Go back

Nuh Tufanı ve Sirius Yıldızının Gizemleri - Madalyonun Bilinen Yüzü

0m 0s

Nuh Tufanı ve Sirius Yıldızının Gizemleri - Madalyonun Bilinen Yüzü

Metin, Tufan mitlerinin kökenlerini ve dünya kültürlerindeki yansımalarını ele alıyor. İlk yazılı Tufan anlatısı Sümerlere ait olup, Gılgamış Destanı'nda yer alır ve İbrahimî dinlerdeki Nuh hikayesiyle paralellik gösterir. Türk, Yunan, Hint, İran ve Avustralya mitolojileri gibi farklı coğrafyalarda benzer Tufan öyküleri bulunurken, Japonya gibi izole toplumlarda rastlanmaz. Arkeolojik kazılar, bu mitlerin Mezopotamya'da yaşanan büyük bir yerel sel felaketinden esinlenmiş olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca, Sirius yıldız sisteminin detaylarına (örneğin Sirius B'nin varlığı ve yoğunluğu) yazılı kültürü olmayan Dogon kabilesi gibi ilkel toplulukların kadim bilgilerle aşina olması dikkat çekicidir. Bu durum, Sirius'un gözlemsel önemi ve mitolojik sembolizmle (örneğin Türk kültüründeki kurt figürüyle) ilişkisini vurgular. Metin, mitlerin evrensel insan deneyimleri ve tarihsel olaylarla nasıl şekillendiğini sorgulamaktadır.

Transcription

3421 Words, 24675 Characters

Turkish
Hem de. Merhaba madalyonun bilinen yüzüne hoş geldiniz ben Cüneyt evet bu hafta hem yaşadığımız coğrafyanın dinleri olan ibrahim'i dinlerin Tufan hikayelerini hem de dünyanın diğer bölgelerindeki Tufan hikayelerinin benzerliklerinin yanında sirius yıldızı hakkında ilkel kabilelerden tutun da modern bilimin ve hatta kuran kerim'in işaret ettiği benzerlikleri konuşacağız. Aslında bu hafta dinlerin ortak yanları üzerine bir bölüm yapmayı planlıyordum ama konu o kadar çetrefilli ve derin ki bunu tek bir bölümle konuşmanın yetersiz kalacağına kanaat getirdiğim için daha spesifik konular üzerinden ayrı ayrı bölümler yapıp sonrasında da derli toplu tek bir bölüm yapmayı planladı. Şimdi bir kere ibrahim'i dinlerin ya da bir başka deyişle semavi dinlerin ortaya çıktığı yer. Günümüzde Ortadoğu denilen bölgeye denk geliyor. Bu dinlerin arkaik izlerine de çok daha eski uygarlıklarda rastlıyoruz. Bu izlerle dünyanın en eski ve büyük medeniyeti sümerler de karşılaşıyoruz. Malum yazınsal kayıtlara ilk kez tutmaya başlayan medeniyet sümerlerdir. Ki sümerler yazıyı icat eder etmez, kayıtları tutmadılar, yazıya ihtiyaç duymalarının sebebi, ticaret hacimlerinin büyümesiyle ilgilidir. Sümer medeniyeti mezopotamya'nın bereketli topraklarında hızla yükselirken, doğal olarak irili ufaklı diğer uygarlıklarla da etkileşim halindeydiler. Tabi bu etkileşimlerin başında ticaret geliyordu. Eh ticaret trafiği de artınca çeşitli kayıtların tutulması ihtiyacı doğmuştu. Yani öyle kazılarda keşfedilen tabletlerin hepsi tanrıları, destanları ya da büyük olayları anlatmaz. Hatta bu tabletlerin büyük çoğunluğu ticari envanter niteliğindedir. Der Muazzez inmeyeçi, eğer sümerolojiye ya da ibrahim'i dinlerin köklerine dair meraklarınız varsa bir ay sonra 110 yaşına girecek olan ülkemizin ilk sümeroloğu Muazzez ilmiye çağın kitaplarına hararetle tavsiye ederim. Mezopotamya medeniyetlerin anlaşılmasını ve dünyaya da anlatılmasını sağlayan muhteşem biri hemen her çalışmasını takip etmiş birisi olarak ondan çok şey öğrendim diyebilirim. Herkese de tavsiye ederim. Şimdi Sümer Dönecek olursak aslında konuşulacak çok fazla şey olsa da biz bugün büyük yok oluş Tufan mitlerine değineceğiz. Büyük tufanın ilk kez bahsedildiği yer günümüzden 4.700 yıl öncesine yani milattan önce 2.007 yüzlü yıllara denk gelir ve kendi çağından da 2.500 3.000 yıl öncesini anlatır. Büyük Sümer kralı gılgamışa ait 12 tane tabletten 10 birincisinde büyük Tufan anlatıldığı bu tabletlere göre günümüzden ortalama 8.000 yıl öncesinde olduğu düşünülür. Büyük tufanın burada anlatılanlara göre tanrıların bir kısmı sebebi bilinmeyen bir şekilde insanları yok etmeye karar verir ve büyük tufanı planlar zayıf da olsa tek bir gerekçe olarak insanların çok çoğalmasından bahsedilir. Ancak yine sebebi bilinmeyen bir şekilde başkaca tanrılar da buna karşı çıkarlar, işte karşı çıkan tanrılardan biri olan enki Sümer kralı utna pişti mi haber verir ve büyük bir gemi inşa etmesini söyler. Bu anlatı babiller, asurlar ve akatlarda da aynen bu şekildedir. Işte bu kral ile ibrahimi dinlerde bahsi geçen hazreti nuh'un aynı kişiler olduğu görüşü ön plandadır. Tanrıların söylediği gibi günlerce süren büyük yağmurlar yağar, yerden sular fışkırır, deniz kabarır ve derler ki anunnaki tanrıları yıldırımlarıyla birlikte geceyi aydınlattı. Sağanak yağmurdan kimse kimseyi göremez oldu. Felaket öyle büyüktü ki büyük tufanı yaratan tanrılar bile yarattıkları felaketten korkar oldular. Bu tablette şöyle ifadeler vardır, tanrı içdar doğum yapan bir kadın gibi çığlık attı diye yazar. Tanrı anu ise korkudan kendi cennetine çekildi ve korkan bir köpek gibi kıvrılarak yattı diye tasvir etilir. Budna piştim ve beraberindekiler 150 gün boyunca denizde savrulduktan sonra gemi arar attığının doruklarında karaya oturur. Tasvirlere göre kurtulan insanlarla tanrılar beraber ağlaşmaktadırlar. Bu duruma çok üzülen tanrılar yaptıklarına çok pişman olarak suçlarını örtmek için Utna piştime yani hazreti nuh'a 950 yıl yaşayabileceği bir ömür bahsederler. Büyük tufandan sonra insanlık yeniden üremeye başlar. Bu Tufan mit'i zamanla diğer kültürlere de sirayet etmiştir. Örneğin islamiyete gelmeden daha öncesinde, türk mitolojisinde de buna rastlıyoruz. Türklerde de büyük yağmur diye geçer bu. Gök tanrı Ülgen nama adlı birine namu veya ima'da denir ki bu bildiğimiz nuh figürünün türk topluluklarındaki yansımasıdır. Büyük bir gemi inşa etmesini söyler çünkü yakında büyük bir felaket olacağının haberini verir. Namada oğulları ile beraber bir dağın zirvesinde büyük bir gemiyi tanrı tanrı Ülgen in öğrettiği şekilde inşa eder. Sonra o bitmek bilmeyen yağmurlar başlar ve nehirler, göller, taşar en nihayetinde dünya sularla kaplanır ve dünyadaki hayat son bulur. Bu türk mitolojisi içerisinde şöyle ilginç bir anlatım vardır, malum, güvercin zarifliği ve zararsızlığı ile hemen herkesce sevilen bir hayvanken, bazı diğer kuşlar için böyle galiz söylemler vardır işte bunun izlerine de bu Tufan anlatımı içerisinde rastlıyoruz. Şöyle ki Dünya sularla kaplanınca oradan oraya savrulan geminin içerisinde nama bir kara parçası aramaya başlar. Önce bir kuzgun gönderir, sonra bir karga ve peşinden bir tane de saksağan kuşu gönderir ama hiçbiri geri gelmez. Son olarak da bir güvercin gönderir ve ağzında bir zeytin dalıyla geri gelir. Namağa çok geçmeden o salıp da geri gelmeyen kuşların buldukları hayvan leşlerini yediği için geri gelmediğini anlar. Namada bu geri gelmeyen kuzgun, karga ve saksağan kuşları için dünyanın sonuna kadar şimdi yaptıkları işi yapmaya devam ederek leş yesinler diye lanetlerken güvercini kuşların en yücesi olarak ilan eder. Islamiyette de malum hazreti muhammed'in mağarada saklanmasına yardım etmişlerdi. Günümüzde de güvercin, barış ve huzur anlamlarının yüklenmesinin antik izlerine de burada rastlıyoruz. Antik yunan'da da Tufan hikayesi vardır. Zeus artan günahları yüzünden insanları yok etmeye karar verir ama buradaki büyük Tufan da diğer mitlerden farklı olarak tek bir çift insan kurtulur Lion ve karısı pira zeus'un insanlığın üzerine büyük tufanı göndereceğini öğrenen prometheus deco lion'u uyarır ve bir gemi inşa etmesine de yardım eder. Sonrasında 9 gün sürecek olan büyük Tufan olur ve dünya sularla kaplanır. Gemisi bir dağın zirvesine oturur, sonrasında da dikolion ve pira zeus'a yalvararak insanlığın yeniden kurulması için kurbanlar sunarlar. Zeus bu isteği kabul eder ama kendi bizzat muhatap olmayarak her mesih elçi olarak gönderir. Ama insanlığın yeniden çoğalmasının cinsel ilişkiyle değil de diğer mitolojilerden farklı olarak bir mucize ile olmasını ister. Şöyle der, hermez başlarınızı örtün ve annenizin kemiklerini burada anneden kastettiği toprak ana omuzlarınızdan arkaya doğru atın der. Böylece dükaliyonun attığı kemiklerden erkekler pironun attığı kemiklerden de kadınlar oluşur. Şimdi burada önemli bir fark vardır. Kadının adının geçtiği tek mit budur. Diğer anlatılarda gemiden çıkan kadının adı geçmez. Bir başka önemli özellik de zaten büyük felaketlerin temel sebebi olarak çığırından çıkan cinsel ilişkiler olduğu için bu yeni kurulacak olan insanlık düzeninde bu omuzlarından atılan taşların toplumsal ahlaka bir Dokusu hissedilmektedir. Ibrahim'i dinlerin ilk örneği olan tevrat'taki Tufan hikayesine uzun uzadıya anlatmayacağım çünkü enokun kitabı podcastimde konuyu etraflıca ve tüm detaylarıyla anlatmıştım. Çok kısaca bahsetmek gerekirse şöyleydi, melekler ile insanların çiftleşmesi sonucunda atlarına nefil denilen devler doğmuştu ve dünyaya yayılmışlardı. Tanrı dağı bu duruma çok sinirlenmişti. Önce kendine sadık melekler ile düşmüş ve günahkar olan melekler arasında büyük bir savaş çıktıktan sonra büyük bir Tufan ile yeryüzündeki yaşamı sonlandırmıştı. En kaba taslak haliyle Yahudi mistisizmine göre bu böyledir dediğim gibi konu hakkında daha detaylı bilgiler için enokon kitabı potkesimi dinleyebilirsiniz. Burada hemen şu notu düşmek gerekiyor. Tabii ibrahim'i dinler, musevilik, hristiyanlık ve islamiyetten oluşuyor. Ama 3 dinde ortak bir kökten beslenmelerine rağmen özellikle melekler ile ilgili tanımlamaları taban tabana zıttır. Tevrata göre melekler insanlarla tensel bir ilişkiye girip özgür iradeleri ile günah bile işleyebiliyorken, islamiyette nurdan yapılmış olan günahsız ve saf varlıklar olarak ifade edilir. Evet, bu büyük Tufan olaylarının tüm dünya kültürlerine yayıldığını söylemiştim. Mesela dünyanın bir ucu olan avustralya'nın bile kendine has Tufan miti vardır. Şöyle ki, titrih kurbağası dedikleri bir kurbağa var. Su tutan bir kurbağa bu ve bir sabah aşırı bir susuzlukla uyandı ve tatlı suyun tamamını tüketiciye kadar işti. Ne meksikliği nedeniyle her yerde canlılar ölmeye başladı. Diğer hayvanlarda onu güldürerek tükettiği suyun tamamını serbest bırakması için bir plan yaptılar. Titrelik gülerken, gölleri, bataklıkları ve nehirleri yenilemek için Ondan dışarı fışkırdı ve dünya böylece sular altında kaldı şeklinde masalsı bir anlatımla yer bulur. Avustralya kültüründe diğer mitlerden bayağı bir farklıdır bu bir de tabii mitoloji denince hindistansız olur mu? Olmaz. Hintlilerde de kutsal bir balık vardır. Manu isimli biri ki bu manu bildiğimiz hazreti nuh figürüne denk geliyor. Burada nehirde minik bir balığa denk gelir avucunu alır ve tam tekrar geri bırakacakken balık dile gelir ve beni geri bırakma büyük balıklardan korkuyorum dermanu balığı bir kaba alıp orada yaşatır, balık büyüyünce sakin bir göle bırakır, onu oraya da sığmaz hale gelince okyanusa bırakır ve devasa boyutlara ulaşır. Balık sebebi bilinmeyen bir şekilde yine tanrının büyük tufanı insanlığın üzerine göndereceği haberini alan bu kutsal balığı manuya durumu anlatır ve bir gemi yapmasını söyler. Tufan olunca da bu balık gemiyi çekerek himalayaların güvenli zirvesine götürür ve burada insanlık yeniden başlar ve pek tabii iran gibi Eski bir medeniyetin kendi Tufan hikayesi olmaz mı? Tabii ki onların da kendine has bir hikayesi var. Onlarda da şöyle çok uzun sert bir kış yaşanır ve bütün dünya buz tutar. Burada dünyanın yaşadığı 5 büyük buzul çağından biri kast ediliyor olabilir. Mevsimler değişip de karlar ve buzlar eriyince dünya sularla kaplanmaya başlar. Auramaz da iran kültüründe bilginin efendisi diye geçer bu yma ya yani bizim bildiğimiz nuh figürü buradayım diye karşımıza çıkıyor. Bir gemi inşa etmesini tavsiye eder sular yükseldiğinde de yuma ve beraberindekilerin kurtulmasını sağlar. Şimdi doğu asya'da, tayvan'da, tayland'da, malezya'da ve filipinler'de de Tufan hikayeleri ayrı ayrı mevcuttur fakat enteresan bir şekilde japonya'da büyük Tufan ya da büyüksel hikayesine rastlamıyoruz. Konversyonel içe kapanık bir toplum oldukları için diğer kültürlerden çok çok az etkilendiklerine bağlıyorum. Ben bunu biraz Japonlara göre kendilerinin bir Tufan hikayesinin olmayışının sebebi japonya'nın dünyanın hem merkezi hem de en yüksek noktası olduğudur. Işte japonlar dışında hemen hemen dünyanın en ücra köşelerinde bile bir Tufan hikayesi vardır. Burada asıl önemli olan sorun halkların kendisini dünyanın neresinde gördüğü ile ilgilidir. Bu Tufan mitlerine dikkat edersek dünyanın tamamının sular altında kaldığının anlatıldığını görüyoruz. Evet, ama dünya dedikleri yer onların nazarından ne kadar büyüklükteydi ki? Mesela gezegeni bilmedikleri için bölgesel yaşanan bir sel ya da doğa felaketini gördüklerinde bunu tüm dünya olarak nitelendiriyorlardı. Çünkü dünya dedikleri yer o kadardı onlar için mesela dünyanın en eski haritalarına baktığımızda zaten gezegeni düz bir zemin olarak algılamakla kalmayıp ufak bir parçasına hakimdiler. Bittiği yerde denizler başlıyordu ve denizlerin bittiği yerde de uçurumlar başlıyordu. Günümüzde yapılan çalışmalarda bu Tufan hikayelerinin yerel felaketler olabileceği üzerinde duruluyor. Mesela Tufan hikayesinin en başı olağan Sümer şehrinde yapılan kazılarda ilginç verilere ulaşıldı. Şöyle ki, Sümer şehirlerinde kazı çalışmaları yürüten ve keşifleriyle dünyaca ünlenmiş araştırmacılardan biri Charles leonard voleydi. 1.922 yılında sümerlerin ur şehrinde yaptığı kazılarda sansasyonel keşiflere imza attı. Bu kazılarda Sümer tarihine ışık tutan çok sayıda tablet, lahit ve çeşitli araç gereçler buldu ama bana göre bulduğu en ilginç şey tufanın izleriydi. Şimdi voleybol belli bir derinliğe indiğinde tüm bu tabletleri ve diğer eserleri bulabiliyordu. Daha eski çağlardan da kalıntılar bulmak adına 10 12 m daha kazdığında ise insanlığa dair hiçbir iz yoktu. O tarihlerde belki orada insanlar yoktu diye düşünebilirsiniz ama daha garip başka bir şey vardı. Balçık yani çamurlaşma kalıntıları çıkıyordu. Bu derinlikte aynı bir deniz tabanı gibiydi bu kalıntılar ama burada deniz de yoktu işte bu çalışmalarda gerçekten de Tufan denebilecek bir felaketin yaşanmış olabileceği sonucuna vardılar. Ama tabii bu efsanelerdeki gibi tüm dünyayı kaplayan öyle sadece dağların doruklarının kaldığı fantastik bir felaket değildi. Afet büyüktü ama yerelde kazıları biraz daha genişletip daha uzaklarda kazdıklarında da aynı derinlikte bu çamurlaşmış tabakaya ulaştılar. Afetin büyüklüğü böylece ölçümlenebildi ve evet bölgede eğer bir yerleşim vardıysa da sonunu getirmiş olduğu kesin ama sadece bu bölge için geçerli bu eh tabi binlerce yıl içerisinde önce kulaktan kulağa yayılan bu mit yazının icadı ile tabletlere oradan, popülistlere ve oradan da kağıtlara geçerek tüm dünyaya yayıldı. Şimdi bu tüm arkaik ilkel düzenin içerisinde çok önemli bir olgu daha var. Sirius yıldızı sistemi yani insanlık daha gün Ayı, hatta üzerinde yaşadığı gezegeni bile algılayamamışken, sirius yıldızı üzerine çok şaşırtıcı bilgilere sahipti. Sirius sistemi dünyadan 8 nokta, 6 ışık yılı uzaklıkta olup büyük köpek takım yıldızı sistemine dahildir. Üstelik bu yıldız tek başına bir yıldız değildir. Hemen yeni başında bizim aya benzeyen kütlece çok daha küçük olan sönmüş bir yıldız olduğu anlaşılan sirius b ile beraberlerdir. Bakın ay gibi derken ufak bir uydudan bahsetmiyorum. Sirius b yıldızı dünyadan bile daha küçük olan cüce bir yıldızdır. Bir gezegen değil ve kütle çekimi her çökmüş cüce yıldız da olduğu gibi inanılmaz yoğundur. Bunu şöyle tarif edeyim, basit ve boş bir bardak hayalenin ağırlığı 100 200 g falandır işte bu bardak sirius b yıldızında binlerce ton ağırlığındadır. Şimdi işin garip kısmı bu da değil bu temel bir astronomi bilgisi en nihayetinde işin enteresan kısmı sirius a dünyadan çıplak gözle rahatça gözlemlenebilirken bu cüce siri B. Ancak teleskoplarla gözlemlenebiliyor ama afrika'daki ilkel dogon kabilesi ve dünyadaki başkaca ilk çağ kavimleri ve toplulukları bu yıldızdan haberdardı iyi ama nasıl cevap basit bilmiyoruz. Yalnız her şeyden önce beni en çok etkileyen doganların vakıf olduğu bilgilerdi. Afrika'daki mali ülkesinde yaşayan bu kabile 300.000 kişilik nüfusa sahip. Bugün teknolojiden çok uzakta yaşayan ilkel bir kabileyken bile sirius hakkında çokça bilgiye sahiptiler. Sirius BI bilebiliyor olmaları cidden çok ilginç bir durum. Atalarının da sirius'tan geldiğine inanıyorlar. Üstelik günümüzde dahi bu inançları değişmemiştir. Sirius b, ünlü astronom alven clarken 1.862 yılında bir teleskopu test denemeleri yaparken tesadüfen fark etmesi ile bilim tarihine geçmiştir. Dogonlar yüzlerce yıl önce biliyordu. Bunu hadi çok iyi gözlemci oldukları için bildiklerini varsayalım işin ilginci. Bu cüce yıldızın yoğunluğundan ötürü yüksek çekimi olduğunu da biliyorlardı. Pek tabii galaksimiz olan samanyolu'nun spiral yapısını da biliyorlardı. Yani avcılık, toplayıcılık ve tarımla hayatta kalan böylesi ilkel bir kabilenin böyle uzay bilgilerine sahip oluşu gerçekten çok şaşırtıcı. Dahası satürnün halkasını ve ancak teleskopla görülebilen jüpiter'in uydularını ve aydaki kraterleri de dahil olmak üzere pek çok uzay bilgisine sahipler. Dogonların yazılı bir dili ve alfabesi olmadığından ötürü tüm bilgi birikimlerini sözlü gelenekler ve resimlerle sonraki nesillere aktardıklarını görüyoruz. Doganlulara tüm bu bildiklerinizi nereden biliyorsunuz diye sorulduğunda atalarımızın anlatılarından biliyoruz. Alıyoruz dogan rahipleri sirius'tan gelen nomonu gemisi dedikleri uzaysal bir araçtan gelen nomo dedikleri varlıkların bu bilgileri verdiğini söylüyorlar. Söylediklerine göre bu nomolar insanların dünyada bir uygarlık kurabilmeleri için tarım, teknoloji ve astronomi bilgilerini atalarına öğrettiklerini anlatıyor. Dahası da var. Sirius c isimli üçüncü küçük 1 * 150 yıl önce tahminler doğrultusunda varlığı tartışılırken 1.991 yılında resmen keşfedildi. Fakat bilim bakalım bundan kimler yüzlerce yıl önce haberdardı tabii ki de dogonlar bu bilgilerin meşhur kayıp mu kıtası ve atlantis kıtasındaki gelişmiş uygarlıklardan geldiğini düşünenler de var ya da belki de bir dönem oralardan geçen bilgili bir seyyah da anlatmış olabilir. Fakat işte dönem itibariyle bu bilgileri biliyor olmaları çok ama çok ilginç. En basit teori ise az önce de dediğim gibi çok çok iyi gözlemci bir kabile olmaları yönündedir. Şimdi bu uzay göz Olayına şöyle bakalım, ilk çağlarda yaşayan biri olduğunuzu hayal edin, gündüzleri avlanıyorsunuz, ormanlardan meyveler ve yemişler topluyorsunuz. Hatta belki bereketli bir ağaç için yandaki kabileyle savuşuyorsunuz. Gece olduğunda ise yapacak hiçbir şeyiniz yok. Çünkü dünya çok karanlık ama gökyüzü tam bir cümbüş yeri bulunduğunuz yer ne kadar karanlıksak gökyüzü o kadar parlaklaşır. Aslında ilk çağ insanlarının gördüğü gökyüzü ile bugünkü gökyüzü neredeyse birebir aynı ama biz onlar gibi göremiyoruz. Maalesef yaşadığımız şehirlerin ışıkları yüzünden gökyüzünde gözleme müsait olan yıldız sayısı son derece az. Şimdi amatör düzeyde de olsa fotoğrafçılıkla ilgilenenleriniz bilir. Herhangi bir profesyonel fotoğraf makinesi ile uzun pozlama denilen bir teknikle inanılmaz güzellikte gökyüzü fotoğrafları çekilebilir. Bunun için zifiri karanlıkta bir yer bulmanız gerekiyor. Öncelikle ama dünyada o kadar çok ışık var ki bu tek başına yeterli değil. Kabaca bahsetmek gerekirse makinenizi uzun süreli çekim yapacak bir pozlama ayarına getirip de hiç kıpırdatmadan bir fotoğraf çekerseniz işte o zaman ilk çağ insanlarının gördüğü gökyüzüne siz de ulaşabilirsiniz. Bu kaydı youtube'dan dinleyenler zaten fotoğrafları gördüler. Spotify üzerinden dinleyenler de google'dan aratıp bakabilirler. Işte ışıksız bir dünyada galaksimizin samanyolu denilen spiralini bile rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz işte. O hani meşhur büyükayı küçük ayı ve benzeri takımyıldızları böyle zamanlarda insanlarca belli şekillere benzetilerek üzerlerine tanrısal anlamlar yüklenmiştir. Fakat tüm bunlara rağmen sirius b ve sirius g gözlemlemek imkansıza yakındır. ışıkları o kadar soluk ve azdır ki teleskoplarla bile zor görülür. Sirius yıldızları büyük köpek takımı denilen bir takımın içinde yer alır demiştik. Şekli bir köpeği andırdığı için bu adı almıştır. Hemen yanında da oryan takım yıldızı vardır. Oryan avcı demektir ve bu takım yıldızı da avlanan bir insan figürüne benzetilmiştir. Şimdi bunları neden anlatıyorum? Çünkü eski türk toplulukları ve çinliler yanında köpeği ile avlanan bir adam görmüşlerdir. Baktıklarında yalnız türk müterisinde bir köpekten ziyade kurt figürü olarak yorumlanmıştır. Bu avlanan insanı da oğuz Kağan olarak betimlemişlerdir. Yanında kurduyla avlanan büyük türk hükümdarı büyük köpek takımyıldızı ile oryan takım yıldızı. Birbirinin mitolojik anlamda tamamlayan 2 takımdır. Sirius yıldızı da bu köpek ya da kurt figürünün tam kalbine denk gelmektedir. Sirius sistemi zaten gökteki en parlak yıldız olduğu için sirius, ab ve c yi bir bütün olarak normal bir zamanda çıplak gözle gözlemleyebilirsiniz. Sirius diğer yıldızlardan da farklı olarak bilişimdeki maddelerden ötürü olsa gerek mavi bir ışık yaymaktadır. Bu sebeple eski türklerde kurt ve mavi rengi önemli bir figür olarak görülür. Su gök ile yer arasındaki bir kapı olarak gördü. Eski Türkler ve kendi mitlerini oluşturdular. Sirius kökgörünün geldiği yerde yani mavi ışıkla gelen kurdun yıldızı olarak görüldü. Destanlarda da bu kurda Asena dediler. Asena'nın yardımıyla çokca zaferler kazandıklarına inandılar. Kök börü zamanla türk komutanları arasında bir nişhane bir rütbe olarak benimsenmiştir. Kurt figürü bu sebepten ötürü Türkler için önemlidir. Tarkan kurt, efsanesini hatırladık hemen değil mi? Atıl kurt diyordu. Tarkan ve düşmanları alt ediyordu. Hani bir de tabi şener şen'in oynadığı eşkıya filminin son sahnesi geliyor akıllara yıldızların savaşçıları temsil eden ışıklar olduğuna inanıyorlardı. Hani orada kayan bir yıldız gördüklerinde bir yerde bir savaşçının öldüğü anlamını çıkarıyorlardı işte mezopotamya halklarının ta tarih öncesinden gelen inanışlarının tezahürdür. Bu sirius'a dünyanın her yerinden benzer anlamlar yüklenmiştir. Mesela hindu kültüründe de geleneklerine göre sirius cennetin tasviri için kullanılmıştır. Asteklere göre köpek biçiminde temsil edilen ikiz anlamına gelen şoltulul demişlerdir. Enteresan bir şekilde aztekler de sirius'un ikiz bir gezegeni olduğunu biliyorlardı. Çinliler bu yıldıza huhuşi dediler. Türkçede akyıldız dendi, Araplar şira dedi. Antik yunanlar seyiros dedi. Sirius ismi de romalılardan geliyor. Tüm uygarlıklar gökyüzüne baktıklarında aynı yıldızı gördüler ve 10'a çıkart birbirlerinden bağımsız olarak kutsiyet atfederek farklı hikayeler tür ettiler. Mesela romalılar, roma'nın kurucuları olan romulus ve remiu emziren ilahi bir kurt olarak gördüler. Siliyorsun antik mısır'da da silusa göre düzenlenmiş takvimler vardı. Kökte görünmediği günlerde mısırlılar ölülerini gömmezlerdi. Çünkü ölenlerin ruhlığını öte aleme sirius'un geçireceğine inanıyorlardı. Aynı türk mitolojisindeki gibi 2 alem arasındaki bir kapı olarak görülüyordu. Mısırlıların önemli tanrılarından biri olan anubis köpek başlı olarak sembolize edilir ve bu anubis tanrısı ölenlerin yolculuğundan sorumlu idi. Gerçi buna çakal başladı diyenler de olsa aslında kültürel anlamda köpek olması daha makuldür. Antik mısırlılar, güneş tanrısı ranın gücünü aldığı bir üst tanrı, yani ranın da güneşi olarak görürlerdi. Sirius'u sirius ufukta yükselmeye başladığında bunu yeni yılın başlangıcı olarak görür. Bayram olarak kutlarlardı. Çünkü sirius'un görünmeye başladığı zamanlarda nil nehrinin taşkınları olurdu. Tabii bu taşkınlar sayesinde tarlalarını sulayabildikleri için bolluk ve bereket yaşanırdı. Yani hasatlarının verimi sirius'un kendisini göstermesine bağlıydı. Inançlarına göre sonra mesela islamiyet öncesi arap topluluklarının çok tanrılı olduğunu biliyoruz. Her kabilenin farklı farklı tanrıları vardı ama şıra isimli tanrı tüm kabilelerin ortak tanrısıydı. Şirah yani işte sirius'un araplardaki adı kuranı kerim geldiğinde de bu konuda arapları uyarmıştır. Necmi suresinde ki Necmi Arapça yıldız demek 49 ayette aynen şöyle der, doğrusu şira yıldızının Rabbi de odur diye yazar. Yani taptığınız yıldızı da yaratan allah'tır diyerek 10'a çıkart tapmayı bırakmalarını ister. Islamiyet masonların hani meşhur her şeyi gören gözü vardır işte. O da gücünü sirius'tan alan bir semboldür. Erkek o siris ile dişi isiz tanrılarından horoz doğar, horusun gözü hiyerogliflerini hatırlarsınız. Buradaki bu her şeyi gören gözü ingelediğini görürüz. Biraz daha günümüze gelirse sinemacılar ve yapımcılar daha alttan alta atıflarda bulunduğunu görüyoruz. Şov dünyası da sirius'a göndermeler yapmayı seviyor. Yani mesela pinokyo'yu hatırlayın capitto usta bir sahnede gökte parlayan sirius'a bakarak kendisine bir çocuk vermesi için dua eder, sonrasında gökten gelen mavi bir peri de pinokyaya yol gösterir. Rolling'in artık kütleşmiş eseri olan Harry potterı hatırlayın mesela geryoldmanın oynadığı karakter olağan harry'nin vaftiz baba Sirius olarak tanıtır. Bize esere göre sirius okuldan ayrıldıktan sonra woldemorta karşıtı savaşır. Sonunda da anka yoldaşlarına katılır. Bir de hatırlayın bu vaftiz babanın doğaüstü özelliği siyah bir köpeğe dönüşmekti. Burada daha köpek takım yıldızına ya da köpek başlı anı ise bir gönderme olduğunu görebiliyoruz. Bir de mesela benim çok sevdiğim bir film olan jim carrey'nin oynadığı 1.998 yapımı turumun çok filmi vardır. Hani gökten düşen bir spot lamba vardır orada turumunun her şeyi sorgulamaya başlamasını sağlayarak 10'a çıkart yol gösterir. Bu düşen spot işte o spot lambanın üzerinde de kısa bir anlığına da olsa sirius yazdığını görürüz işte sirius'un insanlık tarihi içerisindeki yeri böyle gariptir ve Tufan mitlerinin evrenselliği de böylesi bir muammadır. Bu büyük soruların cevapları bugün hala daha çetin bir tartışma konusudur. Herkes istediğine inansa da gerçeği bulmak çok güç. Bakalım zaman geçtikçe arkeolojik kazılar arttıkça bilim ilerledikçe belki o beklediğimiz cevapları buluruz ya da belki daha büyük sorular sormaya başlarız. Evet madalyonun bilinen yüzünden bu haftalık da bu kadar haftaya görüşmek üzere hoşça kalın.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Tufan mitlerinin kökeni Sümerlere dayanır ve İbrahimî dinlerdeki Nuh Tufanı ile benzerlik gösterir.
  2. Dünyanın farklı kültürlerinde (Türk, Yunan, Hint, İran, Avustralya vb.) Tufan hikayeleri bulunur, ancak Japonya'da yoktur.
  3. Sirius yıldız sistemi hakkında, teleskopsuz gözlemlenemeyen detaylara ilkel kabileler (örneğin Dogonlar) kadim bilgilere sahipti.
  4. Tufan mitlerinin, yerel doğal afetlerin evrenselleştirilmiş anlatıları olabileceği arkeolojik bulgularla desteklenmektedir.

Summary:

Metin, Tufan mitlerinin kökenlerini ve dünya kültürlerindeki yansımalarını ele alıyor. İlk yazılı Tufan anlatısı Sümerlere ait olup, Gılgamış Destanı'nda yer alır ve İbrahimî dinlerdeki Nuh hikayesiyle paralellik gösterir. Türk, Yunan, Hint, İran ve Avustralya mitolojileri gibi farklı coğrafyalarda benzer Tufan öyküleri bulunurken, Japonya gibi izole toplumlarda rastlanmaz.

Arkeolojik kazılar, bu mitlerin Mezopotamya'da yaşanan büyük bir yerel sel felaketinden esinlenmiş olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca, Sirius yıldız sisteminin detaylarına (örneğin Sirius B'nin varlığı ve yoğunluğu) yazılı kültürü olmayan Dogon kabilesi gibi ilkel toplulukların kadim bilgilerle aşina olması dikkat çekicidir. Bu durum, Sirius'un gözlemsel önemi ve mitolojik sembolizmle (örneğin Türk kültüründeki kurt figürüyle) ilişkisini vurgular.

Metin, mitlerin evrensel insan deneyimleri ve tarihsel olaylarla nasıl şekillendiğini sorgulamaktadır.

FAQs

Sümerlerde Tufan hikayesi, Gılgamış Destanı'nın 11. tabletinde anlatılır ve günümüzden yaklaşık 8.000 yıl öncesine işaret eder. Tanrılar insanları yok etmeye karar verir, ancak tanrı Enki, kral Utnapiştim'i uyararak bir gemi inşa etmesini söyler.

Türk mitolojisinde Tufan, 'büyük yağmur' olarak geçer ve Nama (Nuh) adlı bir kişiye Gök Tanrı Ülgen tarafından bir gemi inşa etmesi emredilir. Tufan sonrası Nama, geri dönmeyen kuşları lanetlerken, zeytin dalı getiren güvercini yüceltir.

Dogon kabilesi, Sirius A, B ve C yıldızlarının varlığından, yoğunluğundan ve spiral galaksi yapısından haberdardı. Bu bilgileri, atalarına 'Nomolar' adlı varlıkların öğrettiğine inanıyorlardı.

Antik Yunan'da Zeus, insanları yok etmek için Tufan'ı gönderir; Prometheus, Deukalion'u uyarır ve bir gemi inşa etmesine yardım eder. Tufan sonrası Deukalion ve karısı Pyrrha, taşları atarak insanlığı yeniden oluşturur.

Evet, arkeolojik kazılarda (örneğin Sümer Ur şehrinde) bölgesel büyük bir sel felaketine dair çamur tabakaları bulunmuştur. Bu, Tufan mitlerinin yerel bir afetten evrensel bir anlatıya dönüşmüş olabileceğini gösterir.

Sirius, gökyüzündeki en parlak yıldız olup mavi ışık yayar ve Türk mitolojisinde 'gök kurdu' veya 'Asena' ile ilişkilendirilir. Kök Börü (gök kurdu) olarak görülür ve zaferlerin sembolü sayılırdı.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.