Go back

Kültür, Benlik ve Gelişim

0m 0s

Kültür, Benlik ve Gelişim

Bu konuşmada, çocuk gelişiminin evrensel bir biyolojik saat gibi işlemediği, aksine kültür tarafından şekillendirildiği vurgulanıyor. 5 yaşında bir çocuğun markette çikolata için ağlaması örneği üzerinden, aynı davranışın farklı kültürlerde (Batı, Tokyo, Anadolu) nasıl farklı yorumlandığı açıklanıyor. Gelişimin, biyoloji ve kültürün karmaşık etkileşimi olduğu; kültürün beynin fiziksel yapısını bile değiştirdiği belirtiliyor. Batı psikolojisinin evrensellik iddiası eleştirilerek, Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın çalışmalarına atıfla, bireyselleşmenin tek sağlıklı model olmadığı; toplulukçu kültürlerde aile bağlarının farklı bir anlam taşıdığı ifade ediliyor. Vygotsky’nin aracılık ve yakın gelişim alanı kavramları tartışılıyor: Çocuğun iç sesi aslında kültürel araçların içselleştirilmiş halidir. Tahta kılıç örneğiyle, oyunun dürtü kontrolü ve sembolik düşünme için bir antrenman sahası olduğu anlatılıyor. Okul başarısı ile gündelik zeka arasındaki uçurum, eğitim sisteminin soyut kavramları pratik bilgiyle köprüleyememesinden kaynaklanıyor. Krizler (ergenlik, göç) gelişimin doğal parçaları olarak sunuluyor; göç eden ailede çocuğun dil öğrenmesiyle rollerin tersine dönmesi, yeni bir melez kimlik inşasına yol açıyor. Son olarak, kentleşmeyle çocuğun ekonomik değerden duygusal değere dönüştüğü belirtiliyor.

Transcription

3750 Words, 25975 Characters

Turkish
Konuşmacı 1 Şöyle bir anı gözünün önüne getirmeni istiyorum. 5 yaşında bir çocuk düşün. Süpermarketin tam ortasında kendini yere 60. Konuşmacı 2 Hepimizin korkulu rüyası olan. Konuşmacı 1 Aynen öyle avazı çıktığı kadar bağırarak ağlıyor istediği o şey çikolatayı alana kadar da susmaya hiç niyeti yok. Şimdi bu sahneyi mesela new york'ta bir markette görsen etraftakilerin, fısıltıların muhtemelen şey olur. Yani çocuğun sınırları öğrenmesi lazım bireyselliğini ifade ediyor ama kurallara çarptı falan derler. Konuşmacı 2 Kesinlikle çok tipik bir batı tepkisi bu. Konuşmacı 1 Ama aynı sahneyi ne bileyim Tokyo da ya da küçük bir Anadolu kasabasında görsen o yetişkinlerin tepkisi ve o anın anlamı bambaşka bir şeye. Konuşmacı 2 Dönüşür. Evet. Konuşmacı 1 Neden biliyor musun? Çünkü hayatımız boyunca o çok sık kullandığımız gelişim kelimesi sandığımız gibi evrensel otomatik işleyen bir biyolojik saat değil aslında büyümek yaş almak işte ergenliğe girmek falan. Konuşmacı 2 Hep biyolojik bir süreçmiş gibi algılanıyor. Konuşmacı 1 Evet, biz hep bunların doğanın bir kanunu gibi böyle düzgün ve tıkır tıkır işleyen bir çizgi üzerinde ilerlediğini varsayarız. Beden büyür ve tık hani yeni bir aşamaya geçersin. Konuşmacı 2 Ama işler hiç de öyle yürümüyor. Konuşmacı 1 Hiç öyle değil. Bugün elimizdeki bu harika kaynaklarla yapacağımız derinlemesine incelemede bu saat yanılgısını tamamen parçalayacağız. Gelişimin sadece doğa veya yaşıyla açıklanamayacağını aslında devasa bir kültürel ve tarihsel ağın sonucu olduğunu göreceğiz. Konuşmacı 2 Yani o biyolojik saat yanılgısı o kadar köklü ki ondan kurtulmak gerçekten çok zor. Yaş aslında gelişim psikolojisinde sadece bir indeks yani kabaca yön gösteren zamanı işaretleyen boş bir cetvel gibi düşünmek lazım. Konuşmacı 1 Sadece bir cetvel. Konuşmacı 2 Aynen gelişimin asıl mekanizması o cetveldeki sayıların ilerlemesi değil. Asıl mekanizma insanın o biyolojik imkanları ile içinde bulunduğu kültürel bağlam arasındaki inanılmaz karmaşık danstır. Yani bir çocuğun 5 yaşında olması onun dünyayı nasıl anlamlandırdığını, ailesine nasıl bağlandığını tek başına açıklayamaz. Biyoloji sadece bir. Taslaktır. Konuşmacı 1 O zaman şu klasik hani hep duyduğumuz donanım ve yazılım meselesine geliyoruz. Sanırım biyolojiyi bir bilgisayarın fabrikadan çıkmış donanımı kültürü de sonradan ona yüklenen bir şey. Işletim sistemi gibi düşünmek mantıklı mı? Konuşmacı 2 Donanım aynı sadece içindeki programlar değişiyor gibi. Konuşmacı 1 Mi evet, aynen öyle. Kültürden kültüre değişen programlar gibi. Konuşmacı 2 Başlangıçta kulağa çok mantıklı geliyor. Evet ama bu analoji aslında oldukça yanıltıcı. Konuşmacı 1 Hadi ya neden? Konuşmacı 2 Çünkü nasıl desem sen bilgisayarına yeni bir işletim sistemi yüklediğinde bilgisayarın içindeki o anakartın ya da işlemcinin fiziksel şekli değişmez değil mi? Sadece farklı çalışır. Konuşmacı 1 Doğru donanım sabit. Konuşmacı 2 Kalıyor. Oysa insan gelişiminde doğa ve kültür arasında böyle basit net bir ayrım yok. Kültür o donanımı fiziksel olarak yeniden inşa ediyor. Konuşmacı 1 Yok artık fiziksel olarak mı? Konuşmacı 2 Gerçekten öyle beynimizin mimarisi, maruz kaldığımız kültürel pratiklerle kelimenin tam anlamıyla fiziksel olarak değişiyor. Yani kültür sadece arka planda duran bir dekor değil. Oyunun, oyuncuların ve sahnenin ta kendisi. Konuşmacı 1 Bir dakika yani kül. Beynin yapısını değiştiriyor diyorsun. Bu inanılmaz iddialı bir şey. Konuşmacı 2 Ama kaynaklarımızda tam olarak bunu destekliyor. Konuşmacı 1 Evet, notlarda çocukların biyolojik olarak kültüre açık doğduğu söyleniyor. Yani dil öğrenme potansiyeli 100 tanıma. Hani o meşhur ortak dikkat falan. Konuşmacı 2 Bunlar evrensel. Evet, bütün bebekler de var. Konuşmacı 1 Peki pratik hayatta bu nasıl işliyor? Yani o potansiyel kültüre nasıl dönüşüyor? Konuşmacı 2 Şöyle düşün, her sağlıklı bebek bir dili öğrenmeye sesleri ayırt etmeye, yatkın bir biyolojiyle doğar. Bu evrensel kısmı ama hangi dili öğreneceği, o dilin içindeki hangi duygusal tonlamaları içselleştireceği tamamen kültüre bağlı. Mesela göz teması kurmak diyelim bir çocuk bir yetişkin konuşurken onun gözüne içine dikkatle baktığında bu biyolojik bir ortak dikkat becerisidir. Konuşmacı 1 Evet odaklanıyor karşısındakine. Konuşmacı 2 Aynen ancak bu davranış bir kültürde. Mesela batıda özgüven dürüstlük, işte 1000'i dinliyor olarak alkışlanıp pekiştirilirken. Hiyerarşinin çok daha katı olduğu başka bir kültürde saygısızlık meydan okuma falan olarak algılanıp cezalandırılabiliyor. Konuşmacı 1 Aaa doğru gözünü yere eğmen beklenir bazı yerlerde. Konuşmacı 2 Kesinlikle çocuk biyolojik olarak yapabildiği o eylemin anlamını kültürden öğreniyor ve beyni o eylemi yapıp yapmamak üzere kelimenin tam anlamıyla yeniden programlanıyor. Konuşmacı 1 Bizi dinleyen sen, belki de kendi çocukluğunda hani büyüklerin yanında nasıl oturman ya da nereye bakman gerektiğiyle ilgili aldığın o ufak uyarıları şu an hatırlıyorsundur, çok tanıdık geldi bana bu. Konuşmacı 2 Değil mi? Hepimizin hayatında var bu tür görünmez kurallar. Konuşmacı 1 Tam da buradan Amerikan psikolojisinin o ünlü evrensellik iddiasına gelelim diyorum çünkü elimizdeki notlarda. Çiğdem kağıtçı başının buna çok ciddi, çok sağlam bir itirazı var. Konuşmacı 2 Evet, kağıtçı başının eleştirileri bu alanda çığır açıcıdır. Konuşmacı 1 Adamlar yıllarca bütün dünyaya insan psikolojisi budur diye bir şey satmışlar. Ama aslında bu sadece yani batılı orta sınıf hani owar dediğimiz modele ait bir şeymiş. Konuşmacı 2 Kesinlikle öyle Amerikan psikolojisi uzun yıllar kendi kültürel normlarını tüm dünyaya evrensel doğa kanunları gibi sundu maalesef. Konuşmacı 1 Mesela ne gibi normlar? Konuşmacı 2 Şey derler mesela erken yaşta evden ayrılmak, aileden bağımsızlaşmak ve tamamen bireyselleşmek. Sağlıklı gelişimin, evrensel ve zorunlu tek aşamasıdır. Konuşmacı 1 Derler yani 10 sekizine geldin mi? Çantayı toplayıp çıkacaksın yoksa sorunlusun. Konuşmacı 2 Aynen öyle. Kâğıtçı başı gibi araştırmacılarsa çıkıp şunu sordu, dediler ki peki hayatı boyunca geniş ailesiyle o yakın bağlar içinde yaşayan yirmili yaşlarının sonuna kadar ailesiyle aynı çatıyı paylaşan doğu toplumlarındaki veya türkiye'deki milyonlarca insan sağlıksız mı? Yani hepsi az mı gelişmiş? Konuşmacı 1 Bir iki hayır inanılmaz absürt bir iddia bu. Konuşmacı 2 Kesinlikle. Sadece farklı bir anlam dünyası var ortada farklı bir sağlıklı insan modeli inşa ediyorlar. Bu yüzden kültürel psikolojiyle kültürler arası psikolojinin birbirini tamamlaması çok kritik. Bir kültürün neyi anlamlı bulduğuna bakmadan öyle uzaktan gelişimi ölçemezsin. Şey çok. Konuşmacı 1 Çarpıcı bence kültürün sadece böyle işte bayramlar, gelenekler ne bileyim. Halk oyunları veya yöresel yemeklerden ibaret soyut bir şey olmaması. Konuşmacı 2 Evet, kültür sadece bir müze eşyası değildir. Konuşmacı 1 Notlarda şöyle çok güçlü bir ifade var, gelişim ortamı anlamsal bir ortamdır diyor. Yani çocuğun odasındaki eşyalardan tut da anne babanın konuşurken ki ses. Her yer, kültürle kaplı bir çocuğun ağlaması bile etrafındaki yetişkinlerin anlam süzgecinden geçiyor resmen. Konuşmacı 2 Çok çok doğru. Bunun en net örneklerinden biri de şu, ebeveyn kontrolü kavramı. Konuşmacı 1 Ebeveyn kontrolü derken baskıcı ebeveynleri mi kastediyorsun? Konuşmacı 2 Işte batı literatürünü açıp okuduğunda ebeveyn kontrolü tam da dediğin gibi genellikle çocuğun özerkliğini ezen baskıcı böyle negatif bir şey olarak tanımlanıyor. Kontrol kötüdür nokta. Hı hı ancak farklı kültürel bağlamlara, örneğin bizimki gibi daha toplulukçu dinamiklere sahip ailelere baktığımızda durum tamamen değişiyor. Konuşmacı 1 Nasıl değişiyor? Yani kontrol yine kontrol değil mi? Konuşmacı 2 Öyle, ama eğer bu ebeveyn kontrolü çocuğa karşı duyulan sıcaklık ve şefkat ile birleşiyorsa çocuk o müdahaleyi bir baskı olarak deneyimlemiyor. Onu daha çok bir sorumluluk, koruma, güvende hissetme ve sevgi belirtisi olarak algılıyor. Konuşmacı 1 Yani annem nerede olduğumu merak ediyor. Bana karışıyor demek ki beni önemsiyor gibi mi düşünüyor? Konuşmacı 2 Tam olarak böyle davranış dışarıdan bakıldığında aynı davranış olabilir. Hani kural kuraldır ama çocuğun zihninde yarattığı o anlam dünyalar kadar farklı. Konuşmacı 1 Burası aslında levotski'nin aracılık diye çevrilen o meşhur midyeation kavramına çok güzel bağlanıyor bence a. Konuşmacı 2 Evet, gelişim psikolojisinin temel taşlarından biri. Konuşmacı 1 O kısmı okurken başta çok zorlandım, itiraf edeyim insan dünyayı doğrudan algılamaz. Araya mutlaka kültürel araçlar koyar diyor işte dil sayılar, takvimler falan parmakla saymaktan, zihinden hesap yapmaya geçişi örnek vermişler. Konuşmacı 2 Evet, çok klasik bir örnektir. Konuşmacı 1 O ama benim kafama takılan şu, ben bir nesneye baktığımda onu doğrudan görmüyor muyum? Yani gözümle görüyorum işte. Araya nasıl bir araç giriyor ki? Konuşmacı 2 Yani sadece o nesnenin fiziksel şeklini görüyorsun ama onu anlaman için araya mutlaka kavramların girmesi gerekiyor. Vigotski'ye göre bizim tüm o zihinsel süreçlerimiz, dışarıdaki kültürel araçları içselleştirmemizle oluşuyor. Konuşmacı 1 Biraz daha açar mısın bunu? Konuşmacı 2 Tabi. Mesela bir çocuğun dikkatini toplaması doğuştan gelen sihirli bir güç değildir. Önce bir yetişkin çocuğa dışarıdan sözel bir uyarı verir, bekle dikkat et, kırmızı ışık yanıyor der. Konuşmacı 1 Tamam, dışarıdan gelen bir komut. Konuşmacı 2 Bu evet, dışsal bir yönerge. Sonra çocuk oyun oynarken hani dikkat edersen kendi kendine sesli mırıldanmaya başlar. Şimdi beklemem lazım işte kırmızı araba geçecek falan der. Konuşmacı 1 A evet, çocuklar hep kendi kendilerine konuşur oyun oynarken. Konuşmacı 2 Işte. Özel konuşma diyoruz ve en sonunda ne oluyor biliyor musun? Bu sesli mırıldanma tamamen sessizleşiyor. Çocuğun kendi iç sesine yani o öz düzenlemesine dönüşüyor. Senin bugün yetişkin olarak zihninin içinden kendi kendine kurduğun o sessiz cümleler aslında bir zamanlar sana dışarıdan verilen kültürel seslerin içeri alınmış hali. Konuşmacı 1 Yok artık bu gerçekten inanılmaz bir şey. Yani benim iç sesim dediğim sadece bana ait olduğunu sandığım şey. Toplumun ve kültürün benim zihnime ektiği bir tohumun büyümesi. Konuşmacı 2 Kesinlikle sen aslında o dışarıdan gelen kültürel araçları içselleştirerek kendi bilincini inşa ettin. Konuşmacı 1 Peki metinlerdeki o tahtak kılıç örneğine ne diyorsun? Hani çocuğun biri eline sıradan bir tahta parçası alıyor ve kılıç dövüşü oynuyor ilk bakışta şey deriz ne var bunu da çocuk işte eline bir sopa almış. Saf sola vurup enerjisini atıyor der geçeriz. Konuşmacı 2 Çoğu insan öyle der ama notlar bunun sadece bir oyun olmadığını çok daha derin bir şey olduğunu söylüyor. Konuşmacı 1 Evet, tam olarak nasıl bir derinlik var orada? Konuşmacı 2 Şöyle ki, sadece oyun dediğimiz şey aslında insan zihninin en büyük antrenman sahasıdır. O tahta parçası çocuk için fiziksel değil kültürel bir araçtır. Çocuk o tahta parçasına bu büyülü bir şövalye kılıcı anlamını yüklediği o ilk an aslında ne yapıyor biliyor musun? Konuşmacı 1 Ne yapıyor? Konuşmacı 2 Kendi dürtülerini kontrol etmeyi öğreniyor. Konuşmacı 1 Sadece hayal gücü değil yani? Konuşmacı 2 Hayır, dürtü kontrolü çünkü elinde sıradan bir sopa varken her yere herkese rastgele vurabilir. Bir kuralı yoktur ama o şey bir şövalye kılıcı olduğunda kurallar devreye girer. Şövalyeler ne yapmaz, silahsızlara vurmaz. Kılıç, sadece şey savaşta falan kullanılır. Konuşmacı 1 Inanılmaz çocuk aslında kurallı bir dünya yaratıyor. Konuşmacı 2 Aynen çocuk o anki anlık fiziksel dürtüsüne boyun eğmek yerine zihninde yarattığı o soyut kurala boyun eğiyor. Yani o tahta parçası ve ona yüklenen anlam çocuğun iradesini ve sembolik düşünme kapasitesini bizzat organize etmiş oluyor. Konuşmacı 1 Yani çocuk aslında basit bir nesneyi kullanarak. Kendi beyninin fren mekanizmalarını inşa ediyor. Bu gündelik araçların zihni nasıl şekillendirdiği gerçekten muazzam bir konu. Konuşmacı 2 Kesinlikle. Konuşmacı 1 Fakat bu pratik zeka modern toplumun o en büyük ve en acımasız arenası olan okulla karşılaştığında işler bazen tamamen sarpa sarıyor. Konuşmacı 2 Evet, maalesef orada sistemik bir sorun var. Konuşmacı 1 Bizi dinleyenlerin de çevresinde mutlaka vardır. Hani sokakta zehir gibi olan ticarette kimsenin kandıramayacağı böyle cin gibi bir çocuk okul sırasına oturduğunda sınavlardan patır patır dökülür. Konuşmacı 2 Çok sık karşılaştığımız bir tablo bu. Konuşmacı 1 Metinlerde pazarda kusursuz para üstü hesaplayan çocuğun okulda soyut matematik sembolleri karşısında nasıl bocaladığından bahsediliyor. Nen oluyor bu çöküş yani aynı zeka değil mi bu? Konuşmacı 2 Aynı zeka ama sorun şu ki, biz etkinlik dediğimiz şeyi çok yanlış tanımlıyoruz. Modern dünyada biz zekayı ve yetkinliği tamamen okul başarısına eşitlemiş durumdayız. Konuşmacı 1 Sadece teste girmek gibi mi? Konuşmacı 2 Evet, vigotkiçi bakış açısı burada gündelik kavramlar ile bilimsel kavramlar arasında çok hayati bir ayrım yapar. Biz gündelik hayatta kavramları yaşayarak hani deneyimleyerek hissederek öğreniriz. Ağır, hızlı, iyi kötü gibi bunlar gündelik kavramlardır ve o pazardaki hesap tam olarak bu pratik bilginin eseridir. Çocuğun elinin altındadır. O bilgi ancak okul ortamı öyle değil. Okul hiyerarşik mantıksal olarak birbirine bağlı ve tamamen soyut olan bilimsel kavramlar talep ediyor. Yoğunluk, adalet, demokrasi pi sayısı gibi şeyler istiyor çocuktan. Konuşmacı 1 Yani o pazardaki çocuk aslında matematiği yani o mantığı biliyor ama onu okulun dilinde konuşmayı bilmiyor. Öyle mi? Konuşmacı 2 Kesinlikle öyle başarısız olan o zeki çocuk değil. O ikisi arasında köprü kuramayan eğitim sisteminin ta kendisi iyi bir eğitim. Çocuğun gündelik hayattan getirdiği o pratik zekayı küçümseyip hani yok saymak yerine onu bir temel olarak alıp soyut bilimsel kavramları onun üzerine inşa edebilmek. Konuşmacı 1 Işte sanırım tam bu noktada gelişim psikolojisinin o en havalı, en sevdiğim terimlerinden biri devreye giriyor. Yakın gelişim alanı. Ya da hani o ingilizce kısaltmasıyla z pd'd dedikleri şey. Konuşmacı 2 ZPD evet vigoski'nin en popüler kavramı. Konuşmacı 1 Bu bana hep çok şiirsel gelmiştir. Nedense çocuğun şu an tek başına yapabildiği şeyle yanındaki bir yetişkinin veya ne bileyim daha deneyimli bir arkadaşının hadi biraz daha gayret et şuradan tut demesiyle yapabileceği o potansiyel kapasite arasındaki ince çizgi o sihirli bölge. Konuşmacı 2 Gerçekten de öyle. O bölge gelişimin kalbinin attığı yer ve bu bölgede. Öğretmenin veya ebeveynin sunduğu yaklaşıma yapılandırılmış destek veya skef Holding diyoruz. Konuşmacı 1 Skefolding yani yapı iskelesi gibi bir şey. Konuşmacı 2 Aynen öyle bir inşaat iskelesi gibi düşün görevi çocuğun yapabileceği daha küçük parçalara ayırmak, ona ufak ipuçları vermek ve çocuğun cesaretini kırmadan onu yavaş yavaş bir adım ileri taşımak. Konuşmacı 1 Aklıma hep bisiklet sürmeyi öğrenen bir çocuk ve o arka tekerliğe takılan eğitim tekerlekleri geliyor. Bunu duyunca. Konuşmacı 2 Çok güzel bir. Konuşmacı 1 Dimi çocuğun dengede kalmasını o pedalı çevirme hissini öğrenmesini sağlıyor. Başta o tekerlekler bu harika bir destek ama. Yani, eğer o tekerlekleri zamanı geldiğinde çıkarmazsak çocuğa destek değil köstek olmuş oluyoruz. Öğrenmesini kolaylaştırdığımızı sanırken onu o minik tekerleklere tamamen bağımlı hale getiriyoruz bence. Konuşmacı 2 Bisiklet analojisi meselenin özünü çok iyi yakalıyor ama burada eğitim tekerleklerinden çok daha derin bir risk var maalesef. Konuşmacı 1 Nedir? O. Konuşmacı 2 Çocuğun yerine dengeyi sağlayan anne baba olmak hani helikopter ebeveyn diyoruz ya bazen kağıtçı başının erken çocukluk dönemi araştırmaları bunu çok net ortaya koyuyor. Destek vermek ile yönlendirmek yani çocuğun adına karar verip onu sürekli kontrol etmek. Arasında devasa bir uçurum var. Konuşmacı 1 Yani iskeleyi hiç sökmüyorlar. Konuşmacı 2 Sökmedikleri gibi 1'de binanın taşıyıcı kolonu olmaya çalışıyorlar. Eğer o desteği zamanı gelince sökmezseniz çocuğun kendi öz düzenleme kapasitesini, özerkliğini tamamen elinden alıyorsunuz. Çocuk bir süre sonra ben düştüğümde nasıl kalkarım demek yerine beni kim kaldıracak diye etrafına bakmaya başlıyor. Konuşmacı 1 Çok acı bir tablo bu. Bütün bunları konuşurken böyle gelişimin basamak, basamak çıkılan pürüzsüz bir merdiven olduğunu varsaymak çok cazip geliyor insana. Konuşmacı 2 Evet çok sistemli duruyor ama hayat öyle değil. Konuşmacı 1 Hani bisiklet örneğinden devam edersek önce tekerlek var. Sonra o tekerlek çıkıyor ve çocuk ufka doğru mutlulukla böyle süzülüyor ama insan hayatı bu kadar liner, bu kadar düz bir çizgi olamaz. Konuşmacı 2 Kesinlikle değil, bisikletten fena halde düşülen işte dizlerin kanadığı o güvenli iskelenin çöktüğü anlar var hayatımızda. Iki yaş sendromu ergenlik krizleri ne bileyim anne babanın boşanması yeni bir şehre veya ülkeye taşınma. Ben açıkçası hep kriz kelimesini böyle çözülmesi gereken acil olarak yok edilmesi gereken bir hastalık gibi düşünürdüm. Konuşmacı 1 Bu aslında inanılmaz yaygın bir yanılgı. Skeci ve diyalektik açıdan bakarsak kriz bir bozulma veya sistemdeki bir hata falan değildir. Konuşmacı 2 Hayır, kriz, çocuğun veya ailenin elindeki o mevcut başa çıkma araçlarının kapasitesinin artık o yeni duruma yetersiz kaldığının en doğal sinyalidir. Eski yapı yıkılıyordur. Evet, bu o an için çok korkutucudur ama yıkılıyordur. Çünkü yerine çok daha üst düzey, çok daha karmaşık bir psikolojik mimari inşa edilecektir. Konuşmacı 1 Bir saniye yani ergenlikte ki o kapı çarpmalar bitmek bilmeyen o öfke nöbetleri falan aslında sağlıklı bir şey mi? Aileler için bir kabus deneme oysaki o süreç. Konuşmacı 2 Aileler için çok zorlu bir dönem olduğu su götürmez bir gerçek tabii ki ama o kriz hani o kapı çarpmalar falan çocuğun ben artık sizin bir uzantınız değilim. Kendi sınırlarımı çiziyorum deme çabasıdır, kendi binasını kuruyor. Çocuk daha büyük boyutta düşünelim. Mesela göç ve kültürleşme konusunu ele alalım, ekolojik yaklaşım bize insanın sadece annesiyle kurduğu bağdan ibaret olmadığını, devlet politikalarından işte ekonomiye kadar devasa. Çiçe geçmiş sistemlerden etkilendiğini söyler. Kırsaldan büyük bir kente ya da bambaşka bir ülkeye göç eden bir aileyi hayal et şimdi. Konuşmacı 1 Hah notlardaki o örnek gerçekten çok vurucuydu. Yeni bir ülkeye taşınan bir ailede 12 yaşındaki çocuk o yeni dili ve kültürü anne babasından çok daha hızlı bir şekilde öğreniyor ve birdenbire o geleneksel evin güç dengesi tamamen altüst oluyor. Konuşmacı 2 Düşünsene o tabloyu 12 yaşındaki o küçük çocuk ban. Gidiyor. Babasının kredi sözleşmesini ya da hastanedeki doktorun söylediklerini ebeveynine çeviriyor. Ebeveynin dış dünyadaki sesi, kulakları ve hatta koruyucusu birden o çocuk oluyor. Konuşmacı 1 Bu inanılmaz büyük bir kriz aile için bütün roller tersine dönüyor. Konuşmacı 2 Hem de nasıl geleneksel otorite temelinden sarsılıyor ama aynı zamanda bu süreç yeni bir örgütlenmenin de doğum sancısıdır. O çocuğun çift dilli olması sadece iki farklı dil konuşabilmesi demek değil. Sonuçta olaylara farklı açılardan bakabilme çok ciddi bir bilişsel esneklik kazanma ve yepyeni melez bir kimlik inşa etme sürecidir. Konuşmacı 1 Bu çok ağır ama bir o kadar da ne bileyim ufuk açıcı bir dinamik. Bence göç eden ailenin yaşadığı bu dönüşüm, aile değişimi kuramındaki o meşhur tespiti de çok net açıklıyor sanırım. Hani kentleşmeyle birlikte çocuğun aile içindeki o değeri de değişiyor ya? Konuşmacı 2 Kesinlikle o dönüşümü görüyoruz. Konuşmacı 1 Eskiden tarlada çalışacak işte yaşlılıkta anne babaya bakacak bir ekonomik değer. Hani bir nevi sigorta iken çocuk modern kent hayatında daha çok psikolojik ve duygusal bir değere dönüşüyor. Konuşmacı 2 Tam olarak öyle bizi dinleyenler kendi aile geçmişlerini hani dedelerini, ninelerini bir düşünsünler. Belki dedelerimiz için çok çocuk yapmak, tarladaki iş gücünü artırmak demekti. O zamanlar çocuğun maliyeti düşüktü, ekonomik getirisi ise oldukça yüksekti. Konuşmacı 1 Yatırım gibi yani. Konuşmacı 2 Biraz öyle ancak bugünün modern şehirlerinde çocuğun eğitim maliyeti bakımı, devasa boyutlarda ve kimse yaşlılıkta çocuğunun ailesine ekonomik bir fayda sağlamasını beklemiyor artık. Konuşmacı 1 Tabi canım, kendi ayakları üzerinde dursun yeter diyor herkes. Konuşmacı 2 Aynen beklenen şey tamamen sevgi, gurur duyulacak bir başarı hikayesi ve psikolojik bir tatmin yani değişen sadece yaşanan mekan değil. Çocuk kavramının o toplumdaki tüm karşılığı baştan aşağı değişiyor. Konuşmacı 1 Peki? Bütün bu anlattıkların ne anlama geliyor? Hani biyoloji ve kültürün dansı dedik. Gündelik araçlar dedik. Okulun o soyut talepleri, krizler, göç, ailenin dönüşümü günün sonunda bütün bu devasa dönüp dolaşıp tek bir noktada bir kişinin inşasında düğümleniyor. Benlik ben kimim sorusu. Konuşmacı 2 Psikolojinin en kadim sorusu. Konuşmacı 1 Yıllarca bize o psikoloji kitaplarında iki zıt kutup sunuldu. Bilgilerimiz de bunu çok duymuştur ya bireycisindir. Hani böyle bağımsız kendi ayakları üzerinde duran kimseye eyvallahı olmayan o batılı model ya da toplulukçusundur. Ailesi ve değerleri için kendini feda eden grup içinde eriyip giden Doğulu model. Ama bugünkü notlarımız hani bu siyah beyaz ayrımının resmen büyük bir yalan olduğunu haykırıyor bize. Konuşmacı 2 Hem çok büyük bir yalan hem de insan potansiyeline inanılmaz derecede kısıtlayan, daraltan bir çerçeve bu. Biz yıllarca bu iki seçeneğe mahkum olduğumuzu sandık oysa modern insan deneyimi bu kadar sığ bu kadar tek boyutlu olamaz. Konuşmacı 1 Nasıl yani? Ikisi birden olunabiliyor mu? Konuşmacı 2 Elbette. Modern kentli bir genci düşünelim iş hayatında kendi ayakları üzerinde durmak tamamen özerk kararlar almak, ekonomik olarak kimseye bağımlı olmamak istiyor. Konuşmacı 1 Bu çok normal. Konuşmacı 2 Ama aynı zamanda hani hafta sonu annesini aradığında hissettiği o derin bağdan kopmak istemiyor. Ailesiyle sevgi dolu yoğun güçlü ilişkiler kurmak, o aidiyeti hissetmek istiyor. Peki bu bir çelişki mi? Hayır işte kağıtçı başının geliştirdiği o muazzam model tam da burada parlıyor. Özerk ilişkisel benlik. Konuşmacı 1 Özerk ilişkisel benlik o zaman dinleyicilerimize şunu çok net bağıra bağıra söyleyebiliriz sanırım hayatta ya kimseye ihtiyacı olmayan yalnız kurt olacaksın. Ya da işte kalabalıkta ailenin beklentileri içinde eriyip gideceksin. Kendi sesin hiç çıkmayacak diye acımasız bir kural falan yok. Konuşmacı 2 Kesinlikle yok. Konuşmacı 1 Hem kendi hayatının direksiyonunda olan cesur bir birey olup hem de arkanda kocaman bir aidiyet çok dirin bir aile ve toplum bağı hissedebilirsin. Ikisi bir arada mümkün. Konuşmacı 2 Evet, biz 10 yıllar boyunca maalesef bunun 1'ya o ya bu seçimi olduğuna inandırıldık. Oysa psikolojinin insanlığa sunabileceği en sağlıklı model budur. Bence özerklik yani kendi kararlarını alabilme yetisiyle ilişkisellik yani birine derinlem. Bağlı olma hâli birbirinin düşmanı falan değildir. Konuşmacı 1 Birbirlerini besliyorlar aslında. Konuşmacı 2 Tam tersine evet, birbirlerini harika beslerler. Kişi ilişkileri içinde ne kadar güvende, ne kadar koşulsuz kabul gördüğünü hissederse o kadar büyük bir cesaretle özerkleşebilir. Dış dünyaya o güvenle açılır ve ne kadar özerk ne kadar kendi ayakları üzerinde durabiliyorsa ailesine ve toplumuna o kadar sağlıklı, bilinçli ve yapıcı bir şekilde geri döner. Ekonomik bağımlılık bitse bile o duygusal bağlılık güçlenerek devam eder. Konuşmacı 1 Bütün bu ııı derinlemesine yaptığımız tartışmanın ardından şunu çok net görebiliyorum, gelişim psikolojisi sadece çocukların kaçıncı ayda yürüdüğünü işte ne zaman ilk kelimeyi söylediğini, laboratuvar camın arkasından izleyen böyle soğuk mesafeli bir bilim dalı değil. Yoksulluk eğitim eşitsizliği, o pazar yeriyle. Okul arasındaki devasa uçurum göçmen çocukların bankalarda yaşadığı o erken kimlik krizleri. Konuşmacı 2 Hepsi hayatın tam merkezinde olan konular. Konuşmacı 1 Psikoloji tüm bunlara müdahale etmesi gereken insan esenliğini savunan çok canlı ve aslında politik bir alan. Çünkü gelişim dediğimiz şey aile, dil, tarih ve bize sunulan kültürel araçlarla her sabah uyandığımızda resmen yeniden yazılan dinamik bir süreç. Konuşmacı 2 Ne eksik ne fazla söyledin? Psikoloji sadece olanı biteni öylece uzaktan anlamak için değil, daha adil, daha kapsayıcı ve o çocukların potansiyellerini tam anlamıyla ortaya çıkaracak daha sağlıklı gelişim ortamları inşa etmek için elimizdeki en önemli anahtardır. Konuşmacı 1 Harika bir özet oldu. Bu keyifli sohbetin sonuna gelirken tam da bu konuştuğumuz araçlar meselesiyle ilgili. Bizi dinleyen sana bu notların da ötesine geçen son kışkırtıcı bir düşünce bırakmak istiyorum. Konuşmacı 2 Merakla bekliyorum. Konuşmacı 1 Bugün hani o dilin sayıların, takvimlerin ve hatta o bahsettiğimiz tahta kılıçların gelişimini yönlendiren kültürel araçlar olduğunu konuştuk. Çocuğa bekle diyen dışsal bir sesin zamanla onun içsel düşüncesine, iradesine dönüştüğünü uzun uzun anlattık. Peki ya bugün elimizden bir saniye bile düşürmediğimiz o dijital algoritmalar ve yapay zeka şu sonsuz kaydırma, hani o skroling mantığı eğer vigotski haklıysa ve etrafımızdaki dışsal araçlar zamanla bizim içsel düşüncemizi o gizli iç sesimizi inşa ediyorsa? Konuşmacı 2 Çok iyi bir yere gidiyor bu soru. Konuşmacı 1 Bu yeni dijital kültür, o durmak bilmeyen sonsuz bildirimler ve bizim yerimize ne izleyeceğimize ne alacağımızı düşünen alg. Sence bir sonraki neslin kendi iç sesini o bekleme sabrını ve öz düzenleme yeteneğini kalıcı olarak nasıl yeniden yazıyor olabilir insan? Biyolojisiyle algoritmaların bu yeni ve hızlı dansı bundan bir 10 yıl sonra nasıl bir benlik çıkaracak ortaya bunu bir düşün. Konuşmacı 2 Bu gerçekten üzerinde haftalarca tartışılabilecek insanın böyle tüylerini diken diken eden devasa bir soru oldu. Teknolojinin aracılığı insan doğasını muhtemelen bir sonraki büyük krizini. Ve belki de en büyük evrimini şekillendirecek. Konuşmacı 1 Kesinlikle öyle bugün bizimle bu derinlemesine inceleme yolculuğuna çıktığın için çok teşekkür ederiz. Bir sonraki derin dalışımızda zihnimizi zorlamaya ve varsayımlarımızı yıkmaya devam edeceğiz. Görüşmek üzere. Konuşmacı 2 Hoşça kalın.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Çocuk gelişimi, kültürden bağımsız evrensel bir biyolojik saat değildir; kültürel ve tarihsel bağlamla şekillenir.
  2. Kültür, beynin fiziksel yapısını yeniden inşa eder; biyoloji sadece donanım, kültür ise işletim sistemi gibidir.
  3. Batı psikolojisinin evrensellik iddiası (örneğin bireyselleşme) eleştirilir; farklı kültürlerde sağlıklı gelişim modelleri farklıdır.
  4. Ebeveyn kontrolü, sıcaklıkla birleştiğinde bazı kültürlerde sevgi ve koruma olarak algılanır, baskı değil.
  5. Vygotsky’nin aracılık kavramı
  6. Yakın Gelişim Alanı (ZPD) ve yapılandırılmış destek (scaffolding), çocuğun potansiyelini ortaya çıkarmada kritiktir.
  7. Krizler (ergenlik, göç) gelişimin doğal parçalarıdır; eski yapılar yıkılırken daha karmaşık yapılar inşa edilir.
  8. Modern kentleşmeyle çocuğun değeri ekonomikten duygusal/psikolojik hale dönüşmüştür.

Summary:

Bu konuşmada, çocuk gelişiminin evrensel bir biyolojik saat gibi işlemediği, aksine kültür tarafından şekillendirildiği vurgulanıyor. 5 yaşında bir çocuğun markette çikolata için ağlaması örneği üzerinden, aynı davranışın farklı kültürlerde (Batı, Tokyo, Anadolu) nasıl farklı yorumlandığı açıklanıyor. Gelişimin, biyoloji ve kültürün karmaşık etkileşimi olduğu; kültürün beynin fiziksel yapısını bile değiştirdiği belirtiliyor.

Batı psikolojisinin evrensellik iddiası eleştirilerek, Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın çalışmalarına atıfla, bireyselleşmenin tek sağlıklı model olmadığı; toplulukçu kültürlerde aile bağlarının farklı bir anlam taşıdığı ifade ediliyor. Vygotsky’nin aracılık ve yakın gelişim alanı kavramları tartışılıyor: Çocuğun iç sesi aslında kültürel araçların içselleştirilmiş halidir. Tahta kılıç örneğiyle, oyunun dürtü kontrolü ve sembolik düşünme için bir antrenman sahası olduğu anlatılıyor.

Okul başarısı ile gündelik zeka arasındaki uçurum, eğitim sisteminin soyut kavramları pratik bilgiyle köprüleyememesinden kaynaklanıyor. Krizler (ergenlik, göç) gelişimin doğal parçaları olarak sunuluyor; göç eden ailede çocuğun dil öğrenmesiyle rollerin tersine dönmesi, yeni bir melez kimlik inşasına yol açıyor. Son olarak, kentleşmeyle çocuğun ekonomik değerden duygusal değere dönüştüğü belirtiliyor.

FAQs

Çünkü gelişim evrensel değildir; kültür, bir davranışın anlamını belirler. Batı'da bireysellik ifadesi olarak görülürken, toplulukçu kültürlerde saygısızlık veya utanç kaynağı olabilir.

Kültürel pratikler, beyin mimarisini yeniden şekillendirir; örneğin, göz teması gibi evrensel bir beceri, bir kültürde özgüven olarak pekiştirilirken diğerinde cezalandırılır ve bu, sinirsel bağlantıları değiştirir.

İnsan, dünyayı doğrudan algılamaz; dil, sayılar gibi kültürel araçlarla anlamlandırır. Örneğin, bir çocuk parmakla saymaktan zihinden hesap yapmaya geçerken bu araçları içselleştirir.

İç ses, dışarıdan gelen kültürel yönergelerin içselleştirilmiş halidir. Çocuk önce yetişkinin sözel uyarılarını duyar, sonra kendi kendine sesli konuşur ve en sonunda bu sessizleşerek öz düzenlemeye dönüşür.

Çocuk, tahta parçasına soyut bir anlam yükleyerek kurallı bir dünya yaratır; bu, anlık dürtülere boyun eğmek yerine sembolik kurallara uymayı öğretir ve iradeyi güçlendirir.

Çünkü gündelik kavramlar (pratik hesap) ile bilimsel kavramlar (soyut semboller) arasında köprü kuramayan eğitim sistemi, çocuğun pratik zekasını küçümseyerek başarısızlığa yol açar.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.