Go back

Sihirli Soru

29m 20s

Sihirli Soru

Bu transkripsiyon, "neden" sorusunun insan yaşamında ne kadar önemli olduğunu ve neden zamanla unutulduğunu analiz eder. Daha önceki bölümlerde soru sorma bağlamının merak, öğrenme ve düşünme ruhunu desteklediğini gösterdikten sonra, günümüzde bu alışkanlığın yerini alışkanlık, ezbere ve konfora bırakmış olması vurgulanıyor. Eğitim sistemi doğru cevabı bilenlere değer vermesi, çocuklarda soru sorma alışkanlığını kaybetmesini sağlıyor. Aynı zamanda, yetişkinlerde "neden" sorusunun sorgulama ya da şüphe olarak algılanması, bireyin kendi düşüncelerini sorgulamayı korktuğu için önem kaybına neden oluyor. Bu durum, iş ilişkileri, yönetim ve toplumsal hayatın doğrudan etkileriyle birleşiyor. Önerilen çözümler arasında, öğrenmek için sormak, dinlemek için duygusal hazırlık yapmak ve özellikle kendimize neden diye sorarak iç dünyamızı sorgulamak yer alıyor. Bu tür beceriler, hem kişisel gelişim hem de toplumsal anlayış genişlemesine katkı sağlar. Sonuçta, sorgulama yapmaksızın bir hayat yaşamaz, buna rağmen toplumun korkuları ve otorite ahlakı bu beceriyi bastırıyor. Bu sebeple, insanın kendini sorgulaması, hem bireysel hem de toplumsal değişim için en önemli ilk adımdır.

Transcription

3257 Words, 24053 Characters

Turkish
<i>Hadi ile aşan yaşam neplerinin bu bölümünde hayatı algılama ve yaşama şeklinizi değiştirecek kadar güçlü. Ancak bu iddiaasına tezat bir şekilde gayet basit ve gayet sıradan ve ayrıntıya bakacağız.</i> <i>Ama bunun için en başta kendi mesleğimle ilgili birkaç söz etmem gerekiyor. Her bölümde sözcüklerin kökelerine anlamlarına yönelik açıklamalar yapma çaban boşuna değil.</i> <i>Bundan birkaç bölüm öncede değmiştim bunların ayrıntılarına ama bazı sözcükler gündelik dile yanlış yerleştiği için özünden kopmuş asıl anlamını itirmiş oluyor.</i> <i>Bazıları ise genelleme hastalığımız yüzünden bugün temsil etmeye çalıştığı kavram için yetersiz kalıyor.</i> <i>Hata belki bir başka bölümde bizzat bu sözcüklerin değişimleri, kültürler arasındaki farkları zaman içerisindeki dönüşümlerini de deyinebiliriz.</i> <i>Epey'de keyfini oluruz anlediyorum.</i> <i>Bu örneği en uygun sözcüklerden birim, sorulduğunda benim de mesleğim olarak anlığım gazeti içirik.</i> <i>Duyunca ne karşılık geldiğini anlıyor ki biz ama özünde gazet tecih umuanı gazeti satan kişi olmalı gibi birbirimizi geliyor.</i> <i>En azından benim için öyle ama değil.</i> <i>Gazet tecih oluşan kişiyi tanımladığını düşünsek bile televizyondan adada ya da internet istedilerini de çalışan meslektaşlarımız da çaresiz aynı tabiri kullanıyor.</i> <i>Doksanlılığlarda dilimize giren medya sözcüğü gibi haberci diye yeni bir aray işte var ama işimizin özlüsü her zaman haberde olmuyor.</i> <i>Bu meslek için pek çok dilide karşılık bulan journalizm diye bir başka tanım var.</i> <i>Osmanlı devrinde özellikle de Abdülhamid döneminde ki kullanım tarzıyla journalci ama yine o dönemde ihbarci muhbir gibi olumsuz bir alıyor oturdundan neredeyse kimse için cazip değil kimse kendine journalci denmesini istemez sanıyorum.</i> <i>Latince de günlük sözcüğüne denkenen journaliz sözcüğünden türüyen journal bize tahmin ediyeniz gibi Franslıca'dan geçmiş.</i> <i>Günlük yaşamı düşünceleri bir gözlemleri aktaran metinler anlamına geliyor.</i> <i>Almamış işte.</i> <i>Belki de bu yüzden pek çok şey hakkındaki bilgimiz, onları yönelik algımız hep yarım, hep eksik hep aksak.</i> <i>Dahası her sırrın üstündeki gizem perdesini aralayan bu altı soru kalabından birini kullanmayı zamanla tamamen unutuyoruz.</i> <i>Gizemli bir şekilde özel bir çaba arcamadan kelim ağzınımizden sinli veriyor.</i> <i>Usturik bu konuşmayı öğrendiğimiz dönemde hepimizin en çok kullandığı soru kalabı.</i> <i>Hangisi olduğunu yönelik bir tahmininiz var mı?</i> <i>Ne yani seçenekleri bir hatırlatayım?</i> <i>Ne, nere de, ne zaman, nasıl?</i> <i>Neden ve kim?</i> <i>Bu listi içinde, senar içinde ne her de iyisi tamamen terk ettiğimiz hangisi olabilir?</i> <i>Elbette ki, neden?</i> <i>Peki bunun nedeni ne?</i> <i>Neden zamanla, neden sorusu dinimizden eksiliyor?</i> <i>Neden bu soru yönetilen tarafta saldırgan bir izinim bırakıyor?</i> <i>Bülent ortaç ginin şarkısındaki gibi, bu iş zor, çok zor yoğunca çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur.</i> <i>Her bölümüne sorular sorarak başladığımız haddini aşan yaşam rehberinde gereneği bozmuyor ve bu sefer pek çok derdi şifa olabilecekken, belki de tam bu sebeple bize unutturulan neden sorusunu, neden unuttuğumuza bakıyoruz?</i> <i>Her zaman olduğu gibi, bir kavramları yerine oturtalım, sadece iki kavramın tanımını yapacağım çünkü çok sık anacağız, birisi neden tahmin edeceğiniz gibi?</i> <i>Ve yine tahmin edeceğiniz gibi, bu öz Türkçe bir sözcük ne kökünden geliyor?</i> <i>Neden de isim hali var, bir de zarf hali var, isim hali'nde sebep gerekçe anlamına geliyor, pek tabii ki.</i> <i>Zarf olarak soruyor, dönüştüğünde ise niçin hangi sebeple hangi gerekçe yine gibi anlamlara geliyor?</i> <i>Bir de eleştiri var, eleştiri de Türkçe o da el eleme kökünden geliyor, elden geçirmek, elekten geçirmek anlamındaki ele kökünden, bir yabancı karşılığı da var, kim zaman bizim dinimizde de kullanıyor kritik.</i> <i>Türtliği kurumu sözü şöyle açıklıyor eleştireyim, bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış anlarını bulup, göstermek amacıyla inceleme işim, bir anlamı daha var tenkit.</i> <i>İşte sorunu yaratan bu ikinci anlamı, yani algıdaki problemi yaratan ikinci anlamı, çünkü biz genellikle eleştiriye inceleme amacılı yapsak dahi karşı taraftı genellikle tenkit</i> <i>olarak algılanıyor tenkit</i> <i>de arabçadan dinimize geçmiş.</i> <i>Tadırs, arabçe bir sözcük.</i> <i>Tanda aslında o problemi yaratan anlamı sahip, iyi neleme gagalama anlamına geliyor, tenkit dolayısıyla, yani bizim burada bahsedeceğimiz neden arayışının içerisinde tenkit yok eleştiri var.</i> <i>Ama aynen, bir önceki bölümümüzde işçediğimiz münazara ve münakaşa arasındaki fark gibiyi burada da ince bir müans var, işte on yansın neleri kadir olduğuna bakacağız bu bölümde, hadi başlayalım.</i> <i>Internet bağımlılığı diye anılan bir kavram var.</i> <i>Zamanla gündemizden düşeceğini sanırdı ama aksine her geçen gün daha da fazla duyar hale geldik.</i> <i>İnsanlığın internet gibi ekonomik, misbeten demokratik ama her açıdan emsasiz binimetten uzak durmasını nasıl bekliyoruz?</i> <i>Anlamak gerçekten güç.</i> <i>Belki de bu eylemin kendisini önerik bir yanlış algılama yüzündendir.</i> <i>Nasıl ki kitab okumak, sayfa çevirmek olarak tanımlanamazsa, internet de ya da daha popüler daha yaygın bir tabirle cep telefonu ile bir şeyler yapmayı da ekrana bakmak olarak tanımlayamayız.</i> <i>Örneğin ben kişisel olarak YouTube'dan öğrendiklerimi hayatım boyunca başka pekaz kaynaktan öğrenebilmişimdir.</i> <i>Pekaz kaynak bana YouTube kadar verimli olmuştur, bir şeyler öğretmek konusunda.</i> <i>Ama benim YouTube başında geçirdiğim süreyi sabahtan akşama kadar video izlemek gibi basitleştirirsek böyle tanımlarsak, iş tabii bambaşka bir noktaya gelir.</i> <i>İşte bu kuşak için yani bu dönem yaşayanlar için internet neyse benim kuşam için de kitaplar ama özellikle de ansiklabeliler aynı anlamı geliyordum.</i> <i>Hilginç bir ayrıntı olarak benim de çocukluğum bırak şu kitapları, kapa tonları da destelinde ilgilen arkadaşlarınla vakit geçir gibi sistemlerle geçtim.</i> <i>Keyşke ansiklabeliler kadar besleyici bir renk de arkadaşlarım olsaydı ama yoktu işte.</i> <i>En sevdiğim ansiklabeli bugün hala yazanemde hemen arkamdaki hafta hemen elimin ucunda duruyor, hala canım sıkıldıkça vakit buldukça açıp sayfalarını karıştırıyorum.</i> <i>Baskan yayınlarının 20. yüzyılın kitapları adıyla ve altın bilgi alt başlayı ile yayınladığı on ciddik bu seri 1975 yılında haşet yayın evi tarafından hazırlanan Fransız Cederlemin'in Türkçe çeviritsin.</i> <i>On cildin her biri sorulardan oluşan başlıklara sahip neden niçin, bu nedir, bu nasıl çalışır, ne nerededir, kim kimdir, ne olacağım, bugün ne oldu, söyle nasıl, nasıl yaşarlardı ve söyle.</i> <i>Söyle ne zaman, her biri birbirinden daha tahrik edici ve meraklanlarıcı bu ciddir, rengaren çizimler ve çocukların kolay canlayabileceğim etinlerden oluşuyordum.</i> <i>Sayfalar arasına gömüldüğüm bu seriinin her bir maddesi zihnimde yeni sorular tetikledi.</i> <i>Olaylar, insanlar ve dönemler arasındaki bağları keşfetmemesi aladı.</i> <i>Eğer on siktabıydı olmasaydı, ben muhtemelen, ben olamazdım.</i> <i>Görün türü bir yayında olsaydık, sizlerle de paylaşmayı çok şislerdim.</i> <i>Dileyen saaflarda hala kopyalarını bulabilir, ilgilenenler için ben bağlantılarını da bölüm notlarını ekliyorum.</i> <i>Bakmayı ihmal etmeyin lütfen, en azından hani belki nasıl bir şey bence diğine, dair fikir edenebilirsiniz.</i> <i>Benim en ilgimi çeken ciltler, 300 soru ve 300 yanıt daha doğrusu onun kapandı yazdığı şekliyle cevap içeren, söyleyen nasıl?</i> <i>Ve, 300 ahlet ve makinenin yapsını ve çalışmasını anlatan, bu nasıl çalışır başlıklı olanlardı?</i> <i>Şu yaşıma kadar, hala o kadar eğitici, öğretici, bilgilendirici, faydalı ve en önemlisi verimli bir kaynağı ulaşabilmiş değilim.</i> <i>Meraktan yanına hiç bir döneminde eksikliğim yoktu, fakat sorular sormaya ve araştırmaya yönelik saplantımın o ansiklemedi sayesinde olduğunu düşünmüşüm direp.</i> <i>Merak etmek, araştırmak ve yanıtları ulaşmak.</i> ulaşmak benim için yaşamın anlamı aynı. Ve ne mutlu ki etrafındaki herkese sorular sorma hakkımın ve yanıtları ulaşma şansımın olduğu. Dahasi bunları çok daha fazla kişiye yayma fırsatı bulduğum bir meslek edindim. Bu vesine ile insanların her geçen gün daha az soru sorar hale geldiğini fark ettim. Yetmez gibi, yaş inerledikçe pek çok kişi için sorulara yanıt vermek de ayrı bir eziyet haline geliyordu. Dolayısıyla soran kişiyi de bir rahatsızlık kaynağına dönüşüyordu. Orta kul yıllarında bunun benim yaşadığım döneme has olmadığını öğrendim bir parçada olsa kendimi avuttum. Antik gün anlı filozof Aristoteles de binlerce yıl önce aynı hastalığın pençesine düşmüştüm. Aristoteles, tüm insanlar doğası gereği bilmek ister diye başladığım meta fizik adlı kitabında Hocası Platon'la aldığı merak seherinin neden kaçınılmaz olduğunu anlatıyordu. Ona bu zehri aşılayan Platon soru sormayı hayatın merkezini oturtmuştu. Adalet nedir, bilgi nedir, aşk nedir gibi son derece basit sorularla yaşamın sırrına ilişmeye çalışmıştı. Bir nebzeye başardığını da söylemeni sanırım. Ona göre soru sormak sadece bilgi edinmenin değil hakikati ulaşmanın ruhu eğitmenin ve böylece cihaletten kurtulmanın da tek yoluydu. Fakat Platon'un da el aldığı bir hocası vardı. Socrates. Herkese her şey hakkında sorular soruyor ve neredeyse hiçbir şey yanıtvermeden etrafındaki herkesin her şeyi sorgulamaya başlamasına sebep oluyordu. Çolunluğu çireden çıkaran sorularından ötürü ona atinanın at siniyadını vermişlerdim. Socrates için soru sormak, hem bir düşünme hem de ahlaki arımma, erdemli yaşamalılaşma yönitemiydi. Sorular ve yanıtları bize kendi içimizdeki çelişkileri doğru bildiğimiz yanlışları gösteriyor ve bizi daha derin düşünmeye itiyordu. Bu gayretin ödürü bilmiyorum yanıtın almaktı. Çünkü bu yanıt cevabı veren kişiye yeni bir dert kazandırıyordu. Öğrenmek, bilmiyorum birisinin üstüne düşen ilk sorumluluk o bilmediği şeyi öğrenmek olacaktı çünkü. Socrates, bu merakının tetikliği sorular sebebiyle gençleri sorgulamaya yöneltmek, onları yoldan çıkarmak ve tanrılara olan inançlarını sarsmak suçlamasıyla yargılandı ve idama mahkum edilerek aramızdan ayrıldım. Sormak binlerce yıl önce de tehlikeliydi, bugün dediği işen bir şey yok gibi. Fakat pek azımız sokura test kadar cüretkâr olduğundan, çoğumuz göze alan yıcamı sonuçlardan sakınmak adına soru sorgulamaya öğreniyoruz. Sorgulama, yap, soru bulama, itaat et. İşte böylesine bir cendere içerisinde hayatımız peki bu noktaya nasıl geliyoruz? Gelin ona da kısa bir aradan sonra bakalım. [MÜZİK ÇALIYOR] Bebekleri gözlemleme fırsatınız mutlaka olmuştur. Henüz yeterince gelişmemiş gözleriyle her tarafı tararlar, elleriyle her şeye dokunmak, sıkmak, hissetmek isterler. Kendilerini ait olduğunu dahi bilmeden eriştikleri ayaklarını sıkar azlarına götürürler. Ağaza götürmek bebekliğin en doğal dür tüsüdür. Çünkü görmek ve dokunmak yetmez tadına da bakılması gerekir. Onlar için dünya içerdiği sonsuz sayıda şey ile keşfidinmeyi, öğrenilmeyi, tadınmayı, koklanmayı bekleyen bir deri adır. Konuşmaya öğrendikten sonra işler daha da karmaşık aile gelir, ilişkiler, daha da çapraşıklaşır artık somut olgular kadar, soyt kavramları da ihtiyaçları vardır. Mesela bazı şeyleri çiğneyip yutmaları istedirken, bazılarına ağzına dahi sürmemeleri gerektiği tembihlenir. Ama neden? Bazıları ile konuşması, bazıları ile konuşmaması istedir. Ne için? Bazı şeyleri söylemesi, bazı şeyleri saklaması beklenir. Ama nasıl? Neden o kişi hava, öbürü, teyze olarak anılır? Buyurun size binlerce soru. İsviçrebi psikiatresi Jean Piage iki ve yedi yaşarısını işlem öncesi dönem olarak tanım var. Bu çağı aynı zamanda kişinin merakının zirvede olduğu bir dönemdir. Ben bunu da yetişkinlerin çocuklardan gelen soruları yanıtlama konusundaki nisbeten daha yüksek sabrının da payı olduğunu düşünüyorum. Yani bu bir nevi, bir yumurta tabuk ilişkisi gibi, yetişkinlerin çocukların sorularını yanıtlamaya daha fazla sabrı var. En azından bir süre, en azından bir yaşa kadar sonrasında işler değişiyor. İşte bu dönemde çocuklar içine düştükleri dünyayı anlamak ve anlamlandırmak için sürekli neden sonuç ilişkileri kurmaya çalışır. Bunun tek göntemi de soru sormaktır. Bu hem onları bilgilendirir. Hem de bilinmeyene yönelik belirsizliği azaltarak kontrol altında tutma duygularını güçlendirir. Harvurtuniversitesinin 2017'de yaptığı bir araştırmaya göre 2 ile ve şaşarası çocuklar saatte ortalama 40 ile 70 arası soru soruyor. Saatte 70 soru. Düşüne biliyor musunuz? Ve bu soruların %70'i neden ve nasıl ile başlayan kalıplardan oluşuyor. Üstelik yetişkinlerin aksine yanıtlardan tatmin olmadıkları sürece bir konuyu farklı şekillerle sonuna dek ya da kimi talihsiz durumlarda azarlanana dek sormaya devam eder. Eşeler dururlar. Hepimiz biliriz değil mi? O çocukların hiç bitmeyen bir yılından ilginç tuhaf orijinal kendini has sorularını. Sonrasında çocuklar ailelerinden kopar ve nitelikli eğitim alabilmek için okulara teslim edilir. Ve ne ilginçtir ki öğrenmek ve eğitilmek için çatısı altına sığınılan okullar soru sormanın ve sorgulamanın anutturulduğu mekanizmaların başında gelir. Çocuk sihni ve gelişimi hakkında birbirinden ilginç ve eğlenceli kitapların yazarı Suzun Engel'in 2015 tarihine "The Hunger Mind" adlı kitabı öğrettim çalanında çocukların nasıl soru sorulmaz hale geldiğine daha doğrusu getirildiğini anlatır. Suzun Engel'in Türkçe'ye çevirilen benim bildiğim tek bir kitabı var okuyanın suyu yayınlarından ben "Hangri Mind" orijinalinden okumuştum dolayısıyla bu çevirilen o kitap mı tam emin alamadım ama bölümün otlarına ekledim. Suzun Engel'in bütün kitapları birbirinden güzel mutlaka tavsiye ederim. Yani en azından şu noktaya kadar bu yayını dinlediyseniz eminim Suzun Engel'in kitapları da hoşunuza gidecektir. Şimdi kitapdaki verilere dönersek eğer çocuklar ana okulumda %75 oranında soru sorarken orta okula geldiklerinde bu oran %15'e geriliyor. Yani düşünebiliyor musunuz? %75 oranında soru soran çocuklar okulda yani öğrenmeleri gereken bir kurumda yani her kezden ve her dönemlerinden daha fazla soru sormaları gereken bir zaman diniminde ve kurumda çok daha az soru sorar hale geliyorlar. Peki neden? Çünkü eğitim sistemi soru soranı değil doğru cevabı bileni ödüllendirmek üstüne kurulu. Oysa en yüksek puanı en iyi soruyu sorana verdiğimiz bir eğitim sistemiz olsaydı sanıyorum dünya, paham başka bir noktada olurdu. Çocuklarımın küçük yaşlarında bana sordu soruları yazdığım bir nokt defterim var. Birinde şöyle bir diyalok geçmiş. Bu bölümün noktanın hazırlarken gördüm, hatırladım, gülümseydim. Biraz da hüzünlendim. Şöyle demişti oğlum bana. Baba bu ne? Değilme. Neden? Hadi bakalım. 30'dan fazla kitabın yazarı Amerika'lı hezarfen bakmanistir fullerin meşhur söz üzerinden biridir eminim kulağınızda bir yerlerden çalınmıştır. Şöyle der bakmanistir fuller. Bütün çocuklar dahi doğar ve tamamına yakını yetişkinler tarafından hızla ve istemeden dehalarından arındırılır. Benim çocuğumun sordu soru o an bana fulleri hatırlatmıştı. Bir şey neden de Irman olduğunu sadece bir çocuk merak edebilirdi. Bir yetişkinin bırakın sormayı böyle bir soru yanıtlaması bile mucize kablinden de. Bu yeteneğimiziz körel meseydi. Mucihtler, kaşifler, öncüler, dehalar, yaratıcılar, inovatörlen listemiz, hiç şüphesiz çok daha kabarık olacaktım. Bizi düşen özellikle de bu bölümde peki neden diye sormak. Belki de her cümlenin ardından. Elbette bu sorunun reçete benzeri bir yanıt yok. Yani bütün bunların nedenini öyle kolayca açıklamak mümkün değil. Ama en bedirgin gerekçelerin başında algı geliyor. Bir çocuk ile yetişkinin neden diye sorması arasında iki önemli algı farkı var. Çocuğun sorusuz samimi ve mazur görülebilir bir öğrenmarzusuna sahip ken yetişkinlikte yetersizlik gibi algılanma riski taşır. Çünkü bir düşününce yetişkinler her şeyi bilir ve asla bir şey öğrenme gereği duymaz. Ben bunu zaten biliyorum ya da benim bunu bilmeme ne gerek var gibi cümleler yetişkin zihinlerinde bazen sesli, bazen sessiz olarak şühr rekli yankılanır durur. Öte yandan bir yetişkinin neden sorusu karşı tarafta şüphe sorgulama ya da daha da beteri meydan okuma gibi algılanabilir. Her ayrıntısıyla yararşık dünya sorgulamayı sevmez. Oysa hayattaki pek çok sorun neden böyle gibi mazsun bir soruyla kolayca çözüm bulabilirdi. Ne yazık ki yetişkinlerin çok azı sormaya ya da yanıtlamaya cüret edebilir. En iyisi sormamak hiç kurcalama baktır. Demize lazım. Âlimin enayisi biz miyiz? Dünyayı biz mi kurtaracağız? Değil mi? İnsan beyninin can damarı olan soru sorma iyilemi baskılanınca öğrenmenin yerini varsaymak alır. Merakın yerini alışkanlıklar ve basmak alıp sorgulanmamış ezbere yanıtlar alır. Yetişkinlikle beraber dünyanın en güçlü ve sihirli sorusu olan neden yerini ne ve nadir enda olsa nasıl sorusuna bırakır? Aslında bunun pratik bir gerekçesi de var. Gece yatarken boş yücünüze bir kalem kağıt koyup ertesi gün uyandığınızda aldığınız her kararı yazmayı denerseniz eğer akşam tekrar yatağa döndüğünüzde muhtemelen en az 300 madden otaldığınızı göreceksiniz. Her gün bilinçli ya da bilinçiz olarak hepimiz yüzlerce karar veriyoruz ve yaşamın terah işi bize bunların neredeyse hiçbirini sorgulama imkanı tanımıyor. Hızlı ve hatasız karar verme baskısı bizi her geçen gün daha sorgulayan ve daha çok uyum gösteren itaat eden hale getiriyor. Neden sorusunun yüklediği sorumluk ve yanıtını muhtaç olduğu zaman bizi konfor alanımızdan uzaklaştırma tehlikeyesiyle karşı karşıya bırakıyor. İçinde bulunduğumuz alanında ne kadar konforlu olduğu tartıştır ama beterin de beteri olduğu ile tehdit edilip uyusallaştırılmış benliklerimiz bunları düşünmeyi erbette erteler ve bizi de bundan alıkver. Meraklı keşif ile beslenen çocuk zihni, yerini verin ve sonuç odaklı yetişkin hayatına bırakır. Öğrenmek için sormak yerine sadece ihtiyaç duyduğumuz şeyelere yönelik işlevsel araçsa sorulara yöneliriz. İşte bu nedenlerden ötürü neden sorusu yetişkinlerin dünyasında tabaya dönüşür. Bir iş toplantısında herhangi bir konuda mesela karşındakine neden diye sormak en avifinden meydan okuma daha da ürpertici bir ihtimalle hakareti dönüşür. Yani bir yüzünüzde canlandırın. Arkadaşlar artık bu süreci şöyle yürüteceğiz. Bir toplantıda böyle bir şey dendi değil mi? Cevabımız neden, neden demek neden? Elinin körü yüzünden neden, ben öyle istediğinden ötürü. Sen kimsin ki bana neden diye soruyorsun? Hani cümleler tam olarak böyle çıkmasa da bakışlar, ifadeler, mimikler ve tonlamalar bize böyle bir alt yazı olarak dönecektir değil mi? İş dünyasının anlatmalara ömenele doyamadığı efsane yönetici girişimci ve siyoları vardır. Bilirsiniz hani hepsinin ismini çoğu da yabancıdır. Pek çoğu da Amerikalıdır. Hepsinin çalışanlarına sorduğu can alıcı ve olayların kaderini değiştiren sorulardan bahsedilir. Ben mesela yönetici olsaydım, bir şeyin ben soran edek nasıl fark edinmediğini düşünüp kahrolurdum ya. Bir yöneticinin bir şey hakkında sorus sormak zorunda kalması zaten o işin yeterince yapılamamış ya da anlatılamamış aktarılamamış olduğunun bir belgesi değil mi edir? Ama hani bu sorus sormama ya da bir şeyin yöneticinin sorusuna kadar gelmesi de boşuna değil, biraz önceki örneği mi bir düşünün? Yerarşinin işin kendisinden daha önemli olduğu iş dünyasında soru sormak da sadece yöneticiyle tanıdan bir haktır. Hiçbir yönetici sorgulamaz çünkü onlar her şeyin doğrusunu bilen ırktan gelmektedirler. Yöneticiler çok mecbur kalmadıkça binmediği bir konuda çalışanlarına danışmaz çünkü bu onun otoritesini sarsacaktır. Nedeni sorgulama hakkının yitilmesi aynı zamanda merakın yitilmesi, otoriteye boyun eğilmesi ve düşünce temberliğini dolurur. Hepimiz yakınıp dursakta belki yani söylemeye dilimde varmıyor ama belki çoğumuzun istediği de tam olarak budur. Belki çoğumuz bütün o sitemlerimizin dilimizdeki söylemin aksine otoriteye boyun eğmeyi ve düşünmemeyi tercih ediyoruz, bu hayatın içerisinde, bu ihtimali diretihan unutmayalım. Neden sorusun, hayatımızdan neden çıktığını yönelik, epey geniş bir çerçeve çizdik bana kalsa daha da genişletirdi ama esas meseleye gelmeliyim. Yani ne yapalım, var mı bunun bir çaresi? Kaponuşu işte bu soruların eşliğinde, bu soruların yanıttanlara yırak yapalım. Münakaşı ile münazara arasındaki hayli geçirilen zarı işlediğimiz bölümünde deyindiğim ayrıntılırı anım suya olmalısınız, anım sanmıyorsanız daha bu da size dert olsun. Lütfen bu yayından sonra açın dinleyin, çok güzel bir bölüm olmuştu. Benim başıcı bölümlerinden beri tavsiye ediyorum yani. Şimdi ne işlemiştik, en büyük rhanetlerimizden beri bilgi ve fikirlerimize yönelik katı inançlarımız. İman derecesindeki bu koşusuz bağlanış. Zamanlar bizi kendi zihinimizi hapsetmekle kalmıyor. Farklı fikirlerden ve onları taşıyan farklı insanlardan da uzaklaştırıyor. De şet verece bir durum. Sorgulanmak bizi korkuttuğu için sorgulanmaktan da kaçınıyoruz. Hani meşhur bir tabir var ya evi camdan olan başkasına taşatmasın diye. İşte ona benzer bir şey. Her şeyi bu kadar iyi bilenlerle çevirilince etrafımız soru sormak kabahat kapsamındaki suçların başına yerleşiyor. Oysa ilişkilerden iş yaşamına kadar yaşadığımız her sorunun çözümü, sahici ve samimi bir merakla ve sadece yanıtını bulmak adına sorulacak neden cümlesinden ibaret, kınamadan, yargılamadan, meydan okumadan, ayıplamadan sorulan bir sorunun sunacağı şey, faydadan başka bir şey de değil. Ne olabilir başka? Peki bunu nasıl yapacağız? Haklama gelen üç maddeyi, tekniği, tavsiyeyi, ben derledim, kalanları varın siz düşünün. İlk maddimiz öğrenmek için sormak. Biraz önce deyindiğim gibi sorularımızın bir meydan okumaya da itiraz adına değil, sadece bilmek ve öğrenmek adına olduğunu burgulayın. Mesela bunun için sadece iyi de neden gibi bir soru sormak yani. Ya bu söylediğin şey ile tam olarak ne kastettin, anlayamamış olabilirim, yanlış anlamak istemem, tam olarak anlamak istiyorum. Biraz daha açıklanmasın gibi bir ayrıntı vermek, eminim olayın çaresini epey değiştirecektir. Yani üstüp, bazen içerikten, hatta niyetten daha da belirleriyle iyice olabilir, hatta belki çoğu zaman böyledir. İkinci maddimiz dinlemeye öğrenmek. Şimdi dinleyen kazanır, başlıklı bir bölümümüz vardı, eminim dinlemişsinizdir. Unuttuysanız bir daha dinleyeceksinizdir. O da çok önemli bir bölümünde. İşte o dinleyen kazanır bölümünde etraflıca işçiyediğimiz mesele soru sorma hakkımızı korumak için anahtar beri rol üstüne yöneliyor. Yani eleştirel düşünmenin en kudretli aracı olan soru sorma beraberinde dinleme sorumlululuğunu da sırtımıza yükler. Yanıtları dikkatle dinleyin, bir sonraki soruyu sormak adına değil, itiraz etmek için değil, gerçekten ne söylendiğini. Nasıl söylendiğini, ne söylenmek istediğini dikkatle dinleyin. İlk madde de de indim gibi sadece bilmek ve öğrenmek için yapın bunu. Yani meydan okumadan, yargılamadan, aşağlamadan, surat ifadinizi değiştirmeden dinleyin. Anlayana kadar, temkinli bir şekilde sorma ya devam edin, hani bir nevi bıktırana kadar diyelim. Ve son tavsiyem, işe kendimizle başlamak. Dünyayı, yöneticilerimizi, iş düzenimizi, otobüslerin sefer saattirini sorgulama zor. Değiştirmek daha da zor. Hatta, kimi zaman bu sebepten dolayı faydasızla gelebilir bize. Ama en azından kendimize neden diye sorabilecek pek çok şey olduğunu da unutmayın. Dünyayı sorgulayamıyorsak, en azından kendi kanarlarımızı bir benliğimizi sorgulayalım. Bu pratik kaçınılmaz olarak empati duyguğumuzu da geliştirecektir. Değil mi yani kendimize ne kanar bakarsa etrafımızdaki insanları anlamaya, onların davranışları bir düşüncelerinin altındaki gerekçeleri, tespit etmeye biraz daha yaklaşırız. Ama kendimizi değiştirmek, sandığımızın aksine çok daha zor. Yani biz dünyayı değiştirmenin zor olduğunu sanıyoruz. Hayır, en zor şey insanın kendini değiştirmesi, kendini nefsine hükmetmesidir, tam aksine. Bunu kendinize neden yine başlayan soruları sıraladığınızda daha iyi anlayacaksınız. Bu tür zihin egzersizleri zamanla etkisini benliğinizin dışına da taşıracaktır. Tam sokra testten bir alıntı ile bitirmelik bölüm oldu. Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez. [MÜZİK ÇALIYOR]

Podcast Summary

Key Points:

  1. "Neden" sorusunun yaşamın merkezinde olmasının önemi vurgulanırken, modern toplumda bu soru zamanla unutuldu ve yerini alışkanlık ve ezbere bırakıldı.
  2. İnsanlar özellikle yetişkinlikte soru sormaya tereddüt ettiğinden, merakın yerini bilgiye ve konfora bırakması nedeniyle düşüncelerinde sorgulama eksikliği oluştu.
  3. Eğitim sistemi doğru cevabı bilenlere değer veriyor, bu nedenle soru sorma yerine bilgiye ulaşma odaklanıyor ve öğrenme süreci sorgulama yerini kaybediyor.
  4. Çocuklarda merak ve soru sorma alışkanlığı, yetişkinlerde ise bu davranış zayıfları ve bireyin kendi iç dünyasını sorgulamaya karşı korkularla karşılaşıyor.
  5. Soru sorma, düşünme, kritik analiz ve empati gelişiminde önemli bir rol oynar, ancak bu beceri toplumda eğitilmeden ve ona karşı korkuyla sorgulanmaya devam ediyor.
  6. "Neden" sorusunun eksikliği, toplumun bulunduğu konfor alanına ve otoriteye bağlılığıyla ilişkilidir, bu da çözüm üretmenin ve gerçek anlayışın zorlaşmasına neden olur.
  7. Kazançlı bir yaklaşım olarak, öğrenmek için sormak, dinlemek için duygu kurmak ve kendimizle başlamak önerilir.
  8. Kişisel sorgulama, çevresel sorunların anlaşılması ve toplumsal değişimde gerçek anlamda etki yaratmak için temel bir adım olabilir.

Summary:

Bu transkripsiyon, "neden" sorusunun insan yaşamında ne kadar önemli olduğunu ve neden zamanla unutulduğunu analiz eder. Daha önceki bölümlerde soru sorma bağlamının merak, öğrenme ve düşünme ruhunu desteklediğini gösterdikten sonra, günümüzde bu alışkanlığın yerini alışkanlık, ezbere ve konfora bırakmış olması vurgulanıyor. Eğitim sistemi doğru cevabı bilenlere değer vermesi, çocuklarda soru sorma alışkanlığını kaybetmesini sağlıyor.

Aynı zamanda, yetişkinlerde "neden" sorusunun sorgulama ya da şüphe olarak algılanması, bireyin kendi düşüncelerini sorgulamayı korktuğu için önem kaybına neden oluyor. Bu durum, iş ilişkileri, yönetim ve toplumsal hayatın doğrudan etkileriyle birleşiyor. Önerilen çözümler arasında, öğrenmek için sormak, dinlemek için duygusal hazırlık yapmak ve özellikle kendimize neden diye sorarak iç dünyamızı sorgulamak yer alıyor.

Bu tür beceriler, hem kişisel gelişim hem de toplumsal anlayış genişlemesine katkı sağlar. Sonuçta, sorgulama yapmaksızın bir hayat yaşamaz, buna rağmen toplumun korkuları ve otorite ahlakı bu beceriyi bastırıyor. Bu sebeple, insanın kendini sorgulaması, hem bireysel hem de toplumsal değişim için en önemli ilk adımdır.

FAQs

Neden sorusunun insanları derin düşünmeye ve kendi içlerini sorgulamaya teşvik etmesi, bilgiyi ve anlamı anlamak için gerekli bir araçtır.

Çocuklar merak duygusu nedeniyle sürekli neden sonuç ilişkileri kurmaya çalışır ve bu süreçte soru sorma sıklığı yüksektir.

Eğitim sistemi doğru cevabı bilen öğrencilere ödüllendirir, bu yüzden soru sorma yerini cevap verme ve ezberleme alanına bırakır.

Yetişkinler, her şeyi bilme ve öğrenme gereği duymadan, sorgulama davranışını kaybeder ve bu durum, konforun önünü kapar.

İş dünyasında neden sorusu, yöneticilere karşı meydan okuma veya hakareti ifade eder ve otoriteyi sarsabilir.

Neden sorusuna cevap vermek, sadece bilgi edinmek değil, derin düşünmek, eleştiri yapmaktan kaçınmak ve kendi düşüncelerimizi sorgulamak anlamına gelir.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.