı zamanla Şiileman'ın bütün hayatını kuşattı. Avrupa'da Fili Helen yani Yunan sevdağlısı söylemin yükseldiği. Avrupa'nın düşüsel köklere'nin Yunanistan'da aradığı yıllarda o yıllar da o yıllar. Ne dekim Şiileman'da ilk evliliğinin sona her mesinden sonra kendisine Yunan bir eşaradı. Ve kendinden hali genç olan Sofya Engastro Meyanoz'la evlendi. Çocuklarına Andromache ve Agamemnon adlarını verdi. Atina'da görkemli bir korak yaptırdı ve bu konuğa ilyu melathologi. İstron yani Ilyon sarayı dedi. Şileman için Homeros okunup tarafa kaldırılacak bir şair değildi. O içinde yaşanacak bir âlemin mimarayı da ona göre. Şileman da o âlemde kendisine bir baş rol aramaktaydı. Hısarlıkta kazma sesleri. Şileman 1870'de Hısarlıkta ilk kazı taşıbı üzerine girişti. Esaslı kampanyalar ise Osmanlı makamlarından alıran izinler çelçevesinde 1871'de başladı. Osmanlı da bir asara atikan izam namesi vardı. Ancak oldukça zayıf bir düzenlemeydı bu. Kazıların denetlenmesi adına teknik imkanlarda o günlerde sanırlıydı. Zaten Şilemanın zihnindeki hedef bir hüyün binlerce yıllık isken tarihini öyle sabırla çözmek falan değildi. O en kısa yoldan homerosun turuvasına ulaşmak istiyordu. Burada devir şartlarını da unutmamak gerek. Arkioloji henüz bugünkü usilleri kayıt kaydeleri ve meslek ahlakıyla tam teşekkür etmiş bir ilim değildi. Kazıcılık antika koleksiyonculuğu, defini arayıcılığı birbirine karışmış bir vaziyetteydi. Ortada bir grisaha bulunuyordu. Fakat bu hakikat Şileman'ın bütün kusurları da malzur göstermez. Zira unulaştırdığı büyük yarma, kendi zamanının ölçülerine göre dahi, fevkala'da aceleci ve taripkarda. Şileman'ın talimatıyla işçiler, hisarlığın ortasında derin bir hendekajdı. Bugün Şileman yarması olarak anılan bu kesik, hüyün kalbine indirilmiş bir kılıç darbesine andır. Şileman homerosun kendinin enatta bulunacağına inanıyor, üstteki Yunan ve Roma tabakalarını. Hatta daha geç tunt çav kalıntılarını birer malloz yılını gibi kaldırıp atıyordu. Oysa turuva tek bir şehir değildi. Aynı tepenin üzerinde yangınlar, depremler ve yeniden inşaalarla üst üste kurulmuş çok sayıda yerleşim vardı. İşin hazin tarafı da buydu. Şileman, Priyam olsun sarayına ulaşmak için kazdığınız anarken, Priyam olsun var sayılan devrine daha yakın tabakaların. İçinden geçip yaklaşık 1000 sene daha eski bir şehre eleşiyordu. Yani aradığı turuvağı bulmak uğruna yine aradığı turuvağı ayıt olabilecek izlerin bir kısmını da yok etmişti Şileman. Modern archeolojide bir duvarı veya çanak parçasını kıymetli kılan yalnızca malzemenin kendisi değildir. Hangi tabakada neyle beraber ve nasıl bulundun? Şilemanın süratli kazısı işte bu bağlan bilgisinin mühim bir bölümünü ebediyen ortadan kaldıdı. Meselinin tam bu noktasında sizlere sirenlerin sesini duymayasınız diye kulaklarınızda balmunu sürmek adına kısa bir mola zamanı tanıyayım. Şileman bu acemi ve hayrat kazma tekniler rağmen 31 mayıs 1870'u de hayatının en meşhur keşfini gerçekleştirdi. Altın taşlar ve gerdanlıklar, küpeler, gümüş ve bakır kaplar, silahlar ve başka kıymetli eşyalardan meydana gelen bir buluntu toplu ortaya çıkmıştı. Şileman bunları teledüsüz bir biçimde kral priyam olsun hazinesi iler ettim. Komarosun anlattığı felaket sırasında saraydan kurtarılmaya çalışılan serveti bulduğuna inanıyordu. Yahut dünyanın burayı namlasını istiyordu. Keşfini nasıl gerçekleştiği bugün dahi münakaşaldır. Şileman'ın anlattığına göre işçilere paydos ettirmiş, hazinenin başında yanınızca eşi sofya ile kalmış ve eşyaları onun şalına doldurmuştu. Fakat mektuplar sofyanın o gün turuva da olmadığını gösteriyor. Hazinenin tamamının tek bir noktadan ve tek seferde çıkıp çıkmadığı da tatışmalı. David Trel gibi araştırmacılar, Şileman'ın anlatısındaki çelişkilerden hareketle, buluntu grubunun farklı zamanlarda ele geçen farklı parçalardan tertib edilmiş olabileceğini ileri sürmekleler. Tabi bu kesinleşmiş bir hüküm değil, arkeoloji tarihindeki ciddi bir tartışma olarak kaydetmiş olalım. Hazinenin bütün üyle sahhte olduğunu gösteren katı bir delilimizde yok. Şüphe daha ziyade, keşif anlatısının ve buluntuların bir araya geliş biçiminin gerçekliği üzerinde. Şilemanın daha büyük hatası ise tarihlemeydi. Onun piryamosa nispet ettiği hazine turuva iki tabakasına, kabaca Milattan önce üçüncü bin yılın ortalığını aittir. Turoyasa başının tarihi bir çekirdiği varsa, bu savaş gerçekten cereyan etmişse, bunun Milattan önce on üçüncü Yahut 12. ası dağranması gerek. Dolayısıyla Priyamos'un hazinesi ilmi bir teşisten ziyade, fevkara'da başarılı bir marka ismiydi. Şilemanın yanlış hükümdarı ait olduğunu söylediği, yanlış bir hazineyi, yanlış tabakada bulması enteresandı. Fakat verdiği isim o kadar caziptik ki, bugün dahi kullanılmaya devam edin. Videokestimizin başında atıfta bulunduğun fotoğrafta, bu reklam dehasının bir parçası idahasında. Bir arke orajı kovrucuğ, kuru kuru bir kazı raporunun sayfalarından çıkarılıp, homerosun kadınlarına, bir hastada helene bağlamıştı. Bu reklam kampanyasının tap modeli de, atinalı sofyanında. Dolayısıyla, heleni siyahi olarak resmeden nolandan farklı olarak, atinalı bir kadın, helenicandan duruyordu. Tabii helenin gerçekten yaşayıp yaşamadığı, bu altınları görüp görmediği tartışması bir yana. Mücevheller, helenin var sayılan çağından çok daha eskildi. Lakin bu kampanyanın hedef kitlesi tarih düşkünleri değildi. O günlerde güzel bir fotoğraf, kamuoyunu bir kaç saniyede ikna edebiliyordu. Osmanlı Devleti ile Hazine kavgası. Şilemanın karşısındaki mesele yalnızca bu ilmi hatalar değildi. Kaza izline göre önemli buluntuların Osmanlı makamlarına bildirilmesi gerekiyordu. Oysa Hazine'yi sakladı ve gizlice atına'ya çıkardı. Duruma anlaşılınca Osmanlı Devleti bu kukuy yollara başvurdu. Atina'da hakkında davaa açıldı. Şilemanın malları üzerine tedbir konulması islendi. Sürek sonunda Şileman tazbünatörleri. Hatta hükmedilen meblağın üzerinde bir ödeme yaparak meseleyi kapatmaya ve yeniden kaza izleyi elde etmeye çalıştı. Ne var ki Hazine hiçbir zaman Osmanlı topraklarına geri döndüyecekti. Bu noktada sıkıca başvurulan ya o devirde herkes böyle yapıyordu mazereti pek de doğru değil. 19. asırda eski eser hukuku'nun bugünkü kadar gelişmediği doğru. Fakat Şileman'ın elinde bir Osmanlı ruhsatı vardı. Ve bu ruhsatta bulunan eserlerle ilgili hükümler bulunuyordu. Yani Şileman'a eleştirirken anakronik bir yorum yapıyoruz. Şileman kendi devrinde tabi olduğu izin şartlarını ve yasaları da ilerledmişti. Bunlar hemen uluslararası hukuk ve ondan da çok siyaset. Osmanlı makamlarının Hazine'yi geri alması için pek de el verişli değil de o günlerde. Şileman buradan yüz bularak Hazine'yi daha sonra çeşitli Avrupa Devletlerine ve müzelere teklif etti. Nihayet koleksiyonun mühim bir kısmını berline verdi ve eserler Alman kamuoyunda milli bir gurur vesilesine dönüştü. Böylece turva toprağından çıkar ve priyamosa ait olmayan priyamos hazinesi Osmanlı Devleti'yle Yunanistan'ı ardından alman yeyi için alan milletler arası bir mülkiyet kavgasının merkezine yerleşti. Hayriş Şileman 1890'da Napoli döldüğünde arkasında yan hızca turva kazılarını bırakmıştı. Mikende bulduğu altı maskelerden birini aynı acelecilik de akamem nona bağlamış. Fakat bu maskeninde geleneksel turoya savaşı tarihinden daha eski oldu anlaşmıştı. Doysi ile Şileman aceleci hükümler veren bir hazine avcısı olarak taraya geçti. Atina'daki gösterişli mezarı Homeros dünyasından sahnenerle ve kendi kazılarının tasvirleriyle bezendi. Hayatı boyunca kurduğu destan ölümünden sonra taş üzerine nakşedirmiştanlayacağınız. Hazinenin ikinci yolduğu. Sözde priyamos hazinesinin macerası Şileman'ın ölümüyle sona ermedi. Berlin'de sergillenen eserlerin önemli bir bölümü, ikinci dünya savaşının sonunda ortadan kayboldu. Uzun müddet derdoğulduları bilinmedi. Daha sonra sovyet birliklerinin hazineyi savaşkanimet olarak muskova'ya götürdüğü açıklandı. Berlin düşerken şehre gilen sovyat orduları priyamosun hazinesini de ele geçirmişti. Nitekim bugün hala'nda ha ana parçaların mühim bir kısmı, puşkin devlet güzel sanatlar müzesinde. Böylece aynı hazine iki ayrı kaçırılma, Yahut el değiştirme hikayesinin kahrabanı oldu. Önce Şileman tarafından Osman ülkesinden çıkarıldı, ardından sovyet ordus tarafından Almanya'dan götürdü. Türkiye eserlerin çıkarıldığı toprağı ve Osmanlı koku, Almanya Şileman'ın bağışını ve müzerek oleksiyonunu, Rusya'yısa savaşın doğurduğu tarihi hesaplaşmayı ömpelen açıkardı. Böylece bu antik hazine, kendisinden çok sonra kurulmuş terletlerin hafıza ve mülkiyet mücadelesine dahil oldu. Bu mücadele zaman zaman hararetleniyor. Gerek alman gerek Türk kamuoyumda, bu hazinelerin yadisinin zaman zaman sester yükseliyor. Elbette burada asıl tatlıçın. geçmişin kime ait olduğu. Bir tarihi eser, onu bulan kişiyemi, kazıge izin veren devletemi, onu muhafaza eden müciemi, savaşta ele geçiren galiba mi, yoksa çıkarıldığı toprağı mı aittir? Bu soru henüz sağlıklı bir biçimde cevaplanmış değil. Öteyandan Şiileman'ın hikayesi, arkeolojinin yanlılıca eski taşları tarihlendiren masum bir ilim olmadırını. Servet, iktidar ve milli itibarla, daha imat temas halinde bulunduğunu gösteren mühim bir hikaye. Yanlış tabaka doğru tepe. Şiileman'ın ilk tespitleri zamanla yanlışlandı, dediğim gibi. Kazlara katılan Mimar Wilhelm IV Felt, yapa tabakalarını daha dikkatli ayırdı. Ve görkemli surularıyla turuva altının homerosun şehri için daha makul bir alay olduğunu savundu. 1930'larda kazı yapan Carl Blegen ve Kibis'e turuva 7 A katman üzerinde durdu. Bugün tarissel bir turuva savaşı, dediğim gibi şahit geçandıysa, bunun turuva altı katmanının sonu veya turuva 7 A ile balkan tıl olabileceği düşünülüyor. Tabi ancak homerosun anlattığı 10 yıllık muhassaranın, tahta atın ve destandaki kahramanların bile bir tarihi hakikat olduğunu ispatlayan herhangi bir buluntundan bahsedemiyoruz. Şiileman'ın kaba yarması ile başlayan çalışma, giderek daha dikkatli ve disiplinler arası bir araştırmaya dönüştü. Ve bugün de sürüyor. Netice'de Şiileman'ın garip bir şekilde hem yanıldığı hem de haklı çıktığını söyleyebiliriz. Yanlış tabakayı homerosun turuvasız annetmiş alabilir, yanlış hazineyi priyamasa bağlamış de olabilir. Fakat kendi keşif hikayesini son derece doğru bir biçimde süslenmiştir. Frank Calvertin'de yardımıyla kazdığı hisarlığın gerçekten tünç canında önemli ve uzun emirli bir yerleşim barındırdığını bütün dünyaya gösteren ne olmuştu. Onun açlığı tartışma, Ege ve Anadolu tül çağıraştırmalarının teşek gülünde büyük bir rol oynadı. Belki de onun hakkında verelebilecek en doğru yükübşudur. Şiileman hem kurucu hem tahripker, hem önce hem de defina büsüydü. Şiileman'ın en büyük keşfi belki de turva değildi. Modern dünyanın bir arkeolu, Akileyus, Yahut Odisi hus gibi testan kahramanı olarak görmek istediğini fark etmişti Şiileman. O da toprağın altından çıkardığı altınlar kadar parlak, onlar kadar münağa kaşalı ve kalıcı bir eser meydana getirdi. Kendi ayet kağıyesini. Evet efendim, böylece bir bölümün daha sonuna gelmiş oluyoruz. Bu mevzuyu kapatmadan önce sizlerden şayet bendenizi hot kesplereforlarında dinliyorsanız, takip et ve benzeri butonlara basmanızı istirham ediyorum. Bir sonraki bölümün üstüne görüşmek üzere, haklı kalın, hukutlakalım, sağlayacaklık alınacaksın.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Heinrich Schliemann, 1873’te Hisarlık’ta yaptığı kazılarda “Priamos’un Hazinesi” olarak adlandırdığı altın eserleri buldu; ancak bu buluntular aslında Truva’dan çok daha eski bir döneme aitti.
  2. Truva’nın yeri, Schliemann’dan önce Frank Calvert tarafından doğru tespit edilmişti; Schliemann, Calvert’in bilgisiyle Hisarlık’a yöneldi ama şöhreti kendisi topladı.
  3. Schliemann, kazılarda üstteki yerleşim katmanlarını tahrip ederek arkeolojik bağlamı yok etti; bu, onun hem kurucu hem yıkıcı bir figür olduğunu gösteriyor.
  4. Hazine, Osmanlı Devleti’nden izinsiz çıkarıldı; bu durum uluslararası bir mülkiyet krizine yol açtı ve eserler önce Berlin’e, ardından II. Dünya Savaşı’nda Moskova’ya götürüldü.
  5. Schliemann’ın “Priamos’un Hazinesi” adlandırması bilimsel olarak hatalıydı; hazine, Truva Savaşı’ndan yaklaşık 1000 yıl öncesine aitti.
  6. Modern arkeolojide Truva Savaşı’nın tarihi, Truva VI veya VIIa katmanlarıyla ilişkilendirilse de Homeros’un destanındaki olayların doğruluğu kanıtlanmış değil.
  7. Schliemann’ın hikayesi, arkeolojinin servet, iktidar ve milli itibarla iç içe geçtiğini gösteren önemli bir örnek olarak kabul ediliyor.

Summary:

Bu podcast bölümü, Heinrich Schliemann’ın Truva kazıları ve “Priamos’un Hazinesi” olarak bilinen buluntuların hikayesini ele alıyor. Schliemann, 1870’lerde Hisarlık’ta yaptığı kazılarda altın takılar, kaplar ve silahlardan oluşan bir hazine ortaya çıkardı ve bunları Homeros’un İlyada destanındaki Kral Priamos’a atfetti. Ancak bu buluntuların aslında Truva Savaşı’ndan çok daha eski, yaklaşık MÖ 3.

binyıla ait olduğu anlaşıldı. Schliemann’ın aceleci ve tahripkar kazı yöntemleri, üstteki yerleşim katmanlarını yok ederek arkeolojik bağlamı ciddi şekilde zarara uğrattı. Ayrıca hazineyi Osmanlı Devleti’nden izinsiz kaçırarak Atina’ya götürdü; bu durum Osmanlı’yla hukuki ve siyasi bir krize yol açtı.

Hazine daha sonra Berlin’e verildi, II. Dünya Savaşı’nda ise Sovyet ordusu tarafından Moskova’ya taşındı ve bugün Puşkin Müzesi’nde sergileniyor. Bölüm, Truva’nın antik çağlardan beri kutsal bir ziyaret yeri olduğunu, Frank Calvert’in katkılarını ve Schliemann’ın hem kurucu hem yıkıcı rolünü vurguluyor.

Schliemann’ın hikayesi, arkeolojinin masum bir bilim olmadığını, servet, iktidar ve milli kimlik mücadeleleriyle iç içe geçtiğini gösteriyor. Sonuçta, Schliemann yanlış tabakayı Truva’ya atfetmiş olsa da Hisarlık’ın gerçekten önemli bir Tunç Çağı yerleşimi olduğunu dünyaya kanıtlamıştır.

FAQs

Schliemann, 1870'te Hisarlık'ta kazılara başladı ve Frank Calvert'in yönlendirmesiyle bu bölgenin Truva olduğunu düşündü. Ancak aceleci kazı yöntemleriyle üstteki tabakaları tahrip etti ve yanlış tabakaya odaklandı.

Priamos'un Hazinesi, Schliemann'ın 1873'te Hisarlık'ta bulduğu altın ve değerli eşyalardan oluşan bir buluntu grubudur. Schliemann bunları Kral Priamos'a ait olduğunu iddia etse de, aslında çok daha eski bir döneme, MÖ 3. binyıla aittir.

Schliemann, Homeros'un Truva'sına ulaşmak için üstteki tabakaları hızla kaldırdı ve bu süreçte önemli arkeolojik bağlam bilgilerini yok etti. Bu yüzden hem aceleci hem de yıkıcı bir kazıcı olarak anılır.

Hazine, Schliemann tarafından Osmanlı'dan kaçırıldıktan sonra Berlin'e verildi. II. Dünya Savaşı'nda Sovyet askerleri tarafından ele geçirildi ve bugün büyük bir kısmı Moskova'daki Puşkin Devlet Güzel Sanatlar Müzesi'nde bulunuyor.

Truva Savaşı'nın tarihsel bir gerçek olup olmadığı kesin değildir. Eğer yaşandıysa, bunun Truva VI veya Truva VIIa tabakalarıyla ilişkili olabileceği düşünülüyor, ancak Homeros'un anlattığı destanı doğrulayan bir buluntu yoktur.

Frank Calvert, Hisarlık'ta kazı yapan ve buranın Truva olabileceğini savunan bir araştırmacıydı. Schliemann'ı bu bölgeye yönlendirdi, ancak keşfin şöhreti yalnızca Schliemann'a mal edildi.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.