Bu metin, teknolojinin gelişimiyle birlikte insanların sabır ve kusursuzluk algısındaki değişimi ele alıyor. Eski dönemlerde telefon sahibi olmak için yıllarca beklemek, fotoğraf çekmek için filmi bitirip kimyasal işlemden geçmesini beklemek gibi zorluklar vardı. Bugün ise internetin hızı, anlık mesajlaşma ve dijital fotoğraflar sayesinde her şey anında elde edilebiliyor, bu da sabırsızlığı ve kusursuzluk beklentisini körüklüyor. Japon kültüründeki kintsugi ve ensō gibi kavramlar, kusurların aslında güzellik ve değer katabileceğini hatırlatıyor. Bir reklam deneyinde kadınların kendilerini tarif ederken kusurlarına odaklandığı, arkadaşlarının ise bu kusurları fark etmediği ortaya çıkıyor. Ayrıca, hata ve kusur arasındaki ayrım vurgulanıyor: kusur doğal bir eksiklik, hata ise yanlışlıktır. Metin, insan hatalarının tarihte önemli buluşlara (örneğin, Alexander Fleming'in penisilini keşfi) yol açtığını belirterek, kusurların ve hataların insan olmanın bir parçası olduğunu ve bunlara tahammül etmenin önemini vurguluyor. Son olarak, modern iş dünyasında hız ve verimlilik arayışının doğal olduğu, ancak kusursuzluk beklentisinin insan doğasıyla çelişebileceği ifade ediliyor.
[MÜZİK ÇALIYOR] Vaktiyle bir televizyon programına denk gelmiştim. Anokulu çöğünmek çocukları bir önceki kuşağı, teknolojik cihazlar verip nasıl kullananlıkları ve ne tepki verdiklerini bakıyorlardım. Aklımda iki örnek kalmış. Telefon ve fotoğraf makinesi. Her iki cihaz daha yatımızdaki varlığını hala koruyatta geçmişe kıyasla ikisini de eskisinden çok daha fazla kullanıyorsun. Fakat hem onların forma hem de bizim onları kullanın tarzımız bugün apayri bir noktada. Yüz yaşında değilim ama sadece bu iki cihazla ilgili haturaların bile bazen bana yaşlanmıştık hissi veriyor. Çok az kişinin sahip olduğu ve herkesin her şeyin çok azıyla yetenebiliği o yıllarda, telefon da fotoğraf makinesi de şanslı ve onlarla mutlu olabilir. Olayın sadece parayla da iyisi yoktu. Adını sırayı hazırlık beklemek diye bir şey vardı. Sıra beklemek o dönemde az mecburuyi bir erdem de. Çeyir öfzane deli, telefon sahibi olabilmek için başvuram ve senelerce bekleyen ailelerle bezeriydim. Bir vakit bir şekilde bizim de nihayet telefonumuz olmuştum. Telefon dediğimde masosunduram, sabit ve koca manbciye ağzım. Telsiz telefonu bile daha seneler vardı. Herkes her tür konuşmayı diğer herkesin karşısında, arasında ortasında yapar. Her saniyesi yüksek binbedene mal olduğu için de mümkün olduğu ince kısa ve sadece gerektiği şeyler için yapılırdım. Yani telefon ve bekleme ilişkisi sadece sahip olmalı da sınırlı değildim. Eğer yaşadığınız şeylerin dışında bir ile konuşmanız gerekiyorsa, santral memurunu önce arayıp ona ulaşmak istediğiniz kişinin telefon numarısını söyler ve yine beklemeye başlardınız. Normal bir günde ise birkaç saat içinde bayram seyran gibi herkesin herkese aradığı görüşmelerin arttı. Özellikle neredeyse bazen çok daha uzun bir süre kulağınız telefon zilinde öylece çaresizce ümit de beklerdiniz. Fotoğraf çekme meselesi de bundan farklı değildim. Diciter makine nereden önce küçük bir rulaya sarımmılı filmi makineye takar ve genellikle 36 haklınız olan çekim işlemine başlardınız. Çünkü filmlerde sadece 36 araya vardı ve 36 araya çekip filmi bitirince elinizde yine çevire çevirece bir rulayı geri sarar ve fotoğraf stüdüyorsunuz yolunu tutardınız. Film'i görevliğe teslim ettikten sonra hepsinin güzel işte berrak çıktığını, yanmadığını umarak yine beklemeye başlardınız. Dikkatinden kaçanların için vurgulamak isterim. O dönemde çektiğiniz anda fotoğrafa bakmak diye bir ihtimali yoktu. Bunun için fotoğrafçaya bıraktığınız filmin kimiyasal bir işlemden geçirilir ve sonra kartlara basılıp size teslim edilmesini beklemek zorundaydınız. Tüm bu şartlar geriyi aynen telefon konuşmaları gibi fotoğraf çekimide sadece özen anlara hastı. Bu yüzden bizden önceki kuşakların fotoğraflarına tüm hatıraları yani ölmürleri hep bir topu birkaç ay hakkı bu kutusuna sırayacak kadar az olurdu. Hiç vaktim yok başlıklı 80-50'ci bölümümüzde C10 çalışkisinden bahsetmiştim. Sana'yı devrimi sürecinde kömürün işlebinin ve veriminin artması ile onu daha fazla yardım edip daha fazla tüketi hale getirdiğimizi anlatıyordum. Elle yazdığımız mektuklarla hayatımızı gayet güzel sürdürebilirken elektronik posta ve WhatsApp gibi şeylerin hayatımızı girmesiyle çok daha fazla yazışı şireile gelmemiz gibi. Yani ben başka bir fazla geçiş. Çok daha az yazışarak yaşanabilen hayat şimdi durmadan yazışarak dahi yürütülemez hale geldim. Ben beklemeyi ve sabretmeyi yaşayarak mecbur anı öğrenen kuşaklığını. O yüzden kendime hep şanslı hissettim. İnternetin bile bağlı olurlandı değil bir telefon numarası çevirerek bağlanılan ve iş bitince kapatılan dönemini biliyorum. Küçücük bir resim dosyasını ekranda görebilmek için deki kalar cebekte dimi hatırlıyorum. Demek istediğim şu kimse sabrımızı test etmeye kalkmasın. Bana bunları hatırlatan videolayını yedin her sekiyim. Çocukların ne ne aldığı telefon ve kamerayı keşfetmesi dahi seretmeye değer bir macera edin. Bugün küçük çocukların sözcük haznesini de bile olmayan ahizeyi ne yapacaklarını, ağızlarının ne neye kulaklarını neye tutacaklarını kavramak için boğuşuk durduğunda. Çevirmeyi tuş takımıyla nasıl arama yapacaklarını öğrenmek bile onları sandırmaya yetti. Sahi çevirmek değil mi çevirmek? Numara çevirmek tabirin her an geliyorsan odanız işte oradan numara çevirme. Telefonu ardından fotoğrafmak nasına geçtiler. Çekicekleri şeye bakacakları bir dijital ekran olmaması çocuklar için fazlasıyla garipti. Çektikten sonra fotoğrafı göremeye hiç birinin aklına yakladı. Böyle ifade etmemiş olsalarda hepsi birden anne babalarının zavallığı o bir çare yaşam şartlarını üzereyek deneyi tamamladık. Fakat bu tabir bir kusur da değildim. Çünkü o şartları yaşamış anne babaları da bugün artık en az onlar kadar sabırsızdı ve yine en az onlar kadar hataya sürprizlere, öyün görülmezliklere karşı tahammüsüzdüm. İnsan bir organik uyumakinesiydi ve gördüğünden geri kalmayı asla kabullenemiyor da işte. Peki bu bir kusur mu? Sayden öyle mi? Yani ne kadarına sahip olduğumuzu bilmediğimiz bir zaman dilimi içine sığdırdığımız ömrümüzü bir şeylerin olmasını bekleyerek geçirmekten kaçırmak haksız bir bekli antimi. Her şeyin bizim dilediğimiz şekilde ya da bize sonulan planına sağlık kalarak ilerlemesini istemek. Kibir ya da haksızlık sayılır mı? Bu soruların net bir yanıt yok. Zira, kimiz zaman beklemek beklenen şeyin anlamlı hale gelmesini sağlayan en önemli etken. Yani usul bir odun ateşinin üstünde bir kilçömlek de ağır ağır saatlerce pişen yemeğin lezzetini mikrodalgalın 30 saniyelik terahşiyle yakalayamıyor oluşumuz işte bu yüzden. Emin olun üç gün içinde filmleri yıkayıp karta basacağını söyleyen fotoğrafçının bize 10 gün bekletmesine o dönemde tahammül edemiyorduk. O bugüne has bir durum değil yani. Sabah yazdırdığımız telefonu gece vakti ne dek bağlamayan operatöre o zamanlarda söyleniyorduk bu zamana hasteyin. Kusursuzluk ve sabırsızlık bu çağı hasteyiyle özetleyim. Parametledir de değişti sadece. Üstelik beklentilerimiz artık insanın biyoloji kapasitesini çok ötesinde. Bunu heralik tamamlayıcı ve destekleyici ürün ve hizmetler bile kendi başına apay bir ort instruasyon bir koordinasyon gerektiriyor. Haddini aşan yaşam rehberini doksanıncı bölümünde değişmiyor gibi görünen kusursuzluk kavramına. Ona yönelik beklentilerimizin nasıl değiştiğine ve bizim hangi aşamada nasıl tatmin olabileceğimize bakıyoruz. Gerilim kavramlar sözcüğüne tahmin edeceğiniz gibi birkaç sözcük var. Çok basit karşılıkları var. Çok sık duyuyoruz ama yine de bir altını çizmekte fayda var. Bunlardan birisi kusur kusur. Kularınızda tınlığı üzere tahmin edeceğiniz gibi arabçadan dilimize geçmiş bir sözcük eksiklik 90'lik anlamda geliyor. Türkli kurumu sözcüğü de kusuru bozukluk elvelisiz durum bilerek ya da bilmiyerek bir işi gereği gibi yapamamı olarak tanımlıyor. Bir de kabahat var. İşte karıştırdığımız kısım bu mesela kusur ve kabahati birbirine karıştırıyoruz. İşte vakitle zaman gibi falan. Kabahat ne demek o da arabçadan dilimize geçmiş. Kabahat de kötü ve çirkin olma ve kötü ve çirkin davranışta bulunma anlamına geliyor. Yani kabahat başka kusur başka. Hatay ise o da arabçadan dilimize geçmiş. Yanlış yanlışlık anlamına geliyor. Yani bu kusur ile hata arasında çok belirgin bir fark varsa. Yani sadece onu burgulamad adına bu tanımları sizlerle paylaşmak istedim. Kusur eksiklik 90'lık yani kendi doğası gereği eksik olan, noksan olan bir şeyi tanımlarken hata bilerek isteyerek olmuş. Yani çok önemli bir burguyu altını çizmek adına bu paylaşımı yaptım. Ağrasında ki fark kusur eksiklik ve noksanlık hata yanlış ve yanlışlıktan geliyor. Yani istemeyerek ya da bilmiyerek yapılığını tanımlıyor hata dediğimiz şey. Yani kula has bir kavram. Kavramlar sözümüzde böyleydi. Kısaca program boyunca sıkça anacağımız tabirleri yeri notuttuk. Geriz geldi özetimizi de yaptık. Şimdi yeni bu kusurlarla, kabaatlarla hata var.
ve onlara neden bir türlü tahammül edemediğimize ve bu halimizi değiştirmek istiyorsan neler yapmamız gerektiğini. [MÜZİK ÇALIYOR] Hiç duymamış olsanız da iyi muhtemelen internet de bir videosu karşınızda çıkmıştır. Japon kültüründe çatlayan ya da kırılan seramikler çöpe atılmak yerine ne gümüş altın ya da platintozu ile bazen de özel bir reçine ile birleştiriliyor. Bunun bir ustası var, buna has ustalar var. Sonunda o şey yeniden işlerlik kazanıyor ama asla eskisi gibi de olmuyor. Çünkü doldu ve kaynama için birleşim yerlerini uygularına malzeme yapıştırıcı doldurucu malzeme gayet bedelgin bir kalınlıkta kendini gösterecek şekilde kullanılır. Onun vaktiyle kırılmış ve sonra da on arılmış olduğuna anlayabilmemiz içindir. Üstelik bu işlem ve tabi tutan eşyalar ilk hallerinden daha da kıymet dahale gelir. Çünkü bir ustanın eliyle ikinci defa can bulmuştur. Kinsu gi olarak atlandırılan bu yöniktem şapanların kadinme incerikli sanatlarından biri bir yanıyla kırılıp dağılmanın bir başka formun başlangıcı olduğunu gösteriyor. Diğer yanıyla iyileşme sürecindeki izdirin eşayı eskisinden daha güçlü. Hatta daha değerli hale getirdiğini hatırlatıyor. Manem konuyu açtık kendimci yeterince uzun bir süre yaşama fırsatı bulduğum ve sonrasında içine daha da düştüğüm Japon yanın kültüründen bir ayrıntıyı daha aktarayım. Siz hazır fırsat bulmuşken. Zen ustalarının en soğadı verdikleri çizimleri var. Biyaz bir zemin üzerine kalın bir fırçayla çizilen ve tek bir siyah yuvarlakta oluşan 2 fırçadar vesile yapılan ve Japonca daire anlamına gelen en sonların en dikkat çekici özeldi. Neredeyse hiçbir zaman tam bir yuvarlak olmaması ve çoğu zaman dairenin uçlarının birbirine değim ömesidir. Yani evreni güçü, zerafeti ve aydınlanmayı temsil eden en soğur. Özünde kusurlu çizimlerdir. Çünkü bu eksiklik bir başka bakış açısı ile güçte zerafette aydınlanmadı ve evrende kusursuzluk arammadığını aranmaması gerektiğini temsil eder. Çay senem unusinden vaz olarak tablolardan mimaraya kadar kendini gösteren kusur. Onlar için eksikliği din, doğalığı insan haso olmayı ve derimliği temsil eder. Bugün Instagram filitirelerimize kadar sızmış kusursuzluk arayışımızın içinde ne kadar garip geliyor bunlar değil mi? Ama düşününce kendi içinde bir o kadar da tutarlık. Kusursuzluk genellikle güzellik algısı ile özleştirdiği müzelliklerden. Fakat ilginç bir şekilde bunu ölçülebilen bir yöntem yok. Milattan önce 500 yıl da pise korjular bize ölümsüz bir kavramı ediyetmiş farkında olmadan. Matematiksel olarak bir rüyürü 168 diyebilir miyiz? Bir sayı dizimini temsil edilen bir oran. Pisa koru ve talebeleri doğadaki her türlü yumun ve güzelliğin sahip olduğu ortak bir payda olarak kabul etmiş onu. Sonra öklit biraz daha etek emeye bir öndürmüş ve miyayet 19. zildı. Bu sihirli sayı dizimi altın oran isimli alıp gerçek bir fenomenle dönüşmüş. Herkes her şeyde bu altın oranın izin arar olmuş. Güzel güzler, doğanın şekilleri, canlılarının formları her şey bu oranla tanımlanır ve ötçülür olmuş. Fakat ne ilginçtir bu tanım bir yanıyla zihinleri zorlama bir kalıva hapsiyetmiş. Altın orana sahip olduğu söylenen pek çok şeklinde tasarımın ve canlıların esasında bu oranla hiçbir ilgisi olmadı ortaya çıkmış. Bir vakit bununla ilgili çok güzel ve ayrıntılı bir video izlemiştim. Onu bölüm notlarını ekliyorum. Bakmaya ihmal etmeyin derim. Sadece altın oranla değil. Tüm tasarım ve güzellik algılarımızla ilgili. Peki neden o zaman bir şey iyi ve güzel yapalım. Bir şey kendi halini iyi ya da kötü olduğuna nasıl karar veriyoruz. Her şeyi bir kenara bırakın. Gelin kendimizi düşünelim. Kendinizi hiç tanımadığınız birine nasıl anlatırdınız? Övügü ilgi beklemeden, tüm kalbinizi ve hiçbir hesap içermeden sizi hiç görmemiş. Hiç bilmemiş birine kendiniz de ilgili bahsedeceğiniz ilk özellik ne olurdu? Lütfen bir düşünsene senize. Şu an. Çoğunlukla güzel yanlarınızdan iyi huylarınızdan bahsedeceğinizi düşünebbilirsiniz. Fakat araştırmalarda deneylerde bunun tam tersinin yaşandığını gösteriyor. Seneler önce bir kozmetik markasını bol ödül alan ve çok etkilenliğim bir eklem kampanyası aklıma geldi. Denk elmiş olabilirseniz siz de. Bu projede denek olarak seçilen bir grup kadın, emniyet teşkilatının en uzman ressamıyla bir araya getirilmiştim. Ressamın uzmanını görgü tanıklarının ifadelerini dinleyerek suçları yakalayacak polislere dağıtılacak robot resimleri çizmekti. Denek kadınlardan bir perdenin arkasına geçip onları görmeden sadece dinleyen ressamı kendilerini tarif etmeleri istemişti. İşte kadınlar yüz özelliklerini anlatıyor. Ressam da onları dinleyerek eksik kalan noktalar varsa soruyor ve dinlediği kadarıyla onları robot resmini çizerek mevzuyu tamamlıyordum. İşi elkara sanar getiren deneyin ikinci safosiydi. Bu sefer o kadınların yerine onların en yakın arkadaşları ya da onların çocukları çağırılıyor ve biraz önce denek olarak dinledikleri esans kişiyi yeniden tarif etmeleri isteniyordu. Robot ressam yine perde arkasında dinlediklerinden yola çıkarak aynı kadını bir de arkadaşlarının gözünden ağzından robot resmini çiziyordu tarif ögüle. En sonunda önce kendisini tarif eden ve ardına arkadaşları tarafından tarif etmeler denekler ortaya çıkan o farklı robot resimlere bakmaları için de salona çağırlıyordu. Karşılaştıkları tablo, kendimi anlamıyla dehşet verici sonuçlarla hepsini göz yaşlarına boyuyordu. Kendisini tarif edenler ressam hep burunlarındaki kemerden, gözaltı torbalarından, kaza yaklarından, yanaklarındaki benlerden, dişlerindeki şekilsizliklerden, kilolarından, yani sürekli kusurlarından bahsetmişti. Arkadaşları ya da çocukları ise tam aksine neredeyse ben başka bir tarif yapmıştı. Daha da ilginci hiçbiri o kişinin kendisine dair vurguladığı o kusurları ağzına bile almamıştı, ne beni, ne kaza ya ne gözaltı torbası. Bu aynıtlar sorulduğunda ise arkadaşlar o anların farkında bile olmadıklarını söylemiştim. Bu basit ve çarpıcı örünüye hayatımızın en ayrıntısına aktarmak mümkün. Kafamıza taktığımız derdler. Bizi has olan ve kusur belediğimiz aynıtlar genellikle bizden başka neredeyse kimsenin farkında bile olmadığı şeyler. Ve belki de bizim farkına bile varmadığımız hakiki kusurlarımız böyle bir deneydi. Arkadaşlarımızın karşısına çıkacak yetenekli robot resim uzmanlarını bekliyor. En güzel kıyafetini giyip en sevdiği insanlarla bayram sofrasını oturan ve mutluluk içinde verdiği pozı elinde görebilmek için günler boyu bekleyenler. Bugün telefon ekranında tıkladığı bir ikonun bir kaç saniye geç açılmasına bile tahammül edemiyor. Telefonla konuşmak istediği akrabası için saatlerce bekleyenler. Şimdi aradığı çağrın herkesinde bir dakika olsun beklerken küplere biniyor. Bir şey sağlık olmak için bin bir zahmeti girmiş kuşaklar dahi bugün sipariş ettiği ürüne ya da yemeğe ulaşmak için geçen dakikaları ayıflanıyor. Yeni bilgisinin sadece tersilerinden çıkabildiği dönemlerdi. Kıyafetlerimiz, belanlarimize renklerimi, desenleri kişisel zevklerimizize çok daha uyumluydum. Uhtemelen, hatta eminim. Fakat biz bu ayrıcagılığımızı daha çeşit direklerdi, desenle ve daha çok daha seçenektik kıyafetleri sahip olmak hakkıyla takas ettik. Yanlışı yanında doğrusunda değilim tabii ki bunun yargılamıyorum. İnsanın daha fazlasına yönelik ihtirasi olmasa yaşam felç olurdu. Bir şeyi daha düşük maaliyette, daha çok ve daha verimli yapabilmek insanın var oluşundan gelen bir iç gudim. Biraz önce Cevon'ın asırlar önce burguladı içerisçisinden bahsettim. Aynı vantıkla düşününce örneğin, daha hızlı internet erişimini yapmak istediğimiz şeyleri bugünkü mevcutuzla yapamadığımız için değil. Daha da hızlı bir internet alt yapısı yine bugün hayal bile edemediğimiz şeyleri. Çok daha farklı bir şekil ile yapma ihtimali doğacağı için istiyoruz. Buna açık özür dükkada doyumsuzluk demek mümkün mü? Düşünmek gerek değil gibi megeliyor. Bu yüzden iş süreçlerinde gözden kaçanlara da tahammülümüz yok. Kontrol edilemediği, denetlenemediği için süreçleri aksatan ayrıntılar, yönelik itirazımızın sebebi. Esasen hepsinin bir çözümü olduğunu bilmekten kaynaklanıyor. Yani bir işi düzgün yapabilen kişi ve konumları gördüğümüzde bu ihtimal bizim, bizim şirketlerimizin de doğal sorumluluğuna ve bizim müşterilerimizin de yine doğal beklensisine dönüşüyor. İşini daha iyi, daha düşük mahalliyetle, daha veririmle. Yani daha kontrolü yapabilmeyi kim arzulamaz? Ya da müşteriler böyle yapılar varken,
diğerlerini tercih eder mi? Dolayısıyla ürün ve hizmetlerde kusursuzluk beklenen tisi asla bir kusur değil. Teknoloji kimkanlar sayesinde hizmet yönelik rekabet her kurumu her an teklifte tutmak zorunda. Ürün ve hizmetlerde kusursuzluk beklenesi elbette bir kusur değil. Esernek, yılmazlık, iyi olma hale, anla kalma gibi terimleri bu kadar çok duymamız kesinlikle bir tesadüf değil anlayacağız. Peki ne yapmalı? Haddini aşan yaşam röflerinin elbette bu konuda da söyleyecekleri var. Ama önce bu rekabeti göğüsümeye çalışan kurumlar yönelik bir tavsiye ile başlayalım ardından geçmişten bugüne derlediğim bir bir inlen ilginç kesitlerle bir eylere. Yani bize düşen kısmı olarak tanalım. Gün delik hayatımızda mikrodalgının 30 saniyesine tahammül edemezken rekabetin bu kadar sert olduğu bir yerde hiçbir şirket basit bir işlem için santral mevurunu bekler gibi çağırın herkesin sırasında beklemek ya da bir işimle partmanından gelecek hoporu günlerce gözlemek istemiyor. Bu bölümü neştikçisi, telefon biznesin yeni platform Red Console işte tam da bu konuda modern sabırsızda ya da daha ki barta biriyle hız arayışına kullanıştı bir yanıt veriyor. Biraz önce bahsini geçirdik eskiden bağlanmak için bir aracaya mutlu açtık. Ama şimdi o dafon biznes Red Console hizmetiyle bu aracınları tamamen devreden çıkarırken kontrolü self servis mantı ile doğrudan size parmaklarınızın ucuna bırakıyor. Ola isacabı uygulama gibi de düşünmeyin. Bu iş yapış şeklindeki o eski usul beklemeleri yok etme girişimi aslında. Önün Red Console ile şirketler artık mobil ve fiber internetlerine sunucu besliber güvenlik gibi teknoloji işlemlerinin ait bütün detayları, fotoğrularını ve verik olanınlarını tek randa üstelik anlık olarak görebiliyor. Peki yeni bir servis satın almak mı yeneği kıyor? Yoksa mevcut kapasitilerinin anında artırılması mı lazım? Yeni bir çalışan başladığı işe onun için bir hatman çalacak. Eskiden tüm bu süreçlerde bir tarafa çalıyor. Onay beklenir evrak işleriyle uğraşılır. Şimdi işte tüm bu işlemleri platform üzerinden hızlıca tamamen online şekilde kendiniz gerçekleştirebiliyorsunuz. Siz de odafon biznesi müşterilerine sunulan bu ayrıcalıkların ayrıntılarını öğrenmek isterseniz odafon biznesi red console'a bir göz atındırız. Ayrıntılar bölümün altlarında. Yanlış bir gider verdiğimi sanmıyorum ama bir çüpe am yok. Bu bölümü sunarken ot dakika cümle ya da vurgataları yapmışımdır. Her yayın sonrasında dinlerken illa böyle kulağıma hatırmalayan bir şeyler buluyorum. Etrafında dinleyen başkalarını soruyorum dinletiyorum. Bazen tam o kısmı denk getirdim. Duydum mu diyorum? Hiç fark etmedim diyor. İşte o zaman aklıma biraz önce aktardığım robot ressemın kampanyası geliyor. Bu bölümleri bir yapay zeka botuna yazdırsaydım kusursuz bir metin çıkarırdı oysa değil mi? Ama o metin ben olur muydum bilmiyorum. Yapay zeka 90'lı yıllarda bir Türk genci olarak örneğin Japonya'da yaşamana ne demek olduğunu bilir miydi? 90'l yıllarda Japonya'da yaşamış bir Türk gencinin için ne ilginç neyin enteresan olduğunu karar verebilir miydi bilmiyorum. Üstelik değil gençtir seslendirme yapay yapay zeka izmettiride insan gibi olabilmek için arada anlamsızca duraklıyor ııı ııı gibi sesler çıkarıyor. Hiç geriye olmadı hâlde. Neden versiniz? Çünkü insan arada duraklayan konuşmasının arasında bazen gereksiz sesler çıkaran bir varlık. Bu bir kusur mudır peki? Diksiye ona odaklanan kafayı diksiye ona takmış profesyonelleri için hiç şüphesizi öyledir. Ama çok muz için değil. Hepsinin ötesinde kusurlar ve hataların tarih boyunca insanların en büyük hediyesi olduğunu kolayca unutu veriyoruz. İnsan hata yapmayan her durumda, her göreve harfiyen yerine getiren bir varlık olsaydı pek çok nimetten mahrum kalacaktık. Örneğin Alexander Fleming tatile giderken laborosaranındaki kapları düzgünce kapatmayı unutmasaydım. Döndüğünde harayana bulaşan küftelerin bakterileri öldürdüğünü göremeyecek. Böylece penisinin denen mucizeyi keşfedemeyecektim. Eğer Fleming penisinin denen mucizeyi keşfedemeseydi antibiotik denen seyirliği lacı bulamayacak ve zatür eden, sinücitten, bronşitten, ortakulak iltabından, sistitten, selülitten ya da diş hapsilerimizden asla kurtulamayacaktık. Proces pensur, radar sistemi üstünde çalıştığı laboratı varında tutkun olduğu çıkolatayı cebinde unuttup laboratı arayı yerime sevdi. Radio dalgaları cebindeki çıkolatayı erikmeseydi. Dünya mikrodalga fırınla asla tanışmayacaktı. Güçlü bir yapışkan geçtirmek için deneyler yapan, spence sıfısı bir hatalı bir karışım sonucu çok ki evşek, kusurlu bir yapıştırıcı üretmeseydi. Her köşemizi saran postit notki atlarından maharım kalacaktık. Ya da Konstantin Falberg annesinin her zamanki temmihini unutup ellerini yıkamadan sofraya oturmasaydı ve yine kabattan sayılan şekilde yiyeceğinden ilk lokmayı eliyle ağzına götürmeseydi. Parmağındaki tatlı aramayı hiç fark edemeye çektim. Laboratı aradaki deneyden parmaklarını yapışan otos, sonrasında sakkarın adını alarak, nicin yiyeceğin ve içeceğin kalorisi stappandırıcısına dönüşemeyecektim. Örnekleri böyle uzatmak mümkün ama sanıyorum ana fikra anladınız. İnsan özünde kusurlu bir varlık. Bu yüzden insana her şeyi de kusurlu. Hep öyleydi, hep öyle kalacağım. Sana yine rümyi ile hayatımıza sızan, digital çağda atmosfer gibi her yanımızı saran sistemlerse tam tersine kusursuzlu, sürprizsizliği, öngörle bilirliği, tesadüflerden arınmıştı vadediyor bizi. Yaşadığımız sorun bu iki olgu arasındaki gelgittirimizden ibaret. Belki de en doğrusu, her iki tarafı da kendi arıyla kabul edebilmek. Biraz önce verdiğimiz yemek siparişinin robot bir kuruya getirseydim, muhtemelen hiç gecik mi yiyecektim. Ama o da o kuruya da bizim gibi insan ve yaşayabileceği bizim gibi binlerce aksilik var. Bir şarkıda şiniz verdiğiniz göre bir hakkıyla yerine getiremedi. Çünkü belki de hiç bilmediğini sturdan apayrı ve sahici bir dertle boğuşuyordu. İnsanın insanlığını, makinenin makineliğini kabul etmek bile başlangıç için yeterli olabilirdi. Bir günme geliyor. İnsanın kusursuzlaşma adına çabasını taktire de bildiğimiz hakkını verebildiğimiz sürece sebep olduğu her kabahate bir parça tahammülümüz olmalı. Kusursuzluk beklerdiğimizi yazılımlar, donanımlar ama kenere ve o tomatları yönlendirmek çok daha hakkımlayacağım. Onların bizim gibi bu aneleri yok nasıl olsa. İşte geldik bir bölümün daha sonra bir kusur etiysek. Afiyet olsun.
Podcast Summary
Key Points:
Eski nesillerde telefon ve fotoğraf makinesi kullanımı sabır ve bekleme gerektiriyordu; sıra beklemek bir erdemdi.
Japon kültüründeki kintsugi (kırık seramikleri altınla onarma) ve ensō (kusurlu daire) kavramları, kusurun güzellik ve değer katabileceğini gösteriyor.
Bir kozmetik reklamı deneyinde, kadınların kendilerini tarif ederken kusurlarına odaklandığı, arkadaşlarının ise bu kusurları fark etmediği ortaya çıktı.
Hata ve kusur arasındaki fark vurgulanıyor
Summary:
Bu metin, teknolojinin gelişimiyle birlikte insanların sabır ve kusursuzluk algısındaki değişimi ele alıyor. Eski dönemlerde telefon sahibi olmak için yıllarca beklemek, fotoğraf çekmek için filmi bitirip kimyasal işlemden geçmesini beklemek gibi zorluklar vardı. Bugün ise internetin hızı, anlık mesajlaşma ve dijital fotoğraflar sayesinde her şey anında elde edilebiliyor, bu da sabırsızlığı ve kusursuzluk beklentisini körüklüyor.
Japon kültüründeki kintsugi ve ensō gibi kavramlar, kusurların aslında güzellik ve değer katabileceğini hatırlatıyor. Bir reklam deneyinde kadınların kendilerini tarif ederken kusurlarına odaklandığı, arkadaşlarının ise bu kusurları fark etmediği ortaya çıkıyor. Ayrıca, hata ve kusur arasındaki ayrım vurgulanıyor: kusur doğal bir eksiklik, hata ise yanlışlıktır.
Metin, insan hatalarının tarihte önemli buluşlara (örneğin, Alexander Fleming'in penisilini keşfi) yol açtığını belirterek, kusurların ve hataların insan olmanın bir parçası olduğunu ve bunlara tahammül etmenin önemini vurguluyor. Son olarak, modern iş dünyasında hız ve verimlilik arayışının doğal olduğu, ancak kusursuzluk beklentisinin insan doğasıyla çelişebileceği ifade ediliyor.
FAQs
Telefon sahibi olmak için yıllarca sıra beklenirdi. Konuşmalar santral memuru aracılığıyla yapılır ve bağlantı için saatlerce beklenirdi.
Filmler sadece 36 kare alırdı, çekimden sonra filmi geri sarıp fotoğrafçıya götürmek gerekirdi. Fotoğrafları görmek için günlerce beklenirdi.
Kusur, eksiklik veya noksanlık anlamına gelirken, hata yanlışlık veya yanlış davranıştır. Hata insana özgüdür.
Kintsugi, kırılan seramiklerin altın veya gümüş tozuyla onarılmasıdır. Bu yöntem, kusurların eşyayı daha değerli hale getirdiğini gösterir.
Teknoloji ve rekabet sayesinde beklentiler arttı. İnsanlar artık hızlı hizmet ve ürünler isterken, sabırsızlık da bu çağın bir özelliği haline geldi.
Bir kozmetik markasının deneyinde, kadınlar kendilerini tarif ederken sürekli kusurlarından bahsetti, ancak arkadaşları bu kusurları fark etmedi. Bu, kusurların genellikle sadece bizim gözümüzde büyüdüğünü gösterir.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.