Sunucu Melisa, podcastinde geçmişteki sinirli ve agresif halinden şu anki daha sakin haline nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Eskiden her küçük olaya hemen tepki verdiğini, çabuk parladığını ve bu tepkileri karakteri olarak gördüğünü söylüyor. Ancak zamanla fark ediyor ki aslında sinir sistemi sürekli alarmdaymış ve bu durum dünyayı tehdit algılamasına neden oluyormuş. Öfkenin altında genellikle yorgunluk, anlaşılmama, kırgınlık gibi başka duygular yatıyor. Sakinleşmeyi yanlış anladığını belirten Melisa, sakin olmanın pasiflik veya suskunluk olmadığını, kendini kaybetmeden orada kalabilmek olduğunu vurguluyor. İlk tepkinin her zaman gerçek benliği yansıtmadığını, bazen sadece tetiklenmiş hal olduğunu öğrenmiş. Artık öfkelendiğinde bedenine dikkat ediyor; nefesini yavaşlatıyor, hemen cevap vermiyor, mesajı yazıp göndermeyi erteliyor. Her şeyi kişisel algılamamaya çalışıyor çünkü çoğu zaman insanlar kendi mücadeleleriyle meşgul. En önemli değişim, olayların geçmişteki yaralara dokunduğunu fark etmesi olmuş. Sonuç olarak, sakinleşmenin kendini dövmekle değil, şefkatle bakmak ve yeni yollar öğrenmekle başladığını söylüyor.
Selamlar o zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz ben Melisa. Geçenlerde arkadaşımız halihle bir bölüm yapmıştık. Orada ona böyle benitandığını ilk zamanki halimle. Şimdi ki halim arasında ne fark var diye bir soru sormuştum. O da sen eskiden daha sinirliydin, agresif biriydin. Artık daha sakinsin, oğgunlaştığın büyüdün, tarzına bir cevap vermiştim. Sonra ben bunun üzerine bir düşündüm. Çünkü dönüp bakınca gerçekten yani ben de kendimde bunu inanılmaz fark edebiliyorum. Yani açık konuşalım ben bu konunun doğuştan sakin dingin. Sen bahçesi gibi gazetin izin değildin arkadaşlar. Ben eskiden daha sinirliydim. Yani daha çabuk parlardığım, daha hızlı tepki verirdim. Bir şey canını sıktığında onu hemen böyle belli ederdim. Yedirek söylerdim ya da böyle içimde büyütür büyütür. Sonra bomb başka bir yerden patlardım. Ve o anlarda da kendimi çok haklı hissederdim genel olarak. Hani böyle birisana bir şey söyler ses sonu bitik yanlış gelir falan ya. Ya da bir mesaj atarsın, geç cevap gelir böyle. Biri seni anlamaz, birisinir ne aşağıya, birisana görüse açıma bir davranış yapar. Ve senin içinden hemen bir şey böyle yükselir ya. Böyle bir sıcaklık gelir hani kalbin hızlanır yüzün gerileri, çenen sıkılır falan. İçinden geçen de şu ses olur genelde. Bu da şimdi cevap vermem lazım. Yani ben eskiden gerçekten böyleydim. Sanki o an cevap vermezsem hani yenilmişim gibi. Sanki alttan olursam ezilmişim gibi ya da. Sanki sakin kalırsam karşı taraf kazanacakmış gibi. Ama sonra bir noktada fark ettim ki ben çok tartışmadan haklı çıkıyordum belki ama huzurlu çıkmıyordum yani. Evet belki de fımı söylüyordum, belki kendimi samonuyordum, belki karşı tarafı ne düşündüğümü belli ediyordum. Ama sonra ne oluyordu? Günün geri kalanında ben o olayın içinde kalıyordum. Kanç taraf hayatına devam ediyordu belki. Ama benim kafamda o konuşma devam ediyor du sürekli. Şunu da sevdim daha mi iyi olurdu? O bana niye öyle dedi? Aslında ben çok daha güzel cevap verebilirdim. Bir daha böyle yaparsa şöyle derim falan. Yani olay bitiyor da ama benim içimde bitmiyordu. Ve galiba bu bölümün en temel cümlesi diyebileceğim, cümle de şu oluyor bu noktada. Tebkiyi dışarı veriyorsun ama yan kısı içeride kalıyor. Ben bunu gerçekten çok geç fark ettim hani eskiden sinirlerinince kontrol bende sanıyordum. Çünkü tebki veren bendeyim, konuşan bendeyim, res çekemm bendeyim, ne bileyim lafı koyan bendeyim falan. Ama aslında çoğu zaman kontrol bende değilmiş ki yani kontrol tetiklenen tarafımda imiş. Bu çok acayip bir farkındalık bence. Çünkü insan kendini sinirliyim ben hani diye tanımlayınca sanki bu bir karakter özelliymiş gibi geliyor. Yani ben böyleyim, ben haksızla gelemem, işte ne bileyim ben içimde tutamam. Benim damarlarımı basmayacaksın, benim sabrımı zorlamayacaksın falan gibi. Yani bunların bir kısmı tabii ki gerçek de olabilir. Haksızlı ha tamirle demeyebilirsin, net bir olabilirsin, duygularını saklamayan bir olabilirsin. Ama bazen ben böyleyim dediğim şey aslında sinir sistemimizin uzun zamandır böyle bir alamda olması olabiliyor. Ben eskiden tepkilerim karakterim zannediyordum, mer sinir sistemim sürekli alamda imiş yani. Ve o alerini çalışırken dünya daha tehdit kal görülmeye başlıyor. İnsanlarına sestoruna daha sert geliyor, mesaj zeki noktabile bir anlam taşıyor. Birinin geç cevap vermesi ikisi zik gibi geliyor, birinin kısa konuşması soğukluk gibi geliyor, birinin eleştirisi sağlığı gibi geliyor. Sonra sen tek bir olaya tepki verdiğini sanıyorsun ama aslında o olayın arkasında birikmiş onlarca şey oluyor. Belki uykusuzluğuk, belki yorgunluk, anlaşılmamahisi, birikmiş kırgınlıklar sürekli güçlü durmaya çalışma hali, kontrolü kaybetme korkusu, belki çocukluktan gelen bazı öğrenilmiş savunmalar. Belki de sadece uzun zamandır gerçekten dinlenememiş bir beden var. Ben bir dönem şunu çok yaşadım, küçük bir şey oluyor ama benim tepkim hiç küçük olmuyor tamam mı? Sonra dönüp döküyorum diyorum ki, ya bu olay gerçekten bu kadar büyük müydü kardeşliğim yani. Hayır diyorum ama benim için de dokunduğu yer büyüktu. Bunu fark edince insan kendine biraz daha farklı bakmaya başlıyor gerçekten. Çünkü belki de sen çok sinirli biri değilsin. Belki çok yoğurulduğum belki çok fazla şey tek başına taşıdın. Belki hep kontrol etmek zorunda kanaldın. Belki de bedenin artık en ufak şeyde tehlike var diye alarm çalmaya başladı. Ve bu noktada sakinleşmek dediğim şey de bence biraz yanlış anlaşılıyor. Sakin olmak hiçbir şey tepkivarmamak değil arkadaşlar. Ya da haksızlığa susmak değil, sınırlarını kaldırmak değil. Herkes bana istediği gibi davransın, ben de pamuk gibi olayım falan hiç değil. Sakin olmak şu bence bir şey olduğunda kendini tamamen kaybetmeden orada kalabilmek. Yani sinirlen sen de kendini yok etmemek orada. Üzül sen de bütün gün o duyguya teslim etmemek. Tetiklen sen de ilk gelen tepkinin seni yönetmesine izin vermemek. Çünkü ilk tepki her zaman gerçek benlüğümüz olmayabiliyor. Bazen ilk tepki sadece tetiklenmiş halimiz oluyor. Yani ben bunu kendimde gerçekten çok gördüm. Bir şey oluyor böyle. İlk içimden gelen cevap çok ser. Çok keskin. Çok böyle hani şimdi göstereceğim ben sana gibi bir modda. Ama biraz bekleyince, biraz böyle nefes alınca, biraz bedenim sakinleşince aynı olaya başka bir yerden bakabiliyorum. Ve artık kendime de şunu hatırlatmaya çalışıyorum bir noktada. İlk tepkin ben değilim ya hani ilk tepkim benim tetiklenmiş halim aslında. Bu cümle benim hayatımda çok şey değiştirdi. Çünkü eskiden böyle bir duygu geldiği anda onunla hareket etmek zorundan bir şimdiki hissederdim. Sinirlendiysen söylemeniyim, kırıldığıysen belli etmeniyim. Rahatsız olduysam hemen hemen hemen tepki vermeniyim böyle. Ama şimdi şunu öğreniyorum. Bir duyguyu hissetmek başka, o duyguyla hareket etmek başka. Sinirlenebilirim. Ama o sinirlemezajatmak zorunda değilim ya da kırılabilirim. Ama o kırgınlıkla suçlayıcı konuşmak zorunda değilim. Veya tetiklenebilirim ama o tetiklenmiş halimle karar almak zorunda değilim. Yani bu benim için kolay olmadı bu arada. Yani böyle işte bir sabah uyandım da artık çok sakinim. Ne bileyim kuşlu, alakollucuyorum falan gibi bir şey olmadı. Keski öyle olsaydı bayağı da iyi olurdu yani. Ben hala sinirleniyorum. Hala bazı şeyler beni tetikliyor. Hala içimden eski ben çıkıp şimdi var ya buna öyle bir cevap vereceğiz ki falan diyor. Ama artık eski benden farklı olarak o sesle hemen inanmıyorum ya. Hemen kapılmıyorum ona yani. Eskiden o ses ne derse yapardım. Şimdi bazen diyorum ki tamam, seni duydum canım benim yani ama biraz bekileyelim. Bence büyümek biraz da bu. İçimizde böyle tepki vermek isteyen tarafı yok etmek değil de o tarafı duyup direkciliyonu tamamen ona bırakmamak. Çünkü sinir dediğimiz şey aslında kötü bir duygu değil arkadaşlar. Bunu da söylemek istiyorum yani. Öfke bize çok şey anlatır. Bizinlerimiz aşılmış olabilir bir ihtiyacımız görülmemiş olabilir. Bir haksızlık yaşanmış olabilir. Ya da bir konuda kendimizi derse hissetmiş olabiliriz. Öfke bazen de işte hani burada bir şey var ya bir bak buraya der bize. Onu da der atlatmaz yani. Ama öfkelim bize bir şey anlatması başka. Bizim bütün hayatımız yönetmesi başka bir şey. Ben eskiden mesela öfke güç sanıyordum tamam mı hani. Daha sert konuşursam daha güçlü görünürüm sanıyordum. Daha hızlı cevap verirsem kendimi daha iyi kururum sanıyordum. Ya da daha agresif olursam kimse verin ezemez falan sanıyordum. Ama sonra fark ettim ki agresiflik beni korumuyor ya. Hatta aksine inanılmaz da yoran bir şey. Çünkü sinirli kaldın her an bedeninde onun içinde kalıyor. Yani böyle karbinizlanıyor o kasların gerili, o nefesinde işiyor. Zihnin her an böyle bir tehti taramaya başlıyor. Olay belki beş dakika sürüyor ama böyle bedenin saatlerce o olayın etkisinden çıkamıyor. Yani bir noktada kendime gerçekten şu soruyu sordum. Ben böyle tepki verdim de ne kazanıyorum ya. Ne kazanıyorum yani. Ne bileyim daha mıyı anlaşılıyorum, daha mı çok değer görüyorum. Daha mı huzurlu hissediyorum. İlişkilerim daha mıyı oluyor ya da kendimi daha mı güçlü hissediyorum. Ve çoğu zaman cevap da hayır yani. Bazen sadece haklı oluyordum ama huzurlu olmuyordum. Bu da beni çok düşündür daha çıkacağız. Çünkü haklı olmak her zaman iyileştirmiyor. Bazen haklı oluyorsun ama yıpranıyorsun. Bazen haklı oluyorsun ama kendine anlatmak içinin yüzünden karşı taraf seni duyamıyor. Bazen yine haklı oluyorsun. Ama o kadar yüksek bir yerden tepki veriyorsun ki. Konu haklılığından çıkıp üstlüğü buna geliyor. Ve hani bu çok sinirli bozucu bir şey. Çünkü sen içten iç ediyorsun ki. Ama ben burada haksız değilim ki ya. Yani evet belki haksız değilsin. Ama belki de seni sistemin o kadar alamındaki haklılığını bile kendine zarar veren bir yerden sabunuyorsun. Ben bunu fark ettikten sonra en çok şu ayrıma öğrenmeye çalıştım. Hani ne tolmak için sert olmak zorunda değilim. Sınır koymak için bağırmak zorunda değilim ya da kendini samılmak için kendimi kaybetmek zorunda değilim. Bu cümlener benim için çok kıymetli çünkü gerçekten üzerlerinde inanılmaz fazla çalıştım. Eskiden sınır koymayı biraz böyle serslikle karıştırırdım. Sanki birine hayır demek için yükselmem gerekiyormuş gibi gelirdi. Ya da sen kiralası olduğumu anlatmak için daha keskin konuşmam gerekiyormuş gibi. Ama şimdi görüyorum ki en güçlü sınırlar bazen böyle en sakin cümlenerle kuruluyor. Yani mesela bu bana iyi gelmedi. Böyle konuşulmasını istemiyorum. Şu an bu konuyu konuşmak istemiyorum. Bunu bu şekilde kabul edemem ya da benim için bu sınır çok önemli. Bunlar bağırmadan da söylenebiliyor arkadaşlar. Ve hatta bazen bağırmadan söylendiğinde çok daha güçlü de duyuluyorlar. Tabii bunu yapabilmek için önce bedenin de biraz sakinleşmesi gerekiyor. Çünkü sınır sistemin alarm derken çok mantıklı düşünemiyorsun. O am bedenin sana savaş ya da kaç diyor. Ya sağlılacaksın ya uzaklaşacaksın ya da donup kalacaksın. Beden böyle çalışırken yani çok dengeli, çok grafine, çok şevkatli bir iletişim dili beklemek biraz zor açıkçası. O yüzden ben artık böyle sınirlendiğimde sadece düşüncelerime değil de bedenime de bakmaya çalışıyorum. Mesela çenem sıkılmış mı? Umuzlarım yukarı çıkmış mı? Nefesim kısağınmış mı? Karbim hızlanmış mı? Ellerim gerilmiş mi ya da karımda bir sıkışmam ağır mı? Çünkü bazen ağzımız iyiyim diyor ama bedenimiz hiç iyi değilim diye bağırabiliyor. Hatta şu an bunu dinlerken bile bir bak yani. Umuzların nerede? Çenen sıkılımı, dilin damana yapışmış mı? Nefesin gözlünde mi atıyor? Bedenin rahatımı yoksa bir yere yetişmeye çalışıyor umuş gibi mi? Ben şunu fark ettim. Benim sakinleşmem gerçekten sadece kafamda bazı şeyler çözmem ne olmadı. Bedenimi de işin içine katmam gerekti. Çünkü bazen zihine sakin oldum ek işe yaramıyor. Hani yangın alermi çalarken alermi karşısına geçip lütfen susar mısın demek gibi bir şey? Alermi susmuyor. Çünkü alermi bir şey algılamış yani. Gerçek yada.
Bu da değil. Beden o an bir tehdit hissetmiş. O yüzden bazen gelme şunu yapıyorum. Nefesimi yavaşta diyorum, özellikle nefes verişimi uzatmaya çalışıyorum. Çünkü uzun nefes almak bedene şu an savaşta değil izme sacı gibi geliyor. Bazen yürüşe çıkıyorum, bazen telefonu uzak koyuyorum. Bazen hemen cevap vermiyorum. Bazen bir mesajı yazıyorum ama göndermiyorum. Hatta bunu çok yapıyorum. Ve sonra da daha sakin bir ton da yeniden yazıyorum genelde. Bazen şu an konuşursam iyi konuşmayacağım diye konuya ertiliyorum. Bazen de böyle sadece yemek yiyorum, su içiyorum, uyuyorum. Çünkü bazen de böyle sinir dediğimiz şeyin altında dün düzüne bileyim. Açlık ve uykusuzluk falan çıkabiliyor arkadaşlar. Bu da hayatın en komikama en gerçek taraflarından biri yani. Ben açken pisleşebiliyorum mesela. Tam bir seviyem inanılmaz düşüyor falan. Hani bazen diyorsun ki ben çok kırıldım. Ben çok öfkelendim. Hayatı sorguluyorum. Yani sonra yemek yiyorsun, bir bakıyorsun insan ne olanından cin geri gelmiş. Şaka bir yana, beden gerçekten çok önemli. Ben eskiden daha çok zihinimle çözmeye çalışırdım her şeyi. Yani bunu neden düşündüğüm, bu bana neden böyle hissettirdiği, şu kişinin neden böyle yaptığı. Böyle sürekli bir analiz üstüne analiz. Ama bazen analizde sinir sistemini çok yoran bir şey. Çünkü zihin de aynı sahneyi döndürmek, bedene o olay hala oluyormuş gibi hissettiriyor. O yüzden bazen çözüm dediğimiz şey düşünmek değil de bedene dönmek. Ayaklarının yere bastığını hissetmek, omuzlarını indirmek, yüz kaslarını gevşetmek, nefesini yavaşlatmak. Belki ortamdan biraz uzaklaşmak, bir bardak su içmek, yürümek, duş almak, sakin bir ses duymak. Güven de hissettiren bir yere geçmek. Yani bunlar küçük şeyler gibi geliyor ama sinir sistem için, küçük şeyler bazen inanılmaz farklı yeri tabiliyor. Bir de ben her şeyi böyle kisal algılamamaya öğrenmeye çalıştım. Gerçekten bu çok büyük bir meseleydi benim için. Eskiden insanların tavrını hemen kendimle ilgili sanırdım. Yani bir kısa cevap verirse bana mı soğuk derdim. Biri dalgınsa ben bir şey yaptım acaba derdim. Ya da ne bileyim, bir ters konuşursta bana neden böyle davranıyor ki diye düşünürdüm. Şimdi bazen gelme şunu hatırlatıyorum. Her şey bana karşı değil yani. Bazen herkes kendi savaşıyla meşgul. Bu cümle beni inanmıyorum, malzere hatlattı. Hani sadece ben bir şeylerle savaşmıyorum. İnsanlar hayatı da sadece benden ibaret değil. Herkesin bir kendi yaşam mücadelemesi var günün sonunda, benden de ayrı bir şekilde. Tabii bu insanların kötü davranışlarını normalleştirmek değil de. Hani herkesin travması var, o yüzden bana istediği gibi davranabilir gibi bir şey asla değil. Ama her davranışı doğrudan kendi deyirimle ilişkilendirmemek bana inanmaz iyi yardım. Çünkü bazen birinin kabalığı senin dersizliğin değildir. Bazen birinin ilgisizliği senin eksikliğin değildir. Bazen birinin geç cevabı senin sevilmediğin anlamına gelmez. Bazen insanlar sadece kendi yorgunluklarında, yorgunluklarında, kendi kaygılarında, kendi dağınıklıklarında kaybolmuştur. Bunu fark etmek ve senin sistemini inanılmaz rahatla tan bir şey. Çünkü dünya sürekli sana saldırıyormuş gibi hissetmiyorsun böyle düşünüğünde. Benim için böyle değişimin en önemli yerlerinden biri de şu oldu. Artık kendime daha sık şu soruyu soruyorum. Bu olay gerçekten şu an ki tepkiyi hak ediyor mu? Yoksa ben de daha eski bir yeremi dokununu. Bence fena bir soru. Çünkü bazen bugün ki olay, bugün ki olay değildir arkadaşlar. Bugün ki olay geçmişte duyulmadığın, görülmediğin, haksızlığa uğradığın, yalnız kaldığı, bambaşka yerlere dokunur. Sen de o an sadece şu anki kişili değil de, bütün o geçmiş duyguya tepki verirsin. Mesela birisini anlamadı diye çok sinirlenirsin. Ama belki mesele sadece o kişini seni anlamaması değildir. Belki sen zaten uzun zamandır anlaşılmadığını hissediyorsunuz. Ya da birisini bekletti diye çok öfkelenirsin. Ama belki mesele sadece beklemek değildir. Belki zaten uzun zamandır öncelik verilmediğini hissediyorsunuz. Birisini eleştirde diye savunmaya geçersin mesela. Ama belki mesele sadece o eleştirde değildir. Belki sen zaten kendini yetersiz hissettiğin bir yerden yakalanmışsın. Yani işte bu yüzden tepkilerimiz bazen böyle olaydan büyük oluyor. Çünkü olay küçük olabilir ama dokunduğu yer büyük olabilir. Ve ben artık kendimi şunu sormaya çalışıyorum. Ben şu an neyesininle dedim. Ya bu seni altına ne var? Kırgınlık mı, yorgunluk mı, dersizlik isimi, kontrol kaybımı, anlaşılmamak mı, görülmemek mi? Çünkü öfkeli altında çoğu zaman başka bir duygu oluyor. Öfke böyle en üstte görünüyor ama altında daha savunmasız bir şey yatıyor. Ve biz o savunması şeye bakmadığımızda hep öfkeli uğraşmak zorunda kalıyoruz. Ben eskiden sadece öfkemi görüyordum gerçekten bak. Şimdi altında ne var diye bakmaya çalışıyorum. Ve bu beni daha yumuşak bir yaptım mı? Yani evet belki biraz ama daha önemli size beni kendime karşı daha anlaştı bir yaptı. Çünkü eski halime de kızmak istemiyor ama eski Melisa da kötü bir değildi yani. Eski Melisa da kendini korumaya çalışıyordu. Bildiği yol oydu. Belki sesini duyurmak için yükselmesi gerektiğini sanıyordu. Belki sakin kalınca kalbedeceğini düşünüyordu. Belki kendini ancak sert olursa güvenle hissediyordu. O yüzden bugün eski halime baktığına ne kadar sinirliğim işim ya hani. Demektan çok. Ne kadar tetikteymişim diyorum. Bu bakış açısı çok şey değiştiriyor gerçekten. Çünkü kendine ben çok sinirli bir insanın dediğinde. Bu biraz kimlik gibi gelen bir şey. Ama benim sinir sistemim uzun zamandır alarmda gibi bir cümle kurduğunda orada değişebilir bir şey var. Öğreninebilir bir şey var, sakinleşebilir bir şey var. Ve bence bu bölümün en umutlu yeri de burası. Hani böyle olmak zorunda değilsin. Ben böyle indediğinde bir çok şey aslında değişebilir. Tebkilerin değişebilir, sınır koyma biçimin değişebilir. İletişim şeklinde değişebilir, kendine dönme süren değişebilir. Bir olayın seni ele geçirme süresi değişebilir. Benim hayatımdaki en büyük farklı boğulda çıkacağız. Eskiden bir olay bütün günümü alırdı. Şimdi bazen sadece birkaç dakika mı alıyor. Bence iyileşme biraz da bu. Hani hiç etkilenmemek değil, hiç sinirlenmemek değil, hiç kırılmamak değil. Ama daha hızlı kendine dönem bilmek. Eskiden bir şey söylendiğinde böyle içimde saatlenceli dolaşırdı. Şimdi bazen fark ediyorum. Evet bu beni tetikledi. Ama ben bunun içinde yaşamak zorunda değilim. Yani hemen cevap vermek isterdim ama şimdi bazen bekliyorum. Eskiden ben böyle imderdim. Şimdi ben böyle kalmak zorunda değilim diyorum. Ve bence bu çok güzel bir yer. Çünkü insan kendine değiştirmeye çalışırken bazen kendinden nefret ederek başlıyor. Ben niye böyleyim, niye bu kadar sinirliyim, niye bu kadar tahammülsüzün gibi cübnelerle. Ama ben bunun işe yaramadığını düşünüyorum açıkçası. Çünkü kendini döverek sakinleşemiyorsun. Kendine kızarak daha rengülü biri olamıyorsun. Sakinleşme biraz da böyle kendi şevkatle bakmakla başlıyor. Evet ben bazen çok tepki verdim. Evet bazı anlar da kendimi kaybettim. Evet bazı şerleri daha sakin anlatabildiğim. Ama bunları fark ediyorum. Ve artık başka bir yol öğrenebilirim. Bence insanın kendine bunu diyebilmesi çok kıymetli. Tabii burada şunu da söylemek isterim. Eğer öfke, kaygı, tetikde olma hali hayatını çok etkiliyorsa, ilişkilerini, uykunu, işini, günlerik yaşamını zorlaştırıyorsa, bir uzmandan destek almak çok kıymetli olabilir. Çünkü bazen bazı şerleri tek başımıza anlamaya çalışırken çok daha yoruluyoruz. Destek almak güçsüzük değil, laxine kendine sahip çıkmak gibi düşünebiliriz. Ama günlük hayat içinde de fark edebileceğimiz çok şey var tabii. Mesela önümüzdeki birkaç gün boyunca kendine sadece şunu sorabilirsin. Ben en çok ne zaman pahallıyorum? Aç kendimi, yorgun kendimi, çok fazla uyarana marz kaldığımda mı, anlaşılmadığı mı hissettiğimle mi? Kontrol benden çıkınca mı? Bir bana geç cevap verince mi, eleştirilince mi? Dersiz hissettiğimle mi? Ya da sınırım aşılınca mı? Çünkü kendis teklineyecilerini bilmek çok önemli. İnsan kendini tanıdıkça tepkilerini kölesi olmaktan biraz çıkıyor. Bir de şunu sorabilirsin. Benim öfken beni neyden korumaya çalışıyor. Bu soruda çok değerin bence. Çünkü bazen öfke bizi kırılganlığımızdan korurur, bazen ağlamamak için sinirleriniz. Bazen üzülmemek için sertleşiriz. Bazen derse zisettim dememek için bana böyle davranamazsın diye parlıyoruz. Bazen de korktum dememek için sinirlerindim deriz. Öfkenin altındaki duyguyu görmek insan daha gerçek bir yere getiriyor. Ve son olarak da şunu önemsiyorum. Daha sakin biri olmak daha pasif biri olmak değil. Daha sessiz biri olmak değil, daha az kendini olmak hiç değil. Bence daha sakin biri olmak kendini daha çok göre tebilmek demek. Kendi içindeki fırtına inkâr etmeden, o fırtının içinde kaybolmadan durabilmek demek. Çünkü böyle hayatta da her zaman bizi sinirlendiren şeyleri olacak. İnsanlar yanlış anlayacak, geç cevap verecek, sınıraşacak, srefik olacak, işler yetişmeyecek planlar bozulacak. Ne bileyim, birileri haksızlık yapacak, birileri kabah olacak. Yani hayat bize sürekli pamuk gibi davranmayacak arkadaşlar. Ama biz her seferinde paramparça olmak zorunda değiliz. Her olay bize ele geçirmek zorunda değil, her duygu bizi yönetmek zorunda değil, her tetiklenme bizim kimliğimiz olmak zorunda değil. Belki de mesele hiç sinirlenmemek değil de, sinirlendiğinde kendine daha hazırlayabilmek. Benim için bu yolculuk böyle başladı. Daha sakin biri olayım diye değil de, ben artık bu kadar yorulmak istemiyorum diye. Çünkü sinirli olmak gerçekten görüyor. Sürekli tetikçe olmak görüyor, her şey ki, hissela algılamak görüyor, her şeye hemen cevap vermek zorundaymışım gibi yaşamak görüyor. Kendini sürekli savunma halinde tutmak görüyor yani. Ve bir noktadan sonra da insan şunu istiyor. Ben biraz daha huzurlu yaşamak istiyorum, her şey beni bu kadar dağıtmasını istiyorum, kendimi daha iyi anlamak istiyorum, duygularını bastırmadan, ama onlara da teslim olmadan yaşamak istiyorum. Bence bu çok insanlığı bir istek. O yüzden bu bölümden çıkarken sana şunu bırakmak istiyorum. Belki sen de kendi çok sinirlileri, çok tepkisel, çok tanımlısüz birisi sanıyorsun. Ama belki de uzun zamandır alerimde yaşayan bir bedenin var. Belki de sakinleşmek için kendi suçlamaya değil de, kendi duymaya ihtiyacın var. Ve belki de bugün sadece şuradan başlayabilirsin. Bir sonraki sefer sinirlenliğinde, hemen kendi kızmak yerine durup bir sor. Şu an ben de net etiklendi. Ben gerçekten ne hissediyorum. Bu tepki bana iyi gelecek mi? Şu an cevap verirsem, kendimi gerçekten anlatabilecek miyim? Biraz beklesen ne olur? Çünkü bazen en güçsü cevap, hemen verilen cevap değil de, bazen en güçsü cevap, kendi kaybetmeden verilen cevaptır. Ve belki de büyümek de biraz budur. Daha çok bağırmak değil, daha çok haklı çıkmak değil, daha sert görünmek değil, bazen büyümek, içinden fırtına geçerken bile, kendi şunu diyebilmektir. Şu an çok sinirlendim. Ama bu sinir beni yönetmek zorunda değil. İşte böyle yani uzattıkça uzattığım yine, daha da uzatmadan, o zaman sana bir soru diyerek sorumu sorayım. Daha sakin bir sinir sistemine sahip olmak ister miydin? Bu bölümde biraz böyle,
Böyle eski kendimle biraz bugünkü kendimle. Biraz da hepimizin zaman zaman alarmada yaşayan sinir sistemi ile konuşmak istedim. Dinlerken kendinden bir şey bulduysan. Bu bölümü belki o hep çok sinirliğim diyen arkadaşına gönderebilirsin. Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim. Yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'den takip edip zil açmayı unutma lütfen. Pıcak dolsun, sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum. Kendine çok iyi bak bir sonraki bölümdeye buluşmak üzere.
Podcast Summary
Key Points:
Anlatıcı, geçmişte daha sinirli ve agresif olduğunu, ancak zamanla sakinleştiğini fark ediyor.
Öfkenin altında genellikle yorgunluk, anlaşılmama, kontrol kaybı gibi başka duygular yatıyor.
Sakin olmak pasiflik değil; kendini kaybetmeden durabilmek ve ilk tepkiye hemen kapılmamak anlamına geliyor.
Bedenin sinir sistemi alarmdayken düşünceler değil, nefes ve gevşeme gibi fiziksel yöntemler önemli.
Her şeyi kişisel algılamamak ve olayın gerçekten o anki tepkiyi hak edip etmediğini sorgulamak gerekiyor.
Değişim, kendini suçlamakla değil, şefkatle bakmak ve yeni yollar öğrenmekle başlıyor.
Summary:
Sunucu Melisa, podcastinde geçmişteki sinirli ve agresif halinden şu anki daha sakin haline nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Eskiden her küçük olaya hemen tepki verdiğini, çabuk parladığını ve bu tepkileri karakteri olarak gördüğünü söylüyor. Ancak zamanla fark ediyor ki aslında sinir sistemi sürekli alarmdaymış ve bu durum dünyayı tehdit algılamasına neden oluyormuş.
Öfkenin altında genellikle yorgunluk, anlaşılmama, kırgınlık gibi başka duygular yatıyor. Sakinleşmeyi yanlış anladığını belirten Melisa, sakin olmanın pasiflik veya suskunluk olmadığını, kendini kaybetmeden orada kalabilmek olduğunu vurguluyor. İlk tepkinin her zaman gerçek benliği yansıtmadığını, bazen sadece tetiklenmiş hal olduğunu öğrenmiş.
Artık öfkelendiğinde bedenine dikkat ediyor; nefesini yavaşlatıyor, hemen cevap vermiyor, mesajı yazıp göndermeyi erteliyor. Her şeyi kişisel algılamamaya çalışıyor çünkü çoğu zaman insanlar kendi mücadeleleriyle meşgul. En önemli değişim, olayların geçmişteki yaralara dokunduğunu fark etmesi olmuş.
Sonuç olarak, sakinleşmenin kendini dövmekle değil, şefkatle bakmak ve yeni yollar öğrenmekle başladığını söylüyor.
FAQs
Eskiden tepkilerimi karakterim sanıyordum, ama aslında sinir sistemimin alarmda olduğunu fark ettim. Sakinleşmek, duyguları yok etmek değil, onları hissederken kendimi kaybetmemek ve ilk tepkime hemen kapılmamak anlamına geliyor.
Nefes verişimi uzatmak, bedenimi rahatlatmak (omuzları indirmek, çeneyi gevşetmek), ortamdan uzaklaşmak, su içmek veya yürüyüş yapmak gibi küçük adımlar sinir sistemini yatıştırır. Ayrıca hemen cevap vermek yerine beklemek de faydalı.
Öfke genellikle yüzeydeki bir duygudur; altında kırgınlık, yorgunluk, anlaşılmama, değersizlik hissi veya kontrol kaybı gibi daha savunmasız duygular yatar. Bu alt duyguyu görmek, öfkeyle daha sağlıklı başa çıkmayı sağlar.
Hayır, sakin olmak pasiflik değildir. Tam tersine, sınır koymak ve kendini ifade etmek için bağırmaya gerek yoktur; en güçlü sınırlar genellikle sakin cümlelerle kurulur. Sakinlik, kendini kaybetmeden durabilmektir.
Tepkiler bazen olayın kendisinden değil, o olayın dokunduğu geçmiş birikmiş duygulardan (örneğin uzun süredir anlaşılmama, yorgunluk veya öncelik verilmeme) kaynaklanır. Olay küçük olsa da dokunduğu yer büyük olabilir.
Öncelikle kendine şefkatle yaklaşmak önemli; kendini eleştirerek değil, anlayarak başla. Tetikleyicilerini tanı (açlık, yorgunluk, eleştiri gibi) ve her şeyi kişisel algılamamaya çalış. Gerekirse bir uzmandan destek almak da güçlülüktür.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.