Go back

Orban Never: Macaristan Seçimleri

31m 39s

Orban Never: Macaristan Seçimleri

Bu bölüm, Macaristan'ın demokratik geçişinden Viktor Orbán'ın otoriterleşen yönetimine uzanan süreci ele alıyor. 1989'da Sovyetler'in çöküşüyle başlayan liberalleşme dalgasında, genç bir liberal aktivist olarak öne çıkan Orbán, zamanla partisi Fidesz'i sağa çekerek tek adam haline geldi. 2006'da başbakanın sızdırılan özel konuşması ve 2008 küresel ekonomik krizi, Macaristan'da hükümetin itibarını yerle bir etti; halk, İsviçre frangı üzerinden alınan krediler nedeniyle büyük mağduriyet yaşadı. Bu ortamda 2010 seçimlerinde ezici zafer kazanan Orbán, komünizm sonrası ilk tek parti hükümetini kurdu. Ardından, demokratik görünümü koruyarak iktidarını kalıcılaştırmak için seçim sistemini köklü biçimde değiştirdi: dar bölge seçimlerini tek tura indirdi, muhalefet ittifaklarını zorlaştırdı, milletvekili sayısını azaltıp kırsalın ağırlığını artırdı ve seçim sınırlarını kendi lehine manipüle etti. Bu değişiklikler, halkın oy kullanabildiği ama iradesinin sonuca yansıyamadığı bir sistem yarattı. Anlatıcı, bu sürecin Türkiye'ye benzerliklerine de dikkat çekerek, seçimsel otoriterliğin nasıl işlediğini ve demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığını vurguluyor. Son olarak, bu durumun Türkiye için nasıl bir örnek teşkil edebileceği sorusunu gündeme getiriyor.

Transcription

4485 Words, 31670 Characters

Turkish
[Müzik] Yurt dışı çıkış harcım ödeyecektim polo. Harç ya. Yok yok polo. Yoksa ikisi değil mi? Bilmenize hiç gerek yok çünkü vergi ve harç ödemelerinizi kolayca yapabilmeniz için garanti bebeye alar. Şimdi yenilenen garanti bebeye ama o billle yurt dışı çıkış harcı, sürücü vergisi, gelir vergisi gibi, vergi ve harç ödemelerinizi hem ben sorgulayın kolayca ödeyim çünkü biz birlikte yaparız. Arıntılı bilgi, garanti bebeye kompteğe be. [Müzik] Yaklaşık 4 sen önce kardeş macer ve Türk haklılarının gerçek başkığı Viktor Orbán Reis en yakın rakibine tam 1 milyon oifark atarak 4. kes üst üste tek başına iktidar olduğunda 1 miniseri hazırlamıştım. Yüksel işini yükseldikçe değişmesine ve beraberinde sistemide değiştirmesini görmüştük. Komünizm sonrası alt tarafı 20 seredir güç belaya yürüttükleri çok partili demokrasi deneyi, ironik biçimde sandal gömürüyordu. Yani halkın serbestçe oylkulana bildiği ama iradesinin tecelli edemediği bir garip düzen. Hem rızayı malata hatsafa da olduğu için o iradenin bir manası yok. Hem de 1 ihtimal yanlış karar verseler dahi yapıyı değiştiremezler. Bu şartlar altında geçenlerde tekrar seçime girildi ve tekrar %54 oyalarak rakibini aşağı yukarı 1 milyon oifarkatan biri oldu. Fakat bu sefer Orbán denklemin yanlış tarafında kaldı. Bir daha gitmez dediğimiz adam ki hazırladığım serinin ismi o yüzden Orbán Forever'de gerçekten talisiz bir başlık. Henüz iki sene öncesine kadar kimsenin tanımadığı biri tarafından alaşa edildi. Allahşağı edilmekle kalsayı yeni hükümetin ilk idcati başbakanlığı iki dönemle sınırlamak oldu. Yeriye dönük biçim de hem de Orbán bir daha başbakan olamayacak. O yüzden dayanamayıp bugünkü bölümün adını da Orbán Never koydum. Bakalım bu ne kadar taze kalacak. 4 sene sonra yine pişman olmuş bir halde karşınızda çıkabilirim. Orbán Strikes Back isimli bir bölümde. Ona karşı yeni bir muhalif et filizlenirse ennu hope deriz. En sonunda dizneyden telif davasını yedik mi? Ben artık bağımalara kaçar giderim. Neyse yine konuyu dağıttınız kardeşim bir izin verin de anlatayım ya. [MÜZİK] Selam arkadaşlar. Umarım iyisinizdir görüşmeyle epi oldu. Biz o arada boş durmadık. Hanenin ufusunu artırdık. İkinci kızımız da aramızak atıldı. Çok zor bir şey değil. Town center'a tıklıyorsunuz. 30 sene bekledikten sonra çıkıyor. Kurba suratlı bir şey. Zamanla annesine benzemesi yumuyorum. Biraz erken doğduğu için hazırlıksız yakalandık yalnız. Çünkü aynı hafta diğer çocuğun yuvası tatile girmişti. Şimdi sabah'tan akşama kadar baba oynayalım diyen bir tip var evde. Oyun da anladığı da çeşitli mobilyaları tırmanıp üstümü atlamak. Kız çocuğu sakin olur edik böyle bir şey çıktı. Her atlayışında omurlarma bindirdiği basınçtan haber yok. Hayatımızın zorluk seviyesi arttı. Epeyi anlayacağınız. Sonuçta çoktandır hazır olan pot gas bölümünü kaydedip kurgulayacak zamanım olmadı. Tah ki şimdiye kadar. Bu bölümü iki kısım olarak düşündüm. İlk kısım eski serinin genişletilmiş bir özete olsun. Hem yeni gelenler için iyi bir arka plan olur. Zaten dinlemiş olanlar içinde yeni şeyler ekledim. Temmellik edip aynı kaydı kullanmıyorum yani. İkinci kısımda bu son seçimleri konuşuruz. Ve tabii aklımızın bir köşesinde olan soru. Türkiye'ye nasıl bir örnek teşkil eder? Türkiye'nin örnek teşkil edilecek bir hali kaldı mı? Şimdi şöyle bir geçmişe gidelim. 1989-1989. Sovyetlerin resmen dağılmasına daha iki yıl var. Berlin duvarının çökmesine de bir kaç ay. Ama Demir perde çoktan aralanmış bile. Maceristan avusturya sınırındaki tel örgileri kaldırmaya başlamış. Pen European peknik adı altında protesto için toplanan bir sürü doğalman vatandaşı topluca oradan avusturuyaya girmiş. Zaten bir kaç ayak alma sınır tamamen açılacak. Sınırdaki çözülmeye paralel olarak iç siyasette de bir çözülme söz konusu o sene Orta Avrupa'ya saran devrim dalgasının ilk günlerinde Macer Komünist Partisi eski başbakanları Imre Nacın haksız yere idam edildiğini kabul etti. 1956'da sovyetlere karşı girişilen ve başarısız olan kanlı isyanın lideriydi bu adam. Sovyet ajanları tarafından alıkonulduktan iki sene sonra gizli saklı bir mahkeme sonuncu asılmış ve cesedi mumya gibi sarıpsarmalanarak, hel örgülerle bağlanarak sahte bir isim altında yüz üstü gömülmüştü. Yani bulmasınlar diye her şey yapmışlar. Rejimin o güne kadar ki resmi anlatısı da bu isyanı dış mihrakların çıkardığı yönündeydı. Yoksa şanlı şerefli macer halkı asla böyle bir şey kalkışmaz. Nihayet 30 küsur sene sonra bunun popüler bir halk ayaklanması olduğunu resmen kabul ettiler. Böylece dolaylı yoldan da sovyetlerin işgalcı olduğunu ilan ettiler. Sadece birkaç gün sonra bu da peşte de toplanan 100 bin bazı kaynaklara göre 200 bin kişi eşliğinde Nacın, Nâşı, Tören'le yeniden defnedildi. Değişim sürecinin en symbolik olayıydı bu cenaze. Cenazedeki en symbolik olaysa henüz 26 yaşındaki bir gencin yaptığı ateşli bir konuşmaydı. Çıktı, açık açık demokrasi istedi, bağım sızlık istedi. Kızıl ordunun yurdu terk etmesini istedi. Kalabalıkta Ruski kaza diye bağırıyordu. Tıpka 56 isyanları sırasında ana babalarının yaptıkları gibi Ruslar evinize dönün. Bu sefer döndüler hakikaten. Kendileri zar zor ayakta dururken bu yuduracımları koruyacak halileri kalmamıştı. Cenazedeki o konuşmayla ünlenen gencin adı yine Albert Einstein isprisi yapacağım ya. Yok yapmayalım bu sefer. Bildiğiniz adam zaten kaç tane karakter var? Viktor Orban. Bu adamın günün birinde Avrupa birliği içinde ki en Rusya'nın sılidere haline geleceğini. Onlar için resmen bir turu ve atı görevi göreceğini kimse tahmin edemezdi. Mütiş bir yerini. Tıpkı soros ve liberalizm karşıtlığını şiare dinmeden çok önceleri. Bizzat sorosun yardımıyla işte de "Demokratlar birliği isminde bir liberal öğrenci grubu kurması gibi. Bu grubun kısaatması da fidess." Birkaç sene yakalmaz bütün maceralar ismini öğrenecek. Birlik kurulduktan hemen sonra Orban yine sorosun burası ile Oxford'a siyaset bilimi çalışmaya gidiyor. Dönünce de liberal internasyonelini başkan yardımcısı oluyor. Yani Avrupa çapındaki liberal partileri organize etmekle uğraşıyorlar. Übe liberal. Kar yerini üç besimtibuk gücünde başlamış resmen. Hızda da yükselmiş. Birkaç sene yakalmaz bir koalisyon hükümetinde başbakan olacak. Yalnız o süreçde epi değişiyor. Hem partiye giderek sağa çekiyor. Hem de eski davu arkadaşlarını dışlayıp parti içinde tek adama haline geliyor. Başkanlık diye bir mevkisi olmayan bir partiydi bu. Her kararın komiteterifinden alındığı bu yapıyı tamamen kendine bağlıyor. Yine eskiden 35 yaşından büyükler üye olamıyorlar. Hepsi yolun yarısını geçince o sınırda kalktı. Kısacası genç demokratlar artık ne genç ne de demokrat. Genel tabloya bakarsak ülkenin liberalleşmesi çok çalkantılı oluyor. Başkalarının sindiresindir yaşadığı değişme öyle bir nesile sığdırmak imkansız ne de olsa Türkiye'de yaşadı benzer şeydir ki Türkiye'de geçinç dönemi daha uzundu. Halk bir yandan alıştı güvencelerini kaybederken bir yandan da bir avuç çakalımı ışık hızıyla zenginleştini görüyor. Tospen ve Beklençiler ile gerçeklerin alakası yok geçmişi iyice romantiz ediyorlar. Sonuçta sosyal ister. Kıl payı bir farkladı olsa yüzde birden de az bir farkladı olsa tekrar iktidar oluyorlar. Aslında Fidesk kırsağda daha başarılı olduğu için herkesten fazla koltuk kapmıştı. Ama tamamen yönetim dışı kaldılar. Sosyal ister aralarında Orban'ın eski arkadaşların da olduğu diğerli, beraber gruplar koalisyona gittiler. Bizimki de buna çok bilendi. Bir daha asla diye odasındaki postelleri bıçak fırlatmıştır. Daha da iyi örgütlenmeye kendini verdi. Bek dediği fır saat bir dönem sonra gelecekti. Hani ülkelerin kaderini değiştiren bazı raskeri olaylar vardır ya. 2006 yılında bunlardan bir yaşandı. Dönemin başbakanının Gür çayn diye biri sosyalist parti Kongresinde kapalı kapılar ardında yaptığı meşhur bir konuşma var. Özöt konuşması daha yeni seçim kazanmışlar. İkinci dönemlerine başlamışlar. Bir zafer Kongresi aslında bu. Fakat Gür çayn kutlama yapmak yerine kül fırkı yamet kendi partisine saydırdı. Hiçbir halt etmediklerini, vaatlerini gerçekleştirmediklerini, halka yıllardır yalan söylediklerini anlattı. Ve tabii ki konuşma kayıtları sızdırıldı. Bu gün YouTube'la duruyor. O kadar da net geliyor ki ses. Sanırsın adan bizzat kaydedip sızdırmış. Sızıntının kendisi esas sorun değil aslında. Yani ülkenin kaderini bence bu değiştirmedi. Onu yönetememeleri değiştirdi. Çünkü bunu kendi partisine hanı tallığından ve sahtekarlığından bu kan cesur, vizyon sahibi bir politik acının isyanı olarak çarçeveleme kalka öyle pazarlamakta mümkündü. Alternatif bir evrende kahraman olmuştur adam. Ama bu evrende değil. Zaten pek karizmatik biri değil. Kendi yolsuzluk geçmişi de var. Tebkilerde iyi yönetemeyince gümbürdediler. Özellikle muhalefetin fırsat birbirlüzelledi protestolarda gereksiz polisçildedik kullanılması iyice ters tepti. Hükümetin ne kadar zayıf olduğu? Ertesi sene muhalefetin zorladığı bir referandumda ortaya çıkacaktı. Referandumun konusu, hastane ve üniversitelerdeki düşük kulağını mülcettere. Muhalefet onlara karşı bunları iptal edelim diyor. Hükümet'le savunuyor. Sonuçta bir şeyin tamamen ücretsiz olması demek. O bedelin herkes tarafından ödenmesi demek. Bari birazını kullanıcılara yıkalım mantığındalardı. Doğrusun yanlışını bilmiyorum. Oranlara bağlı çünkü onlarda önemli değil. Sonuçta muhalefet popülüs tarafta. D %80 gibi çılgın bir oranla kazandılar. Tabi ki bu başarıyı genel bir güvenoyu olarak göstermeye çalıştılar. Güvenoyu eksikliği olarak. Iktidar içinde ufak çaplı bir kriz çıktı. Ve koalisyon çöktü biraya kalmaz. Sosyalistler bir azını kükümet olarak devam ettiler. Belki bu bile onları devirmeye yetmezdi. Kim bilir? Ama bütün bunlar 2008 krizinin üstüne binince hiç şansları kalmadı. Şimdi 2008 krizinde ince de bana hala yakın zamanda olmuş gibi geliyor. Yakın geçmiş gibi geliyor ama neredeyse 20 sene olacak. Aranızda bu kriz sırasında hayatta olmayanlar vardır. Podcast'a anlatmıştım bol bol. Gerçi bu krizleri hep Amerika merkezi bu krizleri. o kuyup anlatıyorum, kaynağı orası olduğu için öyle anlıyorum ben de ama böyle ufak tefek ülkelere etkisi çok daha ilginç oluyor. Macerysan özellikle büyük bir darbe aldı, hem zaten temel çürükü, büyük açıklar veren bir bütçe vardı, hem de yüz binlerce insan, yüz binlerce hane daha doğrusu, İsviç'e Franco üstünden ev kredisi almıştı. Kendi para bilimleri üstünden borçtan salar, yüzde onon beş arası bir faiz var. İsviç'e deyse politika faizi sıfır ayakın, orayla alakalı olan bankalar, Franco cinsinden yüzde üç civarı faizi de, bunlara morgıç sunuyorlar. Sadece Macerysan'da geçerli bir şey değil, bu bütün bu orta, Avrupa'da yapmışlar. En çok da polonya etkilenmiş, en büyük yara uğrası olduğu için ama oransal olarak Macerysan açık arönde. Kur sabit gittiği sürece şahane, fakat Chris Derinleşince, millet parasını güvenli limanlara kaçırıyor. İsviç'e Franco'da en güvenli liman, herkes ona hücum edince onun değeri artıyor, kısa sürede bir Franco 150-250'e çıkmış. Bir süre sonra da 300'e çıkacak. Biz tabii Kur Chris Derin'in harman olduğu yerden geldiğimiz için, çok şaşırtmıyor. Ama gerçek dünyada rezil et. İki yakattanıyor her şeyin. Senelerce Kredi ödemişsin, borcunu azalttığını sanmışsın, hop bir anda kalan borcunu iki yakattanmış. Evin toplam değerini geçiyor borcun, bir de üstüne millet ödemelerini yapamadığı için, iflaslar çoğaldığı için, efiyatları iyice düşüyor. Hem borcunu arttı, hem elindekini değir azaldı. Şimdi zaten popüler olmayan bir iktidar var. Ne kadar popüler olmadığı da referendumlarla sabitlenmiş bir azlılık iktidarı. Bunların halkı, sabah akşam ekmek ve oyunlarla oyalaması lazımken, normal şartları altında, şimdi tam tersine kemer sıkmak zorunda kaldılar. Bu şartları altında ne olacağını beklerseniz o oldu. Anketlerde ana muhalefete destek, bir noktada %70'leri bulmuştu. Diğer herkes %16'daydı. Böyle bir fark nereye de görülmüş bilmiyorum. İlk seçimde iktidar değişti ve komünist dönemden beri ilk defa tek başına iktidar görüyor halk. Uzun bir süre boyunca da görecekleri tek iktidar olacak. Orban maceristana en az 20 sene boyunca yönetecek bir sahi yönetimden ve etrafına örülecek güç kalkanından bahsediyordu. Öyle laf olsun diye söylenmiş bir kalıp da değil. Iktidarını korumak için gayet somut anti-demokratik adımlar attı. Biz genelde sanıyoruz ki Serbes Piyasa, Serbes ve Adir seçimler, basın özgürlüğü, inanç özgürlüğü, efendim hukukun üstündü, bunlar hep bir paket halinde geliyorlar. Çünkü eskiden öyle bir avuç ülke vardı. Görece tabii, bunlar da ütopya değiller. O ülkelere bakarak bu öyelerin arasında bir korelasyon kurmamız kolaydı. Şimdi durum farklı bir çok ülkede Piyasa'lar Serbesleşirken çeşit ve özgürlükler geriliyor ve ya seçimler her zamankinden daha Serbes yapılırken her zamankinden daha anlamızlar. Şöyle bir örnek verin, paraya ihtiyacı olan bir devletin tepki çekmemek için yeni vergiyi getirmeyip onun yerine vatandaşın cebindeki parayı değer sizleştirmesin düşünün. Burada da daha fazla güç isteyen iktidarlar. İnsanların o yakkına karışmadan o şekilde tepki çekmeden o oyları değersizleştiriyorlar. Böyle genel konuşmakla kalmayayım bu işin detayına ineyin biraz. Eski seçim sistemi bir karma sistemde vekillerin bir kısmı dar bölgesi seçimlerle belli oluyordu. dar bölgede aslında kafa karıştırıcı bir kalıp darlığı genişli önemli değil. Mesela o bölgeden tek bir kazananın çıkması. Tandır don gibi ortam kaç kişi girerse girsin, tek kişi çıkıyor ve koltuğu o kapıyor. Bütün ülke böyle bölgeleri ayrılmış. Dolayısıyla her yerde yeterince örgütlenmiş bir parti ulusal çapta popular olmamasına rağmen genel oy oranı düşük olmasına rağmen meclisi ele geçirebilir. Hatta muhalefet yeterince bölün müse halkın çoğununun en nefret ettiği parti. Bunlar olmasında kim olursa olsun dediği bir parti bile iktidar olabilir. Bu tip senaryoları önleyen ilk emniyek su babı seçimi çift turlu yapmak. Bir bölge yüzde elliyle götüren çıkmazsa seçmen tekrar sandık başına gidiyor ve en çok oyağılmış iki üç aday arasında tekrar seçim yapıyor. Böylece ilk tur da herkes gönlüne göre o yukulanabilir. Pek bilinmeyen bir podcast çefe falan oy verip ortamlarda ahlak ki üstündük taslayabilirsiniz. İkinci turdada stratejik o yukulanarak kötülün iyisiniz açarsınız. Diğer emniyet su babı da ve kiliklerin sadece bir kısmının böyle dağıtılmaz. O yüzden karma sistemdenmiş. Herhangi bir bölgeye bağlı olmayan ulusal istelerden giren bir başka grup vekil var. Partilerin genel oy oranına göre dağılıyorlar. Seçmen iki mühür basıyor yani. Bir adaya bir de partiye. Bu sayede her bölgede kıl payı ikinci geldiği için oralardan hiç koltuk kazanamayan bir parti dahi en azından bir miktar temsiliyet kazanıyor. Bu temsiliyeti iyice arttıran bir başka mekanizma daha var. Dar bölgelerde kazanamayan adaya verilmiş oylar öyle tamamen boşa gitmesin diye onları genel parti oylarını ekliyorlar ve özel bir grup vekil kontenje ona göre paya diliyor. Basit bir örnekle toplayayım. Masada üç tane pasta duruyor. İlk pastaya bakın. diyelim sizin partinizde her bölgeden yüzde onu oyağılmış. Hiçbir aday çıkaramamış o yüzden o ilk pasta'dan dilim alamayacak. Hemen yanında aşağı yukarı aynı büyüklükte bir başka pasta duruyor. Yurt çapındaki de isteye göre paya dildeyi için onun on da birini alacaksınız. Sonra kalan küçük pasta'dan da daha kalın bir dilim alacaksınız. On da birinden daha fazlasını. İlk pasta'dan hak ettiği dilimi alamayanlar için bir teselli ikramiyesi gibi. Böylece ülke çapındaki toplam destek seviyelerini orantılı sayıda koltuk kazanıyorlar. diyeceksiniz ki neden böyle maymulluklarla uğraşıyoruz. Herkes bir tane oy kullansın. Koltuklarda ona göre dağılsın işte. Oyun yüzde onsa meclisinde yüzde onlu kazan. En adili bu olmaz mı? En adili olabilir ama en demokratiyo değil. Çünkü o zaman bir temsilcini olmuyor. Hesap sorabileceğin, derdini iletebileceğin. Gerekirse sonraki dönem görevden alabileceğin birileri bululmuyor. Herkes partilistesinden girmiş oluyor. Onların da bağlılığı seçmene değil. Listeyi belirleyen partiyonatimin olur. Parti genel olarak iyi oyağlı sürece yeterince vekili çıkarabilecek potansleri olduğu sürece vekiller tüm enerjilerini o parti içinde yükselmeye lideri yalakalık yapmaya, yalakalık yapamıyorlarse onu devirmeyi arcarlar. Hiç ağaşına olmadığınız bir sistemden bahsediyorum. Hadi diyelim birileri halka yönelik siyaset yapmaya çalışsın. Hangi halka yönelik olacak bu siyaset? Ülkenin kırsalını karış karıştı olaşıp bin bir farklı derd dinleyeceğine nüfusunu yolunlaştı yerlerde kampanya yürütürsün. Onları dinlersin. Seçmeni fanci bıl yapmış oluyorsun aslında. Birinin diğerinden farkı kalmıyor hepsini oya aynı. Özellikle tek merkeze trafına kurulmuş ülkeler için büyük sorun. Çözümü de bölgesel seçimler işte. Ama genel oranlardan çok sapmamak için gördüğümüz gibi düzeltici bir takım mekanizmalar düşünmüşler. Karma sistemlerin genel felsefesi bu. Urban bunu nasıl değiştirdi peki? En basit ama en önemli kısmını baştan söyleyeyim. Kimseye sormadan değiştirdi. Gerçekten tekniyeti daha iyi bir sistem getirmek olsaydı bile süret çok sakat. Demokrasinin temel aracını halka, muhalefette, uzmanlara hiç kimseye danışmadan bir tartışma ortamı yaratırmış gibi bile yapmadan mecliseki mutlakçoğuna dayanarak değiştirdiler. İlkün dar bölgesi seçimlerini tek türlasını aradılar. En çok oyu alan direkt kazanır hale geldi. Böylece çeşit çeşit mualif seçmenin sonradan birleşme lüksü kalmadı. Ya ilk türde baştan birleşeceksin ya da heba olup gideceksin. Hatta ortalığı iyice bulandırmak için her bölgede saçma sapam partilerden saçma adaylar çıkartmaya başladı iktidar. Genelde muhalefet partilerinin liderleriyle adaş olan adaylar bulunuyor. Yüzde birlikte ikilik keres bir grubu o şekilde avlasalarken oyları bölmüş oluyorlar. Her yerde yapmıyorlar bunu tabii kritik yerlerde. İkinci değişiklik muhalif partilerin ittifak yapmasını zorlaştırmak. Yani önce seçmenin birleşmesini zorlaştırdılar. Partilerin birleşmesinde zorlaştırıyorlar şimdi. Normalde iki üç ufak parti ortak bir ulusal liste çıkararak seçim barajını aşabiliyordu. Artık böyle bir ittifak için ulusal çapta ittifak için o partilerin erdiyse her bölgede ayrı ayrı aday çıkarma zorunluluğu getirdiler. Anca örgütlü partiler ittifak kurabilir demek bu. Ve zaten o kadar örgütlüysen bir müttefikye ihtiyacın kalmıyor. Üçüncü değişiklik ve kil sayısının azaltılması ve dar bölgelerin ağırlığının artırılmasıydı. Eski meclisin yarısından azıburalardan gelirken artık yarısından çoğu geliyor. Bu yine kırsalım gücünü dolayısıyla organize partilerin gücünü arttıran bir değişiklik oldu. Ve tabii son olarak bölge kavramı içeren her sistemin başarası olan cerimendirin. Yani sınırları kendi avantajına göre çizmek. Bunu herkes yapıyor da bu pratik ay yukarı çıktı artık. Şimdi yasalar her seçim bölgesinin aşağı yukarı eşit sayıda seçmen içereceğini şart koşarlar. Elbette tam eşitlik mümkün değil her dönem nüfus kaymaları oluyor. Bir miktar esneklik payı bırakılır o yüzden. 100'de 5-10 neyse artık. Bu payı epi büyüttüler. Bir bölge ulusal ortalamanın %20 üstünde veya altında seçmene sahip olabiliyor da artık. Şimdi düşün. Sadece bir partisin böyle şehirli eğitimli profesörler kesim senin tabanın değil. Oradan da oyalıyorsun da esas taban kırsağda. Yapacağın şey basit. Mualif bölgeleri yasal maksimumada ya. Ulusal ortalama 50.000 kişi isle mesela onlara 60.000 seçmen içerecek şekilde çiz. Kendi kalelerinde ise yasal minimum bu gözet. 40.000 seçmen bir de ki çıkarsın. Durduk yere senin seçmenin o gücü. Neredeyse bir buçuk kat fazla oldu. Eşit nüfuslu iki bölge arasında bile benzer maymunluluklar mümkün. Rahat rahat kazandığım bir yerde ki seçmenin bir kısmına ihtiyacın yok zaten onları komşu bölgedeki muhaliflerle değiştokuş et. Orayı da kazanacak hale gel. Yağut hiç kazanamayacağın bir kurtarılmış bölge varsa onu kağıt üstünde yok et. Bu seçmenleri komşu bölgeler için de erit. Sonuçta o kadar çok yolu var ki. İstismar edilmeye çok açık bir konu. O yüzden bazı yerlerde bu konundaki yetkiler bağımsız kurumlardadır. Bölgeleri onlar belirler. Ama ne olacak yani yargıyı ve anı yasayı değiştirebilecek güç değsen. Eninde sonunda o kurumları da aradan çıkarıp. her şey kendine bağlarsın. Yani mesele kağıt üstünde yazan şey değil. Onu koruyacak bir gücün olması. Halkın sağ duyusu, medya, sermaye grupları, sendikalar, eşit güçte bir rakip parti, asker, Avengers, neyse artık o toplumdaki dengi unsuru bir şeyler olacak. Benim gördüğüm bazı analizlere göre seçim bölgelerinin bu şekilde ayarlanması ektidari yaklaşık yüzde onluk bir vekil avantajı sağlamış. On üç on dört koltuk eder bu. Fidesin bunca yıldır mutlak çoğumlar sadece bir veya iki koltuk farkla sahip olduğunu düşünürsek sırf bu değişiklik bile yeterince belirleyci olmuş. Yalnız bence en daha yani değişiklik, sistemin diğer yarısı için getirdi. Boşa giden oyların teselli ödülü getirmesi fikri vardı ya onu tersine çevirdiler. Kazanan adayları verilmiş fazla oylarda boşa gitmiş sayılmaya başlandı. Mesela bir bölgeyi fark atarak kazanmışsan o gereksiz fark da parti oylarını ekleniyor ve sana bir bonus getiriyor. Yani telafi sistemi haksine kazananın gücünü abartan bir sistem haline geldi. Bu arada şu anda fark ettim. Bunu her şeyi bittikten sonra araya sokuyorum kaydedip bundan sonrasını yanlış mikrofonuna kaydetmişim. Etraf da bir sür mikrofon var. Bir tanesi kendine canlanmış demek ki. O yüzden kayıte düşük ve tek karda kaydedemiyorum çünkü birazdan çocuk gelecek. En az iki üç gün daha gecekirim yani o yüzden bu hal ile taktığınızda sunuyorum. Amateur ruhumuzu koruyoruz. 2014 seçimlerinde Fidesin oyu yüzde 45'e düşmüştü. Yarıdan az ama her on seçim bölgesinden dokuzunu kazandılar. Neredeyse tüm yerel vekinlikleri kazandılar ve kıl payı biçimde anayasayı değiştirmelerini sağlayan üç de ikilik çoğunluklarını korudular. Bir sonraki dönem 2018 seçimlerinde benzer bir tablo var. Bir kere her üç seçmenden biri zaten oy kullanmıyor. Oy kullanan seçmelinde yine yarısından azı sana oy veriyor. Ama ona rağmen mecliste üç de ikilik temsiliyet kazanıyorsun. Ve bu sayede de her konuda yüzde yüz güç sahibi oluyorsun. Yargı, Gakkuk ederse hemen bir yasayla mahkemelerin üyesayısını arttırıp yandaşlarına dolduruyor. Eskileri de herkenden emeklediyorsun. Haa seçim yasasına ek olarak seçmenlerin de değiştirildiğini unutmayalım. Bunu sadece hatırlatma babında söylüyorum yeni bir ayrıntı yok. Çevre ülkelerde yaşayan bir milyondan fazla etnikmacar vatan daşlı kalmıştı. Ve iktidar bazılarına kritik seçim bölgelerinde uyduruk adresler vermişti. Sanki oraya taşınmışlar gibi. Sonra bu rezaletten utanacaklarına onu yasalaştırdılar. Dediler ki artık seçmenin kayıtlardaki adresle yaşamasına gerek yok. Özetle seçmen ital ediyorsun. Sonra bunları gidip istediğin bölgeye yazdırabiliyorsun. Bir şikayet olduğunda da bunlara bakacak komisyonlar seninle ilildi. Şu ana kadar seçim sistemine odaklandık da. Demin bahsettiğim güç kalkanı kavramı bundan ibaret değil. Genel bir merkeziyleşmeyle ilgili bir kavram. Bunun diğer ayaklarını görmüştük. Yani ilk hedef kamuoyu desteğini kaybetmemek mediryeyle geçiriyorsun. Hadi onu kaybettin, seçimi kaybetmemek. Hadi seçimi kaybettin, daha az oyaldın meclisi kaybetmemek. Eğer ki onu da kaybettin, rakiplerinin elini kolunu bağlamak için kamu kaynaklarını kamudan kaçırıp başka yerlerde saklayabiliyorsun. Bunu özel bir vakıf türü yaratarak yaptılar. Bilmiyorum, Türkiye'den bir kopyaladılar. Türkiye'nin onlardan kopyaladığı. Arada müthiş bir bilgi ve pratik alışverişi var. Herhalde ülkarda 2019'da önemli bir üniversiteyi bu şekilde vakıflaştırdılar. Kâğıt üstünde vakıflaştırmak üniversiteden balamsızlığını arttırdığı için iyi bir şey. Artık devlet bir çesinden fondlanmıyorsun, öz kaynaklarını kullanıyorsun. O yüzden iktidara bağlı değilsin. İyi de öz kaynan yok. Sorun bu. Harvard değilsin sonuçta öyle 50 milyar dolarlık kaynan olsun. Macarların petrol ve gaz şirketi olan mole hisselerden bir kısmını bu vakfa devlettiler. Yani halkın parasına aldılar. Halkın denetiminden uzakta bir yere taşılılar. Daha sı vakıflara kendi varlıklarını istedikleri gibi satma yetkisi verdiler. Devletin ilk alıcı olma hakkı var. Yani hibe ettiği şeyi parası ile geri alabilecek devlet. Vakat bu öncelik hakkını kullanmazsa özelliğe atırıncılara satış mümkün. Onlara da neyi kaç parayla satacağını zaten yöneticilerim karar veriyor. Yani kamudan vakfa vakıftan özel sektore bir akış var. Yöneticileri tabii ki halk seçmiyor. Herhangi bir iktidar bile seçemez. Çünkü değiştirilene bilmeleri için mecliste üç de ikilik çoğunluk lazım. Ne alakaysa. Nasıl olsa başka kimse bu çoğunla erişemez. Bizim adamlarımız orada uzun sürekadırlar. Kaynaklar da artık kamuda olmadığı için o kadar şeffaf olmak zorunda değiliz diye güvenerek böyle bir sistem erattılar. İlk örneği 2019'da denelmişte dedim. Bir sene içinde altı üniversiteyi daha bu modele geçirdiler. Sonraki sene on bir tane daha tüm yüksek eğitim böyle oluyor. Şimdi bir kaç adım geri gidin. Tüm bu merkezileşmenin bir maliyet var. Yani ben de isterim öyle her şey yönetmeyi strateji oyunlarındaki gibi ülke yöneteyim. Gerekirse işçi basayım, paladin basayım, ilim ve bilme yüzde 90 kaynak ayırayım. Ama gerçek hayatta öyle olunca sen ne kadar iyi niyetle olursa no. Eninde sonunda etrafına bir duvar örülüyor. Ya da oduvar bizzat sen örüyorsun. Ve gerçek dünyayla bağın kopuyor. Sosyalistler yolsuzluk yapıyor diye tek başına iktidar olan adam çocukluk arkadaşını sıfırıdan ülkenin en zengin adamı yaptı. Gizli saklı değil bunlara herkes biliyor. Dolayısıyla kötü yönetimini ve eskisini mumlu aratacak boyuttaki yolsuzlukların üstünü kapamak için. Otok ratların sürekli düşman yaratması lazım. Sürekli bir düşman yaratarak ve kendilerine tek kurtarıcı olarak konulandırarak ayakta kalıyorlar. Bu örnek de özellikle Byrüksel Kolay bir Hedef. Ne de olsa uzakta olan macer halkının halinden anlamayan hiçbir iş yapmayan elit bir okratlar şeklinde resmedebilirsin onları. Kendini de koskoca Avrupa birliğine tek başına kafa tutan nider olarak resmediyorsun. Şimdi bu imajın getirisi çok. Dötürüsü de neredeyse yok çünkü Avrupa birliği seni cezalandıramıyor. O tip mekanizmaları daha yeni getirdiler. Yani ortada dengesiz bir teşvik var. Tüm siyasetçileri bir yoları tesit çiziyor bu. Tabii burada durum çok yironik yani 2006-20015 arası dönemde. Ki bu dönem 2008 krizini içeriyor. Oradaki küçülmeyi içeriyor. Onan hemen bu dönemde. Gayrı Safin Birliği ağaçta senelik %4.5.4.6. Sabah akşam küfretlikleri Avrupa birliği'nin fonları olmasaydı bu büyüme sadece 1.8 olarak kalacaktı. %4.6 ile 1.8 arasında d1 fark var. Her sene bu 1.1.1'ün üstüne eklendiğinden. Bir de işin şu kısmı da var. Diyelim ki hakikaten düşmanların var. Hakikaten değilim, Drugs'a seni mahvetmek üstüne oyunlar planmıyor. Bu da yine sen sebep oluyorsun. Yani ülkeyi çok kötü yönettiğin için onu dış müdahaleleri açık hale getiriyorsun. Millet onun başında akbaba gibi üşüşüyor. İşini iyi yapamadığın için tehditler artıyor iç ve dış tehditler. Tehditler artı için işinde kalmaya devam etmek zorunda olduğunu söylüyorsun halka. Sen gidersen her şey çok her. Böyle mühendisler var yani. "Şirket onu kolmasın." diye. Saçma Safin bir tasarım yapmış. Böyle bir kod yazmış ki başkası bakınca anlamıyor. "Sırf onu idare edebilirsin." diye bunu işte tutuyorlar. Bu da ona benziyor ama aktif olarak her şey kötüleştirebiliyorsun. Ve etkirediğin şey bütün ülke sadece bir şirket değil. O işi yapabilecek başka insanları da bilerek bastırıyorsun hapsetikiyorsun. Sistem bu. Macaristan'a dönersek muhalefet enerjesi, medyada bir çıkış noktası bulamadığından, sendikaların ve çeşitli meslek kuluplarının önderliğindeki bir dizi gösterilek kendini gösterdi. Öğretmenlerin gösterileri vardı mesela. Ben de katılmıştım. Ersten sonra çocukları alıp gidiyorduk. Daha doğrusu çocuklar biz alıp gidiyorlardı. Bizden daha hevesitlerdi. Genel bir iktidar karşıtta gösterisi değildi bunlar. O alandaki sorunlarla ilgiliydi. Ama büyük yükleri bir umut işi oluyordum muhalefete. Bunun gazıyla parçalanmış olan muhalefet güçlerini birleştirmeye karar verdi. İlk defa onların beş liması, altılması, versiyonu işte. Anlatmıştık. Hangi bölgede kimin adayını destekleyeceğiz? Ulusal ölçektede hangi ortak mesajı vereceğiz? Bu konular da bunca partinin anlaşması çok zor olduğundan, hem sağ hem sol var işlerinde çok vakit kaybettiler o işlerle. Özellikle mesaj konusunda ona rağmen bir ara kafa kafaya geldiler oradan da. Sonra ukraya savaşı çıkınca bu muhalefet bizi kesin savaşı sokacak. Size anca ben kurtarırım anlatısa etkili oldu. Gerçi o günlerde bunun ne kadar etkili oldu henüz bilinmiyordu. O yüzden orban ne olur ne olmaz diye başka bir cinnik yapıp seçimi bir referendumla aynı güne getir. Referendumun konusu da şu, medyada ve okullarda cinsel yönelim eğitimi. Yani hiçbir acili yete olmayan yapay bir günden bir kültür savaşı gündemi. Tek işlevi ikidarlayına psikolojik etki yaratmak. Pelasl fidis, orbanın dahi beklemediği kadar farklı, yine tek başına ikidar oldu, yine anaya salçı olduk da. Karşı tarafta inanılmaz bir moral bozuklu oldu. O kadar ki ortak başbakan adaylarını seçim gecesi o gün de tek başına bıraktılar. Hiçbir muhalefet birileri çıkmadı oraya. O yeni git ablulsunda yara almamak için her birki orada yiyek mücud kendini göstereceksin. Bu uzun vadeli bir hareket daha yolun başındayız mesajı vereceksin. Böyle yapıncak yani da ayaklarına da sıktılar. Çünkü genel olarak muhalefet zayıfladır. O ceneye içindesen öne çıksan ne yazılar. Kaldığımız bıraktığımız yer burasıydı işte. Son olarak da demiştim ki zaten orbanın seçimi kaybetmesi muhalefetin kazanmış olması anlamına gelmeyecekti. Çünkü kurumlardaki hakimiyeti ve temel politikaları üç de ikilik çoğunluk olmadan değiştiremezlerdi. Yeni bir bütçe oluşturmak için dayı fidesini onaya gerekiyor. Kendini devletle özleşleştirmiş. Partiler, normal bir parti gibi gidip gelemiyorlar. Bu daha uzun bir de üçün ilk rande olur sadece. O serinin adının neden orban, for ever koyduğumu artık daha iyi anlamışsınızdır. Gerçekten bir umut kırıntısı yoktu. Şubat 2020'lü öyle kadar da öyleydi. Ama şubat ayında ismini çoğumuzun ilk defa duyduğu bir ortaya çıktı. Rejimin içinden biri olarak kirli işleri anlatacağım diye çıktı. Normal televizyona çıkamıyor tabi. Hearty'sanesinde bir YouTube kanalına çıktı. Bir gece de fenomen oldu. Baktım şimdi video 3 milyon kez görüntülenmiş. Zaten 10 milyonluk ülke. Kullanından toplam oysayısı altı milyon. Onun yarısı kadar görüntülenmiş. Orada parti kurup seçime girmek de ilgili bir soru gelince grub geçmişti. Bakat ertesi aydı üzerinde değil ilk mitingi de 10 binlerce insan gelince iş ciddiye bildir. Sonra ayanın tozu ile katıldı Avrupa seçimlerinde 100'de 30 oya aldı. Yani şu battan mayısak kadar ki o sürede sıfırdan ikinci parti olverdiler. İşin bence en inanılmaz kısmı bu. Ben o sürede bir tane podcast bölümünü zor bitiririm. Öldünüz gibi. Ama bu bölüm bitti gerçeklerde. İkinci kısmda ilk kısmı bitirdiğim için kendimi bir sürede tebrik ettikten sonra macerın bir altı ay sona da nasıl ikincilikten birinci parti haline geldiğini. O süreçte Amerikan magah hareketiyle orban arasındaki aş hikayesine ve seçimden bu yana olan biten nere bakarız. Gerçi çok olan biten bir şey diyor. Kala gelip elimi öpen olmadı. Bana bir şeref madalyası taklan olmadı. Çok hayırsız insanlar bunlar ya. O kadar iş yapıyoruz. Yağıyla zaten çekilir göndermedi. Yine patronların bonkörlüğünde kaydı. Düşünürsenize güzel bir sabaha uyanmışsınız. Yatırımlarınızı garanti bebeğe ve kırık dokulayla yapmışsınız. Kulanaca dostu arayız ve yedi yirmi dört canlı destekte kırık döğe yatırım yaparken rahat bir nefes almışsınız. Siz de kırık döğe yatırım yaparken kapanız rahat olsun istiyors sanız garanti bebeğe kırık döğe geçin. E çünkü birlikte yaparız.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Macaristan'da Viktor Orbán'ın siyasi yükselişi ve iktidarını sağlamlaştırma süreci anlatılıyor.
  2. 1989'daki demokratik geçiş, Imre Nagy'ın yeniden defnedilmesi ve Orbán'ın bu süreçteki rolü vurgulanıyor.
  3. 2006'daki sızdırılan konuşma, 2008 ekonomik krizi ve Macaristan'daki siyasi çalkantılar ele alınıyor.
  4. Orbán'ın seçim sistemini değiştirerek demokratik mekanizmaları nasıl zayıflattığı detaylandırılıyor.
  5. Seçim sistemi değişiklikleri (tek turlu seçim, ittifak zorlukları, sınır manipülasyonu) üzerinden otoriterleşme örnekleniyor.

Summary:

Bu bölüm, Macaristan'ın demokratik geçişinden Viktor Orbán'ın otoriterleşen yönetimine uzanan süreci ele alıyor. 1989'da Sovyetler'in çöküşüyle başlayan liberalleşme dalgasında, genç bir liberal aktivist olarak öne çıkan Orbán, zamanla partisi Fidesz'i sağa çekerek tek adam haline geldi. 2006'da başbakanın sızdırılan özel konuşması ve 2008 küresel ekonomik krizi, Macaristan'da hükümetin itibarını yerle bir etti; halk, İsviçre frangı üzerinden alınan krediler nedeniyle büyük mağduriyet yaşadı.

Bu ortamda 2010 seçimlerinde ezici zafer kazanan Orbán, komünizm sonrası ilk tek parti hükümetini kurdu. Ardından, demokratik görünümü koruyarak iktidarını kalıcılaştırmak için seçim sistemini köklü biçimde değiştirdi: dar bölge seçimlerini tek tura indirdi, muhalefet ittifaklarını zorlaştırdı, milletvekili sayısını azaltıp kırsalın ağırlığını artırdı ve seçim sınırlarını kendi lehine manipüle etti. Bu değişiklikler, halkın oy kullanabildiği ama iradesinin sonuca yansıyamadığı bir sistem yarattı.

Anlatıcı, bu sürecin Türkiye'ye benzerliklerine de dikkat çekerek, seçimsel otoriterliğin nasıl işlediğini ve demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığını vurguluyor. Son olarak, bu durumun Türkiye için nasıl bir örnek teşkil edebileceği sorusunu gündeme getiriyor.

FAQs

Garanti BBVA ile yurt dışı çıkış harcı, sürücü vergisi ve gelir vergisi gibi vergi ve harç ödemelerinizi kolayca yapabilirsiniz.

Orbán, 1989'daki Imre Nagy cenazesinde yaptığı konuşmayla ünlendi; liberal bir öğrenci grubu kurdu, ancak zamanla partisini sağa çekerek tek adam haline geldi ve 2010'da iktidara geldi.

Başbakan Ferenc Gyurcsány'nin partisine yönelik ağır eleştiriler içeren gizli konuşması sızdırıldı; bu, hükümetin zayıflığını gösterdi ve muhalefetin güçlenmesine yol açtı.

Orbán, dar bölge seçimlerini tek tura indirdi, ittifakları zorlaştırdı, vekil sayısını azalttı ve seçim bölgelerinin sınırlarını kendi lehine çizerek gerrymandering uyguladı.

2008 krizi, İsviçre frangı üzerinden alınan ev kredilerinin değerinin artmasıyla birçok haneyi borçlandırdı; bu da iflaslara ve hükümetin popülaritesinin düşmesine neden oldu.

Karma sistemde seçmenler hem dar bölge adayına hem de parti listesine oy verir; bu, partilerin genel oy oranlarına göre temsiliyet kazanmasını sağlar.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.