Go back

Her Şeyin Her Şeyle Alakası Vardır!

57m 52s

Her Şeyin Her Şeyle Alakası Vardır!

Konuşma, zaman algısı ve anı yaşama üzerine derin bir sohbeti içeriyor. Konuşmacı, sürekli geleceği planlama ve projeler üretme eğiliminin kendisini yorduğunu, anın tadını çıkarmasını engellediğini dile getiriyor. Bu durum, "kendi zamanını yaşayamama" olarak adlandırılıyor. Feynman'ın fizikçilerin sürekli "sonra ne olacak" sorusuna odaklanması örneğiyle, bu zihniyetin bilimsel bir yansımasına dikkat çekiliyor. Eğitim sisteminin yaşayarak öğrenmeyi desteklemediği, usta-çırak ilişkisinin eksik olduğu vurgulanıyor. İki yolcu metaforuyla, trene yetişme telaşından sonra rahatlayan bir kişi ile sürekli yeni kaygılar üreten diğeri arasındaki fark anlatılıyor. Konuşmacı, bir akşam sinemaya gitmekten vazgeçme deneyimiyle "kendi zamanını yaşama" anını yakaladığını paylaşıyor. İlişkilerde beklenti yüklemek ve karşıdakini "kale almamak" kavramları, bir köşe yazısı üzerinden tartışılıyor. İguassu şelalesi deneyimi, anın farkındalığını ve doğayla bağlantıyı simgeliyor. Sohbet, bireyin içsel projeleriyle barışması ve anı dolu dolu yaşaması gerektiği mesajıyla sonlanıyor.

Transcription

4088 Words, 26544 Characters

Turkish
(Müzik - Jenerik) Dünya hali. (Müzik - Jenerik) Hazırlayıp sunanlar, engengeçten Timucin oral. (Müzik - Jenerik) (Müzik - Jenerik) 94.9. Dünya hali'nden herkese iyi illa diliyoruz ben engengeçten. (Müzik - Jenerik) Benti Timucin oral, herkese iyi illa röğe bu akşamki konuyoruz. Şu anda müzik değiştikhal ettiği için kendisini tanıtamıyor. (Müzik - Jenerik) (Müzik - Jenerik) Bu koşusturma gerçekten beni yorgun düşürüyor. Hep bir an sonra ne yapacağımı düşünüyorum. Zamanla barışamıyorum engengeyim benim sorunum bu size de şimdi böyle benceçten tedaviye gelmiş gibi oldu. Çünkü böyle fırsatı yakalamak her zaman kolay değil. Bazen şöyle bir şey hissediyorum. Mesela o anda çok iyi bir an yaşıyorum şu anda. Çok iyi, ışık, sesler, müzik, konuşmalar, kişiler. Bu an ileride de çok iyi hatırlayacağım diye düşünüyorum. Ve hakikaten de öyle oluyor. O an ileride öyle hatırlıyorum. Arada geçen diğer zamanlar hep bir sonraki eğleniyor planlamaklar. Bir koşusturma için de geçiyor. Hayatını süretti bana sanki bir bir tes ve bazen iki bir tes fazla giy. Yani hayat öncesiz arkada koşuyor. Tamam en öyle. Her yerden attınız. Peki benim çok bir üzerinde durdum bir husus vardır. Yaşarken kendini gözlemlemek ya da gözlemlemeden yaşamak. Timoç'un sende diyorsun. Azol bir şey bu herhalde. Arantıza çevirmeyi mi seninle? Otak bir meslektaşımızın seninle ilgili bir komentar var. Bu kadar çok şey bir arada husus yapamıyorsun. Bu bana sık sık soruluyor hatkete. Çok şey yaptığım doğru da aynı anda yapmıyorum tabii. Onları öyle geliyor. Onları öne geliyor doğru. Bazı işler var. Onları ben biraz teknik olacak ama medül hızı finalistler yapmak diyorum. Yani düşünmeden reflektan. Omuruliktan yaptığımız şeyler var hepimiz için var. Onları yaparken bazı başkışeler yapılabilir. Hani kadar bazıları hani sekiz çiğnerken verdiği başkanı alır ama bu mümkün bir şey. Ama çok işi yapıyor olmak bir zaman içinde yapıyor olmak. İlre de aynı anda yapmayı gerektirmiyor sanki. Yani durup düşünsem şimdi bunları aynı anda yapıyorum. Şimdi yapmıyorum. Hiçbirisini yapmamız haline gelebilirim. Onların bir sırası ama bir düzeni var esasında aynı anda yapılıyor gibi görünüyorlar ama dediğiler. Peki bu yapılan şeyler bir proje edisi proje verdiği şey var. Onu veriyorlar. Aynı anda şekemi şimşekler çakıyor gibi sanki. Yani şu olacak arkasından bu olacak gibi değil. Öyle olduğunda ben çok rahatsızlı oluyorum zaten. Projele ediyormuştum. Evet, evet. Ona katlanamıyorum. Burada bana oluyo baksan bir çok düşünce birden aynı anda geliyor. Tabii kendinliğinden bir seçim yapılıyor. Sonunda niye göre seçildiğini ben de bilmiyorum. Yani konuşurken sohbet içerisinde. Şeylâ geliyor. Şüceler, duygular bir şeyler birçok şey birden. Ama bu beni sersemle ettim. Yani bir şey netici etip hali çıkıyor. Yağz Osman beni söylediği başka bir şey galiba. Yani ben doğru anladım size her. Siz şimdi ki anı tam yaşayamıyorsunuz. Çünkü bunu gelecek egemen oluyor. Projeler ingil oluyor aslında. Projeler. Sanki hani yaşadığınızın farkında olduğunuz ve çok hoşunuza gittiğinden söz ettiğiniz bir şey vardı. Bazenlarda o proje yapma sorumlulundan mı kurtuluyorum nedir? O anda yaşammaktı olan güzel şeyin farkına verebiliyorum. Yoksa daima bir süre sonra yapması gereken şey işte arabayı nereye fark edeceğim. Kader basit bir kundan en oğunda yarın toplantıda neler konuşacağız gibi bir şey ama hep yarın veya on dakika sonra. O an değil. Elbette planlama yapmak insanın özel hayatında yaşayasında gerekli bir şey ama her şeyin üstüne gelmesi bence doğru mu bilmiyorum. Ünlü bir fizikçi var Richard Feynman. Diyor ki fizikçiler yapacak tek şey olarak işte şartlar böyle bundan sonra bakalım ne olacak. Yedi şirmeyi yaylıyorlar. Bu tabii var oluşup sikertsilerin sürekli ve her anlamıya çalışma. İkisiyle örtüşen bir ifade. Yani dır yok bağlama yok ucu açık bırakılıyor. Çünkü anladım dediğiniz anda benim tabir benim deyip bir kaus, o gusunda kullanılan bir deyim buna. Non dini eğer bir sistemi aslında doğal non dini eğer dini eğer bir sisteme indirgemiş oluyoruz bir çizgi üzerine koyuyoruz. Orası ralamaya başlıyoruz bu defa mantıklı ve anlaşılığa hale geliyorlar. Bunda anladım bu tarafa alıyorum. Öyle mi? Evet alt. Ölüyor yani. Ölüyor. Ölüyor. Evet. Şimdi. Siz bunu sevmiyorsunuz. Sevmiyorum tabii diğer zamanlar daha mutlu olduğunu düşünüyorum. Daha yaratıcı olabildiğim düşünüyorum. Ama denetlemek de başlığımıza geliyor herhalde. Ay çok şey oldu. Doktor ben niye böyle yukul? Allah'ın işi. Herhalde. Siz Allah'ın dediği olur diyebilir misınız? Yani bulunuz zor bir soru tabii. Bu soruyu sistematik olarak incenemek ve anlaşılmak de mübkün aslında ama. Demediğimi söyleyebilirim. Yani bununla şey kastetmiyorum. Kaderçiliği kastetmiyorum ama planlar proje diye yapabiliriz. Ama oraya giderli yolu denetliyemeyiz. Aslında orada daim aşey. Engebeler oluyor, çukurla oluyor. Başka insanlar ve onların bilinçleri, onların istekleri bir kere var. Evet. Dünyanın geri kalanı var. Ne kadar ölepsiz de olsa. Yapmam gerek var. Onun için de çok var. Bu da yani. Tabii ki kişisel şeylerden arındırmak istiyorum konuyu da. bir eğitim sistemi izin getirir diye bir şeyim. Hani dersinin yeterince çalışmamış olmadığı kusu benim çok sevdiğim bir arkadaşım var. İgitere de yaşıyor. Çocuklu nişan taşında geçti. Kışa'yarlarında geldiğim zaman bir anksiye teyşe diyorum. Şimdi gene evde yapmadım dersler. Ben burada sürtüyorum gibi. Bak kadar yerleşmiş içine yok. 46 yaşında. Evet bana vakit ile terapiye bir hanım. Olunu ortak okulsun ağlarına hazırlamaya kalktı. O ana buradkayı, koleşinden miyiz? İlle oraya gelecek. Ola diye. Ben bunu fark ettim. Uyarılar getirdim ama biliyorsunuz. Bu epidemik bir şey. Sağ ol gönlüklerden ne kadar da bir bülen etkiliyolar. Sonunda peşik taş anadolu listesi var, iyi bilirse, çok iyi bilirse, orayı kazandım. Annem emin olmadı. Fakat, sona o kazanıldı. Bana anne geldik. Hala da her çalışıyor dedi. Dışarıda çocuklar oyun oynuyor, git oyuna. Diyordum, program öylesine bir yerleştirirmiş ki. Yani şimdi şu var. Eğitim sistemimiz tabii ki çok önemli. Yani yaşayarak öğrenmiyoruz. Bu eğitim sisteminde yaşan ve bilim, diyelim isterseniz adına birbirinden kopuk gidiyor. Onu birleştirebilmek için, oraya daydik eğitimi deniyor, nedeniyorsa onun yerine ilişki bazında eğitimi yok. Usta çırak eğitimi yok. Şimdi aslında bazı yerlerde var gibi, biraz kıpırtıları var. Mesela 9. elitim pakitesi mi? Eskiden bize bir tekim şeyler sistematik anlatılırdı. İşte anotomi, fiziyoji, sessayesi gibi. Şimdi öyle değil. Bir doğum anını, öyle alıp her şeyiyle. Yani doğumun kendisiyle bebek ile russ alıyla, işte onun gelişimle rödojisiyle vesaireyle ilgilenen bunu bir problem olarak oraya koyup tartışılarak, çözdükleri ve öğrendikleri bir sistem. Bütün detaylarını bilmiyorum ama bilebildiğim kadarıyla çok farklı ve hoş, çok zor oturttular ama onu biliyorum. Oturttular mı? Sanıyorum. Ama sadece 9. elit yapıyor bunu. Çok hoş bir şey. Bunu bilmiyorum. Çok hoş geldin şimdi sen anlattın. Evet. Ben Osman Bey'im bir şey söylemek istiyorum. Peki siz bir üst sistem yaratmışımız içiniz de gibi anlattınız. O sürekli görevler veriyor size. Peki aslında bu ben değilim niyaşıya bildiğinizde oluyor ama ya da ona git başımdan rahat bırakmeli dediğiniz. Peki bundan sonra olabilir onun çünkü böyle bir insan olduğunu fark etmekle başlıyor iş. Yani böyle bir görevler veren bir ben olduğunu fizlisin. Değil miyim? En plantasyon. Evet. Ondan mücadele etmeye başlamam gerektiğini fark etmek bile önemli aslında. Ben de öyle düşünüyorum. Şimdi tabii genç kuşaklar özellikle bunun kötü halde tutsa halim derhal. Yani hız çok önemli kazandı onu yap. Ondan sonra onu yap. Ondan sonra onu yap. Debolama şeklinde tüketerek, tüketerek ve kompursif biçimde hayatı yaşıyorlar. Ama gene olarak toplulmuş da yani sizin anlattınız örnek şey değil. Sıradışlı bir şey değil. Ya dişardan fark edilmeye biliyor. Bir de bir restoradan olmak sevindirdi burada. Efendim? Sıradan olmak sevindirdi. Yani bu stresi pek çok kimsenin yaşadığını biliyorum da bu kadar canlı sıkmasına rağmen elinden bir şey gelmemesini çok yoğun yaşadığım için belki de çok sırada düşediği düşünüyorum. Ama şimdi bakın bir sizinle bir seyahat yaptık ve siz bunu hiç çaktırmadınız. Yaşamadım orada ama bunu. Habanı yaşamadım. Tabii o bana görev veren kişi vizemi alamadı ne olduysa binemedi bu çaktayı yer bulamadı herhalde. Evet. Evet. Bu başkaların adı olur. Özgür oluyorlar. Seyahate çıkınca gidiyor. Tamam öyle. Ama bunun her zaman böyle olmuyor. Bunu böyle yaşayamayalım. Çok özür dilerim. O zaman söylemem gereken bir şey var. Ben seyahate çıkınca özgür olmayalım. Eğer o seyahat teki tür liderine itimade edersen kendimi onun tecrübeyle ellerine bırakabilirsem oluyor. Yoksa ben genel şeyi planlıyorum. Havalarından çekin yapılacak söyleyecek bu edecek gibi ufak şeylerden tutun da gezinin daha eğlenceli geçmesi için eğer yapabilirim gibi. Telsin mi olmuyoruz? Olmuyor galahiy. Ama eğer tanıdığım bildiğim ki o seyahatimize de öyle bir insan da gezdik. Sayın var pekinde gezdik. Ben çocuklar gibi rahattım çünkü sorumuluk kalmadı. Evet çok hoş bir özür dilerim. Sizin kesin mi ama çok yerinde olması gereken bir eklemeydi diye düşündüm. Bir müzik arası vereceğiz ama bunu galiba Osman Bey. Bunu aslında sevdiğim bir parça da sevdiğim için getirmedim. Eğer bu zaman konusuna değinme fırsatı bulabilirsek diye çünkü bu iki tempolı bir parça gibi petmesinin Still Life Talking Atlı Almi Müller'in sözü ediyorum 1987'de çıkmış bir albimi. Gitar da petmesinin Piyano ve Kiborta'la almayı, Steve Rodby, Baz, Paul Vertico, Davul. Ve sayrı ama burada Last Train Home'da arkada olan üstü bir Davul Temposu var. Bir tren koşup gidiyor. Eve giden son tren bu. Hep aklıma o geliyor gece baktı. Ona yetişmem lazım. Yetiştikten sonra müzik kayarak gidiyor. O trenin telaşından arınıyor. İki tempol var bu parça da diyetmişim. Dinyelim mi? Evet ama şey çağırıştırdınız. Benim dışarıda söylediğim bir şey çağırıştırdınız. Bir karamsal sanat. Sonu sonda değerli bir sanatçı bir duvar saat yapmış. Bütün saatlerin saat başları geç kaldın geç kaldın geç kaldın. Evet yine Last Train Home. [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] Bu arada bir dinleyicimizden telefon geldi. Ancak talebi anlatımız kadarıyla telefonla şey programa katılma şeklinde imiş. Bunu gerçekleştirmeyelim. O zaman böyle bir hale kalabalık olmalı. bizim baş edemeyeceğimiz bir halde dönüşebilir. Buradaki konuşmalar onun için bizi bağışlasına ama arzu ediyorlarsa kendileri doğrudan programlısak konuk olarak. Burada programın konu olarak ilerke bir tarihte telefon numarasını bırakırlarsa katılabilirler. Evet ben bu konu sende bir bir şey söyledin bir zik arasında. Son treni yetişildi ama tren de rızı gidiyor. Treni yetişildi o zamanak kadar eve giden son tren ya da treni yetişmek aygıs var. Treni bindik tren yine aynı rızı da gitmeye devam ediyor ama müzik de öyle oldu zaten başka bir muhta geçti. O sırada ne oluyor peki ya da o sırada ne yaşıyor acaba? İki yolcu var bir tanesi müzikdeki gibi rahatladı. O çünkü ufak bir projeydi. Ufak bir problemdi. Treni yetişmek. Treni yetişti. Ondan sonra sakin kendine trenin ellerine bıraktı. Ya hülyaha kuruyor ya bir kitap okuyor çok sakin. Diğeri gözü saatte inşallah tren geç kalmaz çünkü otopark kapanacak. Ben oradan araba mı alamazsam bu sefer eve kadar yürümem lazım gibi bir sorun yaşıyor. İki yolcu var. Bu müzik birinci yolcu ya da ha yakındı. Benim ürettiğimi kavran var kendi zamanını yaşamak diye. Son yıllarda yakaladım. Daha doğrusu bir akşam saatinde o zaman ayas başa da oturuyordum. Herkesin gördüğü benim kaçırdığım bir film var. Hani onu koymak istemiştim. Taksi den indim, taksim meydanda yağmur, refurtuna var. Bir tarafım fark ettim ki eve gitmek ve bacaklarını uzatmak istiyor. Öbür tarafım önceden bir anlarında gibi sinemaya gitmek istiyor. O sırada Allah imdadımı yetişti ve şehm seyem terstöendim. "Bu bir işaret" dedim. "Besinemaya gitmesin." Tabii ki gitmedim. O an onu yaş bir yakaladım. Yani önemli ölçüse de bunu başarabildiğimi zahmet ediyorum. Çünkü şöyle bir ilki edindim. Sabah, 12 de. 4,5 da ben şunu yaparım diyorum. Ama içeriden bir ikinci ses geliyor. Ben 4,5 da kim olacağım bilmiyorum ki. Peki bu böyle yaşanırken etrafınızdıkilerle ilişkileriniz ne oluyor? Bir blaklıma gelen şey. Mesela siz Osman Bey ile berabersınız. Siz zamanınızı yaşıyorsunuz ama Osman Bey de. Diyor ki ben işte şu projeleri gerçekleştireceğim. Billikte yaşamaya. Bir dakika şu projeleri gerçekleştireceğimi anlamadım. O mu karar verecek benim adım aradım. Hayır hayır. Yani aynı anda o da bunu yaşıyor ve siz birliktesiniz bir biçimde. Bir birlikte karar veriyoruz. Ama o zaman ben kendim diye bir şey yok. Biz var. Tabii ama siz bir anda yani bir tekın projeler var. Ama siz bir anda kendi zamanınızı yaşamaya karar verdiniz. Karar verdiniz ya da böyle hissettiniz. Bir çeşit oyun bazanlık gibi yani. Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim. Eğer bu beraberlikte yumguyan bir analistin deyimiyle bir fizyon oluşmuşsa. Zahaten ben diye bir şey yok işte biz var. O zaman o torank diyor ki ne demek diyor, sevmek diyor. Öpül insanın seçimi ne de sevebilmek diyor. Öteki meselese orada. Öteki meselese kalkıyor ortadan ve biz oluyor. O zaman birlikte bir şey yapılıyor. Ama o da benim zamanım. Bizi mi zamanımız? O ne? Ben insanın tek başına kaldığı zamanı. Evet orada daha çok geçerli bu zannediyorum. Çünkü diğerinde sizin eğer önerdiğiniz bir şey yapılıyorsa. Bir şöyle bir sorumluluk duygusu içindizi kemirmez mi? Acaba ben iyiyiz vakit geçirmesine neden olacak bir şey mi önerdim? Yoksa şimdi hatırlı için bu işe tahammül ediliyor muyum gibi. Bir de onun telaşı yaşandırma acaba. Şimdi bir vulga nehirit projesi var. Evet var. Evet var. Ama bunun proje dersek sanki böyle bir. Şimdi. Şimdi. Git razı mı var? Projesi var. Bir kabilemiz oluştu. Onlar benim de gitmemiz istiyorlar. Ben orada poçalıyorum. Biz karar verdik. Sizin gelmenize hep beraber. Sizin az önce söylediğiniz alnayışa paralar olarak, hepimiz kabili olarak siz de dahil. Sizin gelmenize karar verdik aslında. Siz biraz tereya gösteriyorsunuz ama. Denet bemiye bak. Madem konu burada açıldı. Bir müzik çalalım. Halpa Çin'i o. Ve yine Zelanda Kök kendini. Yibio oyuncu, Rasul Krol. Insight'ı diye bir film çevirdiler. Onu sanmışlardı. Bir parça çalmıştım daha önce. Şimdi bir parça daha geliyor. Adı İguassu. [GÜLME SESİ] [GÜLME SESİ] [GÜLME SESİ] [GÜLME SESİ] [GÜLME SESİ] [GÜLME SESİ] [GÜLME SESİ] Evet, Gustav Ossanta Ollan'ın yorum ile dinledik. İguassu ama ben en azı yapımınca bir asesi duydum mu apacama. Burada 5 sene tecrüben var ve bu hatayı yaptım en gümeyi. Şaşırtın hatayı. Yani İguassu'yu beklemiyordum. Hani bu sayı atıda konuşmayacağız diye prensip kararı almıştı. En düğünün hali. [GÜLME SESİ] Atılıyor musunuz? İguassu'yu beklemiyordum. Şeralesinin karşısındaki otelde kalıyorduk, yemekte, meksikli ve alt müzidağları çalan çalıklıçı, çok iyi oteliyorduk. Sonra şeyye gidip otelinin önüne çıkıp, Brezilya tarafından, Arjantin tarafındaki Şerali'yi sevdiyorduk. Siz bana dediğiniz ki, bu Şerali'yi dinleyip, bundan esin edip, müzik yapılabilir dediniz. Ben de var dediğinde, Mişin filmini, Müzik dedi, minit ekimu, soradan öğren ki, Mişin o bölgede çekilmiş. Tabii ben bunu soradan keşfettim. Eğer ilam kaynağı olmuş birçok kişiye anlaşılıyor. Hatırlayacaksınız, oradayken ben, kamera ile çekmeye devam ettim. Oysa ortalık zifiyle karanlıktı ve kamerayı hiçbir şey çekmiyordu. Sesiye kalmaya çalışıyordum. Değişik etkilenmişiz bu sanatçı ile ben böyle sakin ve akıcı bir şey hissetmedim. Büyük bir dinama çalışıyor gibi bir ses vardı. Olağanüstü sarsı verin. Sanki çok büyük bir makine ama yani, metropolis filmin hatırlatan bir büyük bir makine çalışıyor. Ve hep orada olacak. Karanlıktada var, aydınlıktada var. Ben bunu hissetmiştim. Daha elektronik bir müzik benim aklıma gelmişti, itiraf edeyim. Gözalleştirmişsiniz, çekerekte. Evet. Kapı kara bir film ama gürültü var. Çok ilginç. Evet galiba sen gazete gelmiş. Yok, hoşçakal. Evet, aslında bu az evvel konuştuğumuzla ne kadar bağlantılı onu düşünüyordu. Yani ben bunu tamamen dün nuraimertin radikaleki yazısını okudum ve yazıyı okudum ve hoşuma gitti. Güzel bir yazı dedim. Yattım, bugün kalktım ve dünden beri. Yani yazıyı okudumdan beri yazının sonunda 2. paragrafı takılıp kaldı bana. Kafama sürekli onu düşünüyorum. Bugün artık dayanamadım. İnternetten bağlanıp radikaleyi çünkü gazeteyi bulma olan am yoktu. Yılıyı hemen basıp getirdim. Az evvel hani siz kendi zamanı yaşarken başkaları insanların birbirleriyle ilişkileri filan derken de yeni denayni şeyi düşünüyordu. Ben bunu okuyayım şöyle. Bu nuraimert iyi yıllar başlıklı yazısında 2. yılıyı yazısı yazılabilir. Biri umutlu bir umut sus diyor ve toplumsa olarak umutlu ve umutlu yazı yazmanın ya da toplumların umutluya da umut sus olmalarının ne demek olduğunu bir parça anlatıyor. Yazının bütünün ne değil ama şu takıldığım paragrafını okuyacağımızdınızda. Diyor ki bir reis al hayatta da durum buna benzer. Karşınızdaki insana olumlu vasıflar at federe kişi başlarsınız. Hayal kırıklığına uğrar bunu bir şekilde ifade edersiniz. Adınız kötümsel geçim size çıkar. Karşınızdaki nizletten bir beklentiniz yoksa yani bir anlamda onu kale almıyorsanız idare edersiniz. Adınız iyi misal uyumluya çıkar. İnsanlara değer verdiği için birçok şeye öfke duyanı insana marazdı. Kendi dışında herkizi idare edilecek figuran olarak gören onun için de hiçbir şeye uzun boylu takılmayan öfkelenmeyen insana gönül insanı muhabbetesi yapılır. Bunun nesi çarptı seni? Çok tanıdık. Dört öke deme öyle. Teker teker ele alalım. O zaman bu kestobi aslında onları çok birbiriyle bağlantılı düşündüm ben ama yani bu karşımızdaki olumlu vasıflar at federek hayal kırıklığına uğramak ve bunu ifade ettiğimiz için adımızın kötümsel ve geçimse çıkması değil. Belki imge kafamızda bunudanca da konuşmuştuk kaybadiğime kafamızda tasarladığımızda gerçek olanın farklı olması ve bunun karşısına yaşadığımız yaşadıklarımız daha doğrusu. Kaşımızdakiyle zaten bir beklentiğimiz yoksa ve onu kale almıyorsak idare edersek adımızın imsaliye de uyumluya çıkması da bundan daha başka bir kalbini. Ben orada takıldım. Beklenti yükleme mekle kale almamak. - Annişeği değil. - Değil. - Değil. - Değil. - Ben neye takıldığımı düşünüyordum siz ifade edince annişe takıldım. - Buna o takıldım sizde. - Evet. - Ama buradaki beklenti yüklememek değil zannediyorum. - Karşınızdaki kinden beklentiğinizin olmaması. Yani ilişkiyi beklenti üzerine kuran bir yaklaşım yani zaten de fakta böyle bir şey var. - Yani baştan bu hiçbir şey aramaz diyor. - Evet. - Kale almıyor. - Kale almıyor. - Evet. - Ama idare ediyor onu da. - Diye. Evet dediğiniz gibi. Bu ikisi ayrı iki kavram. Sonra diğeri geliyor. - Çünkü kale almamak yok fars etmek. - Evet. İzole etmek. - O zaman niye idare etsin? - Efendim niye idare etsin? - Ama çünkü ilişkisiniz zaten ondan onunla ilgili bir beklenti temeliyose ne kurmuş. - Yani benim sizden bir beklentim var aslında. - Şimdi fakat izole ediyorum bunu. - Şeyi gelelim. Aynı meslekteniz. Biz bize başvara kişilere beklenti yükliyor muyuz? - Hayır. - Hayır dedi. - Ama o bizim onları kale almıyor. Olmamız kanamına da gel. - Hiç. - Evet. Daha tam terzini. - Evet. - Evet. Daha terzini. - Onların tutuğu denesan onlar büyük beklentiler yükleyerek geliyorlar. Sizinle kuracakları ilişki bu beklentilere çok bağlı değil mi? - Evet. Sizden bir şey bekliyorlar. Eğer o bir şey bulamayacakları düşünseler size gelmezlerdi. Bu kadar açık ve seçik. Dolayısıyla her bir haya kırıklı onlarla açısından doğru veya yanlış. Bunları da kötüm serbileye itmiyor mu? Böyle bir tehlikeli taraf. - Çok mu?. şöyle diyeyim eğer bu. o değilim ki bir. psikoterepil el alalım. örnek olay olarak. eğer. o anlaşılmadığını hissetmişse. ve bunu dile getiriyorsa o halı kabiyolay. -Evet. Ama tabii sonra psikoterepistini haklıdır önemli. Ve ya sizden duymak hissediyeleri duymuyorsa. haa. tabii ki duymuyor. Victor Franco. Lokoterep. bir. bir tür anı. instansiyel psikoterep. bir ekolu. çok güzel kitaplarda yazdı. Bir gün bir Amerikalpsikiatist. onu siyarat etmiş bir yana da. demiş ki ben öğrenmek istiyorum. Ne yaptınız demiş. Anladım kadarıyla demiş. Size başvuranlar. bir divanın üzerine uzanıyor. ve kendilerinin hoşuna gitmeyen. şeyleri anlatıyorlar demiş. Victor Franco'nun cevabı şu. hayır demiş. Bana gelen kişi bir iskemi. Koltuğa oturur ve duymaktan hiç hoşlanmayacağı şeyleri dinler demiş. Siz bana böyle bakınca müzik çalalım. -En beklemediğim bir. -Efendim cümleni ikinci kısmı beklemediğim bir şeyde. öyle bir cevap beklemiyordum. O yüzden. özenlikle benim ilk buluşmalarım. öyledir. Ama o bir buluşmalar. ik buluşmalar çok fırsatlar içerisinde öyledir. -Hasbinde ilişkidir değil mi tedavi eden? -Tabii. -Tabii yorumlar vesaire onlar bana göre talih. -Seydiğiniz bir sanatçı geliyor. -Çok teşekkür ederim. Elçoklu. bir Ajatin tangosu bu programda. bir buçuk yıl önce. kaçınca dokuzunca yiğen döneminde. çağılmıştık, şeyin sağolanan tango filmindeki. versiyonunu. bu dönem dedi. Azatini şarkıçı, Suzan Arinaldin'in yorumunu getirdik. Ancak. bize Türkiye'yi. bizim gençliğimizde. Elçoklu. Elçoklu olarak girmedi. Elçoklu yani. o parçanın bir Ajatin tangosunu olduğunu. yıllar sonra fark ettim. Parçanın adı Kisofa'yı. and to serve you, Valentin and Arteslamilin, a decat. I know I must surrender to your kiss of fire. Just like a torch you set the soul within me burning, I must go on along the road of no returning. And though it burns me and it turns me into ashes, my whole world crashes without your kiss of fire. I can resist you, what good is there in trying? What good is there in hiding? You're all the light is I, since first I kissed you, my heart was yours completely, if I must lay, then it's a slave I want to be. Don't be, don't be, don't be, don't be, don't be. Give me your lips, the lips, you only let me borrow. Love me tonight and let the devil take tomorrow. I know that I must have your kiss, although it does. Though it consumes me, your kiss of fire. Since first I kissed you, my heart was yours completely, if I must lay, then it's a slave I want to be. Don't be, don't be, don't be, don't be, give me your lips. Though it consumes me, your kiss of your kiss of fire. Yes, my soul is finished. Now this album, actually, was made in the 19th, and this song was a bit of a toplum album. And this song was released in 1898. In the early days, I used to play the piano with the keyboard. I used to play the record play in America. I played the piano in the early 1957. And in the early days, I used to play a piano with the keyboard. I wanted to play it with the keyboard, but I chose this one. The first part was the first part of Beethoven's Emperor Concert, the third one of the Concert. And the second part was the violin. The violin is actually a violin that can be played in a cell phone. It was a very interesting song. Of course, I played the violin for years. When I was in the UK, I played the piano and the strings of the violin. I used to play the violin and the strings of the violin. But then, I wanted to play the piano again. I talked about this here, in Latin America. I said, "Where am I supposed to play the piano?" I said, "I'm going to play it." "What did you do?" I said, "I don't know." I said, "What did you do?" I said, "I'm going to play it." I said, "Where am I supposed to play the piano?" I said, "I don't know." I said, "I don't know." I said, "If I could play it, I would play it." I said, "If I could play it, I would play it." I said, "Where am I supposed to play the piano?" ilk geldiği zamanlarda gelişmemiş yönlerini getiriyor. Bıbbizkeltisinin o insanın bütün ünlü aldırayım değerlerini de görebilmesi gerekiyor. Şimdi tabi orada bir asimhetri varmış gibi görünüyor ama netici itibariyle tedaviye gelen kişide, telepisti sık sık köşeye sıkıştırır. Hoşunuza gitti bu. Yok, niye bunu yaptığını düşünmeye çalıştım? Yani bir defans mekanizması ile mı yapıyor? Genemetörüji değil mi? Evet. Bunu bundan kurtulur. Park ederse böyle diyeceğim. Efendim? Birisi sürekli bana hatırlatma. Genemetörüji diye. Yıllar önce İngim Bey'i bir şey söylemişti. Benim çok koşuma giden bir şeydir o isansı. Sizin nerede söylediğinizde hatırlamıyor mu ama? Terepistin tedaviye aracı kendi kişiliğidir. Evet. Ve onu ne kadar iyi tanırsa o kadar zengin olur araç kullanmak açısından. Buradan bir şey hatırladım. Oster teksten gelen bir Amerikalı meslekteşimiz Türkiye'de bir konuşma yapmıştı. Bizim hastanemizde de şöyle bir şey demişti. Beni en çok güzel şeylerden bir tanesi hastalarımın Terepist süreci içinde gözlümün önünde yaştanmalarıdır. Ne dersiniz katılıyor musunuz? Hayır anlığa kazanarak yüzleri yaşlanıyor olarsa bu benim için bir artıdır. Ben o kadar uzun izlemiyorum yani. Bir himbler 30 yaşında başlayıp eli yaşında bitirenler var. Evet herhalde onlar için geçerli. Bu değilim bitmedi mesela da halalim. Bittiğini söylediğim bitiremedi. Yaz bir şeyi biliyorum. Bazen Terep'ye gelen kişilerle dışarıda karşılaşıyorum. Kansla şiyorum değil, dışarıda uzaktan görüyorum. Terepi ortamından daha az güzeller. Neden? Çünkü o korku aşıldığı zaman ve özgürçe ifade aşamasına gelindiği zaman insanlara güzeleri güzelleri yaşıyor. Çünkü ifade kazanıyor. Biz maske siz daha güzlediğiniz değil mi? Hepimiz maske siz daha güzlediğiniz. Evet şimdi habilim yokken çekilmiş fotoğraflarda kendim gibi görüyorum o fotoğrafları. Polaroid fotoğraf çekildiği zaman nazi genelirdik. Çıkıyorum çünkü kızıyor. Maske gibi geliyor. Evet yani hikâri bahsâremiz azı altı. Son bir parçamız daha var. Bu da. Bu da yine hatta mı haydi? Yani bunu aslında ben bir aşk şarkısı olarak çalıyorum. Hiçbir konumuzda alakası yok diyecektim genel şeye gül. Belki vardır bir anı. Belki vardır. Her şeyler. Halaşılır. Dümildiğin dolar hotel bin ben dersin filmi. Ben bunu Brianini öyle ilgili program dizimde de çalmıştım. Buradan Bono ve Brianini ve arkadaşlarının yer attı bir parça. Bu da. Bu da. Bu da. Bu da. Ve daha iyi bir şey yapmak için daha iyi. Her şeyleri bir şey yapmak. Çünkü. [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] O ne var letmi goda? Ve da etmek çok zor ama dünyalar ne sonra geldik ki. Eee. Açık Radyo 94. Mütedun kız dünyalinden hepinize iyi akşamlar. Ben Timuçlar. Ben Osman Timah iyi akşamlar. Ben Engin Geçtihan iyi geceler diliyorum ve buçuk uyu ateşeküler. [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor] Dünya halik. [Müzik çalıyor] Hazırlıyıpsunanlar Engin Geçtihan Timuçin oral. [Müzik çalıyor] [Müzik çalıyor]

Podcast Summary

Key Points:

  1. Konuşmacı, sürekli bir sonraki anı planlama ve zamanla barışamama sorunu yaşadığını ifade ediyor.
  2. Anı tam olarak yaşayamama, projeler ve gelecek kaygısı nedeniyle "kendi zamanını yaşayamama" olarak tanımlanıyor.
  3. Richard Feynman'ın fizikçilerin sürekli "sonra ne olacak" sorusuna odaklanması örneği veriliyor.
  4. Eğitim sisteminin yaşayarak öğrenmeyi engellediği, usta-çırak ilişkisinin eksik olduğu belirtiliyor.
  5. İki farklı yolcu metaforu
  6. Kendi zamanını yaşama deneyimi, bir akşam sinema kararından vazgeçme öyküsüyle anlatılıyor.
  7. İlişkilerde beklenti yüklemek ve "kale almamak" kavramları tartışılıyor; bir yazarın köşe yazısından alıntı yapılıyor.
  8. İguassu şelalesi deneyimi ve müzikle bağlantısı, anın farkındalığını pekiştiren bir örnek olarak sunuluyor.

Summary:

Konuşma, zaman algısı ve anı yaşama üzerine derin bir sohbeti içeriyor. Konuşmacı, sürekli geleceği planlama ve projeler üretme eğiliminin kendisini yorduğunu, anın tadını çıkarmasını engellediğini dile getiriyor. Bu durum, "kendi zamanını yaşayamama" olarak adlandırılıyor.

Feynman'ın fizikçilerin sürekli "sonra ne olacak" sorusuna odaklanması örneğiyle, bu zihniyetin bilimsel bir yansımasına dikkat çekiliyor. Eğitim sisteminin yaşayarak öğrenmeyi desteklemediği, usta-çırak ilişkisinin eksik olduğu vurgulanıyor. İki yolcu metaforuyla, trene yetişme telaşından sonra rahatlayan bir kişi ile sürekli yeni kaygılar üreten diğeri arasındaki fark anlatılıyor.

Konuşmacı, bir akşam sinemaya gitmekten vazgeçme deneyimiyle "kendi zamanını yaşama" anını yakaladığını paylaşıyor. İlişkilerde beklenti yüklemek ve karşıdakini "kale almamak" kavramları, bir köşe yazısı üzerinden tartışılıyor. İguassu şelalesi deneyimi, anın farkındalığını ve doğayla bağlantıyı simgeliyor.

Sohbet, bireyin içsel projeleriyle barışması ve anı dolu dolu yaşaması gerektiği mesajıyla sonlanıyor.

FAQs

Programın adı 'Dünya Hali'dir ve 94.9 frekansından yayın yapmaktadır.

Programı hazırlayıp sunanlar Timuçin Oral ve Engin Geçtan'dır.

Ana temalar, zamanla barışamama, anı yaşayamama, sürekli planlama yapma ve bu durumun yarattığı yorgunluk ile ilgili kişisel deneyimlerdir.

Sürekli bir sonraki eylemi planlamak ve koşturmaca içinde olmak, anı yaşamayı engelleyerek yorgunluğa neden oluyor.

Proje, gelecekte yapılması gereken işler veya planlar anlamında kullanılıyor ve anı yaşamayı engelleyen bir unsur olarak ele alınıyor.

Feynman'ın fizikçilerin sürekli 'bundan sonra ne olacak?' diye düşündüğü aktarılıyor; bu, anı yaşamaktan çok geleceğe odaklanma durumunu özetliyor.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.