Go back

Kendime Acımaktan Nasıl Vazgeçerim?

25m 2s

Kendime Acımaktan Nasıl Vazgeçerim?

Pınar Sabancı, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak "kendine acıma" duygusunu ele alıyor. Bu duygu, geçmişteki veya şu anki zorluklara saplanıp, "Neden ben?" gibi sorularla yoğun üzüntü ve adaletsizlik hissetmek olarak tanımlanıyor. Mağdur zihniyeti olarak da bilinen bu durum, kişiyi kontrol eksikliği hissine, sürekli kendini sabote etmeye ve hayattaki olumlu şeyleri görememeye sürükleyen bir döngü yaratıyor. Bu döngü, çocukluktan gelen bazı deneyimlerle de tetiklenebiliyor. Konuşmada, bu döngüden çıkmanın yolları olarak üç temel yaklaşım öneriliyor: zihni hayattaki olumlu noktaları görmeye alıştırmak, korku ve üzüntü gibi tüm duygularla yüzleşip onları kabul etmek ve her gün şükran duyulacak şeyleri yazarak şükretme pratiği geliştirmek. Bu adımların, bireyi kendine acıma tuzağından kurtararak daha güçlü ve farkındalıklı bir zihin yapısına kavuşturacağı vurgulanıyor.

Transcription

3309 Words, 23460 Characters

Turkish
[MÜZİK ÇALIYOR] İş bankası, kıvançlasınlar. Yep yeni bir bank acılık deneyimi. İş black. Vay iş black. Hayatına değer katacak ayrıcalıklar buradan. Kişisel bank acılık hizmeti ve iş portfoy yatırın fomu uzman desteğiyle. Varlık bir ikimine özel ayrıcalıklar her zaman yanında. Cahir, başka? Ücretsiz para transferinden avantajlı faiz oranlarına, kültür sanaptan restoran ayrıcalıklarına sana özel fırsatlar için iş black et davetlisin. Ayrıntılı bilgi, iş cep ve iş bank komperede. [MÜZİK ÇALIYOR] Kızılayın 81'de 81 aşağı bir frıcısıyla Türkiye'nin mutfağını birlikte büyütüyoruz. Yafacağım başlarla kendi başına yemek yapamayan engelli hasta ve yaşlarımızın iyilik ile donuz sofralarında senin de tuzun olsun. Detaylı bilgi almak ve bağış yapmak için kızılay orkta yerlerim. [MÜZİK ÇALIYOR] İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. Hodbi Medi'yle beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz. Merhaba. Bu hafta son yurt dışındaydım ben Pulya'ya gitmiştim. Para tamamen plansız, programsız bir seyahatli. Kalacağımız yere bile kayabeyememiştiklerine kadar attı. Çok keyifli geçti. İşte Kira's festivaline denk geldik. İtalya zaten Bram Bram tarih kokan bir yer. Iğne çok şeye öğrendim gördüm. Pulyaların kültür hakkından öğrenmiş oldum. O yüzden çok güzeldi. Ama tüm bu güzelliklerin yanında tabii birkaç gündük yokluğumla işler çok birikti. İşte çocuklar yanınıza almamıştık. O yüzden şimdi döner dönmez hani için zamanım onlarla geçirmek istedim. Ve onlardan ardak alan zamanda da yapılacak işler öyle bir daha oluşturdu ki. Böyle baktığın zaman o yapılacak listesine özel ki bu önümüzdeki on dört gün içindeyim. Ölüne fes almadan. Bir yan için böyle fena alık geliyor da o listeden. O yüzden de şimdi bu podcast benim en sevdiğim işlemden bir zaten psikopatika her zaman için. Ama bu podcast'ı kaydetmek için o gereken vakti yaratana kadar yok. Zihininden geçen bazı düşünceleri paylaşmak istiyorum. İşte dedim ki hiçbir şey yetişemiyorum. İşte podcast sonundaki kaya kaldı. İşte ben şimdi böyle sıkışıyorum. Üstümü daha fazla iş aldım gelecek dönem daha tazoru. İşte hep bunu yapıyorum. Neden bu kadar çok görev alıyorum üstüme. Falan falan hep böyle kendimle ilgili düşünceler arada yüzeye çıkıyor. Yani onları yakalayıyorum farkına varıyorum. Ve kendime şefkak göstermeye çalışıyorum ama tabii ki ben de bir insan olduğum için hepimiz insan olduğumuz için böyle düşünceler ara ara böyle kendimi yargıladım. Kendime kızdığım düşünceleri ortaya çıkıyor. Mesela bu düşünceler kulağına nasıl geldi? Yani sence bu cümlelerin ortak özelliği ya da hepsinin barındırdı ortak duygu nedir? Yani bence hepsi söylenme, şikayet etme, uzıldama cümlesi. Ama aslında bir duygu var hepsini çekirdeyim de. O da kendine acıma. Bu bölümün konusu çok zehirli bir duygu olan kendine acıma. Hepimiz de anlık olarak ortaya çıkabiliyor. Ve eğer bir farkındalığımız yoksa zihnimizdeki seslere düşünceleri inanıp gidiyorsa bizi yiyip bitiren bir durum oluyor. İnsana acı değil kendine acımak bitiriler dostu ayaski de zaten. Peki nedir kendine acıma? Önce şunun altın çiziyim. Kendine acıma tıbbi biterim ya da resmi bir psikolojik tanım değil. Çünkü bu aslında bir davranış bozuklu, hobi ya da tıkıntı gibi bir durum değil. Bu bir düşünme şekli. Kendine acımak demek. Yaşam koşullarımızla ya da başımıza gelenlerle ilgili üzüntü, umutsuzluk, adaletsiz duygulur. Yoğun olarak yaşamak demek. Bu nasıl olur? Mesela geçmişte yaşadığım ya da şu anda yaşamakta oldum zorluklar üzerinde çok dururum. Hatta zorluklara saplanır kalırım. Kendime üzülürüm. Ve bu üzüntü sürekli olarak kendini yenileyen git-gide beni dibe çeken bir itse se dönüşür. Neden ben? Neden benim başıma geliyor böyle şeyler? Neden hiçbir işledik hiç tuturamıyorum. Neden bir ilişkimi olmuyor? Başıma genellere hak ediyorum. Kimse beni umursamıyor gibi gibi. Bu kalıplar geneldik kendine acıma dediğimiz durumu karapteyize eden şeyler. Hayatın zorlukları karşısında ürgün veya kırgın istetmek tabii ki normal. Bazen tabi ki o karanlık tarafı odaklanmak zorluklara odaklanmak çok daha kolay. Kolay olan bu işin asla. Ve hiçbir acı yüzüntüyi yok saymıyorum ya da küçümsemiyorum yanlış anlamak. Hayatımda çok zorlu zamanlar yaşadığım oldu. Yani ailem dikastılıklar olduğunda kendi anne babama ergenliğinden beri avutmam gereken bir oylüslenmem gerekti. İşte çok maddi zorluklar, hacizler yaşadık. Evde tek sanda ile kaldığını hatırlıyorum ben, annem babamı çok zorlu kayaşıdığını hatırlıyorum. Şimdi bana sorsan çok mu mutluydum o zaman. Tabi ki değildim. Ya da işte bir hastalığım var benim yıllar yıllar önce hastalanmıştım, bir şey unbakımda yattım. O zaman tabii ki sağlık en önemli şey. Yani ilk bu olay olduğunda ne kadar şükredebilir insan. Ama mesela o bir tutum diyorum ya bence zamanla. Biraz mizar çıta var bu işin içinde. Ya da mesela ben kendi örneğinden çok küçük yaştan it var, anne babayı mutlu etme rolünü islandayım için. Belki eve benlik yapma rolünü islandayım için. Çok böyle hani yıkıldığım, çok kötüyim diyebilen bir insan olmadım. Yani hep böyle savaşması gereken çünkü başka bir yolu yok diye düşünen bir insanı oldu. Ama mesela bu hastalıkta bile şeyi hatırlıyorum. Hani bunlar ufak örnekler. Ben kişisel örnekler üzerine ilerlemi de seviyorum arada bence. Çünkü belki sen de kendinden bir şeyler yakalayabilirsin hayatında yaşadı. Mesela eve gelmiştik biz benim hastalığımdan sonra hastaneden çıktığımda. Ve normalde hani böyle hastalıklardan sonra insanlar çok ağır depresyonda da girebiliyor, zorlu dönemler yaşayabiliyor. Ve şeyi hatırlıyorum, gazetliği açtı. Ve yeni hayatım adapta olmaya çalışıyorum ama gazetliği açtığımda çok kötü bir hastalıkla ilgili bir haber var. Şimdi adını anmayayım, birini de olur hani demek istemiyorum ama. Ölümcül ve çok korkunç bir hastalık hakkında, bir koca sayfa ver yapmışlar. Ve şey de dimi hatırlıyorum. Ya çok şükür. Hani bu yaşanacak bir şey yani yaşamınla zorlaştıracak ama beni öldürmeyecek bir şey. Ben her zorluğa katlanabilirim hani hep bu kafa yapısı ile ilerlemeye çalıştım. Çünkü bence aksi halde bütün bunları bu şekilde adata tam azlım diye düşünüyorum. Bir kafa yapısı dediğim gibi bir düşünme şekli bu, bir tanı değil yani. Kendine acımak ya da acımamak ya da ben savaşırım. Bunların üstesinden gelirim diye o kafa yaksın da olmak sürekli olarak. Çünkü düşününce ben hayatı tüm zorlukları tüm acımazızlanar hemen çok seviyorum. En kötü günlerde de çok sevdim. Ve hep yaşamak için var ile bu savaşı. O yataktan en kötü haberleri aldığımda da çıktım. Çünkü biliyorum ki kendine acıma döngüsüne kaplırsam. Onsu düşünce ve davanaştan içinde kaybolduğum bir kısır döngünün içine girmiş olacağım. Hani hep diyoruz ya düşüncelerimiz bir süre sonra gerçekliğimiz oluyor, gerçekliğimize alt yapı hazırlıyor diye. İşte bu madur zihniyeti ya da başka bir tanımla, kurban modu. Biz zaman sonra hayatımıza pozitif olan şeyler de görmemize engelliyor. Bunu bir de izolasyon ve yalnızlık istekleniyor tabii. Kısacası gizli gizli insanın tüm hayat becelerine, eline geçen bir kemirge ne dönüşü veriyor kendine acıma. Peki mademize yerli ve kemirgen bir duygu. Biz buna neden teslim oluyoruz? Neden kendimize acıyoruz yani? Bir şehirlerde yaşayan, çalışan oradan oraya giden kendine vakit ayıran, sosyal yaşan, tırnak içerisinde modern insanlar. Hepimizin içecek hiçbir başarı duymuzur formulere ve dengeleri var. Bu formullerin her birinin her gün en ideal dengede var olması mümkün mü? Yani biz bitmeyen bir duym içinde var olabilir miyiz? Hayır tabii ki. Ama belirsizle tahammül zor olduğu için biz yine de eşanlarımızın akış ve ihtiyaçlarımızın karşılanması konusunda belli bir öngörle bilirlik isteriz. Hepimiz bilinçli ya da bilinçsiz olarak beklentilerimizi ve ihtiyaçlarımızı yeterince karşılan bir yaşam inşa etmek için çabalar durur. Böylece işler mantıklı ilerler ve çoğu zaman en azından iyi hissederiz. Ama birden başımıza hesaba katmadığımız acıverici hatta belki yıkıcı bir şey gelir. Kontrol edemediğimiz, engelleyemediğimizde de öngöremediğimiz bir şey. Bir anda içinde olduğumuz tüm koşullar istediğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz şeyi elde etmemize engel oluyor gibi görünür. Bu da ister fiziksel, ister duygusal olsun acı ve sıkıntılarımızı tetikler. Derken devre'ye zihin girer. Bildiğin gibi bizim zihinlerimiz kusursuz bir hikâye anlatma ve anlam yaratma makinesi. Her şeyin yanlış gittiğiisine kapıldığımızda bilgisayabeyin devreye girer ve bize her ne olduysa haksız ve adalesiz olduğunu söyler. Bununla kalmaz bizi aşan güçlerin belki de tüm dünyanın hatta kaderin kendisinin bize karşı izalandığına inandırır bize. O anlarda bunu durducak güçümüz maalesef yoktur ve kimse bize yardım edemez dedi bizi anlayamaz. İşte kendine acıma çarkanın işleyişi bu şekilde. Bu çok yalnız bir duygu. O anda kendi içinde yada dışında hiçbir kaynağı yokmuş gibi hissedersen. Ve bizler anlam yaratıcıları olduğumuz için kendimize durmadan şu soruyu soruyor. İşler neden bu kadar ters gitti? Yalak bilinçliyada bilinçsiz olarak dışarıda bir yerde bir şey benim gerçekten sevmiyor. Ya da bu dünyaya uyum sağlayamıyorum. Bu dünyaya ait değilim şeklinde ortaya çıkıyor. Matur zihniyetine kapıldığımızda durumlar üzerinde hiçbir kontrolümüzün olmadığını hissederiz. Ne yaparsak yapalım? Başımıza kötü şeyler geleceğini düşünürüz. Arkadaşlarımız, ailemiz, partnerimiz, iş çevremiz. Herkesin bize karşı olduğunu düşünürüz. Durumları düzeltmek için yapabileceğimiz bir şeyler olsa bile sorumluluk almamayı seçeriz çoğunluklar. Bir de kendimizi yönelik olmasa bile olayları tişisel algılarız genelde. Böyle kalıp düşüncelerimiz, kendine acıma döngülerimizin gökgeninde çoğunlukla başımıza gelmiş, çamatik tecrübelerimiz. Ya da uzun sürmüş kötü bir dönemimiz yatar. Başımıza kötü bir şeyler geldi. Ama muhtemelen o sırada hiçbir başa çıkması edeceğimiz yoktu. Ve bu madur zihniyeti için bize tumurcuklanmaya başladı. Kendine acıma duygusu öyle biriden kendi kendine oluşmaz bir çamatik deneyim ya da uzun süren sıkıntılı bir dönemle başlar dedi. Ama kimiz ama çocukluktan da başlayabilir. Anne babanın evde bakın verin bazı sustunları sürekli bir şekilde çok baskınsa çocuk da kendine acıma duygusu başlayabiliyor. Nedir bu tutunlar? Mesela aileyse çocuğun kendi hatalarının sorumlunun almasını izin vermiyorsa, çocuğun başına gelen her olayda suçup başka çocuklarda ya da başka insanlarda arıyorsa, çocuk da kendini küçük ve güçsüz hissetmeye başlar. Ve bir örnek mesela çocuğun süretli, dursan yapamazsın, bırak ben yapayım gibi şeyler söyleyen aileler. Bunlar aslında temel iyi niyetli ama çocuğun pasivize erden söylenler. Yani çocuğun kendi gücünün iradesinin, kendine yeterliğinin hiçbir zaman farkına varmasına izin vermemek anlamına geliyor. Ya da başka bir örnek, ailes tarafından sevilmediğini yetersiz olduğunu hisseden ihmal edilen yalnız bırakılan çocuklar. O zaman bu çocuklar büyüdükçe hayata tutunmak için kendilerine bir savunma mekanizması gelişecek kurban moduna girebilirler. Çocuğun ihtiyaçlarının görülmemesi, onaylanmaması, büyürken gelişimsel olarak baş edemeyeceği olaylar karşısında yalnız bırakılması. Onun kurban psikolojisinin girmesinin zeymin hazırlayabilir. Yep yeni bir bank acılık deneyimi iş black hayatına değer katacak ayrıcalıklar buradan, kişisel bank acılık hizmeti ve iş portfoy yatırın fomu uzman desteğiyle varlık bir ikimine özel ayrıcalıklar her zaman yanında. Güzel başka öcresiz para transferinden avantajlı faiz oranlarına kültür sanaptan restoran ayrıcalıklarına sana özel fırsatlar için iş black hayat davetlisin. Ayrıntılı bilgi, işceb ve iş bank komperere de. Bazı aşklar yakıcıdır, Jennifer Laurence beraber pet unsun tutkunun sınırlarını zorlayan bir hikaye da duruşuyor. Altın külü alayı Geber Aşkım, aşk ve öfkenin arasındaki ince çizgide dolaşan soluksuz bir film, yakınlık, çatışma ve iksel gelirim. Alışırmış romantik kalıplerine kısında yoğun gitsin hemadeneyimi. Geber Aşkım şimdi sadece bu bir de izlemek için hemen yoğun. İş sanat sahnesi Shubat ayında gremi ödüldü, kremara atabaltika ve strateşi pianist Luka Debarga ağırlıyor. Bah'tan mozartı uzanan büyüleyici, müzik yolculuğu 19 Shubat perşem bakşamı iş kuleleri salonunda biletler bilet kimse. Kurban bisikolojisi özünde üç karakteristek düşünce kalıbille kendini gösteriyor. İlk olarak geçmişte kötü şeyler yaşandı, kötü şeyler yaşanmaya devam edecek düşüncesi. Sonra tüm talihsizliklerimi başka insanlardan kaynaklanıyor. Başka insanlar suçlanabilir kolunda. Ve bir değişiklik yapmaya çalışmamın anlamı yok, çünkü işe yaramayacak. İşte biz oğam bu kafa yapısındaysak çabas harfede buradan bu kafa yapısından çıkmaktansa buraya yerleşmeyi daha kolay buluyoruz. Kulağına belki başlığı biraz tuhaf gelecek ama mağdur zihniyetinin insanı iyi hissette, konforlu sensib yanı da var aslında. Çünkü mağdur bisikolojizindeki insan başına gelenlerden dolayı her zaman spotiklarının altında. Etrafında kiler ona üzülür, onura atlatmaya çalışır. Her zaman için çok geçerli bir bahanesi vardır çünkü mağdur duru, geç kalabiler yanlışlık yapabiler, bazı şeyleri aklında tutmaya bilir. Ama mağdur olduğu için önemli değildir. İlgiye ve şefkate ihtiyacı vardır her zaman, kendine acımayı sever mağdur zihniyeti. Kimse işgücü yolunda hali vakti yerinde dört dörtlük bir yaşamsen bir de şefkat göstermez. Tek başına başarılı ve mutlu karakterlerle yanında kimse durmaz diye bir zihniyete sahiptir. Yani bunlar işte, kurban zihniyetine yerleşmiş bir insanı aklındaki basma kalıp düşüncelerdir. Bu zihniyetin bir diğer yargın belirtilerinden bir de sürekli kendimi sabot etmek. Evet, bu zihniyetin sahip insan, biz zamanlar gerçekten de sarsıcı da neyinler yaşadı, zor zamanlardan geçti. Bu yüzden içinde bulunduğu pesimiz ve atılır hali ne büründü. Ama hiç kimse hayatını bir kurban modunda yaşamak zorunda değil ve böyle yaşadığımız sürece işler her zaman daha kötüleşecek. Evet, hayatta her şey kötü gidiyor olabilir, bazı konularla gerçekten çok şansız olabiliriz. Ama sürekli bunu vurgulayıp, tüm sorunluluğu bırakmamızın bizi hiçbir faydası yok. Bir de şu var. Mutsuzluk ve mağduriyet konforne alışan insanlar, mutsuz olduğu ilişkilerini bitirmezler. İşlerinde ilerleme sağlayacak fırsatların oluşmasına izin vermezler ama daha bir kaos yaratırlar. Hayatlarında onları yeni pencele açacak insanlar, fırsatlar, her ne gelirse geri tepaller. Bir şekilde bunun olmasını sağlarlar ya açıklar reddet meseleler bile bir kaos yaratırlar ve ihtimalleri söndürürler mesele. Peki bu döngüden nasıl sığırılabiliriz? Niçenin çok sevdiğim bir sözü var. Canavarlarla savaşan kişi dikkat etmelidir ki kendisi de canavara dönüşmesin. Çünkü uzun süre uçuruma bakarsan uçurumda sana bakar diye. İyinin ve kötünün ötesinde kitabını da geçiyor bu. İçenin tüm sözlerinde olduğu gibi bununla farklı anlamları çıkarılıyor, farklı insanlar tarafından. Zaten niçenin bence özelliği biraz bu, biraz kişisel algı üzerinden tüm söylemleri. Ben bu sözü bir paradox olarak algılıyorum. Kimlerle savaşıyorsa, kimlerle ve nelerle bir aradaysa onlar gibi oluyoruz, onlara dönüşüyoruz bir süre sonra. Bu düşüncelerimiz için de geçerli aslında. Sadece kendi düşüncelerimizin ve ruhlarımızın farkında olarak savaşçımız şeye dönüştüğümüzü fark edebiliriz aslında. Sürekli olarak kötü düşünme, kötü şeyler hayal etmek. Bize sonra senin davranış ve tutumlarını da kötü yapar. Geçmişte yaşananla kötü tecrübelere, ya da gelecekte olabilecek kötü durumlar takılıp kalmamak işte bu yüzden çok gerekli. Çünkü uçurum insanı içine çeker. Peki o zaman, kendini acıma döngüsünden sığlamak için yapılması gereken bir numaralı şey nedir? Zihne, hayatındaki odumlu olsunları görme yeteneğin kazandırma. Şunu zihne hatırlatmak lazım. Hiç kimse tamamen mutluyada mutsuz değil. Hiç bir hayat tamamen başaşa ya da tamamen zirbeye doğru getiriyor. Herkesin şanslı şansız olduğun noktalar var. Ve o yüzden hayatımızdaki odumlu olsunları selamakla başlamalıyız işi. Çünkü eğer zihin sadece odum suzlara odaklanırsa, bir süre sonra odumluları da kaydetmemeye başlıyor. İyi haberler, güzel gelişmeler, hiç bir yetki etmemeye, beyni ve ruhu müfuz etmemeye başlıyor. Hatta bir gün güzel bir fırsat ya da şans kapını çaldığında zilin sesini tanımasalya geliyor. Bu tabii ki söylemekte olan bir şeyleri, bu da bir spor gibi yani zihni buna alıştırmak gerekiyor. İnsan hem mizacı hani, bazen daha karanlıktır, bazen daha olumsuzdur. Ama hem de geliştirebilen bir eğilim. Gelelim ikinciye, duygularınınla yüzleşmek. Duyguları gömmek ve onlar yokmuş gibi davranma, doğal bir savunma mekanizması. Ama içimizdeki iyi ve kötü yükü çaklama, radikal bir şekilde kendimizi kabul etmemizden geçiyor. Kendine çok fazla acayip insanlar kötü duygularıyla barışamayan insanlar. Korku, utanc, hayal, kripli, üzüntü. Tüm bunda insan hayatının insan psikolojisinin gerçeği olan herkesin yaşayabildiği doğal duyguları. Ama sen bu duyguları izin vermediğinde bu duygularla yüzleşmediğiniz zaman ortadan kaybolmuş olmuyorlar. Ama işte kabul etme, o duygularla barışmak anlamına geliyor. Korktun mu? Kabul et, o duyguları içine al, yapak. Utantın mı, işte istediğin gibi gitmedi diye düşkü yıklığına mı uğradın? Olabilir, bu da hayat yolunda bir dönemec, tabii ki geçecektir bu da. Ama şu an böyle hissediyorsundur. Negatif olarak atlandırdığımız duygularla kalabilmek, insanın güçlendirir ve kendini acıma duyguysana yer bırakmaz. 3, şükretme elemine geçmek, bu şükretme önelisi her bölümde bir daha bir daha gündeme geliyor bence. Çünkü her alanla bizim psikoloji iyi oluşumuzu arttıran bir şey. Her ruhumuzu ve beğenimiz için çok şifalı. Kadinin bütün bilgiler bunu söylüyor, filozoflar bunu söylüyor, diniler bunu söylüyor yani şükretmek. Her yerde önerilen bir şey aslında, şimdi bilim de bunu söylüyor aynı şekilde. İncelemeler sonucu beğenirsin de yapılan incelerin sonucunda da. Üstancı bir yerden elindekiler için şükret demek istemiyorum. Tabi ki olumsuz bir pozisyon da bunu yapmak iyilikler şükretmedi, çok çok zor olabiliyor. Kolay olsa hepimiz zor koşullarda yaşayan, halkı çok fakir olan, budist halklarda gibi çok daha mutlu oluyorduk. Onlar bir kültürel aşılanma da var, çocukluktan bu algıyla da büyütülüyorlar. İşte algı diyorum, algı aslında şükretmen önüne açıyor. Şükran duygusu beğindeki motivasyon hafaza gibi fonksiyonlarımızdan sorumlu olan dopamine ve mutluluk canlılık gibi hisler sağlayan serotonin hormonlarımızı artış sağlıyor. Şükran mayan bizi daha steste olmalı ve daha olumlu duygularist etmeni sağlıyor. Her sabah kalktığında mesela, nasıl geliştirebilirsin bunu dediğim yani support, bu da bir support aslında, beyin için bir support. Şi dediğim gibi her sabah kalktığında alayına kağıdı kaleme ve hayatında olduğu için şükredeceğim birkaç şey yaz. Belki başta zor gelecek, belki bulamayacaksın ama zorla kendini biraz. Bu bir insan olabilir, evdenindeki sağlıklı bir parç olabilir, işinle ilgili sevdiğim bir de tayulabilir. O gün işte açmış içecekler olabilir, baharda havanın güzelliği olabilir, şimdi ne gelirse aklına? Bu polianmacılık değil, bu bir adım atma, bir enerji oluşturma. Şükretmesine lütfen asla küçümseme, küçümseyenler olacaktur, çünkü insanların rikolayına geliyor böyle bazı tanımları küçümssüyor olmak. Melankolik olmak daha iyidir işte, karanlık ruh daha iyidir gibi biliyorsun, olduğum olasıyla intihar güzellemeleri bile yapılırdı sonuçta. Ama aslında önemli olan şey pozitifleri yüceltmek, yani şükretmenin gücünü asla küçümsememel. Çünkü belli bir süre, her gün şükran günlüğüne eklemeler yapan insanlar da depresyon ve ansiyete düzelerin azalık psikolojik iyi oluş düzeler artı biliniyor bilinsel olarak. O yüzden ne oluyor biliyor musun? Zihin kendini buna odaklıyor. Yani sen her gün, yani çok kötü de isletsen, olunu bir şeyler bulmaya çalışıp, onları yazma görevi verirsen kendine. Her akşam mesela, akşam da olabilir, çünkü günü bitirmiş oluyorsun ya, akşam yatmadan başvucundaki defterin ayki. 3 tane işe yaz. Sonra bir süre sonra ne oluyor, günü yaşarken, gün içinde zihin sana işeler bulmanı öneriyor yani, işeler bulmana yardımcı oluyor. Çünkü sen bunu ödev bilmişsin, bunu yapıyorsun, bunu alıştırdığın zihinine. Ya bugün ne iyi oluyor acaba diyor, gün içinde de. Yani sen o dağını değiştiremiş oluyorsun. Ve bu bilinsel bir şey. O yüzden benim de kendi hayatımı uygulamaya çalışacağım. Özellikle kötü zamanlarda çok uygulamaya çalıştığım bir yöntem bu. Peki, gelelim dörde dikkatini dışarı çevirmek, başka insanları dinleme. Kendine acımı, aadan zeye bencilik o kan be duygasında. Her an, her olayın merkezinde senin duyguların ve senin mağduriyetin var. Kendi hayatın duramını izliyorsun yani. Ama dikkatini başka insanlara çevirdiğin zaman, başka potansiyallerlere de yönelebiliyorsun. O yüzden başka insanlara dinilemeye önemsemeye çalış. Gerçi şu var, kendine acımı döngülerine girdiğimizde her seferinle muhabbeti kendi duramınıza getirmeye çalışabiliriz, bu çok olası bir şey. Ama işte aksi için çaba göstermeliyiz. Dinlemeliyiz. Başka dertlerin başka hayatlarında farkına varmalıyız. Gelelim, beşinci madde, o da yine en önemlilerinden kendine sevmek. Kendine acaba ilacı kendini sevmek diyor. Benim çok sevdiğim Kris'in nerf, kendisi bir eğitim psikolojisi, uzmanı ve yazar. Türkçe çevirmişte bir kitabı var. Öğüs şevkat. O da tam bulun üzerine aslında. Diyor ki, zor olsa da kendimiz için yapabileceğimiz en önemlisi kendimize şevkat göstermektir. Uzun muhabbeti, tükenmemek ve başkaları ile dostça ilişkiler kurabilmek için öğüs şevkat ettiği acınızı vardır. Şimdi öğüs şevkat kulağı yapmak için geliyor olabilir yine şükret ve kavramı gibi. Çok çok duyuluyor çünkü. Ve basit algılanlı olabilir içine girmediğiniz zaman, uzaktan baktığınız zaman öğüs şevkat ve kendini sev. Ne kadar kolay bir şeçete gibi. Çünkü biraz kişisel gelişim kitabı övüde gibi de gelebiliyor ama değil aslında. Hayat boyu yapmaya çalışacağımız şey olmalı bu. Ana o dağımızı olmalı. Zor zamanlardan geçtiğimizde genellikle dışarıdan aldığımızda almaya ihtiyaç duyduğumuz, şevkat, anlayış, nezaket ve desteği. Kendi kendimize sunabilme beceresidir övü şevkat. Tabii ki bize bunları sunan yakınlarımız, dostlarımızın olması çok çok önemli. Ama bununla birlikte her zaman ve her koşulda nereye gidersek gidelim. Hayatımızın sonuna kadar yanınızda olan tek bir gerçek var. O da kendi itsesiniz ve özümüzde kurduğunuzu ilişki. Övü şevkat kendimizi yargılamadan, eleştirmeden, suçlamadan, duygularımızın farkına vararak onları kabul ederek ve bu duyguları yaşamak için kendimize izin vererek. Ve bunu yaparken de kendimizi merhametle yaklaşarak eyleme geçmek demek. Peki, bölümün sonuna gelirken altını çizmek istediğim önemli bir şey var. Kendin için üzülmek normaldir, üzüntü hissetmek, kendini kötü hissetmek çok çok doğal duygular. Ama işte bu kişisel sonunu kalmaktan kaçınmanı ve hareketi geçen hemen öneden olabilir. Kendine şevkat besleyerek, bir anlamda öz bakmını nasıl uygulayacağını öğrenerek seni besleyen ve desteklen bir yaşam ortamı yaratabilirsin. Peki, bir sonraki patikada beraber yürüyen edek, kendine şevkat duyduğun. Her ne yaşarsan içinden çıkabileceğini inandığın bir yaşamın zorluklarını direnmeyi bırakmadığım bir hayat ilerim. Görüşmek üzere. Kızılay'ın 81'de 81 aşağıya bir projisiyle Türkiye'nin mutfağını birlikte büyütüyoruz. Yafacağım başlarla kendi başına yemek yapamayan engelli hasta ve yaşlarımızın iyilik yelidonu sofralarında senin de tuzun olsun. Detaylı bilgi almak ve bağış yapmak için Kızılay Ork Teyrev.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Kendine acıma, geçmiş veya mevcut zorluklara takılıp yoğun üzüntü ve adaletsizlik hissi yaşamaktır.
  2. Mağdur zihniyeti, kontrol eksikliği hissi, sürekli sabotaj ve olumluları görememe gibi döngülere yol açar.
  3. Bu döngüden çıkmak için olumluya odaklanma, duygularla yüzleşme ve şükretme alıştırmaları önerilir.

Summary:

Pınar Sabancı, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak "kendine acıma" duygusunu ele alıyor. " gibi sorularla yoğun üzüntü ve adaletsizlik hissetmek olarak tanımlanıyor. Mağdur zihniyeti olarak da bilinen bu durum, kişiyi kontrol eksikliği hissine, sürekli kendini sabote etmeye ve hayattaki olumlu şeyleri görememeye sürükleyen bir döngü yaratıyor.

Bu döngü, çocukluktan gelen bazı deneyimlerle de tetiklenebiliyor. Konuşmada, bu döngüden çıkmanın yolları olarak üç temel yaklaşım öneriliyor: zihni hayattaki olumlu noktaları görmeye alıştırmak, korku ve üzüntü gibi tüm duygularla yüzleşip onları kabul etmek ve her gün şükran duyulacak şeyleri yazarak şükretme pratiği geliştirmek. Bu adımların, bireyi kendine acıma tuzağından kurtararak daha güçlü ve farkındalıklı bir zihin yapısına kavuşturacağı vurgulanıyor.

FAQs

İş Black, İş Bankası'nın kişisel bankacılık hizmeti ve yatırım desteği sunan premium bir deneyimidir. Ücretsiz para transferi, avantajlı faiz oranları, kültür-sanat ve restoran ayrıcalıkları gibi özel fırsatlar içerir.

Kendine acıma, yaşam koşulları veya başa gelenlerle ilgili yoğun üzüntü, umutsuzluk ve adaletsizlik duyguları yaşamaktır. Geçmişteki veya şu anki zorluklara takılıp kalmak ve 'Neden ben?' gibi düşüncelerle kendini yenileyen bir döngüye dönüşebilir.

Mağdur zihniyeti, kişinin durumlar üzerinde kontrolü olmadığını hissettiği, sorumluluk almaktan kaçındığı ve olayları kişisel algıladığı bir düşünce şeklidir. Belirtileri arasında sürekli şikayet etme, kendini sabote etme ve olumlu fırsatları geri tepme eğilimi bulunur.

Kendine acıma döngüsünden çıkmak için zihni hayattaki olumlu noktalara odaklamak, duygularla yüzleşmek ve şükretme alışkanlığı geliştirmek etkili yöntemlerdir. Her gün şükran günlüğü tutmak, psikolojik iyi oluşu artırabilir.

Çocuklukta aşırı korumacı veya ihmal eden aile tutumları, çocuğun kendini güçsüz hissetmesine yol açabilir. Sürekli 'yapamazsın' mesajları veya ihtiyaçların görülmemesi, ileride mağdur zihniyetinin gelişmesine zemin hazırlayabilir.

Şükretmek, beyindeki dopamin ve serotonin hormonlarını artırarak motivasyonu ve olumlu duyguları güçlendirir. Düzenli şükran pratiği, depresyon ve anksiyete düzeylerini azaltıp psikolojik iyi oluşu artırabilir.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.