Konuşmacılar, Black Mirror'ın yeni sezonundaki bir bölümden yola çıkarak özgür irade, gerçeklik ve alternatif evrenler üzerine sohbet ediyor. Bir konuşmacı, çocukluğunda eniştesiyle gittiği pidecte yaşadığı bir olayı anlatıyor: herkes farklı pide istemesine rağmen hepsine kıymalı pide gelmesi, özgür iradenin bir yanılsama olduğunu düşündürmüş. Buradan "iç getirmek" metaforuna geçiyorlar; insanlar ilişkilerinde kendi duygularını ve emeklerini (içlerini) karşı tarafa getiriyor, ancak bu emek çoğu zaman başkaları tarafından tüketiliyor. Her insanın bir pideci olduğu, getirilen içlerin farklı şekillerde değerlendirildiği vurgulanıyor. Ardından evde vakit geçirmenin önemi tartışılıyor; kişinin evini tam anlamıyla kullanması, her köşesini keşfetmesi ve evde mutlu olmanın yolları anlatılıyor. Hayali bir "evler arası tüp geçit" projesiyle sokaklara çıkmadan evden eve gezecek bir sistem öneriliyor. Kullanılmış eşyaların fetiş nesnesi olabileceği ve bunun insanların geçmişine duyulan ilgiyle bağlantılı olduğu ifade ediliyor. Son olarak, eski dönem futbolcularının sert pozları, o dönemdeki sınırlı kamera kullanımı ve teknolojik imkanlarla ilişkilendiriliyor. Sohbet, günlük hayattan metaforlarla özgür irade, ilişkiler ve teknoloji üzerine derinlemesine bir tartışma sunuyor.
T私 kılıyım mı ~ Tabii ki s*** aya resistor under. Ulu silah Ayazesel
폰 Tino
lively Donuda Üçüncü bölüm Söne İç getirdim Söne İç getirdim Söne İç getirdim Söne İç Söne İç Söne İç Söne İç Söne İç Söne İç Söne İç Bendirsin eti duydun mu? İzledin mi ya da? Netflix'te şahane bir yapım. Black Mirror'ın yeni sezonunun tek ve göz bebeği eseri diyebiliriz. Duydum izledim. Şöyle Şöyle Anladık da böyle anlatayım. Çocuk hakkını arıyor. Ya ben beğenmedim. Ne yola söyleyeyim? Ozalladım. Yani bu tabi seni irade beye anlındır. Bendirsin eti zaten gene olarak Kona olarak kapsadığı Alanda özgür irade Alta Antif gerçektikler Paralela evrenler Sen bir babayla kavga dövüş. Ya ben mi anladım kadarıyla? Zaten bizim hayatlarımızda Normalde de yaşadığımız Şeyleri Güzel yurt dışılığı bir bakış açısıyla Güzel insanlarla, güzel kameralarla, Güzel mekanlarla Retrospective bir Pencereden incelemişler. Razı ve vizyonus bir taraya açısıyla incelemişler. Evet. Ama herkesin dişleri o kadar güzel değildi o dönem. 80'ler partisi yapmayı çok seven bir toplum olduğumuz için Kıyafetler, mıyafetler maşallah her şey Zaten 84'de geçiyor. O da bir göndermedir. O şey başladıktan sonra işte Strangestink, Strangestink Çıktıktan sonra Herkes hızlandırmaya başladadığımlarını Aman şeytireni kaçıyor galiba yani Zaten insanlar kazıyor da o damarı yani Bir şey çıkacak buradan belli diye o 90'ler, 80'ler şeyini kazıyorlardı. Burada çok güzel altım var. Kültüklükçe altın çıkacak diye. Sonra Strangestink buldu. Hemen nasıl başına şuşur Diğer madenciler maden buldu. Bilmiyorum öyle mi? Durmadan zannetmiyorum öyle olduğunda. Genelde. Yani genelde maden bulunduğunda Madeni bulan sevinir. Yani etrafını sevinmesini istemez çok. Evet. Herhangi bir şey bulundu. Yani yani bir çizdi ki. Yerde bir çizdi. Yerde bir çizdi ki. Ben yine büyük ihtimalle çok sonun düşünmeden girdim bir benzetmeye. Tabii. Ve yine Onun zararını gören ben oldum. Hayatımın büyük bir kısım böyle geçiyor işte Dergiye yazarken de öyle oluyor. Bazen başlıyorum yazmaya. Bir şey benzetmeye. Çünkü benzetmeye. Maden dolduramazsın o sayfayı. Bir de bekliyorlar dergiden. Hadi en son sen kaldın. Nerede o yazı nerede? Hani yazacağım demiştin hani yazmamışsın falan diye. Hemen hızlı hızlı bitirsin o yazıda. Ben de o hafta bir daha yazmayayım diye. Hemen benzetmeye başlıyorum. Yazdım konuyla ilgili. Bir satır iki satır derken Bayağı on beş satır dolduruyorsun. On beş satır demek. Benim artık yazının. İşte birini doldurmuş olmam demek. Sonra fark ediyorum ki. Benim yaptığım benzetme. Hiçbiri varmayacak bir benzetme. Ben kendi koyumu kazmışım. Bak yine benzetme yapıyorum. Ve o koyun içinde indikçe inmişim. Sonra da şey bulmuşum. Oraya yukarı ip koymayı unutmuşum. Aşağı doğru kaldıkça ne oluyor? Yukarı tırmanman zorluğunu. Ve an zaten çok tırmanabilen bir insan değil mi sen beni görüyorsun tabii. Şimdi dinleyenlerimiz görmüyor ama diğer videolarımızda görmüşlerdir. Ben askerde deken de işte. Beni bir tane antreman olarak çukura atmışlardı. Buradan tırmanamadım sonra yanıma iki tane er yolladılar. Hadi bunu çıkartın mı? Tırmandırabilir misiniz diye. Çok affedersiniz birlikte askerlik yaptın. Arkadaşlarım kafasına basa basa çıktım o çıkkurdan. Askerliğin nasıl yaptın diye sorulsa o ikiere. Biz bir. Ton bulun bir hımbulı. Kuyudan çıkarmakla başladık. Evet. Askerliye diyebilirler. Görevlerimizin arasında onlar vardı. Yani tıran diyebiliriz hani o 90'anlar tırını kalktık. 80'anlar 90'anlar tırını kalktı. Gidiyor. Hani bak saat kaç şimdi 15 dakika sıva şimdi koşsak yetişiriz diye bu da arkasından taksice bu dağıydı mı? Bu iyiyiz de. Ben dirisini için içindeki hikayede de bir 15 dakika direndiğini yakalamam var. Bak belki de bilinç altın sana bunu fısıldadı bir yandan da. Anokadır ne izlemedim. Nasıl o kadar ne izlemedim. Zaten olay onun üzerine kurulu. Ben açtım izledim. Oğlum çocuğuna neyse spoiler ver. Ben şunu söylemek istiyorum. Baktığımız senin yazılarında olsun izlediğimiz bir şey de olsun. Herhangi bir yolda yürüyen bir amcaya da teyze de olsun. Bizi kendi hayatımızdan bazı şeyleri anımı satıyor. Bu Netflix yapımının. Sanki Netflix'ten rektim olmuşız gibi salak sonra konuşuyorum bunu. Ya böyle diyor bazı şeydir. Keşke gelsene. Keşke. Bu yapım bana kendi hayatımda özgür irade ile ilgili. Yani benim özgür irademin olup olmadığı ile ilgili bazı sorgulamaları yol açtı. Ben özgür irade kavramının olmadığını yaklaşık 6-7 yaşımda eniştem sayesinde öğrenmiştim. Benim teyze mikocazı Ali eniştem bir almancıydı. Ve gerçekten olması gerektiği gibi almancıydı. Çok güzel bir alman evi dik de eskişehire. Alman ya da kazandığı paralar. Kazandırdı diye bizde. Tabii tabii. Yani kazandır hem kazandırdı. Eskişehire kazandırdı tabii ki. Eskişere bir Avrupa'yılik getirdi. Az varmış gibi. Çünkü dik diyi apartmanın diyafonu vardı mesela yani kim geldi? Etkilenmemim bekliyorsan. Black Mirror eskişere de başlamıştır. 1989-1990 yıllarına tekabiyeler. Eskişere diyafonu mı getirdi yoksuz vardı da mı mutaktı yani. Biktvali var mı başka yerlerde? Çünkü o getirdiysa ve eskişerilerine liniden şeyi aldıysa diyafon. Diyafon. Diyafram. Diyafram. Diyaframı var kendinde. Domuştan var eniştemin diyaframı. Onu zaten getirmiş oluyor. Herhangi bir şekilde görüşmüş olduğu için. E şey anlamı çözüyorsa enişteni ömemeye yer mi arıyorsun? Ben eniştemi objektif bakmak istiyorum. Eniştemin enişte kimliğinin ötesinde birayı olarak onu değerlendirmek istiyorum. Eniştem bizi kuzanlarımla birlikte pideceye götürmüştü. Eniştemin öyle buyları vardır mesela canı ayıva tatlısı ister ya da kabak tatlısı ister. Hadi atlayın derdi arabaya eskişeriden adap hazırına giderdik. Yani bir dinlenme teslimde kabak tatlısı yediğimizi bilirim. Yani ani gelişen bir event olarak. Diceye götürmüştü kuzanlarımla bizi. Hepimize sorduğun eli isterseniz diye herkes kendi seçimlerini söyledi. İşte büyük kuzanım sanırım kuşbaşılı kaşarlı istedi. Ben daha çocuk olduğum için çok büyük heyecan içindeydim. Nereye olabilir, nereye olabilir bana en uygunlu. Bana en uygun pidenin ne olduğunu bilmediğim bir yaşlardım. Fakat içinde et olması gerektiğini biliyorum ben de kuşbaşılı istedim. Fakat hepimize kıymalı pide geldi. Herkes görüşünü veya istediği pideyi belirtmesine rağmen ve eniştem bunları bu arzuları tekelde toplamasına rağmen bize hepimize kıymalı pideyi laik gördü. Burada özgür radyenini olmadığını, dünyanın yaşadığımız evlendi özgür radyenini olmadığını en büyük kanıt. Eniştemle gittiğim bu pideci. Peki geride ben mi teydi? Geride önüm, bakalım yanlış giden neydi? Yani acaba senin eniştem ve uğraşmak istemedi. Bu mental sanırım. Aritmetikle yani şu kimin çocuğuydu? Benim hangi akrabamda o ne iliyecekti? 4 bilim, ben 5 bilim, ben 5 bilim, pide denklemine girmek mi istemedi? Yoksa pidecimi acaba. Şimdi şöyle düşünüyorum şu anda ki. Daha genişmiş bir şey. Ben genişmiş bir şeyin ile ve ilerlemiş yaşımla baktığında şunu düşünüyorum. Gittiğimiz pidece eniştemin tanıdığıydı. İkisi de birlikte bu işin içindedir. Partner zenkri ayıp, partner zekleri sanırım eniştem Avrupa'lı yurt dışılığı kimliğini kartını kullanarak bizden seçim yapmamızı istedi. Her genişmiş Avrupa'lı ebeveğin gibi. Fakat arzuları talepleri iletmen noktasında o doğu kültürü baskın çıktı. Ve pideci tanıdığı için pideci yormamadığına farklı farklı pide çeşitleriyle hepsini kıymalı olarak biçimden dirili diye düşünüyorum. Hem size bir şey dersi vermiş. Bakın seçimlere namlındır, dersi vermiş. Hem esnafı iyi bir şekilde idare etmiş. Hem de sonra size bir tane dersi vermiş işte. Arkadaşlar bazen seçimleriniz, siz seçersiniz ama hayatta o seçimin etkisini tam kafanızdaki gibi yaramazsınız. Valla hanımefli anlayı. Ve bunları bir şeye sıkıştırmış yani. Bir adet öyle dan sonra çıkıyoruz. Pide yiyoruz. Bir şey sıkıştırmış vallahi de olsun. Yani bu şey gibi aslında. Pideci ölçeyimde bakacak olursak özgür ürâde kavramına. Bazen iç hazırlanır. Pidenin iç hazırlanır ve pideciye gidilir. Pideci aslında belki çok çok güzel kaşarlı pide.
Bir de yapıyordur fakat orada artık başkasının iradesine boyun eğmek zorunda para kazanamaz. Yani ben bu içi kabul etmiyorum, bu iç benim içime sinmiyor. Bizemez. Ben ondan önce sormuştum birine yani bu iç hazırlama konusunda daha önce tecrümesi olan birine sanımsormuştum hatta. Senden başkaza çok hesahtanım. Şey, sen şimdi mesela iç götürüyorsun bir dece, veriyorsun. Ondan para alıyorum bir dece mesela şey yapmak için. Sadece sanım işçiliği oluyor. Yani çünkü ya pideceği iç götürmek de aslında çok belircici bir herhangi bes öfü. Herhangi besliğe iç götürmek çok seviyoruz. Bir sari iç götürüyoruz aslında. Görünmeyen de içlerimiz, içimizle ne varsa onu götürüyoruz herhangi bir esnata gittiğimizde. Ya da herhangi bir insanla karşılaştığımızda. On pideciler bununla yani bir evi sözler olarak uğraşmak zorunda kalan en de resnaflardan. Yani gidip veteranlere bence iç getirdim bundan bir şey yapar mısınız diye. Diyemezsin de bir tek herhalde onlar duyuyordur. Ben sana iç getirdim. Diye de ilkil meyantek esnaf pideci olabilir. Aslında şeyi de baktığımızda bütün insan iyi işkiler insanların birbirine iç getirmesiyle. Tabii. Yani sevgillik, akra bağlı, dostluk iş arkadaşları. Kaya hanı tarzı çok tatlı bir şeyden basitir, çirkin bir şeyden basitir. Ama tabii buna toplum karar verecek kendine dittasar ve viktim halinde ilkincisidir. Tabii ki. Ama herkesle bir düşünsün. İçin bu ne diyecek götürdüğümüz gibi içleri ilişkiye de götürüyor musunuz? Hangi nerelere götürdüğünüz? Evet. Ya mesela içlerimiz nere de? Tabii yani mesela, sen yeni bir ilişkiye başlarken aslında karşı tarafa diyorsun ki ben sana iç getirdim. Evet. Yani şimdi kendi hazırladığım içimi getirdim. Ama bunu söylemek istiyor. Bunu bir pide şeklinde sokmak. Bunu ne yapacağız? Güzel, kalp şeklinde bir pideye sokmak ve hani ona bir gerçekten formarmak sonunda böyle yenilebilir, kullanılabilir bir şey anne getirmek. Senin becerilerin ne olabilecek bir şey? Bir de şöyle bir şey var. Nece bir de götüramasın çünkü şeyde ilişkiye de ilişki götüramasın. İlişkiye iki kişi ilişke haline getiriyor. Tabii ki yani. Sence acı iç götürebilirsin. İlişkiye ilişki nasıl götürebilirsin? Kuma olarak. Yani benim bir ilişkim var bu ilişki sana getirdim. Çadışı bir ilişki yaşamaya ne dersin? Yine o birinci yüzyılda. Ya da çift terapisi de öyle olabilir mi? Mesela senin terapistin de bir ilişkim var. Diyor ki terapistin. Ya senin zaten sorunların bir eklikası ve anlattığın ilişkinle ilgili getir bakalım şu ilişkine. Yani özellikle ikiri ilişkilerde kadın erkek, erkek erkek kadın kadın. Çok ya da yani bütün konuyu asyanlar denenabilir. Beni en çok yüzen şu. Ben sana içimi getirdim, iç getirdim. Evet. Bundan ne yapacağız? Metaforik bir pide yapacağız. Ama o pidenin tadını ben bakmayacaksam. Ya da daha zorla böyle iç kullanımına. O pide sadece sana yörecek. Ve çoğu ilişkide Ermancim. Sana o içi götürürsün. O pide yapılır. Ama o pideyi başkaları yer. Ya bu, ya da senin işte enişten ne olduğunu gibi. Sen kıymalı için götürürsün bir yediği sana peynir pide. Ya da sana gelen içi. Sen çok güzel hazırlarsın. Ama onu başkası yer. Evet. Sonra ne olur? Dilin yanar. Metaforik bir pidecı olarak. Evet. Çünkü her insan bir pideciler. Evet. Buradan buna çıktık. Çok güzel oldu. Sen ben deysem söyleyemeyim. Gerçekten. Her insan bir pideciler. Benim bana getirdiğin içi. Ben çok güzel bir pideye haline getirdim. Bunu başkaları yiyeceksek kusura bakma. Benim dilim yandı. Bundan sonra kimse iç getirmesin. Benim yaptım pide deriyesin. Özgür rüla dediğin. Sen çok kötü bir solcu dergisi gibi bir şey. Sonuçta baktığımızda. Biz de bu programda ya da herhang gibi içeriğimizde siyasete yer vermek istemiyoruz. Benim bu konuyla ilgili gerçekten konuşacak başka bir şeyim yok. Yani kelimeler kulağınız geliyorsa öyledir. Şimdi siz bunu biraz dışında. Evde durmak üzerine. Bazen böyle on beş gündür falan evde duruyorum gibi hissediyorum. Sonra bir telefonuma bakıyorum takmime. Aslında sadece üç gündür evde duruyormuşum. O da çok. O da çok. Ya burada gerçekten neredeyse bir hafta on gündür. Ful evde duruyoruz. Evet. Yani bu bizim yanılır gibi değil. Birinçli olarak peşinden koştuğumuz kar yerde aslında. Evet çünkü. Öyle olsun istedik ki hayatlarımız. Tabii. Sabah kalkıp bir yere gitmek istemediğimizi bundan üç yıl önce birbirimize bir bar köşesinde belirtmiştik hatırlıyorsa. Hayırım evde dinleyerek. Ve de benim inandığım bir şey var Ermancığım. Yani biraz da evde durulsun yani. Yani şunu hiç düşünüyor muyuz? Hepimiz evlerimize kira veriyoruz ya da satın aldık. Bir para bir mebla ödedik o evler için. Her ay kira ödediğimiz bir evi ne kadar iyi kullanabiliyoruz. Mesela sadece koltuklarda oturuyoruz. Sandar ellerlerde duruyoruz. Evi tam randımami kullanabiliyoruz. Yani evde durmak para verdiğim evi tam randımami kullanmak için çok hoş bir şans. O portun itti. Evin şurasında hiç durmamıştım diyorsun. Bu kadar para verdiğim şu köşede hiç durmadım. Toiletin şu çıkışındaki kenarda hiç ayak basınmamış yerler var. Biraz orada durayım. Neden vaktimin bir kısmını da banyoluk bir işim olmamasını rağmen banyoda geçirmeyeyim ki diyorsun. Onun için bence evde durmak çok güzel bir şey yani. Aa bak bu köşede varmış. Ne kadar da güzel bir köşeymiş. Ben bunu günün bu vaktinde hiç görmemiştim. Evin bu mesela kalörfer borularının tam köşesi yani döndüğü yaş. Evet dediğimiz. Onlar kendilerilerinde bir dünya kurmuşlar. Yani ben sürekli televizyon koltuk masa bunları bakmak zorunda diyelim ki muhteşem bir dünya var evde. Öyle değil mi zaten sonra evde çok vakit geçirikten sonra. Yani ev ölçeyiz sana bir evren gibi gelmeye başladıktan sonra sokağa çıktığını diyorsun ki. Ooo bu ne yapmışlar ya? Gök yüzüne bak tanereye kadar ya. Hani evde çünkü senin gökyüzün tamam. Evet. Bu ne bu kadar yüksek gökyüzü bana olmazıyorsun. Bitkileri bakıyorsun çok büyük. Her şey çok büyük geliyor yani. Bitkileri ne varçlardan bahsediyorsunuz. Tabii ağaçlar, bitkiler bu kadar büyük mi? Yani her şey çok büyük gibi geldiğime başladı için ben evde mutlu olmanın yollarına arıyorum aç. -Anladım. -Evde mutluyum. Bir yerden sonra zaten o mutluğluluğuna şeyde katılıyorsa sandalya da masa da katılıyorsa zaten. Güzeldi bir arkadaş evren varsa. Ha şöyle bir şey var. Dışarıya çıkmak çok gerekliyse de ya da evden dışarı adım atmak istiyorsak biz yine gezelim. Mesela ben buradan cihan girdiğen kalkıp nişantı için senin evine gelip fakap evlerden geçerek. -Evet. Yani evlerden evlere bir tüp geçit projesi. -Evet. Mesela bunu bir belediye başkanı adayı proje olarak sunsa bana oyun şırrak bana gözüm kapalı. Çünkü hiç sokağa görmeden ev ev gezerek bir yerlere gitmek. Yani bu AVM'e de gidebilirsin istiyorsan evlerden geçerek hatta mümkün olsa şehirler arası gidebilsek evlerden evlere. Çünkü biliyorsun çok acab yerlere evler yapılabiliyor. -Şu an evet. -Kimsenin kundurma da yedi. Yani İstanbul'dan mesela dediğin sistemle çıkıp küçük çekmece oradan biraz zorlasan o çiftlik evlerini falan da proje dairetsem büyük ihtimali şey gidersin. -Ediyorum. -Beliye orada edin. Ne gidersin? -Tabii canım. Yani sınır agidersin. -Evet. -Vize. -Nasıl aklımlar ise yurt dışına çıkar. -Sınır agidersin ya bak şu karşı görüyor musun? -Bulgaristan dersin. -Nasıl gidersin biliyor musun? Takı meşofmanınla ne kaban ne ayakkabı bildiğin havlu çorabın pişaman takı mı ya da istiyorsan kot ki yani bazı insanlar, bazı modern insanlar evde kotlu durur. -Evet. -Ben buna çok karşıyip hatta ben onların sahte sanat düşkünü. Batı özen tesi vatan aynları olduğunu düşünüyorum. Bu ayrı bir parantesi. -Evet. -Bunu şu an katmak istemem ama ben buradan çıktım. Yam binaya oradan onun yan binasına bir tüp geçit şey gibi. Akvar yumgezer gibi düşün. Yani bir koridor bir de şey olacak, opsiyonu olacak. Diğer insanların evleri bazıları evini göstermek istedir. -Evet. -Bunç şey gibi hani streçliği cam gibi, fedin gibi hani biraz daha böyle teknolojik düşünürse karartabiliyor. Oralarda aynına gibi geziyorsun, görmüyorsun içinden geçtiğin evi. Ama aslında san onu salonundan geçiyorsun. Kimi de belki orada bir hizmet sektörü yaratılacak. Biraz dinlenmek istemez misin benim mutfağımda? -Evet. -Salonun da. -Sen benim tostumdan yemiş miydin? Belki güzel bir tost kendisine standa açacak oraya. -Tabii ki. -Eviçeye konumisine çok büyük katılabılacak. Zaten her şeyi ondan sonra eviçeye konumisi olacak. -Yani ekonomik krizdeyiz. Millet aç. -Parayı yok. -İyi de et aç. -Letko'da tarlik satıyorlar kulağımış. -Citti misin? -Bilal ki biraz fetiş objisi olabilir mi kullanılmış tarlikliyince şimdi? -Her şey birinin fetişi olabilir yani. -Bilemiyorsun ki gerçekten. -Tamam mesela çok sabıkallar var mesela şeyler var. -Kullanılmış çorap tabi ki fetiş objisi olan olarak çok arayanlar var. -Sendediğin gibi şeyler de şey istelerinde öyle.
alverstelerinde satan orayan aktif olarak orayan sen bir ilan verdiğinde kullanılmış mı diye ekseriyetle soranlar var. Ama mesela illağit çamaşırı değil, tişörtün peşinde olan adam da vardır. Her şey birinin bir yerlerde birinin bir fetişidir. Büyük yürekli bir şahsın, görmüş geçirmiş artık kendine özellikle yer geliştirmiş bir şahsın mutlaka fetiş nesnesidir? Hiç böyle düşünülmemiştim. Ama çok doğru bir konuşma yavladığım gibi geldi. Evet. Bana çok geçen akşam bir riyal gördüm. İşte şey ediyorum, böyle bir teknolojim azasına gidiyorum. Şey satmaya başlamışlar. Başkaların kullanmış, bilgisayarların kutsatmaya başlamışlar. Böyle bir şey köşesi var, ikinci el köşesi var. Allah'ım nasıl mutlu oluyorum tamam? Yani işte ve şeyi arıyorum özellikle. Bazısı vardır, biraz böyle bilgisayar hayat kındır. Bilgisayarın satmadan önce temizler içini şey yapar, boşaltır. Kimisi de hiç bilmez, bütün şeyler onun içinde. Keres gibi ne kullanmışlar. Yaşamışlı onun içinde. Onu arıyorum ve ellerini titriyor, buluyorum bir tane. Demek ki öyle bir şeyim varmış bir evde. Sen de elektronik, alet konusunda mı kullanılmışlığı? Evet, teşne bileyim. Evet evet. Yani ben o çorap fetişistinin aldığı keskin ayak koksuna bir iserden alabiliyorum. Şey olarak, metaforik olarak. Yani çünkü neden olduk? Ne? O rastlı olduysan söyleyeceğim. Sadece bazen tanıdığım tanıdığınızı zannettiğiniz. Ben anlamıyorum insanı gerçekten tanımak istiyorum. Daha da daha basit. Evet. Ya ilişkileri can tutan da biraz budur. Biliyorsun ben futboluna çok ara kadar bir insanım. Evet seviyorum. Zamanında da eski irisporun alt yapısında oynamıştım. Top toplaycılık yaptım. Alt yapığı da oynadığım için eski irispor birinci dik deyken. Galatasaray'ın fatihterim öncesi su ne stönemindeki kadrosunu yakından görme fırsatım oldu. Hatta benim eski irispor, trabzon spor, maçında ATV'de kafamda bere varken istikler marsi bokuduğum anlar var. Camdeğinde kameraman beni seçmişti sanırım. Vatana ihanetten yardım edeceğim bir dona var şu an ATV'in elinde. Haç kartılması gerek yok. Ama eski iri soğuğu gerçekten insanı vatana ihanetle. -Vatana'ya karşı karıştır. -Evvatana'ya karşı karşıya getirir. Yüreğin istikten marşını seçer, bedenin bereyi seçer. Bu ne da bir şey diyemez. Yani eski zaman futbolcularına baktığımızda mesela Galatasaray'ın Rambo Yusuf diye bir futbolcusu vardı. Trabzon spor da ünal vardı. Fenerbahçe'de semi vardı, beş kişi taşta işte Rıza, Ulvi. Bunların fotoğraflarına baktığımızda yani maç için çekilmiş görüntülerinde adeta bir güreşçi gibi. Ya da böyle kavga bekleyen ağzı açıp, kabasaba bir mağara adamı gibi pozlarını görüyoruz. Çünkü o dönemde futbol maçlarının canlı yayınlığına verilmesi ya da kameralara altına alınması, zapturap da altına alınması o maçlarına çekilmesi. Fazla bir şey değil yani bu kadar büyük bir net vörkün içinde değildi futbol dünyası. Bu kadar yakın çekimi yoktu yani bir tane panorama çekiyorlardı. Tek bir konelere vardı. Telekamp koyuyorlardı yukarı. Sasıl oladık kamera dedikleri. Bir şey, türgünlere belki bir tane korunere koyuyorlardı. Yani yakından fotoğrafçi çeker ama şimdi maçlar 250 kamera drone'lar işte örümcek kameralar herkesin yüzünde bir tane kameralara. Herkes duruyor ve onun için futbolcuların saçları mükemmelleşti. Cızık atıyorlar kafalarına, videosunun herkesin kendi saç modeli var kendi. Gorsevinci modeli var mesela işte kimin gidiyor, elini bir bayrak gibi kaldırıyor, kimi takla atıyor, kimi bacaklarını açıyor, kimi. Yani artık hani kendini sakatlayacak hareketlere varca Gorsevinçleri üretinmeye başlandı. Gorsevinci ile ilgili meybaştırdım. O dönemin futbolcuları kamera, kamera olmadığı için adeta suat usta bana şu şeyi taşırmasın. Çünkü gün çuvallarına eve kadar çıkarabilir miyiz dedinde? Ha olur gibi yani bir ustanın çuvall taşıma önce seheye canıcısı fotoğrafları var. Herkesin da herkesin dalup gitme yüzü vardır yani. Sen onu birinle ilinle alırsan yani bilizsel bir rahatlama anlayılından almış olursun. İşte sen gittin bir yerde bir şey dinliyorsun mesela bir böyle şirdinet sıfalandınlıyorsun. Ne bileyim nerede ya? Sen şirdinetini gidersen ben o şirdinetisine bozup ateş açarım sana. - Biz çok yakılar. - Ya bir yere git. Öyle bir yere gidersen zaten gelmenin kurtar ve büyük olay yara çıkart yani öyle kurtar. Yani gereksiz normal telefonuna da arayıp kurtarabilirsin ben oradan ama öyle yapma. Gel yani böyle ortada, ortada olay çıkar beledeyin kurmalarını karşımıza alın falan. - Kesinlikle. - Peki bir şey soracağım yani. Savunmada olsun şey de olsun. Adam görev yerinde bekliyor böyle tamam mı? Ve çok şey bombaş bir yüzüne bekliyor. - En hayvanin. - Belki bir sonraki şeyini bekliyor yani. - Evet belki işte orada oyun planı kuruyor. Şöyle işte böyle gelir saçına çok liste alacağım diye bekliyor. Tamamen şeyi unutmuş yani. Yani yüzünün ne şekilde alabildiğini o derim düşünme halinde unutmuş. Peki sence bu lüksesayıp olan oyun eski oyuncularım daha efektif oynuyordu. Yoksa şimdi böyle her an hem oyunun gidişatıyla ilgili düşünmek zorunda olan hem de ulan dur şu soratım biraz toplayayım. Ağzım açıldı galiba ağzım kapatayım diye düşünen futbolcularım daha efektif oynuyor oyunu. - Vallahi aslında bu şey gibi bir an da. - Zaman içinde zihinler gelişmiş midir yani yani böyle ne kadar iyi. - Evet insanların evrimiyle de alakalı bir şey bu şimdi. - Rambo Yusuf'a baktığım rızan. Rambo Yusuf saçının, şortunun ya da mimiklerin nasıl görüğün düğüyle ilgilenmiyor maç içinde. Rambo Yusuf diyor ki biraz önce bu pezeven saatten yardırdık gitti. Pire gibi bu. - Evet. Ben bu da bir daha geçmeye çalışırsa zaten çok kamera yok. Ben bunun ayağını eline veririm. Şimdi Rambo Yusuf bunu düşünürken oyunu güzelleştirmekten ziyade kazanma odaklı. - Evet. - Düşünüyor ya da takımına belki vücudunu yani bir sünge olarak sunuyor. - Evet. Şimdi ki futbolcular dediğin gibi mesela gol kaçırıyor o golü kaçırdığım tavrı biliyor ki kameralar her anını çekiyor. Onun için en ufak hareketinde bile show var. Ben hakim olsan sır show yapan adamı tokaklarım. - Öyle bir yetkisi yok. - Böyle böyle bu futbolu bitirdiğinizde öyle bir yetkisi yok. - Evet. - Evet. - Şimdi var sistemi geldi video hakem sistemi. - Evet. - Pozisyon bir de sonradan tek rardan inceren yok. Ben şuna bakarım. Bir futbolcu o hareketi sanımiyetle mi yapmış? - İçinden gelerek mi yapmışsın? - İçinden gelerek yapmışsın. - Yapmışsın. - Kitabında kurallarında olmayan şeyleri bile es geçerim. - Futbol böyle güzelleşecek. - Bizi o saçını başını boyatan kenarını iki cizık attıran adamlar değil bize Rambo Yusuf gibi gerekirse. Forma altına yüm kazak giy. Derya çaburun içinde. Kemik kerecek adamlar lazım. Ben futbolu böyle değerlendiriyorum. En üstüryar futbolu da nefret ediyor. - Sen öyle sevmişsin. Biraz tabii nostajist de var. Biraz tabii sen de herhalde tamar yanneyin şey yaptığı seni - Cisal olarak ele geçirdi dönemde sevmişsin ve büyük tuvalesinde fetişin o Rambo Yusuf'un yüz ifadeleri gibi. - Gerçi ki Rambo Yusuf'u görsen gerçekten futbolcu mu? Yoksa organize bir suç şebek esin edilir mi? - Değil gerçekten bir düşünüyorsun. - Peki en suraf bol da hiç örnek göstereceğim futbolcu var mı senin dediğin? - Rambo Yusuf mentalitesi ve şeyleri rahatlığı ile oynayan. - Tamam efendim. - Ve bir düşüneyim. Vallahi kalmadı herhalde yani. Bir keri hepsi şu an dalyan gibi biliyorsun yani. - Bence manken gibiler bir şey. - Evet, evet. Bide sporca kında şey değişkâğıttığı bulunulmaz yani. Baksana hepiz dalyan gibi diye zaten yani sporcuğunun basit danımında var. Ama insan yine böyle yeterli kadar karşı karşı konuştun da bir şikayet edecek bir şey buluyor yani. Baksana hepsi ne biçim olmuştu. Yani yine hala da ama şey amateur kümede ama tür liglerde biliyorsun bizim ofisin yanında da bir futbolsası var. Orada gerçekten sportmen ne aykırı bedenler hala da bir takımdaşlık ruhuyla. - Tövzüm. Onuncu dakikada belki kösylerek. - A bence anlığa bakan bir stat da. - Mesarlığa bakar. Yani bir tarafı türbün bir tarafı mezarlık olan bir stat var bizim ofisin yanında. Seyirciye bakıp çok kötü şakalar yapılabilir. Ben yapmıyorum şu alo şu an. - Ben vallahi o kadar isterdim ki. Yani orada bir amatör küme antrenir olup, şey gösterip mezarlığı gösterip. Yani şöyle anlatmak çok zor. Seyirci öyle gibi. - Gerçekten şeyin tribunların bir tarafı normal tribun ötikt tarafı herhalde öyle bir şey yapılmış. İskan öyle isken edilmiş. Tamamın mezarlık ve şeyler herhalde kabim o tarafı bakıyor. Mezarlık taşlı.
-Birisi uçaya bakıyor yani mezarlı ama şeycilerinin futbolculuğunun yüzüne bakıyor yani böyle. -Bence oradaki mezarlılar futbolun kabis olan No ykampa bakıyor. -Barseloğunu istadı. -İşe. -Ve oradaki mezardıkiler de tövbe tövbe de. -Belki de o satatlama çizlemiş insanlardı ve o türibünü öyle korumak istediler. -Belki de senin gibi buğlu görülmüş ve hani onun şeyinden, -endüstürürsün, çalışmasından nefret'den çalışlardı. -Belki de oraya gömülmeyi istediler. -Ben son istiratımda da şu amatör, şu işte hafif göbekli, şey göbeye çıkmış, gaz göbeye çıkmış. -Yanakları kırmızı, kırmızı esnaf futboluna bakmak istiyorum diyenler belki de onlar. -Ve tükür düğünde ya da balgımını attığında çimi yaşartacak kadar organı, -hayat doluyum veren, hayat dolu insanlar görmek isteyen. -En azından ebedi istiratımda buna tanıtlık etmek söylüyorlar. -Bilemez, benim bu konuyla ilgili son söyleyeceğim en süre futbol daha da ilerlemesin gerçekten. -Biz Rambo Yusufları görelim ve kimse ölmesin. -Peki altı ilginçin. -Peki alternatif birlikte kurulabilir miyim senin gibi düşünen insanlar için daha böyle. -Cancısli gibi. -Yani işte şeyler, caslıslık gibi şey mesela. -Hadi haaletlikle. -İki iş olmayanı ekibi almıyorlar. -Yani işte sabah berberlik yapmaya, akşam maça katılacak şekilde bütün şeyler öyle. -Zaten var galiba bu benim söyledim ya. -Var. -O zaman onu izlesinler. Hoşça kalın. -Ama tur küme. -Bir ohekin güzelini. -Geçen Hasan Sanban güzel bir yemeği çıkmak istedik. -Dorumudur. -Doru ve çıktık. Sadece istemezle kalmadı. -Bizim orada kurtuluş tarafında çok güzel bir Hasan bizden önce bir yer keşfetmiş. -Az tek restoran özelliğin edirdiği soruduğumuzda abi patates kızartması gibi bir şey yapıyorlar. -Sorup patates kızartmasını sanki bir daha bir sulu bir yemeğin içinde pişirmiş gibi yapıyorlar. Ondan sonra da o suyu yemeğin suyuna su basmışsın yani ekmek basmışsın gibi bir hissiyatı var gibi bir şey söyledi. -Nide bulandırıyor. -İki de bulan. -Bizim de. -İlgide uyandırmıyor değil. -İlgid yani dedi meraldi. Patates kızartmasın mezu olarak sunabilecek kadar böyle cüretkar bir mekansız denemeye değer dedim. -Soru gittik. -Tabii biraz son dakika işte yaptım ben ne derler ona. -Rezer Vaslığına. -Rezer Vaslığına. Direkt bize şey vermişler. -Girişteki giriş kapsının hemen ağzındaki kapıyı var. -Şey vermişler. -Masayı vermişler. -Orası da dışarısı o gün kar yağıyor. -Çok barbat su oktu. -Gittik oturduk. -İçerde skeçim yok. -Herkes devamlı dışarı çıkıyor, giriyor. -Dışarı çıkıyor, giri. -Dışarı çıkıldı. -Anda bizim ağzımıza çok güzel eksib beşlerce bir soğuk geliyor yani her seferinde. -İki kişi işte sen ozan ben ozanı kenara aldım ozanı bir şey olasın diye. -Sen ozan diye rengi. -Sen ozan kardeşim. -Sen şuraya geçtordum. -Kenara köşeye aldım biraz daha korunaklı. -İşte hasanı, hasan zaten çok iyi giymişti ve kendine çok iyi bakıyordu o gün. -Hasanın da böyle biraz da arkası kapıyı gelecek. -Derek benim suratım, yani benim suratım bir evi orada soğuk hava'nın muhtaba oldu. -Ben bir yerden sonra size tamamen dinlemeyi ve sizin hoş sohbeti'nı katılmayı bırakıp -sadece dışarı çıkan herkese şey demeye başlıyor. -Kapıyı kapatır mısınız? -Daha iyi beslenmeye başladım fark ettim. -Evet ben bir kutu açıcı olarak hayatta kalmam gerekiyordu. -Sadece yemeği odaklanım. -En fazla üşüyen sen olduğun için -Yedini içtiğini, masada bile dikkat etmeye başladığını ben fark ettim. -O mu ses çıkarmadım. -İyi yamıyorsun aslında. -İnstini ve çok temel içgileri korusunda uyarmak çok ayıp gibi geliyor bana. -Çünkü ben orada bir ihtimalle şey, hani atalarından gelen bir içgüdüsel bir şeyde hava soğuk. -Bu kışı geçirebilmem için benim yağı biriktirmem lazım, yağ toplamam lazım diye. -Hemen mezesine şeyine bakmadan, keyfine bakmadan, kut kut kut kut mezeye sokmaya başladım. -Altalarından gelen bir çok küfürüde ettin. -İyi yapan insanlara. -Hadi yapan. -Günün yüzü görmemem. -Şey olarak söylemek istemiyorum. -Kadın erkek okununda böyle bir, çünkü çok kısmlı bir gözlem şansımız oldu. -Amin ise erkekler çıkarken kapıyı kapatıyor. -Kadınlar, ya kapatmıyor, ya giriyor, ağzında, kapı ağzında diğerlerle sohbet ediyor. -Bir saniyiz, siz seksiz misiniz? -Hayır, sadece gözlerini söyledin orada, şey olarak baktım. -Neyse, yani ve ben şey yapmaya başlamıştı. -Her girene, her çıkana, güler yüzlü, ya kapıyı kapatabilir misiniz, kapıyı çekebilir misiniz. -Ve böyle zaten soğuktan da, ifadem donduğu böyle rica etmeyi al, var mı ifadetsiz. -Sizinle de ne zaman konuşursam o ifadeli konuşmaya başladım. -Hemen yüzü temiz üşüydüm. -Bir önceki podcastinize de altıfla. -Ağzım yüzüm dondu ve ayaklarından o güz, soğuğu almışım, maalesef beklenen olmuş. -Neyse orada aklıma geldi. -İşte artık şey yapıyorlar. -Bir o hekır diye bir komünte var. -Dünya açıpında, insanlar kendi vücutlarına teknolojiye implantlarla adapta ediyorlar. -Mesela yeni duyular kazanmaya çalışıyorlar, yalı büyük mesela. -Adam en kötü örneğini vereyim. Parmağa kokmuş. -O parmağın yerine o esbistik takmış mesela. -Bir yere gittiğinde şey diye arammıyor ya yok mu? -Ben sanan şu filmleri alayım yok mu bir yerde bir o esbistik falan diye aramıyor. -Tarmağa çok da. -İşer it parmağını sokuyor şeye. -Paysbye. -Ben de şey diye düşünüm ya acaba alınlarımız kullanım ben bir estet yani vücudumuzda. -Bir alan var ve insanlar mesela devamlı yüz birlikte yüz yüze bakıyoruz. -Yüz çok önemli insan için. -Muraya bakarlar dediğimiz hani reklam alınabilir. -Evet bir alan. -Çünkü karşılıklı ile şimdi gözü temas çok önemli. -Gözü baktığında alnada bakıyorsun ve kullanılmayan çok büyük kızım var. -Kafgül kullanmıyor sen. -Benim tanımıyorum çok insanı kafgül kullanmıyor tercih etmiyor. -Yani modası geçmiş bir şey gibi görülüyor ama kâkül yine de bence sabunulası bir. -Hokümde. -Hoş. -Hoş geri ol. -Ama tabii erkek de kâkül. -Bazan. -Senin de tanımdığın çok insan herkek. -Benim tanımıyorum çok herkek eşi dolayısıyla çocuk çocuklarda kâfgül kullanıyor. -Benim tanımıyorum çok. -Erkek çocuk mu? -Evet. -Yani aşağı olarak meslek gibi durum olarak. -Onlarda kâfgül rahatlıkla kullanılıyor. -Çocuğa çünkü ne yapsan çocuk kendi. -Evet. -Bak irade konusuna gelir. -Evet. -Sen çocuğa sahte bir irade duygusu verirsin. -Nasıl yapalım saçlarını. -İşte anlatır anlattır. -Hah falan dersin arkasından berberi şey yaparsın kesin. -Kahgül kesin. -Ben de Sineç'in konusu aşağıya görmü zaten. -Neyse dedim yani alnımızda bir kullanmamış bir estet var. -Bir alan var yani o nasıl değerlendirebiliriz. -Şöyle dere altına. -Normalde gözükmeyecek. -Yani şey yaptığını artık lettekmösi çok geliş. -Çünkü çok ince aldı. -Bizim televizyonlarımızın hepsinin içinde milyonlarca ufacık lettler var. -Aslında öyle çalışır onlar. -Ya da başka bir şey bilmiyorum tam olarak. -Felaket gibi bir gibi oluyor. -Evet. -Şimdi o dere altına mesela billet tabela döşetsen. -Şeyden dışarıdan baktığında görünmeyecek. -On mesela böyle durumlarda karşına vermek istediğin ve devamlı vermek istediğim mesaj var. -Öyle durumlarda çalıştırabilsen orledi. -Şey diye kapıyı kapatır mısınız? -Senin alınmanın şey gibi o. -Kayan yazı. -Evet şekli. -Cami nerede ya da kasaplarda işte dövülür, edecekleri diye kayağı. -Ya da elektronik eşya satan yerlerden telefon tamiri, en güzel tamiri gibi. -Kayan ledli yazı. -Kayan ledut falan kapıyı kapatır mısınız? -Düz falan kapıyı kapatır mısınız? -Böyle bir kaya erak geliyor, bir böyle dalgalanarak geliyor. -Bir böyle ateş ediliyor gibi yazılarak geliyor. -Evet, yazı. -Tamamlar ne oluyor? -Bir şey söylemiyor mu? -İkendiler bir fikir. -İlilen insanların ilgisini çekecektir ve mesela der ki, bak bu kadar demek şey yapmış kadar. Ondan sonra mesela bir anlamda içiyorsun. Yani şeyi rakya çıkmışsın arkadaşlarını. Hadi şunu da içelim. Bak bir bitti bir tane daha içerimiz. Hadi ya içeriz ne zaman çıkıyoruz falan filan. -Bitüki içiyorsun, içiyorsun, içiyorsun. Ondan sonra çıkıyorsun. -Tamam ben artık hanımda aradı, ben giderim diyorsun. -Eve gidiyorsun, ledi kapatmıyor unutmuşsun. -Kabili kapatır mısınız? -Geci öperir, gece işte yatmışıyormuş. -Öperir koyandırıyorsun bebeğim ben geldim diye bir uyanıyor. -Uşulaşı lağınında şey yazı kapıyı kapatır mısınız? -İlilsiniz. -Buyurun. -Burç. -Berkide aranızdaki kapıları kapatacak bir sıkıntı. -Evet. -Eve gelmeden o zaman o ledi de kapatman lazım bir şekilde. -Yani onu akıver. -Yedin mi ki? -Uşuyu yaktın. -Ama kendi ledini kapatman lazım ya da ona uygun bir yazı geçirmen lazım. -Uyudun mu? -Ya şey yap, mesaj şey olarak güzel olabilir. -Eğer akıl edebilirsin, o kadar efendisi gibi istiysem. -Uyandırmadın, yattın ama ledi de şey eğerladın. -Ben şu saatte geldim, uyudun uyandırmadım. -Yada tuvaleti kullanma bir 15 dakika. -Çünkü bütün gece soğuk yedim. -Evet. -Eylenceli gece kanlı bitti. -Yani, bu gece halleri olur ya. -Tiş geceye tatsın. -Gerçek bir şiir bıraktım. -Senin haberin olsulemin'dir. -Evet. -Gerçek bir şiir bıraktım kimse bir 15 dakika girmesin. -Yani işte. -Yani böyle bir yazı kayabilir, anlamadım. -Tabii tabii. -Ama ben şunanamadım. -Dere altından görünür olacak mı gerçekten o? -Ama görünür diyorsun yani. -Hariiz incecik bir dereyi tabakasının altına şeklidir. -Gerçekten şuan beynin mi alıp öpütü. -Sinapsılarını ışalayalım. -Bu şikir beyn.
bir eğinin böyle bir eğlin içine alıp öptür resmen. Şöyle de bir şey olabilir. Sen bunu böyle kullandın. Herkes de var diyelim. Bu herkes ledili alımına geziyor. Yani herkesin ağanı birer tabela. Mesela şey gibi. Yolda gördüğümüz bazı amcaların teyzeleri de şey yazılabilir. Aile fertleri tarafından nereye gidiyorsa otobüs gibi mesela ümraniyeye gider. Yani sen de kadıklar neye gider? Sen çok elaklısız bir yerde görürsen uyarısın onu yani. Yoşeyi de yapabilirsin. Sen mesela hava güzel kadıköyden yürümek istiyorsun. Evet. Eren köye gider yazıyor bir amcamın ağlında. Sen amcayı takip ediyorsun sadece. O tabi sevinmene gerek var. Ne doğmuşa. Çünkü amcayı ümraniyeye gidiyor. Pardon Eren köye gidiyor amca. Takip edersin ya da iyi değilim. Yazabilir biri alnında. Ve görürsün onunla mesela o insanla o gün daha kontrolü bir şekilde iletişime geçersin. Ne bileyim bence muhteşem bir şey yani. Onun bir de bu konu çıkarmalar beş dakika falan sorar elde insanlığın yani sen lettavayı taktığın gibi. Herhalde ama şey geçirmeye başlarla oradan işte beni Instagram'da takip edin. Beni bilmem nerede takip edin. Beni de beni ben ben ben. Bu insanlara hiçbir şey vermeyeceksin ya. Yani ben bu nano biolojik teknolojiyi kullanacak olsam biraz önce dinle parmak uçlarına USB takdirip. İnsanlar gidip çok güzel MP3'ler alabiliyor arkadaşlarından. Çok güzel adul tufilimler alabilir. Kefine göre yani. -Para da var. -Para da baş parmağında amatıyor dolaştırıyor. -Para baş parmağında inanılmaz klasörler var ve bunu kimse bilmiyor. Ben baş parmağımın işaret parmağım ve baş parmağımın ucuna takılacak bir çiftle insanların kulakmemesinden mesela tanesi önüne ölçmek isterdim. Çünkü çok yaşta akrabalım var benim ve eskişere gittiğimde konu dönüp dolaşıp sürekli bir tanesi önüne ölçütürme hevesine geliyor. Ne yazık ki? Belki biz de yaşladıncı orada. -Tansör'ün ölçebilenlerdi, süpörsler mağamiyesi görüyor burda. -Tabii içeride. -Hadi o çok güzel ölçerdi. -Hadi o güzel şeyle, aletle kolumu fas fas fas fas sıktırt. -Domarlarım çıksın ve ben yaşadığını hissediğimde çünkü insan tanesi önünde ölçüldüğünde yaşadığını anlıyor. -Görüyorsun bir de görsel bir. -Aa yaşıyormuş. -Evet görsel bir fitmek var orada. Çünkü şeyi görüyorsun işte böyle. Eğer elektronikseye böyle kalp atışını görüyorsun değilse böyle kulaklıktan onlar peolar hiç bilmiyorum. Nasıl bir teknajı? -Şöyle düşün seni teknajine birleştirdim. İşaret parmağım ve baş parmağımın dakiği çiplerle bir yaşlı tanıdığımın ya da tanımadığım bir yaşlı. -Kulak memesini sıktırıyorum. -Evet. -Gözlerin içine bakıyorum ve alnındaki ledden büyük küçük tansiyonu kayan yazıyla geçiyor. -Tamam diyecek. -Tamamın ikisini birleştirse çizilselerdi. -Bence teknoloji de insanlıkta iki şeyin birleşmesiyle ilerleyecek. -Tıh. -Herkese güzel bir yıl olmasını diliyorum. -Hofşuya kalın bu teknoloji biraz araştırın. En azından bir fikriniz olur. Çok ilginç şeyler var. Bir tane kız var. Genç dansçi, koluna bir tane titreşimli bir şey taktırmış. Böyle dünyaya üzerinden ne zaman depram olsa o hissediyor ve o depreme göre dans ediyor falan filan. Ama galiba kapatabiliyor mudır acaba onu? -Yani çünkü dünyam birinde deprem oluyorlar. -Bunu kenan dolu bir şarkısında işlemiştik galiba hani depremler oluyor içinde yangınlar çaresiz. -Doğru. -Yani çıvati benim bilmiyorum. -Doğru. -Hofşuya kalın. [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor]
Podcast Summary
Key Points:
- Netflix yapımı Black Mirror'ın yeni sezonundaki bir bölüm özgür irade, alternatif evrenler ve gerçeklik kavramlarını işliyor.
- Konuşmacı, çocukluğunda eniştesiyle gittiği bir pidecte özgür iradenin olmadığını fark ettiğini anlatıyor: herkes farklı pide siparişi vermesine rağmen hepsine kıymalı pide geliyor.
- "İç getirmek" metaforu üzerinden ilişkilerde kişinin kendi duygularını ve çabalarını karşı tarafa sunması, ancak çoğu zaman bu emeğin başkaları tarafından tüketilmesi tartışılıyor.
- Evde vakit geçirmenin değeri vurgulanıyor; kişinin evini tam anlamıyla kullanması, evin köşelerini keşfetmesi ve evde mutlu olmanın yolları anlatılıyor.
- Hayali bir "evler arası tüp geçit" projesiyle sokaklara çıkmadan evden eve gezecek bir sistem öneriliyor.
- Kullanılmış eşyaların (bilgisayar, çorap gibi) fetiş nesnesi olabileceği ve bu durumun insanların geçmişine duyulan ilgiyle bağlantılı olduğu ifade ediliyor.
- Eski dönem futbolcularının sert ve mağara adamı gibi pozları, o dönemdeki sınırlı kamera kullanımı ve canlı yayın teknolojisiyle ilişkilendiriliyor.
Summary:
Konuşmacılar, Black Mirror'ın yeni sezonundaki bir bölümden yola çıkarak özgür irade, gerçeklik ve alternatif evrenler üzerine sohbet ediyor. Bir konuşmacı, çocukluğunda eniştesiyle gittiği pidecte yaşadığı bir olayı anlatıyor: herkes farklı pide istemesine rağmen hepsine kıymalı pide gelmesi, özgür iradenin bir yanılsama olduğunu düşündürmüş. Buradan "iç getirmek" metaforuna geçiyorlar; insanlar ilişkilerinde kendi duygularını ve emeklerini (içlerini) karşı tarafa getiriyor, ancak bu emek çoğu zaman başkaları tarafından tüketiliyor.
Her insanın bir pideci olduğu, getirilen içlerin farklı şekillerde değerlendirildiği vurgulanıyor. Ardından evde vakit geçirmenin önemi tartışılıyor; kişinin evini tam anlamıyla kullanması, her köşesini keşfetmesi ve evde mutlu olmanın yolları anlatılıyor. Hayali bir "evler arası tüp geçit" projesiyle sokaklara çıkmadan evden eve gezecek bir sistem öneriliyor.
Kullanılmış eşyaların fetiş nesnesi olabileceği ve bunun insanların geçmişine duyulan ilgiyle bağlantılı olduğu ifade ediliyor. Son olarak, eski dönem futbolcularının sert pozları, o dönemdeki sınırlı kamera kullanımı ve teknolojik imkanlarla ilişkilendiriliyor. Sohbet, günlük hayattan metaforlarla özgür irade, ilişkiler ve teknoloji üzerine derinlemesine bir tartışma sunuyor.
FAQs
Black Mirror'ın yeni sezonundaki en iyi bölüm, çocuğun hakkını aradığı ve özgür irade kavramını sorgulayan bölümdür.
Özgür irade, kişinin kendi seçimlerini yapabilme yeteneğidir. Bölümde, bir çocuğun pideciye giderken yaptığı seçimlerin aslında başkaları tarafından belirlendiği anlatılır.
Pideci metaforu, insanların ilişkilerde birbirlerine içlerini (duygularını, deneyimlerini) getirmesini ve bu içlerin başkaları tarafından tüketilmesini anlatır. Her insan bir pideci gibidir.
Evde durmak, kira ödediğiniz evin her köşesini keşfetmenizi sağlar ve evin size bir evren gibi gelmesine yol açar. Ayrıca dışarı çıktığınızda doğanın büyüklüğünü daha iyi fark edersiniz.
Kullanılmış eşyalar, özellikle bilgisayarlar, başkalarının yaşam izlerini taşıdığı için ilgi çeker. Bu, bir tür fetiş nesnesi olarak da değerlendirilebilir.
Eski futbolcular, maçların az sayıda kamera ile çekilmesi nedeniyle daha agresif ve güreşçi gibi pozlar veriyordu. Günümüzde ise çok sayıda kamera sayesinde futbolcular daha bakımlı ve dikkatli görünüyor.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.