Bu bölümde, ilişkilerde "sevgilinin terapisti olma" kavramı ele alınıyor. Duygusal emek kavramı, iş hayatından romantik ilişkilere taşınarak, bir tarafın sürekli olarak diğerini anlama, sakinleştirme ve onarma rolünü üstlenmesiyle ortaya çıkan eşitsizlik tartışılıyor. Julia Carter ve Lorena Arocknan'ın derlediği "Soğuk Yakınlıklar" kitabı ile Clarissa Pinkola Estés'in "Kurtlarla Koşan Kadınlar" eseri temel alınıyor. Özellikle kadınların, toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle bu terapist pozisyonuna itildiği vurgulanıyor. Terapi dilinin günlük hayata girmesi, ilişkileri daha bilinçli hale getirse de, aşırı kullanımı ilişkileri bir vaka analizine dönüştürüp duygusal yakınlığı azaltabiliyor. Erkeklerin duygusal ifade zorlukları ve kadınların bakım verme rolleri arasındaki dengesizlik, modern ilişkilerdeki temel sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. Bölüm, duygusal emeğin adil dağılımı ve terapi dilinin bilinçli kullanımı üzerine düşünmeye davet ediyor.
[MÜZİK ÇALIYOR] Mecburumuyumun yeni bölümüne hoş geldiniz. Bugün ilişkilerin sessiz ve yorucur ollerinden birini konuşacağız. Sevgilimizin aynı zamanda terepiste olmayan mecbur muyuz? İlişkinin duygusal yukunu sırtlanmaya taşımaya mecbur müyuz sorusunu masaya yatıracağız. [MÜZİK ÇALIYOR] İki yıl sonra görüşürüz. Çünkü bural nakıllı ay piyalle, iki yıl tüy yok, tüy alma yok. Bural nakıllı ay piyalle, ev konforunda uzun süre pürüzsüzlük sınıyo. Kullanım sırasında anlık geri bildirimlerle kişisel güzellik azistanı gibi yönlendirme yapıyor. Farklı hücut bölgeleri için doğru başlıp kullanımını desteklerken akıllı saçmımı ile günlük rutinlerinize uyumsalıyor. Siz de hemen deneyin. Vay yeni teknoloji! Partnerimize destek olmakla onun psikolo, annesi, kriz yöneticisi, duygusal tercihmanı haline gelmek arasındaki sınır nerede başlıyor? Ve daha önemlisi neden bazı ilişkilerle bir taraf sürekli bu işi yapan, işte analizeden sakinleştiren açıklayan, onaran kişi olurken diğer tarafta ben böyleyim. Beni böyle kabul et demeliksina sahip oluyor. Bugün aşkın romantik tarafını konuşmayacağız, aşkın mesaisini konuşacağız. Bu bir tür görümmez emeği konuşacağız. Terepi dilinin gündelik hayatımıza girişinin ilişkileri, zerk oluşunu. Ve özellikle de kadınların neden sık sık bu bakın veren terapistlik, üstüeden pozisyona girdiğini ve duygusal sorumluluğun gerçekten karşılıklı olup olamayacağını tartışıyoruz. Burada biraz şer düşeceğim. Sever bu şer dürüstmeyi ben bilirsiniz. Biraz daha böyle bu rolü, terapistlik rolünü kadınlar üstlendiği için biraz daha kadın perspektifinden kurguladım bu bölümü. Ama bu demek değil ki, erkeklerde bu pozisyonu düşmüyor ama ağırlıklı olarak kadınların kendisinde bu terapistlik pozisyonunda bulduğu için biraz kadın perspektifinden alacağım. Ama tabii ki bu pozisyonlu olan erkeklerde var genelde. Benim ilişkilerimde zaten de verkekler bu pozisyonlu oluyo ben biraz odun olduğu için. Ama biraz daha genelde baktığımız zaman kadınların üzerine binem büyük olduğu için biraz bunu konuşmak istedim. Kadın perspektifinden konuşmak istedim. Yine bazı kaynaklar araştırdım ve buldum. İki ana kaynaktan ilerleyeceğiz. İlk ki Julia Carter ve Lorena Arocknan'ın derlediği Romantic Relationships China Time Of Cold Intimisi'iz bu Cold Intimisi'iz kitabına eva ili uzun kitabıydı. Sıkı mecvurmuyum dinleyicileri hatırlayacaktır. Sosyalistörü teröründe yer etmiş ve etkile olmuş ki ses getirmiş ki. Bunun yansımalarının derlendiği bu kitap derlenmiş. Yani şey. Bu soğuk yakınlıklar. Artık hani ilişkilerin yeni formata haline gelmesi üzerine, yeni bir sosyalizik literutur oluşturmuş adeta eva iliyoruz. Bu kitap da böyle bir derleme. Çadaş Romantic Relationships'lerin nasıl piyasadiliğiyle, terapikültürüyle, bir resa seçim ideolojisiyle yani bu benim tercihim ideolojisiyle ve toplumsal cinsel et eşitsizlikleriyle içice geçtiğini tartışıyor. Kitabın giriş bölümünde modern aşkın bir duygu değil kendini gerçekleştirme, duygu sal denge doğru partner seçime etrafına kurulan bir proje haline geldiğini savunuyor. Biraz artık böyle biz sene, şu bu temayı çok artık işledik ama bence önemli bir temel. İlişkiler Romantic olmaktan çıkıp neredeyse bir iş kuruşmesi formatına gelmeleri üzerine, optimize edilen sürekli bir şirket gibi yaşanan, bir formata geldiği üzerine bir fikirdi, bir tezdi, soğuk yakınlaşmalar. Özellikle Fionomek Queen ve Şerhani Ozborn'un içindeki bir bu kitabı dairemen içindeki bir denemesinden bahsedeceğim. heteroseksual ilişkilerde duygu sal sorumluluğun neden eşitli almadığını anlatıyor bu denemen. İkinci kaynakta çok kresik bir kaynak aslında, çok feminist literatürüde yaratmış bir kitaptır. Bu zamana kadar da bahsedilmemiş olması da ilginç, ben çok yumkçı bir insan değilim ama bu kitap çok kadına ilham verdiğini biliyorum, yumkçı perspektiften bazı mitlerle kadınlık mitlerini araştırıyor ve aslında bu Şehanı Manımcık olan, sakin olan, düzenleyen derleyen kadın mitinin son derece modern bir fikir olduğunu anlatan kitap, kurplarla koşan kadınlar, klerse, pinkola, esresin. Burada esres, vaşi kadın arketi bir üzerinden yumgun, kadınların sevgisal yaratıcı, içgüdüzel ve sınır koyabilen taraflarının nasıl modern zamanlarda bastırıldığını anlatıyor. Bu kitabın da girişinde kadınların kendi içgüdüzel doğalarından uzaklaştıklarında russal canlılıklarına, sevgilerini ve kendini koruma kapestelerini kaybettikleri vurgulanıyor. İliskilerde anneleşme, kadın anne polucuğuna geçmesi işte şey vardır ya öyle, işte çocuğu olur mesela bir kadının ve işte şey demek. Şimdi evde kocamla beraber iki çocuğum var falan ya da vahzandı işte babası öyle bunlar. Ay bir de iki olduğu çocuklar falan. Bu anneleşmekten bahsediyorum. Aşırı bakım verme ve kendi sevgisinden kopma meselesi dediğim gibi yumkçı bir yerden düşünüyor bu kitap. Birinci bölüm. Aşıkma, duygusal emekme. Önce biraz duygusal emek kavramıyla başlayalım. Bütün klasik bir kavramdır. Arlee, hoş yıldın kavramı. Bu aslında çalışma hayatı bağlamında kullanılan bir kavram. İşte özellikle hizmet sektöründe çalışan insanlar. Yalnızca fiziksel ve zihinsel emek harcamıyorlar. Aynı zamanda duygularında bir işin parçası haline getiriyor. Bu duygusal performansla göstermeleri gerekiyor. İşte ofise girdiğinde güler yüz göstermek. Birileriyle smoltalk yapmak. Bir hostesinin sakin ve güler yüz dük alması. Bir çağırı merkezi çalışanının aggressive küfürler eden bir müşteriye rağmen nazik konuşma zorunluluğu. Bir garson'un yorgunluğunu gizlemesi gibi. Bir duygusal performans varman gerekiyor. Güler yüzlü olmak falan filan. Burada sadece bir aslında fiziksel bir hizmet sunmıyorsun. Kendi duygunu da düzenlemen gerekiyor. Bu işte profesyonel liks zaten. Karşı tarafta bir duygul üretmeye çalışıyorsun. Karşı tarafı mesela dağı VIP servislerde işte. Biznız klas da bir hostesinin diyelim. Hostesinin ile ne kabin görevlisi daha politikliği korrekt edeyi la. Ve daha mesela o karşı tarafı müşteriyi daha da özel istettirmen gerekiyor. Onun için ekstra bir duygusal performans göstermen gerekiyor falan. Bu kavramı romantin ilişkilere taşıdığımızda duygusal emek kavramını. Aslında tanıdık bir resim çıkıyor kavşımıza. Mesela işte bir ilişkide bir tartışma çıkmasın diye cümlelerini dikkatleyece saçma. Karşı taraf savunmaya geçmesin diye kendi öfkeni yumuşatma. Parti ne ne suskununu yorumlama, kırgınlığını sesme, konuşmayı başlatma. Özür için zemin hazırlama, ilişkiyi onarma. Bunların hepsi aslında birer duygusal emek bir maaş almıyorsun tabii ki bir mesai zahati yok. No stop ilişkin boyunca bunları yapman gerekiyor sürekli yapılan bir iş var. Tabii ki de yani her ilişki duygusal emek istiyor. Yani bu da ilişkilenmenin normal bir parçası bir yere kadar zaten olmak zorunda. Yakınlık belli bir ölçüde bir özleri öz düzenleme. Karşı tarafın üst dünyasına duyarladık gerektiriyor. Diğer türlü zaten sadece sevgilikle değil ya. Arkadaşla olamıyoruz. Al olmayı kimseyle yani tabii ki bir duygusal emek vereceğiz ama sorun bu emeğin varlığı değil. Bu emeğin tek taraflı olması bir kişinin üstüne sürekli yüklenmesi ve bir kişinin rolü haline gelmesi bir asimetre oluşması aslında. Bir ilişkide bir taraf sürekli daha çok böyle fark eden açıklayan işte yatıştıran, onaran taraf olduğu zaman bir bu duygusal emekte bir işitsiz bir iş bölümü oluşuyor. Sergimin terepisi de olmaya mecbur mümküs sorusu ve yüzden aslında kişisel bir şikayet değil sadece sosyalücik bir soru. Bize ilişki içindeki duygusal iş bölümünü düşündürüyor. Eva'yı yüzüğümü da dediğim gibi danca işlediğimiz soğuk yakınlıklar fikri de güzel bir çerçeve, modern aşık yalnızca kendiliğinden yaşanan bir duygul değil. Analiz edilen yönetilen bir duygul ve partnerlerimizi sadece sevdiğimiz kişi olarak değil aynı zamanda duygulsa olarak erişilebilir mi? Sınırlarıma saygılımı, bağlanması diline beni tetikliyomu gibi sorularla değerlendirdiğimiz bir öz ne olarak görüyoruz. Bu hem şirket terminolojisi hem bu terapi terminolojisi gibi. Benim böyle nefret ettiğim bir terminolojisi. İkisi de var adam. İlişkilerin içine zerk olmuş halde. Ya şimdi ben sevmiyorum. Zaten buna dair fikirlerimi de uzun uzun açık iletişim kurmaya mecbur müyim. Bölümünde konuştuğum ama biraz daha sağdığılığı ve objektif bir yere konumlandırmaya çalıştım. Kendimde mi? Bu dönüşümün yani bu terapi jargonunun ilişkilerin zerk olmasının oğlunun tarafları da var. Çünkü insanlar ihmal ediliyorlar, manipüle ediliyorlar, sınırları ihlal ediliyor. Pasif agresifliğe ya da duygu sömürüsüne mı arasak?. kazı kalıyorlar. Ya da işte susarak cezaalandırın mı? Dediğimiz şeyler yaşıyorlar. Eskiden abartıyor sunuyla, ilişkiler de olur böyle şeyler denilerek geçitilen birçok sorun. Bugün artık bu jargon sayesine daha rahat hem fark ediliyor, hem konuşuluyor. Ama yani terapi dilide bazen ilişkiyi daha eşit hale getirmekada problemleri çözmek yerine. bir tarafın diğerini sürekli analiz ettiği bir durumdaya aratıyor. Bir de madalya'nın bu tarafı var yani. Zaten hani benim terapiye birazcık soğuk olmamdan ve bu terapi jargonuna biraz soğuk olmamdan. onu sebeplerinden biri de. bu terapisliğin yapısı geriye asimetrik bir ilişki oluşuyor. Sen bir insana para veriyorsun, seni dinliyor falan işte. Bir tarafı onu iç dinlemiyorsun. O karşındaki seni yorumluyor, anlamlandırıyor. Ve bazen de bu arada bunun için ayrıver ki bir tarafı böyle mi yapmak lazım? Bazen de senin deli ceonlarında besliyor. Yani seni haklı çıkardığını sürekli senin madur çevrenin kurbanı olduğu bir anlatı kurmana da hizmet edebiliyor bazı terapiler. İlişkiyi ise ideali olarak karşılıklık üzerine kuruluyor. Yani bu terapi dili zaten karşılıklık ilkisine şey geliyor. Çünkü yani biri terapist biri terapiyi alan ya da hasta ya da danışan neyse konumunda olduğunda bir asimetri yaratıyor. Terapiden asimetri sinden gelen ama ideali olarak tabii ki bu ilişki karşılıklı ve olabildiğince simetrik eşit olmalı bence. Tabii ki bu benim değerlerim kapsamında. Çünkü iki tarafta kırılgan olabilir, yanlış yapabilir, özür dileyabilir, değişebilir. Ama bir kişi sürekli o terapist pozisyonunda kalınca ilişki, iki yetişkinin yakınlaşması, karşılaşması olmaktan ziyade. Bir tarafın sürekli çözülen analiz edilen diğer tarafını sürekli çözen olduğu bir düzen oturuyor ilişkide bir dinamik yerleşiyor. Burada şöyle bir ayrım yapmak lazım. İlla bir şey açıklamak, aklamak, meşrulaştırmak değil. Birinin mesela neden işte yakınlıktan kaçındığını ya da neden işte bağlamma problemi olduğunu. Bu çılarla terapiyle, tramalarla, zartla zurtla birçok şeyler açıklayabiliriz. Ama bu sürekli yanlış hissetmeye razı olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Yani bunların karşısında bunları karşılayan taraf olarak hepsine tamam olmamız, okuy olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Birine öfkeyle soğumaya geçmesinin geçmiş delişkisini görebiliriz. Demek ki, ne bileyim, ailesinden böyle gördüğü ya da işte babasının ile ilişkisi kötü olduğu için böyle öfkeli bir insan oldu. Falan falan diye gibi açıklamalar yapabiliriz. Ama her tartışma da kendimizi sensülen meksorunda bırakmamalı bu. Ya da işte ilişkide olduğumuz insan duygularını ifade etmeye öğrenmemiş olması anlayabiliriz belki. Ama bu eksiklik bir ilişkide tamamen diğer partilerin mesaiisine dönüşmemeli. Buradan da Mecguyn ve Osborn'un tartışmasına bu derlemedeki başka bir dönemesinde birazcık yer vermek istiyorum. Erkeklerin duygusal yakından tamamen kapalı varlıklar olmadığını fakat arkaklik kültürünün birçok erkeğin duygularını ifade etme konusunda zayıf bıraktığını söylüyorlar. Kırılganlığı gizlemek ihtiyaç suymama korkuyor, öfkeye çevirmek mesela birçok işte öfke mesela. Erkekler için çok kabul edilebilir bir duyg olduğu için birçok başka duygu kırılganlık gibi üzüntü gibi işte haya kırıklı gibi öfke olarak yansıyor. Çünkü erkek ya maskülen niye yakışır bir duygularak görülüyor maalesef. İncinmeyi belli etmemek bu erkeklik eğitiminin parça sağlığını gelebiliyor. Sonra romantik ilişkide açıklık iç görüyor ve duygusalet için beklendiğinde de ciddi bir gerilim ortaya çıkıyor. Bu maskülenlik anlatısı ve kültürüyüzünden. Kadınlar da başka bir toplumsal torna'dan geçiyorlar. Sürekli ortama okuma ilişki, okuma, kırmadan konuşma, ihtiyaçları sezme, girilimi düşürme. Hep böyle bu şey de görürüz yaprak dökümünde var diyor. Aman Ali Rıza ve Eif falan. Hep böyle etrafı. Aman işte babamıza gitmesin bunlar. Hani hep böyle perde arkasında bir şeyleri organizeden düzenleyen kadın anne role bazen. Ama bunlar aslında doğal kadını göz alpleri değil bize çok doğal gelse de uzun bir kültür ve sosyalizasyonun sonucu. Fakat yetişkin ilişkide bu beceriler kolayca göreve dönüşüyor. Esesin kurtlarla kuşan kadınlar kitabı burada böyle bir okumosunuyor bu arada. İşte bu vaşı kadın, arketip, kadının sezgi ve sınır koyma becerisi, kendini koruma kapasitesi, den bahsediyor. Aslında diyor ki, kadınlar içki düze olarak bu doğalarının uzaklaştığı için ilişkiden ne hissettiğini değil, neyi idare etmesi gerektiğini dinlemeye başlıyor. İçinden bir ses bu ilişki beni yoruyor derken bu kültür al eğitim, tuğuruna da geçiş. Diyor ki işte birazdanla işli ol. İşte alttan al. Çok abartma olayları yumuşat falan diyor. Sevgilenin terapisi de olmak çoğu zaman algılmuk ve sevgi gibi görünüyor. Şöyle bir soğurluğum var ya işte kadınlar erken olgunlaşır falan filan diye. Ama sürekli harekahının kişinin kendi öznal deneyimi de silikleştiriyor. Sürekli karşı tarafa, bakarak karşı tarafa ilişkinin diğer karşındaki insana bakarak bir referans alarak ilişkiyi yaşıyorsun. Ona hissetti, ona aptı, ona ya böyle oldu falan. Ve kendi duygularına göremez oluyorsun, körleşiyorsun kendi duygularına. Bu yüzden modern ilişkilerde sormamız gereken soru artık sadece beni seviyor mu? Değil bu çok artık pazılın çok ufak bir parçası haline geldi. Asıl belki de daha çetrefilli soruşuyor. Bu ilişkide duygu sal emek nasıl dağılıyor? İkinci bölüm. Terapidili aşkı illeştiriyor mu? Soltuyor mu? İlk bölümde duygu sal emek kavramı üzerinden ilişkide görünmeyen, bakımdan, onarmışlarının nasıl eşitsiz dağılabildiğinden bahsettik. Şimdi biraz daha bu meselinde güncel boyutuna bakalım. İlişkilerimizi sürekli psikoloji deliyle konuşmak. Bizi gerçekten daha bilinçli mi yapıyor yoksa aşkı fazla analiz edilmiş, fazla denetlenmiş. Suuk bir şey mi dönüştürüyor? Mesela romantik ilişkilerde kullandığımız dilde bağlanması delim böyle tetiklendim, sınır koyuyorum. Duyusu olarak elişirebilir değil. İşte gas lighting yapıyor. Kaçından bağlanıyor. Tıralmam tetiklendi gibi ifadeler. Artık gündelik konuşmamızın bir parçası oldu. Bu dediğim gibi yaşan yani bir yandan bir lügatın olması, ne yaşandığını açıklamak için çok kullanışlı fark etmek ve daha sonra ifade edebilmek için kullanışlı. Ama risklerine biraz daha derinlemesine bakacak olursak, partlerimizi anlamaya çalışırken onu bir vakad dost yasına dönüştürebiliyoruz. Bu davranışın bana iyisettirmedi demek yerine mesela. Sen duygu sal olarak elişelebilir değilsin diyoruz. Ya da bunu konuşmayalım. Bunu konuşmak istemem demek yerine. İşte İxi Eze'e sabılmamek kanizmasına kullanıyorsun diyoruz. Bunu çok ebben. Ben bir tanesamım. Ego salma vakin uzmaları videom vardı. Onda böyle Freud'un ana Freud'un sabılmamek kanizmalarından basitim. İşte yansıtma, karşı tepki oluşturmaya vesaire vesaire. Bunlar kalkalarda genelde çok kullanılıyor. Bir çok insan bana o videodan sonra yazdı. Sayeniz da artık çok daha entelektel bir şekilde kalkıyor. Ben de bu partlerimi falan diye bunu evet ya maalesef bu ama o kadar da iyi bir şey değil. Yani biraz komik bir yerde anlattım ama çünkü kavramlar artık deneyimi açıklamak yerine bazen deneyimin kendisi yerine geçmeye başlıyorlar. Şimdi ufak bir araverelim ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ablalar geldi. Ablalar. Açmazlarımızı açmaya çıkmazlarınızı çıkartmaya geldik. Abla bana tavsiye ver. Abla kovar solunu açıyorum isim bul. Yeter daha. İşte aradığınız tat geldi. Ablalar geldi. Size duyuyoruz, size hep duyuyorduk. Ama artık cevap vermeye karar verdik. Çünkü artık daha tecrübiliyiz. Artık tabağımla yaşındayız. Belkide teyze. Yeni şavumuz yılmaz sistirsiyle, Aplalar artık pop-b'de. Aklınızdaki soruları cevaplamaya geldiler. Pop-B sosyal medy hesaplarına veya Aplalar et. Pop-B medyanopta komu sorularınızı yazabilir. Bacı hapları pop-b evden izleyebilir. Diğer platformlardan dinleyebilirsiniz. Geliyor, raplarlar. Bu sesle ara veriyoruz. Güne bu seslerle başlıyoruz. Iğna da Longosfer'de, dua ile içiçe yürüüş türlere, safarı etkinlikleri, ateş başında, müzik keyfi, özgün gastronomi deneyimine, şimdi sıcak havuz, hamam ve salına eşlik ediyor. Sen de Longosfer'le doğanın keyfini çıkar. Podon koduyla, yüzde on indirimden yararlanmak için Longosfer noktakamız ziyaret et. Bu bahsettiğim dairelemek kitapta bir de Social of Great Child Tv It's'ın çoğüs. Seçim kavram yüzere ne yaptığı bir eleştiri de var. O da hoşuma gitti, onu da eklemek istiyorum. Bu da Tv It's modern elişkilerde yani bu benim seçimim, işte onunla olmayı ben seçiyorum, ya da onunla şunu yapmayı ben seçiyorum fikrinin. Özgürleştirici gibi görünmesine rağmen mesela işte bu tartışma çok vardır. O bana istersen çalışma dedi, bende istemediğim ve çalışmadığım falan gibi mesela. Bu benim seçimim aslında bu şekilde, buna zorlanmadığım gibi ifadeler olabiliyor mesela. Ve bu tartışma konusu gerçekten burada ne kadar seçim var ya da bu seçime ne kadar saygı duymalıyız. Burada bu Rachel Tv It's'i şey ediyor. Çoğu zaman aslında bu seçim fikri, seçim, ya bu benim seçimim. Bunu ben tartış ediyorum.
İfadesi, asla toplumsal bağlamı perdeliyor diyor. Benim tercihim dediğimiz şey aslında patriyarkanın sınıfsal ve kültürel beklen tillerin getirdiği bir seçim. Yani biz bunlardan bağımsız değil, bunların sonucu oluşuyor. Modern bire kendini böyle bir şekilde özgürce seçen. "Ben onu yapmak istedim ve yaptım." Diyen biri olarak hayal ediyor. Biz böyle kendimi saklı böyle düşünmeyi seçiyoruz. Ama seçtiğin alan zaten önceden toplumsa olarak şekillenmiş durumda. Yani sen içinde bulunduğun diskurdut, seni iyice yoğuruyor ve sana o seçim çok organik geliyor. Ama sen farklına değilsin ki sen bu toplumsal teyamullerin çarçevesinden bir seçim yapıyorsun. Bu terapi dili içinde geçerli. İşte sınır koyuyorum kendimi seçiyorum. Bu ilişki bana iyi gelmiyor gibi cümleler. Özgürleştirici gibi gözükebiliyor. Bazen bir insanın zararlı bir ilişkiden, benzehirli bir ilişkiden, modata afriyle, toksik bir ilişkiden çıkarabiliyor. Ama bazen de karşılıklık sorumluğundan kaçmanın da şık ve modan bir diline de dönüşebiliyor. Şimdi eyro oturup doğru kalışalım. Burası mecrvurmuyum. Burada politik doğrculuğa yer yok. Yani mesela sınır koyuyorum demek, sağlıklı bir mesafe talebe olabilir. Ama bunu aynı zamanda hiç açıklama yapmadan ortadan kaybolmanın bahane se olarak da kullanabilirsin. Yani aslında bir tür kabalığına diyelim. Ya da bazen kiblenen göre da saygısızlı. Böyle terapi jargonu ile bir kılık buluyorsun. Ya da tetiklendim demek, kişinin kendi duygusal tepkisini anlamasına yardım edebilir. Ama aynı ifade karşı tarafını eleştirilsin tamamen geçersiz kılmak için de kullanılabilir. Bu biraz şey de hatırlatıyor. Belki politik bir örnek olacak ama şimdi ozaki Amerika'da ifadöz güllüğü tartışmalarında sürekli şey kullanılıyor işte isra ile şey yaparsan eleştirirsen antisemitiksin gibi yani artık o ifadeler o jargonlar karşıdaki insanı susturmak için biraz silah gibi de kullanılıyor. Bu terapi dil ile terapi jargonu kendi kendimi bir olgunluk üretmiyor yani. Ya da bazen de yalnızca daha sofistike bir ben merkezi cillikatta bencillik üretiyor. Böyle bencilliğimizi sofistike bir dil buluyoruz gibi oluyor. Burada aslında terapi dilini reddetmek değil illa ama her dağın dışıda böyle teşhisle karşılamak, her çatışmayı bir patolojiye bir geçmişteki travmaya bağlamak ne bileyim. Her ufak tefek şey yok red, green, flag gibi okumak. Bu ilişkiyi böyle daha çok randım annı verimli gibi değil de daha steril böyle AVM, diş, ekimi muayinanesi falan gibi bir hale getiriyor ve bu terapi dilini dahi kullanan kişi de aslında bir nevi bir ikida üretiyor. İlişkide anlan belirleme gücünde elinde tutuyor. Sen savunmaya geçiyorsun, sen yakınlıktan korkuyorsun işte. Anne ne ilişkini bana yansıyorsun. Kendi travmanı bana taşıyorsun falan böyle. Bu gibi cümleler bazen de doğru o da olabiliyor bu arada ama romantik ilişkide illa her doğru gözden iyi bir ilişkicimlesi değil yani bazen haklımı olmayı tercih ederim yoksa ilişkiye devam etmeyi mi tercih ederim gibi. Kendilerin sorular sorumuz gereken biliyor ilişkide. Bu tarjumeler karşısını konuşmaya dağıt etmek yerine bir analiz nesnesine çeviriyor. Bu kili ili uzun erkekler, duygusay yeterlik üzerine söylediklerine ele aldırken erkeklerin duygusa açıklığa kapalı olmadığını söylüyor. Zaten bundan bahsetmiştim birinci bölümde. Kadınlarler erkekler arasında ilişkiyi konuşma pratikler açısından farklar devam ediyor. Bu terapi deli, özellikle heteroseksel ilişkilerde notur işlemiyor diyorlar. Bu kavramları bilmek, duyguyu konuşabilmek, ilişki yanınızda da bilmek de bir tür. Duygusa sermaya haline geliyosunda bir böyle tull baks gibi oluyor. kavga da kullanabileceğini. İlgiz'un bor diyordan esinlenerek tartıştığı bu duygu sağı sermaya fikri de burada aslında kullanıştı. Modern ilişkilerde artık yalnızca güzel başarılı zeki ya da işte ekonomik olarak güçlü zengin olmak değil konu. Düyüso olarak yetikin iletişim kurabilen, işte kendini analiz edebilen bu terapi dirini, işte C2 sebeye konuşabilen falan biri olmak da çok önemli bir hale geliyor. Ve senin asetlerinden biri hale geliyor. Duygusal farkındalık aslında romantik piyasada bir avantajı dönüşüyor diyor eva iliyos. Ve bu avantaj eşit dağılmıyor, kadınlar bu konuda dağılma ahirler. Herkes aynı duygusa eğitimi, aynı terapi kültürüne aynı ifade kapasitesine sahip değil. Ve biraz da bu konuda erkekler aslında madur oluyorlar yani. Bu dile o kadar iyi koana onlar ve ağabeyir sebeye konuşurken kadınlar C2 sebeye konuşuyor gibi bir şey oluyor. Bu yüzden terapitili bazen eşitizli azaltmak yerine yeni bir eşitizlik biçimi de üretiyor. Daha çok kavram bilen, daha iyi konuşuyor. Daha iyi analiz eden kişi ilişki için daha güçlü pozisyonu, eksidar pozisyona geçebilir. Diğer kişi de böyle işte ne bi' duygusalara getersiniz. Çocuk su, oğulgunlaşmamış, kapalı falan gibi etiketlerle etiketleniyor. Bazen yani mesele psikolojik değil, sığınufsal, kültür hal, toplumsal cinseyetle ilgili de olabilir. Yani bence terapi dile aşkı iyileştiriyor mu, soltuyor mu? Bence yani saydadan çok zararı var bu delit. Ben sevmiyorum ya, bu kadar analiz ediyorsan bu ilişkiyi yaşama kardeşim. Yani çok ilişki fazla analizde gelmez. Böyle yüzde on, yüzde beş analiz yüzde doksan beş hayatın tadını çıkarmak, ilişkinin tadını çıkarmak şeklinde olmalı. Sürekli ilişkiyi analiz ediyorsan çok da iyi bir ilişkin yoktur diye düşünüyorum. İlişki de kavramlar deneyimi aydınlatmalı, deneyimi yerine geçmemeli. Partineri bir psikolojik profil e ilişkiyi bir gelişin projesine yakınlığı bir performaz değerlendirmesine çevirdiğinde çok soğutucu hale geliyor. Bu terapi jargonu. Belki daha sağda bir şey ihtiyacımız var. Kavramlar deneyimi aydınlatmalı, deneyimi yerine geçmemeli, deneyimi domine etmemeli. Çünkü bu teşhisler, sen Narcist'in, sen şöyle çocukluk tıraman var. İşte şu yüzden sana böyle olmuşsa, da kişilik bozukluğu var falan gibi teşhisler. Yeri geldiğinde doğra olsa da doğraday, o şahir eme de düşüyorum. Çok o zaman, çok konuşman üstüne örtüyor, bir şey hizmet etmiyor ve ilişkiye uzun vadede zarar veriyor. Bu bölümü şöyle kapatalım. Modern aşkın değil, eskisinden çok daha psikolojik, daha bilinçli. Bu bize belki bazı alanlarda güç veriyor. Gerçekten ezilen insanlara belki ezilliklerini farkına vardırıyor. Ama aynı zamanda da şu yanılgıya da sürükliyor. Bir ilişkiyi çok iyi açıklayabiliyorsak onu gerçekten yaşadığımızı sanıyoruz. Oysa açıklamak, yaşamak değil, teşhis etmek ilişki kurmak da değil. Birinin neden böyle olduğunu bilmek, o ilişkinin bizi ona etkisini otomatik olarak değiştirmiyor. Ve bazen de tamam böyleyim, neden olduğunu anladık, soğuvat yani. Üçüncü bölüm. Kadınlar neden ilişkide anneleşir? İki bölümde romantik ilişkilerde duygusalamaktan ve terapidilinden söz ettik. Bu son bölümde bu meseleinin daha eski ve symbolik bir katmanına bakacağız, yunga bakacağız. Kadınlar neden ilişkide sık sık anne polisyonda yerleşiyorlar. Neden bazı ilişkilerde kadın sevgili olmaktan çıkıp toparlayan hatırlatan sakinleştiren affeden kişiye dönüşüyor. Burada klasik bir eser kurtlarla koşan kadınlar kitabından ilerleyeceğiz. Esresin kitabının merkezinde, başlayı kadın arketi mi var? Bu yunkuçu bir arketi. Burada hani başlayı kelimesi saldırganlıkla kontrolsuzduk anlamına gelmiyor. Daha ösöz gizleli aratıcı, iç küdüsel tarafını ifade ediyor kadınların. Esresa göre kadınlar bu iç küdüsel doğadan uzaklaştıkça, yalnızca özgürlüklerini değil tehlikeyi fark etme kapasitelerinde kaybediyorlar. Kendinin kurma kapasitelerine kaybediyorlar. Bu fikri de ilişkiler bağlamalık taşıdığımızda ilgici bir soru çıkıyor aslında önemli bir soru. Kadın ilişkide anneleştiğinde gerçekten sevgi mi gösteriyoruz? Yoksa, sezgisinden koparıldığı için mi aşırı bakınveren pozisyonuna kayıyor? Bu anneleşme, bakınvermekle aynı şey değil, bakım karşılıklıdır. Anneleşme asimetrikdir. Bakımda iki yetişkin zaman zaman birbirlerini taşırlar. Ama anneleşme de roller sabitlenir bir daha yararşı vardır. Biri dağılan, diğeri toparlayan olur. İşte bir unutur, diğeri hatırlatır. Biri çocuk kalır. Çocuk kalma lükse vardır bu arada. Diğeri yetişkin olmak zorunda olan kişiye dönüşür. Günleri kayatta birçok sıradan biçimlerde görüle biliyor bu arada. Kadının ilişkide, heteroseksel ilişkilerden bahsediyorum. Randevuları hatırlaması, işte bir ikisi kişinin doğum gününü hatırlaması, yok çoluk, çocuk varsa, onların bütün eventlerinin doktor randevularını vesaireleri hatırlaması, evin duyguysa atmaslarını yönetmesi, partnerinin öfkesini önceden sezmesi, ama işte şey olmasın falan. Tartışma çıkmasın diye cümlelerine ayarlaması. Biri falan gibi birçok anneneşme pretiyi var aslında. Bunların her biri küçük görebilir ama toplamda kadın ilişkide, yalnız sevgili değil, sürekli bakın veren düzenleyen büyütmeye çalışan figır olur. Bu essesin güzel bir yurumu vardı. Onu almak istedim. Kurtale koşan kadınlardan bir masal, mavi sakal masalı. Bu masal da mavi sakal, zengin güçlü, ama böyle tof ve korkutucu bir adam. Ve genç bir kadın onunla evleniyor. Mavi sakal, kadına şatının bütün anahtarlarını veriyor. Fakat bir odaya girmesini yasaklıyor. Kadın başta bu yasağı uyuyor ama tabii ki. Merakına yenilir.
ya yasaklı odayı açar, içeride mavi sakalın önceki eşlerin öldürülmüş bedenlerini görür. Anahlar kanabulunır. Kadın kanı temizlemeye çalışsa da leke çıkmaz. Ve artık gerçeği gördüğünü saklayamaz kadın. Ve bu masal ilişkiler etsindan aslında güzel bir metuforsunlıyor. Bu yasaklı oda. Kadının bakmaktan korktuğu hakikat ya da bilgiyi temsil ediyor. İdişkiler de böyle odalar var aslında. Varda iyice şeye döndüm. Yakın ilişkiler. Güzel mcüm sanarak yüklüyorum. Kadın aslında bu bazı şeyleri seziyor hikaye de ama bilmek istemiyor. Çünkü bilirse masal bozulacak, oradaki anlatı bozulacak ve onun da farkında. Ve kendi kendine sürekli masalda meşrulaştırma mekanizmaları kuruyor. Ya yasın iyi biri ya mavi sakal. İşte ben onu iyileştirebilirim. Aykend Fiksim falan. Bu fanda sizi sarsılmasın diye gerçekten kaçabildiği kadar kaçıyor. Ama en sonunda merakına yenik düşüyor. Bu mavi sakal masalının en önemli tarafı kadının gerçeği görmesi. Anahların kanı çıkmaz çünkü artık bir şey bildikten sonra o bilgiden geri dönemezsin onu böyle. Yokmuş gibi davranamayacağım. Bilgiler olur. Ve o insanı bir daha o farklı bir şekilde göremez hale gelirsin. Artık gördüğün şeyi görmemiş gibi yapamazsın. Bazı hakikatler böyledir. İlişkilerde de böyle olabiliyor. Bir noktadan sonra kadın şunu fark ediyor. Ve ona destek olmuyorum. Onu taşıyorum. Ve onu anlamıyorum. Onu yerine yetişkinlik yapıyorum. Ama anneleşme çoğu zaman bu odaya girmemek için sürer. Çünkü kadın gerçeği görürse bir karar vermek zorunda kalacak. Partinerinin çocuk kalmasına izin veren yapıyı. Nasıl bu yapıyı ayakta tuttuğunu. Hatta bazen kendi vazgeçilmezlik hissinin bu dengesizlikten beslendiğini fark edecek. Ama bu çok rahatsız edici bir farkında bir şey de bir keyiftir ya. Bu arada biraz da kadınlara şey yapalım. Eleştirelim. Bana muhtaç. Ben siz dağılır oya. Fala hani. Kadı bazı kadınların bu hoşuna da gider yani. Ay bir hafta tavatiyle gittim. Ben siz bütün düzeni bozulmuş falan. Aslında bu güzel bir şey değil ya ilişketinden, salıklı bir şey değil. Bu rahatsız edici bir farkındalım. Çünkü anneleşen kadın çoğu zaman sadece ezilen değil. Anca zaman ilişkinin devamını sağlayan temel figür ya. Oral olmadan. Ilişki devam etmiyor. Partinerinin dağılıklığını toparladıkça. Onun büyümemesini de mümkün kuluyor. Ahfettikçe. Onun için açıklamalar ürettikçe. O aslında böyle biri değil diye. İşte belki arkadaşlarına. Onladın ama azaretler ürettikçe. İlişki hep aynı yerde kalır bir çamurlu su gibi. Böyle devinime olmayan bir yerde kalır ve çürür. Böyle artık bakteller üremeye başlar. Çünkü kadınların anneleşmesini besten şeylerden bir rada bu aslında iyi kadın imkesi diyor. Estez. Hep bu işte iyi kadın, sabreder, anlar, iyileştirir, terk etmez, kapsa arı falan. Ve popüler romantik anlatılarda kadın sevgisi çoğu zaman erkeği dönüştüren bir güç gibisini oluyor. Sert erkek yumuşar, dahaanık erkek eve döner, yaralı erkek açılığı rıfalar. Sorumsuz erkek, bir anda eve bağlanır falan. Ama bu anlatının bedeli aslında çok ağır bir bedel. Çünkü erkeğin dönüşümünü kadının sevgisinde bağımlı bir hale getiriyor. Ama birinin değişmesi onu seven kişinin görevi değil. Yani bunu kim duymaya ihtiyacı varsa duysun. Yetişkim bildişkide. Değişim sevilen kişinin de sorumluluğu. Yani bu insanlar da birer birer ve yetişkin olduklarını farklığına varmaları lazım. Bu yüzden annedeşmin en tehlikeli yanı. Sadece bu duysa emeğin yorgunluğu değil. En zaman arzunun bozulması sürekli hatırlattığınız, toparladığınız affettiğiniz, büyütmeye çalıştığınız birine erotik bir mesafeden bakmak zorlaşıyor. Ve onun da size bakması zorlaşıyor. Partiner erotik bir yerden bakması yani. Olay sevgili olmaktan çıkıp bir sorumluluk alınla dönüşüyor. Kadın da bir noktada artık onu istiyor mümri diye değil de ben siz ne yapar diye düşünmeye başlıyor. Bir de o büyük oluşturuyor. Ve bu da aşkın bakım zorunluluğunun kaydı yer haline geliyor. Böyle mi sonunda şunu söyleyebiliriz. Kadınlar ilişkide annelesiyorlar. Çünkü kültür onlara bizlere bakın vermeye öğretiyor sürekli. Ama belki kendimiz olmaya sezgilerimize, davranmayı, sezgilerimizin izinde gitmeyi. Aynı güçlü öğretmiyor. Ya da öğrettiği şey de, bu sınır koyma literatörü de kötü bir çerçeve ve anlatı. Bence hikayesi değil. Çünkü romantik anlatılar, kadın sevgisini erken dönüşüm motoru gibi sunuyorlar. Bunu bütün romantik filmlerden arası görürüz. Sersleridir işte. Benimle olur falan. Çünkü kadınlar başkasının yarısını anlamaya çalışırken, kendi sezgilerin de küçümsemeye öğreniyorlar. Ve bu anneleşme insana tehlikeli bir anlam veriyor. Ben onun için vazgeçilmezim ama vazgeçilmez olmak sevilmekle aynı şey değil. Ben sevgilimin annesi olmak zorunda değilim, onu destekleyebilirim ama onu büyütmek benim görevim değil. Onu yarısını görebilirim ama o yaranın bakım kurumu olamam. Ona şey katreyebilirim ama şey katayım kendi hayatımız. Silmemeli bu mavi sakalanı yasaklı odası bize bunu hatırlatıyor. Bazen iyileşme, daha fazla sabretmekle değil. Kapıyı açıp gördüğümüz şeyi inkar etmemekle başlıyor. Kadın özgürlüğü de çoğu zaman burada başlıyor aslında. Başkasını kurtarmak görevinden çekilip kendi sezgisine yeniden güvenmeyi seçtiği yerden. 4. bölüm. Sevgi, emek ister ama tek kişilik mesai istemez. Evet. Güzel bölüm oldu gibi hissediyorum ama bu bölümde dinleyip birilerini boş atacağım ya da ayıracağım gibi istetmeye başladım. Konuştukça. Birileri bu podcast dinleyip ilişkisine bitirebilir gibi hissettim. Ve ki bu arada okey ama iyi düşünün, fevri davranmayın. Gaza gelmeyin hemen. Biraz düşündükten sonra tabii ki de kendi seçiminizdir. Biraz da mesela şu aslında bir ilişki elbette emek istiyor. Birini dinlemeye çalışmak zor zamanda yanında olmak sadece sevgitiği, arkadaşlar şikayı ilişkisinde bile ilişkilerin partisi. Bunu yapmayacaksak yani o zaman gidip dağda tek başımıza yaşayalım yani. Tabii ki de bu emekleri vereceğiz ve abartılmadığı sürece çok büyük bir asimetri olmadığı sürece karşındakinin yüzüne vurmadan bu emekleri vermemiz gerekiyor. Ama bu emek hep aynı kişinin üzerine yıklıyorsa orada artık sevgi kadar eşitizlikte var demektir. Dolayısıyla baştaki soruya dönecek olursak sevgilimin terepisi de olmaya mecbur mıyım. Mecbur değil misiniz tabii ki de dengeli bir şekilde birbirimize destek olmaya, birbirimize duygusal tamponlar olmaya devam etmeliyiz. Ama bu yükte tek kişinin sırtına binmemeli diye düşünüyorum. Umarım bu bölümü beğenmişsinizdir. Gelecek hafta yine ben başka bir bölümüne bir toplumsal mecburiyetin masaya yatıracağız. Bizi dinlemeye devam edin. Çok teşekkürler. Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın. [MÜZİK ÇALIYOR]
Podcast Summary
Key Points:
İlişkilerde duygusal emek kavramı, bir tarafın sürekli olarak duygusal yükü üstlenmesiyle eşitsiz bir iş bölümüne dönüşüyor.
Kadınlar, toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle sıkça "terapist" pozisyonuna itiliyor ve bu durum ilişkide asimetri yaratıyor.
Terapi dili, ilişkileri analiz etmede faydalı olsa da, aşırı kullanımı ilişkileri soğuk ve steril hale getirebiliyor.
Modern aşk, kendiliğinden yaşanan bir duygu olmaktan çıkıp, sürekli yönetilen ve optimize edilen bir projeye dönüşüyor.
Erkeklik kültürü, erkeklerin duygularını ifade etmesini zorlaştırırken, kadınlar duygusal düzenleyici rolünü üstleniyor.
Summary:
Bu bölümde, ilişkilerde "sevgilinin terapisti olma" kavramı ele alınıyor. Duygusal emek kavramı, iş hayatından romantik ilişkilere taşınarak, bir tarafın sürekli olarak diğerini anlama, sakinleştirme ve onarma rolünü üstlenmesiyle ortaya çıkan eşitsizlik tartışılıyor. Julia Carter ve Lorena Arocknan'ın derlediği "Soğuk Yakınlıklar" kitabı ile Clarissa Pinkola Estés'in "Kurtlarla Koşan Kadınlar" eseri temel alınıyor.
Özellikle kadınların, toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle bu terapist pozisyonuna itildiği vurgulanıyor. Terapi dilinin günlük hayata girmesi, ilişkileri daha bilinçli hale getirse de, aşırı kullanımı ilişkileri bir vaka analizine dönüştürüp duygusal yakınlığı azaltabiliyor. Erkeklerin duygusal ifade zorlukları ve kadınların bakım verme rolleri arasındaki dengesizlik, modern ilişkilerdeki temel sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.
Bölüm, duygusal emeğin adil dağılımı ve terapi dilinin bilinçli kullanımı üzerine düşünmeye davet ediyor.
FAQs
Duygusal emek, başlangıçta iş hayatında kullanılan bir kavramdır; hizmet sektöründe çalışanların duygularını düzenlemesini ifade eder. Romantik ilişkilerde ise tartışmaları yumuşatma, partnerin ruh halini okuma ve ilişkiyi onarma gibi görünmez görevleri kapsar.
Duygusal emeğin tek taraflı olması, bir kişinin sürekli olarak partnerini anlamaya, yatıştırmaya ve onarmaya çalıştığı bir asimetri yaratır. Bu, ilişkide eşitsiz bir iş bölümüne yol açar ve bir tarafı 'terapist' rolüne sokar.
Olumlu yanı, insanların duygusal ihmal veya manipülasyon gibi sorunları fark etmesine ve ifade etmesine yardımcı olmasıdır. Olumsuz yanı ise her çatışmayı patolojiye indirgeyerek ilişkiyi steril hale getirebilmesi ve bazen bencilliği sofistike bir dille gizlemeye yaramasıdır.
Bu, toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanır; kadınlar duygusal bakım ve düzenleme konusunda sosyalleştirilir. Erkekler ise duygularını ifade etmekte zorlanabilir, bu da kadınların bu rolü üstlenmesine yol açar.
'Benim seçimim' ifadesi özgürlük gibi görünse de, aslında toplumsal beklentiler ve kültürel normlar tarafından şekillendirilir. Bu, kişinin seçimlerinin arkasındaki toplumsal bağlamı gizleyebilir.
Destek olmak, karşılıklılık ve eşitlik içerirken; terapist rolüne girmek, sürekli çözen, analiz eden ve onaran taraf olmayı gerektirir. Bu, ilişkide asimetri yaratır ve kişinin kendi duygularını ihmal etmesine yol açar.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.