Krizlere rağmen 'yavaşlamak' yatırımlarınızı kurtarabilir mi? | FÖK #42
38m 10s
Transkripsiyon, modern yaşamın hızı, tüketim çılgınlığı ve finansal sistemin bireyler üzerindeki yıpratıcı etkilerini ele alıyor. Konuşmacılar, sürekli bir yerlere yetişme telaşı içinde hayatın kendisinin kaçırıldığına, enflasyon ve "meşguliyet illüzyonu"nun insanları daha fazla çalışmaya ve harcamaya zorladığına dikkat çekiyor. Bu döngüden kurtuluş yolu olarak "yavaş yaşam" kültürü ve finansal bağımsızlık kavramları öne çıkarılıyor. Tartışmada, para sisteminin (fiat para) tasarrufu cezalandırdığı, reklamların gereksiz ihtiyaçlar yarattığı ve sosyal karşılaştırmaların (komşunun yeni arabası gibi) tüketimi körüklediği vurgulanıyor. Çözüm olarak, önce kendine yatırım yapmak, tüketimde "yeter" kavramını benimsemek ve hayat enerjisini (zamanı) anlamlı harcamak öneriliyor. Finansal sağlamlık sağlandığında, bireyin gerçekten değer verdiği aktivitelere ve bir yaşam felsefesine odaklanabileceği ifade ediliyor.
Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz ama tam olarak nereye gittiğimizi oraya vardı, biz de ne yapacağımızı pek bilemiyoruz. Fiyat para sistemimizle hızlanan enflasyon, meşguliyet ilizyonu ve bizi hep daha fazlasını yapmaya zorlayan bir hasıl gütü var. Hayatlarımız bildirim sesleri ve çeşitli ekranlara bakarak akıp gidiyor. Zamanımızın en büyük servetimiz olduğunu yavaş yavaş ve çok geç anlıyoruz. O yüzden bugün biraz gelin frene basalım ve yavaş yaşam üzerine konuşalım. Telefonlarınızın bildirimlerini kapatmayı unutmayın ve hazırsanız başlayalım. Herkese merhabalar, beni ilkâr. Karşımda her zaman olduğu gibi bay tutumlu var. Merhabalar abi, nasılsın? Merhabalar abi, iyiyim. İyi olmaya çalışıyorum. Ufak bir gripli geçiriyorum. Koyuzdan dinleyiciler kusura bakmasınlar sesin birazcık la dülle olabilir. Yok güzel herkese geliyor. Bence kendini iyi bak. Biz bu kayda girene kadar biz. Ama geçmiş olsun ama bu arada tabii. Şu anda yine bir herhalde bir şey var. Herkese böyle bir yansiyan bir viral durum var. Söz konusu gibi. Maalesef mevsim geçişlerinde oluyor bazen böyle şeyler. Evet. Onun dışında bölüme yavaş yavaş girelim zaten ama öncesinde yine her zaman olduğu gibi biraz belki genel kısa bir günden turu yapmak istersek. Nereden başlamak istersin bilmiyorum ama enflasyon kısmından mı başlayalım. İran savaşıyla ilgili mi başlayalım? Sana sözü bırakıyorum ben. Nereden başlamak istersen? Tabii. Bir Marta enflasyonuna bakalım istersen önce Marta enflasyonu 1.94 geldi. Beklentilerin altında burada gıda tarafın açıkkası sürpriz yaptı yani. Beklentilerin altında geldi. Onun dışında ilk zaten ulaştırma. Ya bakıyoruz. Bu petrofiyatları yükseldiği için ilk ulaştırma enflasyonuna bakıyoruz. Orası kordan gol yiyemişiz ama gıda tarafı mesela birazcık daha muhtemelen gecikmene yetkeyecek. O yüzden de nisan enflasyonla biraz dikkat etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Savaş tarafına geldiğimizde ise çok bir gelişmeme yok açıkçası. Biz bu savaş ilk başladığında acaba birkaç hafta içerisinde çözülür mü ya da ne kadar sürer diye tartışıyorduk sende. Bölümdelen başlarına hep genelde kadar savaşla ilakalı konuşuyoruz zaten. Ama sanki şu an ki geldiğimiz durumda birkaç hafta değil birkaç aylık bir süreçten bahsediyor olabiliriz diye düşünüyorum. Bilmiyorum. Sen düşünüyorsun. Ya şöyle biz hatta direkt bu konuyla ilgili biliyorsun bir önceki böyle direkt savaş üzerine sadece konuştuk. Benim fikrim orada da sanırım söylediğim hatırlıyorum ama biraz daha uzun süreceğini düşünüyorum. Ben hala yani kolay kolay böyle hemen bir ateşkes olacağını düşünmüyorum. Ona göre bence planlarımız yapmamız gerekiyor portfoylarımız açısından. Evet ve hatta tam bugünlerde zaten biliyorsun o yine bir ateşkesle ilgili bir galiba amerikanın bir teklifi oldu ama Iran tarafı kabul etmedi bunu. Yani gerçekten sıkıntılı günler devam edecek diye düşünüyorum ben açıkçası. Eğer iş bir kara operasyonla şu anda o birazcık gündeme gelmiş durumda aslında kara operasyonu yapılacak mı? Ne durum herkes böyle bir beklenti demeyelim ama bu ihtimal birazcık konuşulmaya başlandı. İnşallah öyle şeyler yaşamayız yani en son bu tarz böyle yakıncı oraf yamızda herhalde ırakta gördük bu kara operasyonu 20 yıl civar bir süre oldu. Umarım bir daha o tip şeyler yaşam bu her çünkü tüm bölgeyi istikrasızlık getiriyor bana kalırsam umarım yaşamayız böyle şeyler size değil. Ya aslında bu süreçte çok fazla bilgi keliğiniydi oluyor. Belki birazdan ondan da bahsedeyiz bölümün içinde zaten sosyal medyada ya da diğer işte konu masyonel medyada da benzer şekilde çok fazla bilgi keli oluyor. Bu, bildi keliğinden dolayı da fiyatlama davranışları çok farklı gösteriliyor. Belki istersen bölüm içerisinde biraz daha bu konulardan da bahsederiz. Yavaş yavaş bölümek geçelim istersen. Geçelim ama ondan önce bir de araya şeyi sokmak istiyorum. Yine savaşla ilgili bilgi keliği deyince sen aklıma geldi. Citriğini var bildiğin gibi bir araştırma kuruluşu diyelim onlar bölgeyi bir analist gönderdeler. Şöyle bilmem takip ettin ama şimdi gölge tankeller falan var böyle işte hürmüz boğazından geçen ama radarlarda görünmeyen işte herkesin ulusurası olarak takip sistemlerinde takip etti GPS, lokasyon radarlarında görünmeyen bazı gemiler var. Onlarla ilgili bir araştırma yapmak için bölgeye analist göndermişler yanında bir on beş bin dolar bir paket puro ve birkaç tane de işte Nikotin sakızıyla göndermişler bölgeye girmiş, Dubai'den ondan sonra oradan onmana geçmiş. On mandan bir işte balıkçı teknesi diyeyim ya da sürat teknesi bölgesel insanlara birazcık herhalde rüşvet vererek ayarlamış ve körfezin içine sürat teknesiyle açılmışlar orada gemileri kayda almışlar. Çok ilginç bir hani bir sağ çalışması ve şey fark ediyorları orada işte bilgi kilitlerken bu mesela bazı gemilerin gerçekten oradan geçebildin yani sandığımızdan daha fazla aslında geminin geçti ve petroelticaretinin kısmında olsa devam ettiğini tesbittirler. Bunu araya bir sokmak istedim. Evet yani aslında burada yıranda birkaç tane haber görmüştüm bunda alakalı. İğren birazcık bizim sanki İstanbul ve Çanakkale Boğaz'ınla uyguladığımız Montrebenzleri bir anlaşmaya doğru. Orayı sanki yürütmeye çalışıyor gibi. Ben gördüğüm birkaç tane haber okudum bunda alakalı. Geçen her gemiye kılavuzluk yapmak ve buradan belli bir ücret alip etmek konusunda şeyler var. Planları varmış, bunda alakalı çalışıyorlarmış. Bu tabii ki uzun vadede petrofiyatlarının bir miktarda hani hürmüz boğazı açılırsa bile petrofiyatların bir miktarda hırmızı yukarıda kalmasına sebep olur. Çünkü bunu bir maliyeti olacak tankelleri. Bunu da ben de araya ıştırmak istedim istersen yavaş yavaş geçelim. Gerçekten bir hız çahanda yaşıyoruz şu anda. Tabak kalkıyoruz. İşte alarm çalıyor. Çok kişi de. Maaş çalışanlar da. Benim de alarm'ım çalıyor bu arada. Çünkü ufak mı okula göndermek durumundayız. Ben de aslında alarm'la oynayıyorum şu anda. İşte herkes ne yapıyor? Herkes telefonu eline oluyor. Trafiği at diyor. Kahvaltı yapıyor veya yapmıyor. İşte işe yetişmeye çalışıyor. Gün içinde toplantıları oluyor. Akşam eve geliyor. Yorgunluktan başka bir şey istetmiyor. İşte telefon kayduruyor ve daha sonra uyuyor. Bu aslında hız çahanda hepimizin çok şiinin yaşadığı bu döngü bu şekilde. Burada aslında gerçekten yaşıyor muyuz diye bir kendimize soruyor muyuz acaba? Muhtemelen koranlar vardır. Ben de zamanında bunu sormuştum hani. Finansa bağımsızlık yolculuğunun başlangıcında. Motifasyonu aslında bu düzenden kurtulmakta. Bu düzenin dışına çıkmakta, çarkında, çarkında çıkmakta. Fark ettiğim ki yani hızın peşinden koşarken hayatın kendisini kaçırıyoruz. Burada daha çok kazanmak için daha çok çalışıyoruz. Daha çok çalışlıkları daha çok harcıyoruz. Çünkü insanlar ne yapıyor? Stresslerine nasıl atıyorlar? İşte araya gidiyorlar. Alışveriş yapıyorlar. Ya da mesela bir şeyler alıyorlar. Ben mesela teknoloji keşahları çok severdim eskiden. Tekoloji grunlar alırdım. Genel olarak hızlı yaşamayı seviyoruz. Bizim tüketim kültürümüzde zaten buna doğru evlenmiş durumda. Dolayısıyla final sal bağımsızlık ve erkenemeklik konseptiyle, yavaş yaşam kültürü bir örtüşmüyor olsa bile. Birbirine böyle kesişim noktaları var diye düşünüyorum. O yüzden de finansal bağımsızlık yoluna girdiğimizde zaten bir miktar aslında yavaşlıyoruz gibi hissediyorum. Bilmiyorum. Sen de düşünüyorsun. Kesinlikle katılıyorum sana. Şöyle yani bugün işte genel olarak zaten biz yavaş yaşam manifestosu modernir ya da yavaş yaşam kültürüz yerine aslında konuşmuş olacağız. ki bu da finansal bağımsızlıkla tamamen aslında birbir eşleşen ve bir alt katman olarak belki düşününebilecek konulardan bir tanesi ve hız çağındayız. Fakat hani şöyle bir kısa bir tarihimize yine bakarsak eğer bu hız çağının belki son 50 yılda ya da 80 yılda belki maksimum başladığını belki düşünabiliriz. Örök'le teknolojin gelişimiyle birlikte. Belki bundan 100 yıl önce, 200 yıl önce yaşayan insanlar da çok hızlı yaşıyoruz gibi falan düşünüyor olabilir yani. Bilemiyoruz o zamana gitsek belki onlar da aynı şeyleri düşünüyordur. Ondan eminde ilim ama şu an gerçekten farklı bir evredeyiz ve ben bunu aslında birazcık şunla bağdaştırıyorum. Yani daha önce da bundan çok sık bahsediyordum. Bunun ben temelinde para sistemimizin yattığını düşünüyorum. Yani özellikle de içinde bulunduğumuz çağdaki fiyat para sisteminin bize bunu birazcık zorunu ve bir ihtiyaç gibi ya da bir yarışa sürüklermiş gibi bizi iddiğini düşünüyorum aslında fiyat para sisteminin. Bunun temel sebebi de şu yani hepimiz görüyoruz Durbek işte eski Avrupa'nın bazı kentlerinde veya Türkiye'de yine eski yapılar abaktığımız zaman mimari yapılar abaktığımız zaman hayranlıkla bakıyoruz onlara. Yani diyoruz ki bunu nasıl inşa etmişler, nasıl yapmışlar. Zamanları boğuldu herhalde diyoruz. Bu bir bence yaşam biçimiydi aslında. Döröne sens dönemi eğer yapılar abakarsanız ve şu an günümüzdeki yapılar abakalım bir de şu an her şey çok hızlı yapılıyor. Yani bir mühendisi olarak da buna bakıyorum. Bir inşaatın başlama ve bitmesüresi yani bir yıl maksimum ama eskiden bu projeler teknoloji tabii ki etkili ama eskiden bu projeler her şeyi özenle yapılıyordu ve temelinde aslında bunu para sistemiyatıyor. O da nedir? Fiyat para sisteminde biz kazancımızı koruyabilmemiz pek mümkün olmadığından dolayı bunu bir şeye yatırmak zorundayız veya bir proje geliştirmek zorundayız ki elimizde kağıt para tutmayalım. Yani kağıt para tuttun her gün fakirleşiyorsun aslında. Kızmen yani bunu hissetmesen bile yavaş yavaş fakirleşiyorsun. Temelinde ben o yüzden bunun çok da uzatmayım. Birazcık fiyat para sistemine geçişimizin altın standardığından çıkışımızın ve enflasyonun çok ciddi etkisi olduğunu düşünüyorum. Diğerek sözü sana aktarayım. Evet, sen de bahsettiğiniz zaten fiyat para sistemi gerçekten bunun kökeninde yatıyor. Aslında bu bence şeyle başladı. Sana ayı devrimiyle başladı. Sana ayı devrimi birazcık bunu bizi hayatlarımızı hızlandırdı ama kapitalizmin ilk dönemlerinde bence üretim daha önemliydi. İnsanlar bir şey üretiyorlardı ve karşılığında para alıyorlardı. Bu parayı harcıyorlardı. Ama 20.10.2. yarısına işte ikinci düğün savaşından daha sonra tüketi biraz daha üretim et önüne geçmeye başladı. Hatta sen de bahsettiğiniz bir de niksın altın standardığını terk ettikten sonra. İnsanlar ihtiyaçları olmayan şeyleri de aslında borçlanarak almaya başlarılar. ve reklam. mesele çok gelişmesi, halkla ilişkiler sektörünün çok gelişmesi. insanlara ihtiyaçları olmayan şeyler aslında ihtiyaçmış gibi hissettirmeye başladı bu reklamlar. O günden bir daha aslında aynı oyununun içinde izleyen reklamını gör. O ürünün eksikliğini hissetmeye başlıyorsa reklamını gördükten sonra satın oluyorsun, kısa süreliğine bir mutluluk hissediyorsun. Sonra o mutluluğun bir müddet sonra azalıyor ve bu döngü sürekli kendini tekrar ediyor aslında. Ben bu şekilde olduğunu düşünüyorum, senin söylediğine paralar aslında benim de düşüncelerim. Bir yandan da bu döngü de besleyen bir başka bir kültür var aslında. Sen de bahsettiğin zaten tam giriş bölümünü güzel bir giriş yapmış da orada. Hasıl kültüründen bahsetmiştir. Burada hani insanlar daha çok harcadıkça, bu harcadıkları parayı finans etmek için daha çok çalışmaları gerektiğini düşünüyorlar. Hani bu harcadık harcadıkları parayı da hak etmeler gerektiklerini düşünüyorlar. Dolayısıyla işte sabahın beşinde kalkıp, işte verimlilik, işte buz banyosu yapıyorlar. Yani bunlar aslında sosyal medyada, verimlilik kahramanı olarak sunuluyorlar. Ama aslında ürek ürek kendini de alakalı çok fazla bir ilgisi olmaya şeyler bence. İşte YouTube'ta mesela çok fazla görüyoruz. 10 tane verimlilik videosu çıkıyor önüme mesela benim YouTube açtığında. Ama aslında bunları belki bir çoğu hiçbir şey üretmeyen kişilerin sanki başkalarını satmak istediği eğitimlerden ya da YouTube, şeylerinden ibaret, zırvalarından ibaret. Yani şöyle katılıyorum, evet o dediğin gibi ben de o videoları çok denk geliyorum. Ve işte bir iş günü ve işte sabah rutinim, işte akşam rutinim gibi böyle videoları çok denk geliyorum. Bazen hatta izlerken çok oluyorum. Yani bu kadar bir insan bu kadar şey, bu kadar planlı ve programlı. Yani her zaman yapamazsın ya mümkün değil bunu sürekli tekrar etmek. Elbette şu çok önemli. Yani bir verimlilik katkısı ya da bir şey var. Yani bir verimlilik katkısı yaratabilecek rutinlerimiz olması lazım bence. Ve fakat bunu hayatı kaçırıyor muşkasına bir şeylerin peşinden koşarak değildi. Gerçekten böyle minimal düzeyde bize etki sağlayacak. Fayda maliyet bakımından, maliyeti düşük ve faydası yüksek olacak şekilde tasarlamamız gerekiyor bence. Ben o anlamda her zaman şeye çok inanıyorum. Yani yürüyüş yapmak böyle çeşitli başka aktiviteler, super yapmak gibi aktiviteler rutinler şeklinde yani. Rutun halinde. Bunlar çok çok faydalı. Ve yaşta kitap okumak yine bir rutin olabilir. Ama şöyle rutinler bence çok sağlıklı değil. İşte sabah altıda bilmem ne partisi oluyor. Son zamanlarda sabah partileri falan çıktı. Belki takip ettin mi bilmiyorum ama. Parti YouTube da falan görebilirsin veya tweetırda. Böyle sabah partileri var. Yani gidip insanlar orada sanki bir gece partisi inmiş gibi orada bir ortama giriyorlar. Değişik değişik böyle. Bu tip şeyler. Bayağı işlerini bilim bir yani ne denir ona. Çeşitli böyle akşam. İşte bilmem şurada ben her akşam yemek yerim. Burada her akşam gibi. Konular bence birazcık bu işin artık suyunu ya da cılkın mı denir ona? Cılkı da çıkartmakız buna giriyor bence. Biraz daha yavaşlayabiliriz. Yani hayatı kaçırmamız çok mümkün değil. Hayat önümüzde akıp giden bir şey zaten. Yani siz ne yaparsanız yapıp yapın. Akıp gidecek yani. Bir şeylerin peşinde koşmak ve onu yakalamaya çalışmak bence. Daha büyük bir zaman kaybı yaratıyor. Ve bu aynı zamanda bizim finansal piyasalarla ilgili konumuzla da çok alakalı. Biz geçmişte de bunlarla ilgili çok konuşuyorduk. İşte bir hayat enflasyonu diyorduk. Veya fare yarışından bahsediyorduk. Bu tuzakların içine çekiliyoruz birazcık bence. Ve bunun temelinde de işte dedim gibi parası sistemi yatıyor. Tuzakları bilerek kendimizi ona göre birazcık daha finansal anlamda. Sağlam bir şekilde kendimizi daha sağlama aldıktan sonra belki böyle uçuk aktiviteler. Ya da daha farklı aktiviteler peşinde koşabiliriz ama önce finansal sağlamlık ve bağımsızlı odaklamamız gerekiyor bence. Evet ben de güzel bir anlarocun yapmak istiyorum. Burada bir örnek vereyim. Karrier kelimesi İngilizce'ne carrier olarak adlandırılıyor. Bu aslında frasaca bir kelimemiş, Karus diye geçiyor. Onun da ilk orijinal ismi Latinceden geliyormuş. Karus yarış pistedemekmiş abi. Eskiden Latinceden. Evet. Yani arabaların üzerinde gittiği yarış pistedemekmiş. Yani aslında Karrier bir yarış meta fora aslında. Ama işte kimle yarışıyorsun? Yani nereye gidiyorsun? Çoğu insan, hani kiminle yarıştı fark etmiyor. Hiç soru sormuyor. Sorgulamadan koşmaya devam ediyor aslında. 30-40 yıl ne kadar sürüyor sartık. Koşuyoruz ve emekli olduğumuzda. Gerçekten ne istediğimizi hiç aslında kendi kendimize sormadığımızı farkına varıyoruz. Bu son zamanlarda aslında farkında farklı bir artı bu konuyla alakalı. Özellikle işte Amerika ve Avrupa'da diyelim hani sosyal medyanda gelişmesi ile beraber 2000'lerin başlarından itibarı aslında farkında alıkarttı. Yine de insanlar tasarruf ve yatırım konularında şey yapamıyorlar. Kendi kendilerini böyle zorlayıp belli bir noktaya gelemiyorlar. Çünkü o çarken üzerinde ilağlemek insanlara kolay geliyor. Bunda aslında psikolojikaçta da bakabiliriz. Bir noktada konfor alanından çıkmak insanlara zor geliyor açıkçası. Bir tanesi, bunların sebeplerinden bir tanesi, sistem konfor alanından çıkamamanın sebebi. Hedonik adaptasyon diye bir şey var. Belki dinleyicilerimi duymuşturmuyor. Bir şey ulaşıyorsun. İşte kısa söylediğine mutlu oluyorsun. Daha sonra yeni bir hedef bedülüyorsun. Daha sonra o hedefe de ulaşıyorsun ve mutluluğun azalıyor işte. Önnek veriyorum. Tervi aldın. Biraz sonra o Tervi'yı sana normalmiş gibi geliyor. Ya da yeni bir ev aldın, yeni bir araba aldın. Altı ay sonra o arabanan sıkılıyorsun artık. Daha farklı bir şey istemeye başlıyorsun. Ve bu döngü hiç bir şekilde bitmiyor. Bir de sosyal karşılaştırma diye bir şey var. Enelikle bu beyaz yakadediğimiz mühendis ve işte plazar çalışanları diyeyim yani. Burada mesela sosyal karşılaştırma çok fazla. Önnek veriyorum. Bu komşun yeni bir araba aldı. Ya da yeni bir dijital oyuncak aldı. Yeni bir iPhone aldı. Sen dağımaksitiyorsun. Ya da işte arkadaşların tatile gidiyor. Sen de gitmek istiyorsun. Ya da gitmeye zorlanıyorsun ailem tarafından. Bu kalı palsında sürekli olarak bizi daha fazlasını istemeye itiyor. Bu da bence en büyükkeni bu fare yarışından çıkamamanın sebeplerinden bir tanesi. En büyükliği sebeplerine bir tanesi de sosyal karşılaştırma diye düşünüyorum. Bir de sen biraz önce bahsettiğimiz zaten yaşam tarzı enflasyona diye bir şey var. Yani gelirimler artık çada harcamaların da ona uygulayartıyor. Çünkü o şevrede artık sen kendine de bir şevrede bedildemişsin. Arkadaş ortamın bedildemişsin. O arkadaş ortamın belli bir harcama sebeyesi var. Sen bu harcama sebeyesin altında harcamı yapamıyorsun maalesef. Daha çok kazanıyorsun ama daha çok harcadığın içinde özgürleşemiyorsun. Aksine işte yükümünlüklerini arttırıyorsun. Daha yüksek kira, daha yüksek araba taksidi. Daha yüksek beklantı der. Ya bu şekilde devam ediyor aslında. Buradan çıkış kapısında zaten bayağı bölümde bahsettik bunların hala yakalığı. Çıkış kapısının nerede olduğunda belki sen cevap verirsin. Şöyle bir bölüm vardı gibi de hatırlarsın belki. Sınıfsal ve da diye bir bölüm vardı. Orada bir yılmaz ve ikkan ve işte arkadaşı bir onların bir dış bir yakın bir arkadaşı. Sınıfsal olarak onlardan çok ayrışıp farklı bir hayat yaşamaya başlıyor. Bunlar da onlara ayak huydurmaya çalıştı. Bir sınıfsal ve da bölümü vardı. O bölümü izlemeleri tavsiye ederim yani herkese. Konumuzla çok ilgili ve şu aslında belki hani çıkış kapısı burada bence şu yanlış anlaşılmamalı. Biz hani tembelli ya da hayattan zevk almamaya övgü anlamında bir şey anlatmıyoruz aslında. Fakat başka şekilde de hayatın yaşanabileceği. Ve belki de doğrusunun aslında böyle kar yer yarışlarına veya fare yarışına. İşte kipping yaptı bitliyon sız gibi böyle yan komşularımızla rekabet haline girmeden de. İyi ve güzel bir hayat yaşanabileceğini aslında anlatmaya çalışıyoruz. Bu bence bir felsefe. Ve biz bunu da genellikle aslında su toacılıkla. Ve aynı zamanda finansal bağımsızlıkla. Hayır. Bula birleştirerek genelde burada anlatmaya çalışıyoruz. O yüzden ben çıkış kapısının buradan çıkış kapısının en önemli noktasının aslında araçlar, maddi eşyalar veya çeşitli teknolojik aletler veya koleksiyonlar yapmak yerine önce cüzdanımızı doldurmaya başlamamız gerektire düşünüyorum çıkış kapısının. Yani aynı arkadın yaptığı gibi bağı bilin en zengin adamı kitabında. Önce kendimize ödemeye yaparak buradan çıkabiliriz. Sonra başkalarına ya da çeşitli, aktivitelere, hobilere ödemem ve bu bir aynı zamanda hayat felsefesi de olmalı. Yani yavaş yaşam hayat felsefesi olarak bunu uygulayabilirsek ancak zaten buradan çıkabiliriz. Bu tuzakların arasından kurtulabiliriz diye düşünüyorum. Bilmiyorum sen de düşünüyorsun. Evet burada aslında yeter kavramı çok önemli. Vikir Robin'in, Yormani, Or Your Life Kitabını şu sık sık burada şey yapıyorum. Anlatıyorum ben de. Orada mesela güzel bir grafik var bu kitapta. Yata eksende harcamalarınız var. Dike eksende de işte o harcamalarınızdan elde ettiğiniz tatmıyım var. Aslında benimce bahsettiğim hedonu kadaptasyonla da alakalı. Başlangı işte harcamaların artıkça tatminin artıyor. Ama daha sonra eğer bir öyle giderek düzleşiyor ve hatta bir süre sonra düşmeye başlıyor. Dolayısıyla Vikir Robin'i de söylediği gibi aslında para eşittir. Hayat enerjisi, yaşam enerjisi. Bunu finansa gözgürlük kurubunun ilk bölümünde konuşmuştuk. O bölümünde bir de felans olsun. Yani diyelim ki saatte siz 500 lira kazanıyorsunuz. Ve alacağı almak istediğiniz şey 10 bin lira. İşte bu 20 saatlik hayat enerjisi demek aslında almak istediğiniz şey. O almak istediğiniz şey 20 saatinize değiyor mu? Bunu her kişinin bir ürün alacağı zaman parayı zamanla ölçtüğünüzde harcamaları karşı olan Bakraşınız değişiyor diye düşünüyorum. Herkesin bu düşünmesi gerektiğinde düşünüyorum ben de. Peki şöyle sana burada şey soruyum ve o zaman yani araya bir soru olarak. Bazen ben de çünkü bu soruyu düşünüyorum. Şimdi bu anlattığımız konular evet böyle birazcık da sakin huzurlu işte yavaş. Belki böyle bir hani herkesin aklına bir sahil kasabası falan canlanıyor olabilir. O da olmadısa bile yani kalabalık bir şehrin içinde de aslında sakinleşebilirsiniz. Fakat şu soru bence yine de gündemde her zaman özellikle Türkiye'de. Yani siz böyle bir hayatı tercih ettiğinizde, bu yola girdiğinizde mesela okul arkadaşlarınız veya çekelim.
Şevrenizdeki arkadaşlarınız aynı zamanda karrier basamaklarını böyle güzel güzel çıkarken onlara dışarıdan baktığınızda ve belki siz kendinizi karşılaştırmasanız bile toplumun gözünde mutlaka bu karşılaştırma ailenizi de çevrenizde yapılacaktır. Bunun yarattığı bir psikolojik baskı mesela sen üst üzerinde hissediyor musun ya da bu karşılaştırmayı kendin yapıyor musun? Evet tabii mesela ilk bir işi bıraktığında ya da işi bırakmasan bile daha yavaş yaşamaya başladığında Şevren bunu garipsiyor. Neden bu kadar boşsun? Sen hiç istediğini çöresin yok mu? gibi sorularla karşılaşabiliyorsun. Özellikle Türkiye'de bizim aile yapımız gereği bu baskı gerçekten daha yoğun hissediliyor. İşte sosyal normalarımız nedir? Hep daha fazla çalışalım. Daha fazla kazan, daha fazla ürün almış. Mesela bizim şeyde aile de bir şey almak, bir mal almak, şey gibi böyle. Olması gereken standart bir şeymiş gibi algılanıyor. Mal almak derken ürün almak. Yani arabada. -Arabat ayırmayın kutu arzu böyle ya da arzu. -Evet. Menkul gayri, menkul fark etmiyor yani sürekli bir şeyler almak, borçlanarak da olsa bir şeyler almak. Mesela çok böyle olması gereken standart bir şeymiş gibi algılanıyor. İşte akrabalar soruyor mesela. Ne iş yapıyorsun ya da ne kadar kazanıyorsun? Niye hala yavalmadın? Araban nasıl falan diye bir sürekli böyle sorular gelebiliyor? Kimse şunu sormuyor mesela. Sen huzurlu musun şu anda? Yani mutlu musun? Bunu sormuyor mesela çoğuk işi. Yani ne iş yapıyorsun? Ne kadar para kazanıyorsun? Evin araba modelin kaç model işlerine var araban? Bütünlerle ne? Genelke maddi ve görünür olan şeylerle insanlar ilgileneyolar. Aslında yavaş yaşam fersife sebeb bugün konuştuğumuz konu. Başarıyı bu tarz böyle maddi şeylerle değil de huzurla veya tatminle anlamla ilişkilerle ölçüyor. Ben de aslında yavaş yaşam herkes bir yavaş yaşam manifestosu değil beni. Tüm her şey birlikte uygulamazsa bile. Bu tarz böyle huzur, mutlu, mutlu, anlamlı ilişkiler kısmına herkesin önem vermesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü gerçekten çevremizde sosyal medyav olsun. İş ve arkadaşlık ilişkilerimiz olsun. Herşey taştırma kültürü çok fazla. Evet çok fazla. Ve şu var. Yani karşılaştırmanın da şimdi para harcamıyorsan her yer. Böyle çok görünür. Aynı o senin mal diye ben o yüzden orada onu sormak istemiştim. Yani böyle lüks araçlar. İşte ne bileyim böyle çeşitli böyle gösteriş yapabileceğin, çeşitli metalarla çevre ne ve topluma. Eğer bunu göstermiyorsan çok herhalde biraz daha böyle garip bakıyorlar. Yani bunu yapıyor gübüsünden. O çok ilginç bir noktabizim toplumumuzda. Fakir muhamelesi görüyorsun. Evet. Böyle ama birazcık low key takılmanın. Low key Türkçe nasıl alçaktan uçmanın. Ben yine de iyi olacağını düşünüyorum. Çok gösterişten birazcık zaten uzaklaşmamız gerekiyor bana kalırsa. Yani gösteriş bu dolası özellikle olmamamız gerekiyor. Ama bunu ben birazcık da şunun için de sormuştum aslında bu soruyu. Yani kar yer yolu bakımından değerlendirdiğimizde o tarafta. Bu iki ayrım var. Ben şunu demiyorum. Kar yerlerimizi çöpe atalım demiyorum. Hatta bazen ben bile şunu düşünüyorum. Yani çocukların için de çok düşünüyorum bunu. Benim hayalim. Daha önce sana bahsetmiştim bundan. Galata saraylı sesini mesela okumaktı. Hayalim. İşte oradan sonra Galata saraylı üniversitesinde okumaktı. İşte belki böyle uluslarası bir şirkette falan böyle. Böyle hayallerim vardı benim eskiden. Şimdi mesela çocuğum için aslında böyle hayaller kuruyorum. Yani çok yakın arkadaşların mesela gitti. Galata saraylı okudular işte orada yükseldiler, kar yer basamaklarımda ilerlediler. Bazen ben de bakıyorum yani onlar başka bir dünyadalar. Ben başka bir dünyadayım. Bu karşılaştırmayı ben bazen kendim yapabiliyorum ama. Piscoloji kaçıdan bu beni çok etkilemiyor. Fakat çevre bakımından aslında şöyle görünebiliyor bence. Hani Rahmi Koç'un bir videosu altına yazmışlardı ya. Boşa geçmiş bir ömür diye yanlış hatırlamıyorsa. Öyle bir bakışla sana bakabiliyorlar. Bunu günlük ortenem yaptı video diyorsun değil mi? Evet, günlük. Boşa geçmiş bir ömür yazmış besel altında bir tanesi. Çok bu tarz eleştirilere maruz kalabiliyorsun. Bu da işin piscolojik tarafı aslında. İşin kişinin kendi yönetmesi gereken. Ve toplum tarafından da kabul görmeyeceğine emin olacağı bir yol aslında bağınlattığımız yavaş yaşam manifası. Aynen öyle. Şu ana kadar hep böyle şeyi bahsettik. Yavaş yaşamın ilkelerinden hani. Genel günlük hayatımızdaki yaşam kasefesinin etkilerinden bahsettik. İstersen biraz da hani finansap yasalarla da. Uyumlu olmasa açısından, hani portföllerimizi yönetirken. Nasıl acaba? Biz yavaş yaşam pratiklerini uygulayabiliriz ya da minimalizim. Belki bununla hala kalır. Faklı bir yaşadan bakıyor olaya. Portföllerimizde nasıl yavaş yaşam pratiklerini uygulayabiliriz diye. Biraz konuşalım diye istiyorum ben. Burada bence en büyük yapmamız gereken şey. Treydırlık ve yatırımçılık arasındaki farkı anlamak diye düşünüyorum. Hani bir Treydırsan aslında yavaş yaşamanın da pek bir imkanı yok gibi görünüyor benim gözümden azından. Çünkü günlük dayı Trey'de yapan insanlar. Nabız Nabızları belki 150 adıyor. İşlemi sonucunu beklerken. Burada birazcık daha uzun vadeli değer yatırımcı soğulmak. Bence bu işin ilk kuralıyor. Yavaş yaşam pratiklerini uygulamak istiyorsan finansal hayatta. İkinciisi bence portföl dönüşüm oranı yani. Yıllık portfölünün ne kadarını ne kadarıyla alsal yapıyorsun? Turnover rate diye İngilizce ile geçiyor bu. İşte burada mesela ortalama bir yatırımfolu. Heç fondiyle yatırımfon olarak baktığımızda. Yıllık mesela 16%'la 100% arasında bir turnover oranı var. Standout bir yatırımfonun. Ben de mesela kendi portfölümdeki şirketlerin yatırım portföl dönüşüm oranı mı takip etmeye çalışıyorum. Mesela Bökshire Hattu veyin portföl dönüşüm oranı. Yani çok büyük bir portföl var ama yıllık yaklaşık 2-2 ile 100-5 arasındaymış. Bahlıt mesela bir hisse aldığında onu on 20 bazen sonsuzla kadar tutabiliyor. Coca-Cola'yı mesela 80-80'de aldı. Hala azal salasatmadı. İşte Amerika nekspresi 90'larda aldı. Hala duruyor. Apple'ı 2000'lerde aldı. Hala duruyor azal salas portfölünde. Dolayısıyla yavaş yatırımcılık sonuçları. iğiş şirketleri seçtiğiniz zaman tabii ki. Diğer tüm yatırım tazların önüne geçiyor. Burada da bizim Türkiye ile çok fazla genelde yüksek enflasyon olan ülkelerde uygulanan bir momentum yatırımı konsepti var. Sen de daha önce başka bir önünde konuşmuştuk onu da. İşte momentum yatırımcılığa yapıyor çok işi sosyal medyada da görüyoruz zaten. İşte yükselen ve terendi devam eden hisseleri alıyorlar. Burada mesela sürekli hareket, sürekli işlem gerektiren, sürekli ekran başında olmaya gerektiren ya da şirketlerin faaliyetlerini çok çok yakından takip etmeye gerektiren. Bir yatırım taze aslında bu momentum yatırımcılığı. Bir azcık da bu bizim bahsettiğimiz yavaş yaşan pratiklerini ters düşüyor aslında. Bilmiyorum, sen de düşünüyorsun bu. Portfoyumuzla alakalı konularla. Tamamen birbirleri bağlı antıl konular. Yani bunları biz geçmişte de çok konuştuk benzerse şekilde. Ve eğer bir insan zaten yavaş yaşamaya ya da minimalizm ve yaşta su tuvacı felsefe çok yakın değilse bunun portfoyuna da yansıması kendisi farkında olmasa bile olacaktır. Yani sitil bakımından herkesin farklı bir kişiliği var. Yapısı var, düşünce şekli var, yetiştirilme biçimi var, alışkanlıkları var. Bunların hepsi aslında bizim nasıl yatırım yaptığımızı da farkında bize olmadan dahi doğrudan etkileyen şeyler. Ve yani normal hayatımızda ne kadar hızlı veya yavaş yaşadığımızı belki tartamıyor olabiliriz. Ve ya bunu bir kii piyay olarak şeye herhangi bir rasyonel böyle bir matematiksel bir rakama dökemiyor olabiliriz ama portfoylarımızda bunu yapabiliyoruz. Aynı senin dediğin gibi biraz önce ben bunun doğuradan portfoy dönüşüm oranı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Direkt olarak bu metriğin doğrudan bizim yaşam sitilimize anlatan bir metrik olduğunu düşünüyorum. Bu arada ben Berk Şair'ın rakamını bilmiyordum. Yani çok düşük olduğunu biliyordum ama yüzde iki inanılmaz bir seviye. Yani inanılmaz bir seviye. Benim portfoyumun dönüşüm oran ben de takip ediyorum. Yüzde dokuzlarda yüzde dokuz nokta yedi civarlarında tarissel turnoğur. Tüm portfoyumun. Yıllık bazı da bu yıl mesele savaş olan ve bu kadar karmaşanın bu kadar belirsizin bu kadar problemin olduğu bir yılda. Ki portfoy performansım çok şu anda iyi olmasa bile dönüşüm oranı yüzde iki buçuk yüzde üç seviyelerinde şu anda portfoyumun. Bu şu ana kadar geldiğimiz iki bin yirmi altı yılında. Bu belki birazcık bir şeyler anlatıyordur. Orada bence hani iyi girdin o konuya. Bafı'tan ve çarlı mangırdan bence çok fazla örne kalacağımız şey var. Yani ben onları hala mangarı kaybettik. Bafı't artık tamamen çekildi. Ama bütün kaynaklarını, yazılı, sözlü, video, bütün kaynaklarının hala geçerli olduğunu zaten birazcık zaman sız şeylerden bahsediyorlar. Ve bir insanın kendisini seçebileceği en iyi hocalar olduğunu düşünüyorum. Onlar da birazcık belki dinleciler de sen zaten konuşmuştuk bunu. Dinleciler de farkına varabilir. Yavaş yaşamın birer örnekleri hem bafıten mangır. İkisi de. Yani yavaş yaşayan insanlardı. Bu açıdan da durumu düşünmek gerekiyor bence. Bafı'tan zaten söylediği bir söz verdi. Bir herhangi bir yerde kayıtlı mı bilmiyorum ama. Paranın olduğu gibi bilginin de birleşik getirisi vardır. Ve belki de en önemlisi diyor. Çünkü yani adam gün de beş saat okuyor. Fakfinanslar rapport okuyor ya da kitap okuyor. O da sında herhangi bir ekran bulumuyor. Apple hissedarı olduğu için iPhone 11 kullanıyor mecburen. Ama Portfe oyun şeyde telefonunda herhangi bir app kullanmıyor. Sadece telefon olarak kullanıyormuş. Mesela o da ilgi bir çekmişti. Ya da mesela o fesinde bilgisayar olmaması zaten çok işin bildiği bir şey. Apple's da mesela kullanmıyor. Kendi şahsi Apple'salarını bile danışmanını atbiliyor. O da mesela söylüyor. Danışmanı Apple'sla gönderiyor. Bu da aslında birazcık onun günültüten aromasını sağlıyor sürekli olarak okuyor. Sen şeye baktın mı? Berkşah'ın webstelisine baktın mı hiç? Evet evet her sene bakıyorum. Bakma yanlarda bilgirsinler. Berkşah'ın webstelisine kaç şu anda bir tirliyonda olan piyasadir vardı mı? Berkşah'a yalnızca. Son rakamlarına bakmadım ama o civarda bir şey olmaları lazım piyasadelerini. 800'de bir arası devam gidiyordu. Webstellerini bir girip kontrol etmelerini tavsiye ederim dinde yıcelerini. Böldüm kusura bakma. Aynen, yani minimalist yaşıyorlar. Her gün durduk.
Bu seni belli. Rütüntülerden de bahsetmiştik atayışta. Her sabah mektan ısıtan kahvaltı alıyor. Gününün çoğunu okuyarak geçiriyor. Evinden içine gidiyor, işler evine geliyor. Bu aslında bir rutin. Bunun vafatın başarısını sırrı da aslında bunu 60-70 yıl gibi çok uzun vadelerde yapabiliyor olması. Doğru şirketleri bulup ona yıllarca sahip olması. Servetini 195'inden fazlasını 65-55 yaşında sonra kazanıyor. Bu da aslında çoğu şeyi anlatıyor bize. Dolayısıyla bu da vafatla mangırdan öğreninceyemiz çok şey var. Yaşam tazlar hep sade, odaklı, gösterişten uzak. Senin de bahsettiğim biraz önce lüks arabalar kullanmıyorlar. Bunun yerine tab okuyorlar. Sosyal miediye çok fazla kullanmamaya tercih ediyorlar. Bunun yerine fiziksel arkadaşlıklara ve fiziksel olarak görüşmeye çok fazla önem veriyorlar. Ben ikisini hayatından da örnek alınacak çok fazla şey olduğunu düşünüyorum. Ve uzun yaşıyorlar bir de. Yani dikkat ediyorsan, bak okonae de girebiliriz belki biraz. Uzun yaşamın sırrı ve mutlu bir hayatın sırrı mı acaba bir de aynı zamanda. İkisi de çok uzun yaşadı. Yani böyle uzun yaşayan insanlara bir bakın. Yavaş yaşadıklarını fark edersiniz. Genel anlamda. Yani ben şöyle bir de bundan böyle birazcık garip ve örnek vererek. Çok alakasız bir şekilde örnek kurabiliriz belki. İşte bir tavşanın ömrü aşağı yukarı ne kadar. İşte iki üç yıl sanırım bildiğim kadarıyla. İşte bir köpeğin ömrü 15 yıl civarında. gibi böyle örnek kuralım şimdi bir kaplılım bağının ömrü yaklaşık olarak 150 yıl civarında. Yani yavaş yaşamın sırrı bakımından belki birazcık hayatı yavaşlatmak ömrümüzü uzatıyor olabilir. Ben buna inanıyorum. O biraz şeylerle alakalıymış. Bildiğim kadarıyla nabızla alakalıymış. Yani nabzınız ne kadar az atıyorsa ömrünüz da o kadar uzun oluyormuş. Yani onu biraz araştırmış de aslında. Bu tarz böyle hayvanları, işte tavşanları mesela nabzı üç haneyle alakamlarda atıyor. Biz insanların işte 60'iler seksemleresinde bir nabılımız var. O biraz nabızla alakalı ve sen de bahsedeyim zaten yavaş yaşayan insanların nabzı da mecburen yavaşlatıyor. Ben bazen arada Twitter'da şey paylaşıyorum. Nabzı mu paylaşıyorum böyle altı aylık veriler bakımından. Yani bunu takip etme nönemli olduğunu düşünüyorum ben nabzı. Aynen. Peki bir de şey söylemek istiyorum ben. Sana da sorayım belki hani diyoruz ya. Hep böyle yavaş yaşayalım işte yavaş yatırımlar yapalım diyorum. Diyoruz mesela. Peki hırs kötü bir şey mi yani işte yavaş yaşamlar hırs tam olarak birbirini zıttı mı? Yani hedeflerimize hiç hedefimiz olmasın mı? İşte tutkuyla bağlandığımız bir şeyler olmasın mı? Bunu mesela sana sormak istiyorum. Yani mesela bafıt sence hırslı değil miydi? Bu kadar yavaş yaşıyor. İşte kendi ilkelerine kendi temposuna, kendi değerlerine bağlı bir insan değil miydi? Niye bu kadar hani hırsız bir insan mıydi sence bak bafıt? Çok güzel bir noktaya bence geldi şu anda. Yani insanlar bunu şuna karıştırıyor. İşte hayatta hiçbir amaç sahibi olmamak. Ya da hiçbir hırsın, hiçbir hedefin olmaması gibi kullanla karıştırabiliyorlar. Bu bizim bölümün başından beri anlattığımız şeyi böyle bir yanılgaya düşebiliyorlar. Fakat aslında belki de tam terse yani belki de bir hedefe odaklanmak oluyor bu. Yani o da iyi yaşamak ve bağımsız bir şekilde yaşamak. Ki bu belki de bir insanın sahip olabileceği en saf hedeflerden bir tanesi olabilir. En nihayı hedef bağımsız olabilmek. Hiçbirimiz neredeyse tamamen bağımsız olamıyoruz şu o zaman. Bunu başa bu hırs bence. Yani bu hedefi diğer hayatımızdaki bir çok hedefin üstüne koyuyorum ben bağımsızlı. Ve düşünelim yani bu kadar işte bafıt milyarlarca dolar servet aynı şekilde mangır. Bu insanlar dediğin gibi sorma kendi kendimizi bir soralım. Bu insanlar gerçekten hiç mi hırs sahibi deyirler de. Tamam aksine. Bu kadar büyük bir para yönetmek ve bu kadar sorumluluk sahibi o olmanın kendi başında zaten bir size verdiği bir hırs var. Ama biz şunu karıştırıyoruz. Hırs konusu ile gösterişi ya da rekabeti birazcık karıştırıyoruz. Ben hırslı o olmanın ama bunu aynı zamanda da kimseler rekabet etmeden de yapabileceğimize inanıyorum açıkçası. Kendimce böyle bir toparlanmış olayım burayı. Evet o da işte Greg McHavan'ın bir kitabı var. Esen şiyalizm diye özcülük diye geçiyor Türkçesi sanırım. Orada da mesela HDF ulaşmak için senin dikkatini dağıtan her şeyi bir kenara bırakıp sadece HDF'inle alakalı şeylerle odaklanmakta. Aslında bunun özü bu bence de bir HDF'in var. O HDF'in ulaşmak için o HDF'in dışındaki sana gürültü sağlayan gürültü veren her şeyi de soyutlanıyorsun ve sadece HDF'inle odaklanmaya çalışıyorsun. Bence güzel bir giriş oldu. İstersen birazcık da dinleyicilerimize hani bu kadar konuştunuz. Bunun sonunda bize ne öyüt vereceksiniz. Biz hani kanat önderi değiliz ama. Bir bir kaç böyle kullanılabilir, uygulanabilir, ödütler de verelim istersen. Yani kendi hayatımızdan da örnekler olabilir. Mesela benim verebileceğim ilk örnek sabah kalktığımda mesela ilk 1 saat hiç telefona bakmamak. Bu mesela benim uygulaya bildiğim bir şey şu anda. Uygulamaya çalışıyorum. 1 saat işte o yarım saat de olabilir. 1 saat de olabilir. Hiç telefona bakmamak. Bu digital detoxuya da işte minimalizm. Digitan minimalizm de olarak da atlandırılabilir. Ya da mesela benim uygulaya madem ama uygulamak istediğim. Akşam ondan sonra telefona bakmamak. İşte sabah şu kadar saat telefona bakmamak. Biraz böyle telefon ekranını suresini kısaplamaya çalışmak. Bu kendime yapmayı çalıştığım bir şey. İkinci sebeb mesela spor esnasında ya da spor yaparken digital ürünleri birazcık uzak tutmak. Ya da yürüyüş yaparken mesela işte podcast dinlememek. Bu belki podcast ile yürüyüş yaparken diyecekler de olabilir. Yürüyüş yaparken sadece yürüyüş o da aklamak düşünmek mesela. Benim verebileceğimi örnekler bunlar. Yani aklıma daha da bir rakete şöyle söyleyeyim. Senin varsa örneklerin, senin de kilitli dinlemek isterim. Benim de aslında söyleyebileceğim şunlar var. Özellikle de ben yani rutinler olması gerektiğini düşünüyorum. Her insanın tabii ki abartmadan konuştuk işte. Her insanın mutlaka ama mutlaka. Birkaç tane belki bir tane nazından yani hobisi kendi ana yaptığı kendini tanımladı o meslek iş neyse onun dışında mutlaka ama mutlaka bir hob. En az bir tane hobisi olması gerekiyor bence. Minumum. Ve bunun yanında birazcık daha böyle yavaşlayarak ve toplumun o ön yargılarından ya da baskılarından kendini sıyırarak daha çok senin o biraz önce söyledin. Öz kendine dönerek yani özcürlüğü birazcık ön planı çıkartarak. Ve şu önemli bence. Asla ama asla hiç kimseyiyle kendini kıyaslamadan ya da rekabeti sokmadan yaşamak. Tamamen kendine odaklanmak. Yani rekabetin bu anlamda ben kötü olduğunu düşünüyorum. Ve hedefini önüne tam olarak bir yoları tas olarak koyarak belki ben bunu mesela çok küçük bahsedeyim. Geçmişte çok gençken yani daha on dört on beş yaşlarındayken odamın kapısının üzerine yapıştırmıştım hedefime. Yani her sabah kalktığımda odadan çıkarken daha liseyi giden bir öğrenci olarak her sabah o hedefi göreymi orada diye odamı kapısına yapıştırmıştım. Bir şey odaklanmak. Yani ve bence aynı zamanda bir hırs, yani siyavaş yaşam boş yaşam değil. O şekilde özetlemiş olayım ben de kendime. Evet ben de son bir ekleme yapayım. İstersen daha sonra kapatalım. Şimdi aklıma geldi o da. Gün içinde mesela hiç sıkılacak vakit bulamıyorsam bence yanlış bir şeyler yapıyorsun diye düşünüyorum. Ben mesela gün içinde bilerek sıkılmak için kendime fırsatla gelmeye çalışıyorum mesela. Gün içinde boş hiçbir şey yapmadan duvara bakarak mesela on beş dakika geçirmeye çalışıyorum. Kendimiz zorluyorum buna. Çünkü çoğu insan bunu başaramıyor. Sen mesela yarım saat bu acı duvara bakabilir misin? Çok kişi bakamaz. Ben de bakamıyorum. Ama bunu kendini zorluyorsun çünkü en güzel fikirler o zaman geliyor insanın aklına. O kadar böyle insanın aklından şeyler geçiyor ki düşünceler geçiyor ki düşünüyorsun mesela. Geçen afdan neleri yaptığım neleri iyi gitti, neler kötü gitti. Zamanımı nasıl harcadığım? Bunun ayrakalı sürekli bir şeyler aklına geliyor. Bunu mesela dinleyicilerin yapmasını tavsiye ederim. Ben de son olarak bu eklemeyi yapmak istedim. Pazgal şöyle diyor kapatalım bunda belki insanın mutsuzluğunun temel sebebi kendi başına bir odada sessizce ve huzur içinde oturmayı becerememesidir. Diyor. Pazgal. Böyle kapatabiliriz. Çok güzel söylemiş. Teşekkür ederiz dinlediğiniz için. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakıyor. Görüşmek üzere.
Podcast Summary
Key Points:
Modern yaşamın hızı, tüketim kültürü ve enflasyon bireyleri sürekli bir koşuşturmaya itmekte, hayatın anlamını kaçırmalarına neden olmaktadır.
Finansal bağımsızlık ve yavaş yaşam felsefesi, bu tüketim çarkından kurtulmak ve hayatı daha anlamlı yaşamak için bir çıkış yolu olarak sunulmaktadır.
Para sistemi, sosyal karşılaştırmalar ve hedonik adaptasyon gibi psikolojik faktörler, insanları daha fazla çalışıp harcamaya zorlayan bir döngü yaratmaktadır.
Summary:
Transkripsiyon, modern yaşamın hızı, tüketim çılgınlığı ve finansal sistemin bireyler üzerindeki yıpratıcı etkilerini ele alıyor. Konuşmacılar, sürekli bir yerlere yetişme telaşı içinde hayatın kendisinin kaçırıldığına, enflasyon ve "meşguliyet illüzyonu"nun insanları daha fazla çalışmaya ve harcamaya zorladığına dikkat çekiyor. Bu döngüden kurtuluş yolu olarak "yavaş yaşam" kültürü ve finansal bağımsızlık kavramları öne çıkarılıyor.
Tartışmada, para sisteminin (fiat para) tasarrufu cezalandırdığı, reklamların gereksiz ihtiyaçlar yarattığı ve sosyal karşılaştırmaların (komşunun yeni arabası gibi) tüketimi körüklediği vurgulanıyor. Çözüm olarak, önce kendine yatırım yapmak, tüketimde "yeter" kavramını benimsemek ve hayat enerjisini (zamanı) anlamlı harcamak öneriliyor. Finansal sağlamlık sağlandığında, bireyin gerçekten değer verdiği aktivitelere ve bir yaşam felsefesine odaklanabileceği ifade ediliyor.
FAQs
Yavaş yaşam, modern hayatın hızından ve tüketim baskısından uzaklaşarak anlamlı bir varoluşu benimsemektir. Finansal bağımsızlıkla örtüşen bu felsefe, hayatın kendisini kaçırmamak için hızı düşürmeyi ve bilinçli tercihler yapmayı teşvik eder.
Fiat para sistemi, enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesiyle bireyleri sürekli daha fazla kazanmaya ve yatırım yapmaya zorlar. Bu durum, tüketim odaklı bir yaşam tarzını besleyerek insanları hız ve rekabet döngüsüne sokar.
Finansal bağımsızlık, gelir-gider dengesini kurarak tasarruf ve yatırımlara öncelik vermekle mümkündür. Önce kendinize yatırım yaparak, gereksiz harcamalardan kaçınarak ve hayat enerjinizi bilinçli kullanarak bu döngüden çıkılabilir.
Hedonik adaptasyon, yeni bir şeye sahip olunca başlangıçtaki mutluluğun zamanla azalması ve daha fazlasını istemeye başlama eğilimidir. Bu döngü, sürekli tüketimi tetikleyerek finansal tatminsizliğe ve daha fazla çalışma ihtiyacına yol açar.
Sosyal karşılaştırma, başkalarının sahip olduklarına odaklanarak kendi ihtiyaçlarımızın ötesinde harcama yapmamıza neden olur. Komşu veya arkadaşların tüketim alışkanlıkları, bizi gereksiz rekabete ve yaşam tarzı enflasyonuna sürükleyebilir.
Verimlilik kültürü, zamanı ve kaynakları etkili kullanmayı hedeflerken, 'hustle' kültürü sürekli daha fazla çalışmayı ve tüketmeyi yüceltir. Sağlıklı verimlilik, hayatı kaçırmadan minimal düzenlemelerle kalıcı fayda sağlamayı amaçlar.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.