Go back

Olimpiyatlardaki İki Kadın Bana Ne Öğretti?

20m 32s

Olimpiyatlardaki İki Kadın Bana Ne Öğretti?

Podcast, Milano-Cortina Kış Olimpiyatları'ndan yola çıkarak modern spor dünyasında başarı kavramını ve sporcuların üzerindeki baskıları felsefi bir perspektifle inceliyor. İki sporcu örneği merkeze alınıyor: Artistik patinajcı Alissa Liu, erken yaşta şöhret ve baskı altında sporu bırakıp, daha sonra sadece "eğlenmek" amacıyla dönüş yaparak altın madalya kazanıyor. Bu, başarı ile tükenmişlik arasındaki gerilimi gösteriyor. Diğer yandan, serbest kayakçı Aileen Gu ise spor, akademi (Stanford) ve moda dünyasında aynı anda kusursuz bir performans sergileyerek "insanüstü" bir başarı rejimini temsil ediyor. Bu iki örnek, günümüzde genç kadın sporculardan sadece başarılı değil, aynı zamanda başarıyı "güzel" taşımalarının beklendiğini ortaya koyuyor. Konu, spor felsefesi üzerinden derinleştiriliyor. Filozof Bernard Suits'in "The Grasshopper" kitabına atıfta bulunularak, sporun özünün, hedefe ulaşmanın en kolay yollarını kasıtlı olarak kısıtlayan kuralları gönüllü kabul etmek olduğu vurgulanıyor. Bu, sürecin ve çabanın kendi başına değerli olduğu bir "oyun" mantığıdır. Ancak modern dünyada spor, medya, sponsorluk, ulusal temsil ve marka değeri gibi ekstra yüklerle bir "performans makinesine" dönüşebiliyor. Alissa Liu'nun "eğlenmek" için dönüşü, bu anlamda sporu bir oyun olarak yeniden sahiplenmeye cesaret edişi olarak yorumlanıyor. Sonuç olarak, başarıya giden yolun tek olmadığı, kişinin kendini bulma ve anlam yaratma biçimlerinin çeşitliliği vurgulanarak bölüm sonlandırılıyor.

Transcription

2523 Words, 18254 Characters

Turkish
Merhaba, ben Pelin Dideri Çolak. Marulus'un halleri haflı bu podcast programında Persefenin bir yaşam biçim olabileceğini hatırlatmaya çalışıyorum. Her bölümde hepimizin yaşadığı güncelik bir krizden yola çıkarak bir filozof bu konuda ne düşünürdü diye soruyoruz. Güncan meseleler üzerine yaptığımız yayınların üçüncü bölümünde hoş geldiniz. Bugün olimpiyatlardan söz edeceğim ama farklı bir ters dosuz edeceğim. Bu sene kış olimpiyatları Milano Cortina'da tamamlanacağım. Olimpiyatlar bittiğinde karşımızda yalnızca bir madal yatağımda yoktu. Aynı zamanda iki kadın sporcu etrafında dönen çok büyük bir hikaye kaldım. Bir tanesi buz üzerinde geri dönüşün simgesine dönüştü. Diğeri kar üstünde zaten efsan ilişmiş bir karrieri daha da büyüttü. Çin kökenliği iki Amerikalı Gen Sporcu, Alissa Liu ve Aileen Goudan söz ediyorum. Öncelikle konuyu bilmeyenler için şöyle kısaca bir açıklama yapalım. Bunlar kimler ve hikayelerin neden dikkat çekici ya da felsefi yereferanslarla üzerine baktığımızda ne görebiliriz. Bundan bahsetmeye başlayacağım. Alissa Liu Artistic Patinarci'i 2020-202 pek inulimpiyatlarında henüz 16 yaşında ve kadınlarda tekrar da yarışıyor. O dönemde takdir gören harika çocuk olarak anılan bir sporcu. Bunlar aynen aynı yıl spordan çekiliyor ve hayatını yaşamak istediğini söylüyor. Çünkü takdir edersiniz ki o limpiyatlarda yarışan bir sporcu olmak demek. Seneler boyunca çocuk yaştan itibaren büyük bir özveriyle çalışmak ne yediğinize ne kadar uyuduğunuzu, nasıl giyininize her şeyi dikkat etmenize gerektiren bir süreç. O o ise hayatını yaşamak istediğini söyleyerek sporu bırakıyor. Ne pale gidiyor, evreste tırmanıyor, arkadaşlarıyla eğleniyor. Gerçek bir ergenlik yaşamış yani. Sonrasında bir gün bu spatenini özlediğini fark ediyor ve 2024'a geri dönüyor. Geri dönmek kararını antronellerine söylediğinde antronelleri lütfen yapma demiş. Yani sen buradan şanlı bir şekilde ayrıldın. Daha önce madel ya da aldın lütfen geri dönme çünkü bu böyle arada bırakıp geri dönebileceğim bir şey değil. Dediğim gibi yani olimpiyat sporcusu olmak demek. Büyük bir disiplinle seneler boyunca istikrarle bir şekilde çalışmak demek. Ama döndü 2025'de dünya şampiyonu olduğu ve 2026'da Milano-Cortina kış olimpiyatlarında da kadınlar teklerde altın madelya kazandı. Biz de bugünkü yayınımızın ilerleyen safalarında onu erken şöhretin baskısını yaşamış bir figure olarak sadece başarılı bir sporcu olduğu için değil. Başarıyla tükenme arasındaki gerilimi görünürkılan bir figure olarak okuyacağız. Ama bir de olayın öbür ucu var. Aylin gu. Aylin hakkında ne desem bilmiyorum. Çünkü 22 yaşında ve turnak içinde kusurutsuzluk abidesi bir figure. Serbes kayakta yarışıyor. Bu sene olimpiyatları 3-6'ın madelya ile kapattı. Olimpiyat madelya sayısına 6'ya çıkarmış ve böylelikle olimpiyat tariğinde hem kadınlarda hem erkeklerde en fazla madelya sahip olan freestyle kayakça olmuş. Ama sadece çok iyi bir sporcu değil Aylin. Aynı zamanda Stanford'da okuyor ve yanılmıyorsam 1600 üzerinden 1580'la okula kabul edilmiş. Vütiş bir akademik backgroundu var. Şimdi derslerden A'a almış dersler arasında quantum fiziği gibi seçmeli dersler var. Ve bu da değil. Yani hem olimpiyatlar hem akademi bir de üçüncüsü var. Oluslar arası tanınan bir moda ikonu bir model olması. Dergilere kapakoluyor, rendezeği de yürüyor. Yani düşünebiliyor musunuz? 3 Ayrı uğraşın tepesinde akademi olimpiyatlar ve moda. Ve bununla da beraber pek aklı başında gözüküyor. O yüzden bugün nerelerden yola çıkacağımızı tahmin ediyorsunuz. Çünkü asıl ilginç olan sayıda bu iki ayağının, bu iki iki ayağının yalnızca sporla ilgili olmaması. Ben burada iki madelya yükselen fazla sını görüyorum. Çünkü bir anda çok erken yaşta parlamanın herkesin gözünün önünde büyümenin. Ve son do o bakışın ağırlığı altında gir çekilmenin hikayesi var. Öte yandan diğer taraftaysa nere deyse insan üstü görünen bir başarı rejiminin içinde aynı anda zeki, güzel disiplini çalışkan, stil sahibi ve kültürel olarak temsil gücü yüksek kusursuz görünek zorunda bırakılan bir figür var. Böyle baktığımızda biri, cükenmişliğin eşiğinden dönüyor. Diğeri ise kusursuzluk fantezesinin herkesin de yaşıyor. Ve bana kalırsa, ikisi de bugün, genç bir kadın olmak, genç kadınlık deneyimine dair çok fazla şey anlatıyor. Elbette ikiste muhteşem kadınlar çok daha fazlasını hak ediyorlar. Go girls! Ama işin felsefeği yanına gelirizsek, bugün modern dünyada başlarım. Artık sadece başarılı olmak ya da sadece iyi olmak anlamına gelmiyor değil mi? Başarı nere deyse aynı anda her şey olmak demek. Yeternekle olacaksın ama sen patikte olacaksın. Çok çalışacaksın ama bunu zarif göstereceksin. Rekabetçi olacaksın ama kırıcı görünmeyeceksin. Kazanacaksın ama kazandığında bile herkesin seveciyi biri olarak kalacaksın. Hele bir de genç de bir kadınsan, bu defa senden beklenen salt bir performans da dilerini zaman da esetik bir bütün yüklü bekleniyor. Ya da yeterince esetik olmadığında, Twitter'da senin üzerinde mimlar yapılıyor, bu da kadınmışım da denilebiliniyor. Yani senden sadece başarılı olman değil, başarıyı güzel taşımanda istemiyorum. Ve bana kalırsa, bu inanılmaz ağır büyüyük. Zaten Alisalio bu artistik patinajda geri dönem sporcu muzda dönmeye karar verdiğinde, istediğimi yerim, istediğim şekilde çalışırım, kıyafetlerimi ben seçerim demişim. Olimpiyatlardan önce onu soruyorlar, refertaçlarında "Kaybeder senden olacak." diyorlar. O da diyor ki, kaybetmek diye bir şey yok. Yani her zaman kaybet sende bu yarışta bir şeyler öğreniyorsun. Ve bunun kendisi çok değerli bir deneyim. Ama ben eğlenmek istiyorum." diyor. Şimdi bu ben eğlenmek istiyorum demesin, akabinde gerçekten buzdaki performansını izlerseniz de, eğlendiği için, çok keyif aldığı için parlıdığını görüyorsunuz. Yani diğer sporcular hatta onun bile daha önce 16 yaşındayken sporu bırakmasına, belki de yol açan son performansındaki yüzü fadesini gördüğünüzde, stressli. Başarılı olmak zorunda olduğu, yarışın içerisinde olduğunu, büyük bir rekabetin, ağırla altında izildiğini görüyorsunuz. Ama bu kez, üzerindeki sabah elbisesiyle, adeta buzdaki parlıyor. Çünkü eğleniyor ve eğlendiğini görüyorsun. Şimdi düşüncüğümüzde atlet olmak demek, zaten tarih boyunca, discipline, özveri, sınırlarını zorlamak demek. Antikinandaki sporcular da, günde saatlerce çalışıyorlar da, bu ocıdan baktığımızda bedene yitmek, kendini zorlamak, rekabet etmek, modern dünyada ortaya çıkan yeni şeyler değil. Ama yeni olan başka bir yerde. Çünkü antik dünyada spor, Aristoteles tübi anlamda bir arat ediğimi bir erdem. Bükemelliği ulaşma pretihi olarak görülüyor. İnsan kendi bedenin sınırlarını zorlayarak, böylelikle kendi potansiyelini yaklaşıyor. Bir çeşit, karakter eğilim olarak da görebiliriz. Ya da bir karakter eğitimi olarak da görebiliriz sporu. Bu yüzden sporcu olduğunuzda da, siz kazanmaktan çok daha fazlasıyla ilgileniyorsunuz, daha fazlasını başarıyorsunuz. Çünkü aynı zamanda bir bir kendi kendinizi de biçimlendirir, oluyorsunuz. Ama biz bugüne geldiğimizde, sporun artık çoğu zaman başka bir ekonominin içerisinde çalıştığını görüyoruz. Sadece fiziksel performansdan söz etmiyoruz mesela. Aynı zamanda sporcuların gönlünürlüklerinden, marka değerlerinden, medya anlatısının nasıl kurulduğundan, komusal beklentilerden de bahsetmeye başlıyoruz. Farklı şeyler devreye giriyor. Ve sporcu, sadece meyrucut oyundan, yarışmıyor, aynı zamanda o, bir şeyleri bir evreni temsiyle diyor. Ve pazarlığınıyor, anlatılıyor, değil mi? Hezadiyel sporcumuz ailing bu içinde tam olarak durum bu serbest kayakçıdan bahsediyorum. O Amerika'da doğmuş ama Amerika'da doğumlasına rağmen, Çin adına yarışmaya seçiyor. Çünkü annesi de zaten Çin'en bir tarafıyla Çin kökenli. Bu durum hem aslıya da hem de Amerika'da farklı şekillerde yorumlanıyor. Yani kimileri onu vatamayiyle suçluyor, kimilerede aslında evine geri dönüşüyle onu okuyor. Bu durum bize şunu gösteriyor. Yalnızca bir sporcu olmaktan çıkıp, kimlik, göçmenlik, bulusalı aydiyet gibi çok daha geniş meseleleri hem de Amerika Çin gerilime etrafında dönen geniş bir tartışmanın parçası haline geliyor. Aslında baktığımızda ailingunun yaptığı şey, pista yaptığı şey bir spor performansım. Ama o performans aynı anda, bu kez bir de geopolitik bir hikayenin içerisine yerleşiyor. Ve performans olarak kalamıyor değil mi? Çok daha geniş bir bağlamda yorumlanmaya başlıyor. Çin bunları düşünmek ve bu muhteşem kadınları izlerken spor felsefesi denilen alam aklıma geldi. Normalde spor'a özel bir ilgim yok. Aslında vardı. Yani daha önce böyle ergenliğimde, "Voleybol oynardım." Beni görmediyseniz ben uzun boyluyorum. Genelde insanlarla da sokakta veya bir etkinlikte karşılaştığımda daha beni böyle görür görmez. Merhaba bile demeden önce "Ansen uzun boyluyumuzsun." derler yani bir merhaba deme biçimi olarak "Ansen uzun boyluyumuzsun." Çocukluktan beri de böyle oldum. İçinen istinlikte ki uzun kızsın. Eman "Voleybol karıyı rüyöndendirmesi" oluyordu. Ben doyuyordum, lisansın vardı. Ama ben de o disiplin yoktu açıkçası. Yani ben sportifliğe insan değil. Neyse konu bu değil. "Spor felsefesi demişken, David Papineo isimli ünlü bir filozof var. Kendisi benim de kinks kalıçta, hocam. Ve Zin Persefesi alanı da çalışan, bu alanı çok saygı gören bir isim. "Ben ilk kez spor felsefesi terimini ondan duydum." diye düşünüyorum. Yani tabii ki her şeyin persefesi yapılabilir, aşk felsefesi de dersiniz ama. "Spor felsefesinin bir akademik çalışma saha sıvası olduğunu, litre türde bu isimle anılan bir bölümleme olduğunu onları öğrendim." diyelim. Onun bir kitabı var. No Vinc'te Skor, What Spores Cantee Chas Ebahat Philosophidye. Kabaca konusu şu "Spor neden bu kadar önemli bir sorusu ile uğraşıyor?" Çünkü insanlar bir içi'den gereksiz gözüken kurallar altında. "İnanılmaz bir çaba harcıyor." diyelim spor yaparken. Papine o diyor ki, "Spor yapmak felsefee yapmak için mükemmel bir labarat var." Çünkü spor'un içerisine girdiğinizde, adaletten bahsedebilirsiniz kurallardan bahsedersiniz, rekabetten yetenekten, şanstan, değerden anlamdan bahsetmeye başlarsınız ve pek çok felsefeyi problem, somut bir şekilde ortaya çıkar. İnsanların eylemleri, insanların karakterleri üzerinde ortaya çıkar. Yani sadece soyut olarak bunlardan bahsetmezseniz de tek tek kişilerde bunları görmeye başlarsınız. Bu açıdan baktığımızda şunu da söyleyebiliriz. "Spor" bir anlamda insanın kendi kapasitesini, kendi erdemlerini deneyimlediği bir alan olarak da karşımıza çıkmaya başlıyor. Bu yüzden sporcuların yaptıkları şey dışarıdan anlam sız görünebilir. Mesela futboldan bahsettiğimiz de aslında toplamda 22 tane aykeyin, bir topun peşinden koştuğunu ve onu ağlara göndermeye çalıştığını söyleyebiliriz ama. Esasen çok temel bir insan ihtiyacına da cevap veriyor. Nedir o, kendini sınamak. Hani olumlamalar vardır ya böyle ben iyiyim, ben yeterliğim, ben öz güvenliğim falan seklince bunu tercih zeden çok iyi bir konuşmaya rastladım. Bu bahsettiğim serbest kayak teki, madalyalı, olimpiyat sporcusu, aylin, guya, basın toplantısından. Sende çok öz güvenlisin değil midiye, böyle üzerine giden bir gazetici var. Oraday yok ki aylin. Evet öz güvenliğim ama bu kendi kendinize. "Aa bugün iyi olacağım, ben iyiyim, öz güvenliğim" dediğiniz bir şey değil. Yani öz güvenliğim dersen öz güvenliği olurum şeklindeki popular bir olumlama değil. Çünkü spor çok dürüst bir şeydir. Sözlerinizin gerçekliğini anında sınar. Bu yüzden öz güven sizin günden güne inşa ettiğiniz bir şeydir diyor. Çünkü biliyorsunuz kim? Aylarca, aylarca, kimse orada değilken antremman yaptın. Herkes gittiğinde en geç sendeşarı çıktın. Herkesden önce geldin hayatını bunu adadın. Ve bu iyiyim demekle sınırla değil. Bu gerçekten iyi o olduğunun. Gerçekten elinden geleni yaptığını bilmek demek. Ve sonrasında aylın sözlerine şöyle devam ediyorum. Kazan ama sandığı sorun değil. Her şeyi yaptım. Geri dönüp şunu farklı yapardım dediğim tek bir şey bile yok. İxiyete hepsini yaptım diyorum. Bence inanılmaz bir konuşmamıtla kağıt izlemenizi öneririm özellikle yüz mümkleri ile birlikte. Çünkü olumlamanın popülerleştiği, ben iyiyim, ben yeterliğim diye takılmanın yeterli olacağını düşünüldüğü bir çağıda. Öz güven laf değildir. Öz güvenli olmak için popunu kaldırıp gerekeni yapman gerekir. Akabinde de aylın kız çocuklarını spor yapmasının öz güven kazanmalarına muazzam derecede kağıt kısa olacağını söylüyor. Çok haklı bir yaşadan. Düşünseniz o çünkü spor dediğiniz gerçekten tof bir faaliyet. Bersler su içsiz atlı başka bir filozofun bir kitabı vardı. The Grasshopper Games, Life and It's Up ya. Orada şöyle bir şey demişti. Mesela futbolda topuk kaleye elinle sokmak çok daha kolay. Diramak kurallar bunu yasaklar. Ya da maraton koşarken arabaya bir insan çok gazla gidersin ama buna izin yoktur değil mi? Bir oyun oynamak belirli bir durumu ulaşmaya çalışırken, daha az verimli araçlar yerine, daha verimli araçların kullanılmasını yasaklayan veya engelleyen bu kuralların izin verdiği araçları kullanmaktır ve bu kuralların sırf bu aktiviteyi mümkün kıldıkları için onları kabul etmektir. Yani hedefi ulaşmak için kullanılabilecek en kolay, en basit, en verimli yolları, özellikle yasaklayan kurallardan söz ediyoruz. Ve bu kurallar oyuncu yok daha zor veya daha az verimli araçlar kullanmaya mecbur bırakır. Mesela golfi düşünün, topu alıp yürüyerek deliye elli bırakmak en verimli yoldurancak bunu yapamazsınız. Bunun yerine topu sopalarla vurarak ilerletmek zorundasınız. İşte belki de suporun en felsefi kısma burası. Oyuncunun kuralların dayattığı bu kısıtlamaları ve engelleri sırf o oyunu oynaya bilmek adına isteyerek gönlüllü olarak kabul etmesi. Yani oyuncu bir yetiden gereksiz yere zorlaştırılmış şartları boyun eğiyor. Çünkü bu kısıtlamaları olmadan eğilimin kendisi, oyunun kendisi zaten var olmuyor. O yüzden toparlayarak şöyle diyebiliriz. Sportdeki oyuna oynamanın üzü, sürecin kendisine kurallı engelleri aşma çabasına değer vermek. Ve bahsettiğin filozof Bernhard Suits de zaten bu gibi sportif oyunların zamanla insan doğasına değerlerimize iyi bir yaşamın ne anlamı geldiğine dair, devrin felsefi dersler sunduğunuz savunuyor. Ne gibi dersler derseniz birincisi biz bu gibi oyunlarda sportif aliyetlerde sonuçtan çok sürecin yolculuğun değerli olduğunu öğreniyoruz. Çünkü oyunlardaki öncelikle amaç önemli topu deliye sokmak veya dağın zirresine çıkmak, kendi başına aslında önemsiz veya sıradan bir olay. Yani top filaya deyidim. Dünya için çok dönemli bir mesele değil. Ama oyuna oynamanın asıl değeri bu amacı ulaşırken kuralların yarattığı engellerle bu hoşma sürecinden yani yolculuğun kendisinden geliyor. Böylelikle hayatta da sadece ulaşılacak hedeflerin para kazanmak bir işi bitirmek değil. O hedefleri ulaşırken karşılaştığımız süreçlerin ve bu uğurda harcadığımız çabanın kendi başına değerli olduğunu öğrenmeye başlıyoruz. Konuyla ilgili çok güzel bir örnek var. Bir düşünceden iyi yapalım. İnsanların tüm ihtiyaçlarının böyle anında telepatiğe makinalarla karşılandığım hiç çalışmak zorunda olmadıkları bir ütopya düşünün. Bir şey yiyel ettiğiniz anda zihininizden geçirdiğinizde hemen telepatiğe makinalar aracılayla oğop o gerçekliğinize dönüşüyor. Şimdi böylesi ideal bir dünyada insanlar sıkıntıdan patlamamak için ne yapardı sizce? Oyun oynarlardı. Yani utopuyo deki insanlar her şeye zahmet sizce ulaşmaya devam etmek yerine sırf kendi becerilerini kullanmak ve zorlukları aşmalın tadını çıkarmak için eski unsulü öntemlerle mesela evlerimizi makinalarla değil de kendi elleriyle yaparak çalışmayı seçeceklerdim. Bu da bize şunu gösteriyor. İnsan doğalsan geriyi sadece rahatlık aramıyor. Aynı zamanda yeteneklerini sınayabileceği makulisiviyedeki zorluklara ve aşılacak engelleri derinden ihtiyaç duyuyor. Çünkü oyun ve spor, spordeki oyun insanın hayatını anlam ve yapıveriyor. İşte tam da bu yüzden spor denilen bir şey var. Çünkü garfte amaç tıpı gedeliğe sokmak ama elinde koymana izin yok. Uzun bir sopa ile vurman gerekiyor. Ya da aynı örneği düşünürsek futbol da tıpı kalaya sokmak kolay ama bunu ayaklayak maksöründesin. Kayakta dağdan inmek mümkün ama bunu sadece bilirli tekniklerle ve yarış kuraları ile yapıyorsun. Bu açıdan bakıldığında sporun felsefi anlamda özü, performans değil oyun olarak karşımıza çıkıyor. En başa da dönersek olimpiyat sporcularının böyle sporu olan ulan üstü adammışlıklarını düşüncüğümüzde zaten bu oyunların sadece böyle eğlencelik ciddietsiz eğlenler olamayacağını görüyoruz. Çünkü spor denilen bir ilerik bir açıdan kendilerine gereksiz zorluklar koyuyorlar ve sonra o zorlukları aşmaya çalışıyorlar. O halde oyun gereksiz engelleri, gönüllü olarak kabul ederek bir hedefı ulaşmaya çalışmaktır diyebiliriz. Ve başlangıçta anlatsığım Alissa Liyoo ve Aylingu orasındaki ikilime dönersek. Modern spor dünyasında ya da modern dünyada bazen spor oyun olmaktan çıkıyor ve bir performans makinesi anlatıyor. Yani insanlar sadece oyun oynamanın zorluğunu kabul etmiyor da aynı zamanda medyayla sponsorlukla, ulusal temsille, marka değeri gibi bambaşka baskılarla da mücadele etmek durumunda kalıyor. İşte Alissa'nın ben sadece eğlenmek için geri döndüm demesi bu yüzden çok eğlenceli ve çok değerli. Çünkü bunu dediğinde, Bernard Suitsin'i de tarif ettiği anlamda spor'a geri dönüyor. Oyun olarak spor'a geri dönüyor. Onun hikayesindeki bu geri çekilme cesaretini düşünmekte lazım. Yani genç yaşta herkesin senden sürekli daha fazlasını beklediği bir oyunun içindesin. Belki de karıya anlatısı bile yazılmış, babası yazmış Alissa diyor ki "Ben babamın projesiydim." Ama bir noktada sen o anlatının dışında çıkıyorsun ve ben artık bunu istemiyorum ya da en azından ben bunu bu şekilde yapmak istemiyorum diyor. Bu şekilde geri çekilmenin kendisi bile özneyi geri alma biçim olarak okunabilir. Çünkü bu bahsettiğim media pazarlama sponsorluk ilişkileri performansı arttırabilir ama özellikle kusuna aşındırıyorsa başarı içinde bile kişi yabancılaşabilir değil mi? Sonra gelirse kisinin söyleyebilir. İki farklı kadından, iki farklı yoldan, iki farklı başarı hikayesinden bahsettik. Yani başarıya, giden iki farklı yol hikayesinden bahsettik. Hani niçenin bir sözü vardır ya, kendinizi kaybetmenin taktiği reşayan binlerce yolu vardır diye, tersi de geçerli. Kendimizi bulmanın da binlerce taktiği reşayan yolu vardır. Diğerek bu yayını itiriyor. [. müzik çalıyor. ]

Podcast Summary

Key Points:

  1. Podcast, modern dünyada başarının sadece performans değil, aynı zamanda estetik, medya ve kimlik temsili gibi ekstra baskılar içerdiğini tartışıyor.
  2. İki sporcu örneği üzerinden farklı deneyimler inceleniyor
  3. Spor, felsefi açıdan, gönüllü olarak kabul edilen gereksiz zorluklarla dolu bir "oyun" olarak ele alınıyor; bu, sürece ve çabaya değer vererek hayata anlam kazandırıyor.

Summary:

Podcast, Milano-Cortina Kış Olimpiyatları'ndan yola çıkarak modern spor dünyasında başarı kavramını ve sporcuların üzerindeki baskıları felsefi bir perspektifle inceliyor. İki sporcu örneği merkeze alınıyor: Artistik patinajcı Alissa Liu, erken yaşta şöhret ve baskı altında sporu bırakıp, daha sonra sadece "eğlenmek" amacıyla dönüş yaparak altın madalya kazanıyor. Bu, başarı ile tükenmişlik arasındaki gerilimi gösteriyor. Diğer yandan, serbest kayakçı Aileen Gu ise spor, akademi (Stanford) ve moda dünyasında aynı anda kusursuz bir performans sergileyerek "insanüstü" bir başarı rejimini temsil ediyor. Bu iki örnek, günümüzde genç kadın sporculardan sadece başarılı değil, aynı zamanda başarıyı "güzel" taşımalarının beklendiğini ortaya koyuyor.

Konu, spor felsefesi üzerinden derinleştiriliyor. Filozof Bernard Suits'in "The Grasshopper" kitabına atıfta bulunularak, sporun özünün, hedefe ulaşmanın en kolay yollarını kasıtlı olarak kısıtlayan kuralları gönüllü kabul etmek olduğu vurgulanıyor. Bu, sürecin ve çabanın kendi başına değerli olduğu bir "oyun" mantığıdır. Ancak modern dünyada spor, medya, sponsorluk, ulusal temsil ve marka değeri gibi ekstra yüklerle bir "performans makinesine" dönüşebiliyor. Alissa Liu'nun "eğlenmek" için dönüşü, bu anlamda sporu bir oyun olarak yeniden sahiplenmeye cesaret edişi olarak yorumlanıyor. Sonuç olarak, başarıya giden yolun tek olmadığı, kişinin kendini bulma ve anlam yaratma biçimlerinin çeşitliliği vurgulanarak bölüm sonlandırılıyor.

FAQs

Alissa Liu, 16 yaşında olimpiyatlarda yarıştıktan sonra hayatını yaşamak istediğini söyleyerek sporu bıraktı. 2024'te sporu özlediğini fark edip geri döndü ve 2026'da altın madalya kazandı.

Aylin Gu, serbest kayakta 6 olimpiyat madalyası kazanarak tarihe geçti. Aynı zamanda Stanford'da akademik başarısı ve moda ikonu olmasıyla çok yönlü bir figürdür.

Spor felsefesi, sporun adalet, rekabet, değer gibi felsefi sorunları somutlaştırdığı bir alandır. David Papineau gibi düşünürlere göre spor, insanın kapasitesini ve erdemlerini deneyimlediği bir laboratuvardır.

Modern sporcular sadece fiziksel performansla değil, medya, sponsorluk, ulusal temsil ve marka değeri gibi baskılarla da mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu durum sporu bir oyun olmaktan çıkarıp performans makinesine dönüştürebiliyor.

Bernard Suits, sporun özünün, hedefe ulaşmak için gereksiz engelleri gönüllü olarak kabul etmek olduğunu savunur. Bu kurallar, oyunu anlamlı kılar ve sürece değer verir.

Bu ifade, sporun performans odaklı baskılarından sıyrılıp onu bir oyun olarak yeniden benimsemesini simgeler. Bu yaklaşım, sporun felsefi anlamda özüne dönüşü temsil eder.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.