Go back

Güçlü Olmak vs Duygusal Esneklik

0m 0s

Güçlü Olmak vs Duygusal Esneklik

Bu bölümde klinik psikolog İlkem İşcan, sürekli güçlü görünme ihtiyacının psikolojik kökenlerini ve bunun yarattığı olumsuz etkileri ele alıyor. Bu eğilimin genellikle erken çocukluk döneminde, kaçıngan bağlanma stili gibi iletişim modelleriyle öğrenildiğini ve reddedilme korkusunu maskelemek için kullanıldığını belirtiyor. Toplumun da, özellikle kadınlara "her şeye yetebilme" ve erkeklere "sarsılmaz kale olma" gibi roller yükleyerek bu durumu pekiştirdiğini vurguluyor. Psikolojik dayanıklılık (rezilyans) ile duygusal katılık arasındaki farka dikkat çeken İşcan, gerçek dayanıklılığın duyguları bastırmak değil, onları düzenleyebilmek ve esnek olabilmek olduğunu söylüyor. Sürekli güçlü görünme çabasının, kişiyi duygusal yalnızlığa, tükenmişliğe ve depresyona sürükleyebileceğini ifade ediyor. Bölümün sonunda gerçek gücün ne olduğunu sorgulayan İşcan, araştırmalara göre en yüksek psikolojik dayanıklılığa sahip bireylerin ortak özelliğinin kendini kabul etme ve yardım isteyebilme becerisi olduğunu aktarıyor. Kırılganlığın aslında bir cesaret göstergesi olduğunu ve bazen "dayanamıyorum" diyebilmenin en güçlü an olabileceğini belirterek bölümü sonlandırıyor.

Transcription

2786 Words, 20547 Characters

Turkish
Herkese merhabalar ben klinik psikolog ilkem işcan aşkıncilik hislerin yeni bölümüne hoş geldiniz bugün aslında genel bir güncelleme yapılacak bir durum var mı diye düşünüyorum. Sanırım yok gibi gelirse aklıma sizinle paylaşmak istediğim yeni durumlardan bahsediyor olurum. Bugünkü bölümü aslında biraz çok sık yaşandığını düşündüğüm zaman zaman kendimde de fark ettiğim ve. Aslında hayatın hep olumlu olduğuyla alakalı. Genel algıdan ya da hep olumlu duyguların var olduğuyla ilgili genel kanıdan hareketle güçlü olmakla alakalı güçlü, özellikle güçlü görünmekle alakalı bir yerden ele alalımmak istedim. Güçlü görünmeye dair bir ihtiyaç var olduğunu düşünüyorum. Özellikle dehimizin deneyimlediği bir hal olduğunu düşünüyorum. Bu güçlü görünme, güçlü olma çabasının. Yani her zaman her şey yolundaymış gibi davranmak işte kırılganlıkları saklamak görece dayanıklı görünmeye çalışmak. Belki çok tanıdık bir gayret olabilir sizin içinde, ama bu gayretin içten içe kişiyi yıprattığı yorduğunu da. Biliyoruz açıkçası yapılan çalışmalardan psikoloji bu konu üzerinde oldukça sık eylem bir bilim dalı diyebiliriz. Yani insanın özellikle olumlu duyguları kabul ederken olumsuz duyguları bu kadar. Görmezden gelmeye çalışması ya da olmamasını umduğu için yok sayması araştırılan bir kolu konu çalışılan bir konu. Çünkü güç dediğimiz kavram aslında psikolojik açıdan bir yandan koruyucu da bir kavram yani kişinin güçlüğü olması, psikolojik olarak güçlü olması bizim psikolojik dayanıklılık dediğimiz rezilyanız kavramıyla tarif ediliyor. Ama bir noktada bu zırh bizi duygusal anlamda yalnızlığa sürükleyen bir maskeye de dönüşebiliyor. Aslında ince de bir çizgi var. Dayanıklı olmakla sürekli güçlü olma hali çabası arasında hani ne oluyor da biz bu dayanıklılıktan bu katılağa dönüşüyoruz? Duygularımız böyle bir katılağa dönüşüyor. Bugün biraz bunun üzerine konuşalım istiyorum. Eğer size hazırsanız keyfinizde yerindeyse her şeyde yolunda ise yeni bölüme başlayabiliriz. Şimdi güçlü görünme ihtiyacının biraz psikolojik kökenlerine bakalım isterim. Araştırmalar sürekli güçlü görünme eğiliminin çoğunlukla erken çocukluk dönemi dediğimiz. Bizim erken öğrenme dönemlerimizle ortaya çıktığını gösteriyor. Yani özellikle bakım verenlerimizle bu anne baba veya başka bir kişi olabilir. Bu bakım verenlerimiz de kurduğumuz ilişkide aslında sürekli güçlü görünme eğilimine öğrendiğimizi söylüyor. Özellikle her bölümü yaptığım gibi bahsettiğim çalışmaların kaynaklarına ekle olacağım. 2.000 yedide yapılmış bir çalışma var buna göre. Kişi eğer çocukluğunda kaçıngan bağlanması diline sahip bir iletişim modeli bağlanma stili ile büyüdüyse bunu öğrendiyse iletişim kurma yolunda duygusal kırılganlıkları bastırmaya eğilimli olduğumuz olduğunu, aslında bu kişilerin daha doğrusu. Söylüyor diyebiliriz. Yani duygusal özerklikle bağımsız olmakla bunun aslında maskelendiğini ve reddedilme korkusuyla baş etmeye çalıştığımıza aslında gösteriyor. Yani biz eğer bir bakım verenlerimize bir kaçıngan bağlanma stili ile geliştiysek bunu öğrendiysek aslında reddedilme korkumuzu, bağımsızlık, özerklik, özellikle duygusal anlamda özerklik ve bağımsızlık adıyla. Maskeleyebiliyoruz ya şunu hatırlayabilirsiniz mesela işte çocuklar ağladığında belki bunun yetişkin gözlemlerinizle de doğrulayabilirsiniz. Çocukların ağladığında sürekli işte ağlama bak güçlü ol böyle hemen her şey ağlanmaz. Öyle her istediğimiz olmadığında üzülme üzülemeyiz. Çünkü her istediğimiz olmaz. Gibi işte güçlü gözükmeye dair ya da işte kimseye muhtaç olmaman lazım. Bak bunu senin kendin yapabiliyor olman gerekiyor gibi mesajları duyarız. Şimdi ben bunları söylerken de ilkem hanım zaten bu olması gereken şey değil mi? Tabi ki de kimseye muhtaç olmamalıyız. Tabii ki de her istediğimiz olmayabilir. Diyebilirsiniz ya? Dolayısıyla bu söylediklerim size biraz abartı ve şımarıkça geliyor olabilir ama bu şımarıklık değil. Yani bizim tabii ki de her istediğimiz olmayabilir. Hayat zaten bizim kontrolümüzde ilerlemiyor ama istediklerimiz olmadığında buna üzülebilmeye hakkımız olmalı. Yani biz istediğimiz bir şey olmadığı zaman elbette yapabileceklerimiz sınırlı ama duygumuzu kontrol edemeyiz. Davranışlarımızı kontrol edebiliriz belki yani işte o duyguyu masgelemek mesela bir dav. Kontrolüdür ha sağlıklı bir kontrolü müdür değildir ama bir şekilde davranışı kontrol edebiliyoruz. Fakat duygu'yu kontrol edemeyiz. Dolayısıyla belki o duyguyu sağlıklı ifade yollarını öğrenmek bu bahsettiğimiz bizde o duyguların bastırılmasına neden olan sorun durumları ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir. Yani bizim çocuklar da bebeklerde gördüğümüz ki bir zamanlar biz de öyleydi. Işte ağladığımızda aman ağlama istediğimiz olmadığında bağırdığımızda işte bağırma, sus gibi eğer çok fazla negatif duyguların ifadesiyle alakalı eleştiriyle karşılaştıysak, bugünün sonunda duygusal ifadelerin bastırılması gerektiği ya da yardım istemeye dair zorluk ya da kendimizi aşırı yüklenme şeklinde yetişkinliğe tezahür edebilir. Birey zamanla şunu öğrenir, güç göstermek işte sevgi görmenin ya da kabul edilmenin ya da saygı duyulmanın tek yoludur ve bu noktada aslında dayanıklılık da artık bir hayatta kalma stratejisi haline gelir. Geçen haftalarda çok başıma gelen bir şey oldu. Neredeydim? Bir alışverişteydim herhalde bir marketteydim. Evet evet bir marketteydim, alışveriş yapıyordum. Fiziki olarak da alışveriş yapmayı çok severim. Yani bir market gezmeyi, bir mağaza gezmeyi çok severim, online alışveriş yapmaktansa. Gezerken de işte bir sıra bekliyorum. Orada önümdeki bir amca var. Ne konuştuklarını bilmiyorum ama şu cümlelerini dikkatimi herhâlde oraya kaydı ve duydum. Biraz yüksek sesle konuşmaya başlamışlardı, insanlara iyilik yaramıyor. Illa sert gözükmek lazım, iyi niyetli olduğun zaman senin haklarını gasp ediyorlar işte seni kötü bir. Hakkın elinden alıyorlar. Seni tırnak içinde söylüyorum enayi yerine koyuyorlar şeklinde bir yerden bahsetti. O amcanın söylediği şu an çok tanıdık geliyor. Bu bahsettiğim konuyla yani bir şekilde karşı taraftan buyurun beyefendi bir sorun mu vardı ya da size nasıl yardımcı olayım cümlesini duymak için sizin güç göstermeniz gerekiyor. Demek ki aslında bu amcanın deneyimlediği ve belki bir çok kez denediğim denedim deneyimlediği için bunu söylüyor. Birilerinden saygı ve sevgi görmek için sizin serv olmanız gerekiyor. Güçlü olmanız gerekiyor ya dair bir şeyler öğrenmiş ha bu bizim benim toplumumuz olarak deneyimlemediğim bir şey mi derseniz, maalesef benim de deneyimlediğim bir şey yani siz. Toplumsal herhangi bir bir hizmet alacağınızda daha sert davrandığınızda daha negatif konuştuğunuzda insanlar daha çok size kulak veriyor, ses veriyor dolayısıyla. Hani bunu nasıl düzeltebiliriz konusunu belki konuşabiliriz. Yani burada yaşadığımız sorunları, oturup konuşup konuşup dertlenip bölümü kapatmayalım. Çözümün ellerini de beraber üretebileceğimizi düşünüyorum. Şimdi burada güçlü olmak, tank hastamızın yani psikolojik anlamda da. Çünkü rezilyans dediğimiz bir kavram var. Dayanıklılık, bu dayanıklılıkla duygusal anlamda katılık daha rejite olma hali, daha katı olma hali arasındaki. Çizgiyi konuşalım istiyorum çünkü önemli bir fark var bizim. Ben burada hani psikolojik olarak dayanıklı olalım. Duygularımıza daha iyi fark edebilirliğimi söylerken aslında bunun katılığa kayabilen bir yerde olduğunu görmek gerekiyor. Ama buradaki önemli fark aslında şu psikolojik anlamda dayanıklı olmak demek. Stres ve yaşamdaki zorluklar karşısında sizin toparlanabilme kapasiteniz bir sorun karşısına düştüm. Bir daha ayağa kalkamıyorum ve kalkamayacağım noktasından ziyade evet böyle bir zorluk yaşadım. Fakat bunu bununla baş edebilmek için şöyle bir kapasitem var ve bu kapasiteyi en sağlıklı şekilde kullanmak istiyorum. Aslında biz bireylerde geliştirmeye çabalamalarını tavsiye ederiz. Bu psikolojik dayanıklıkta rezilyası ve bu çok araştırılan da bir konudur. Özellikle belki bunun için ayrıca bir bölüm bile yapabiliriz. Ama bu terazinin diyeyim. Öbür taraf kıtılık dediğimiz ve bugün konuştuğumuz konu duygusal esnekliğin kaybı demek, duygusal anlamda esnek olmak her zaman iyidir. Katı olan her şey kırılmaya mahkumdur. Bir vazoyu düşünün. Bir camdan bir vazoyu düşünün. Daha bir de elastik bir yapıdaki bir süs eşyasını düşünün, ikisi de yara düştüğünde kırılan şey o katı olan vazo olur. Dolayısıyla her darbede kırılmamak için gün sonunda esnek olabilmeyi öğrenebilmek gerekiyor da böyle bir kapasiteyi var olduğunu bildiğimiz bir kapasite bu. Her insanda bunu geliştirebilmek gerekiyor. Dolayısıyla katılık ve dağınıklık arasındaki fark da tam olarak bu. George bana'nın yaptığı bir araştırma var. Travma sonrası dayanıklılık üzerine çalışmış, özellikle buna göre aslında psikolojik esnekliğin en temel bileşeni duyguları bastırmak değil, düzenleyebilmek. Yani sizin duygularınızı daha iyi yönetebilmeniz ve daha sağlıklı şekilde ifade edebilmeniz için psikolojik esnekliği geliştirebilmeniz için yapmanız gereken şey duyguları bastırmayı öğrenmek değil. Onları düzenleyebilmek, yani dayanıklı dediğimiz bireylerin psikolojik olarak çok dayanıklı düşmez. O ya bir şekilde toparlar dediğimiz bireyler zorlanırlar, ağlarlar hatta çaresiz hissederler ama onların yaptığı farklı şey ve bizim alması olmasını arzu ettiğimiz şey bu hislerle kalmayı öğrenirler. Yani ben bu hislerle yaşayamıyorum. Bu hisler benden çeksin gitsin demek değildir. Aslında psikolojik olarak esnek olmak ya da güçlü gözükmek değildir. Ya psikolojik olarak esnek olmak aslında günün sonunda zorlanabiliriz, ağlayabiliriz, çaresiz hissedebiliriz. Yapamadığımızı, yapamayacağımızı düşünebiliriz ama bunları da okey olmak demek. Günün sonunda ben bunları da yaşayabilirim. Çünkü bu içten içe sizin bunlarla mücadele edebileceğinizi ya da başa çıkabileceğinize dair bir potansiyeliniz olduğunu kabul etmek demek. Buna karşın aslında terazinin yine öbür tarafına dönüyoruz. Katı birey katı, bir bireyde duygusal olarak etkilenmiyorum diyerek aslında içsel bir inkâr savunması geliştiriyor günün sonunda yani bunlar beni etkilemez. Şunu söyleyeyim, mesela bu çok belki tanıdık gelen bir diyalog olabilir. Sen beni uzamazsın, senin söyledikler beni çok etkilemiyor. Yani ben seni çok varsaymadığım için senin hiçbir söylemin beni etkilemiyor diyen bir kişi genelde çok fazla etkileniyordur. Bu söylenen şeyden bu söylediği şeyin söylenen şeyin etkisini karşı tarafa hissettirmemek ve günün sonunda güçlü gözükmek için. Bir bastırma ya da inkar savunması gelişiyor olabilir. Bu kişilere baktığınızda vay be ne kadar güçlü gözüküyor, hiç etkilenmiyor. Belli ki dersiniz ama bu durum uzun vadede o kişilerin anksiyete geliştirmelerine bedensel semttonlar yaşamaları, semptomlar yaşamalarına ve duygusal anlamda yalnız hissetmelerine neden olabilir. Yani aslında bahsettiğim çalışmada bunu doğruluyor diye biliriz. Gelelim toplumsal ııı kısmını aslında bunun yani insan bireysel bir canlı olabilir. Tek bir canlı tek olarak da dünyaya geliyor olabilir ama tabii toplum içinde yaşıyoruz ve yaşadığımız toplumun da aslında bu güçlü olma ihtiyacını besleyen bir tarafı var. Özellikle işte kadınlar için her şeye yetebilen, yetişebilen özellikle bunu annelik rolüyle daha çok kadına yükleyen bir yerdi. Hani anne olmak demek özellikle kadın olmak sanki kadının olmanın tek rolü. Ya da bir kadının kadın olması için anne olması gerekiyormuş gibi bir gerçek. Dışı yorumlama vardır ya hani orada kadınlara anneyle vasfı üzerinden her şeye yetmelisin işte yuvayı dişi kuş yapar. Dolayısıyla her şey senin üzerinde ya da işte erkekler için sarsılmaz kale gibidir, o duvardır bizim ailemizin direğidir gibi. Bir beklenti yüklemek kültürel olarak güçle duygusuzluğu eşleştiriyor. Yani sizin güçlü olmanız demek duygusuz olmanız demek aslında sizin gücünüz duygularınızdan geliyor. Ne kadar çok duygularınızın hepimiz için söylüyorum. Duygularımızın farkında olursak bunları kabul edersek o kadar çok güçlü oluyoruz. Güçlü demek, duygusuzluk demek değildir. Sosyolog brain brown bu durumu aslında zulnera bilirity paradoks olarak adlandırıyor. Yani bir şekilde kırılganlık paradoksu diyebiliriz. Kırılganlık zayıflık olarak değil, cesaretin ölçüsü olarak görülmeli şeklinde bir şahane enfes bir tanımlaması var. Bir daha söyleyeyim, kırılganlık zayıflık olarak değil, cesaretin ölçüsü olarak görülmeli yani aslında. Sizi ne kadar kırılgansanız bu sizin ne kadar cesur olduğunuza dair bir. Gösterge diyebiliriz ancak bir çoğumuz bu paradoksu şu an ben hani söylediğim zaman size çok etkileyiciymiş, gerçekten diyebilirsiniz. Ben söyledim dedim derken ama çoğumuz bunun daha böyle girişinde böyle kendimizi sıkışmış hissedebiliriz. Ya biz kırılgan olduğumuzu hissettiğimizde bu bizim yetersiz olduğumuz, zayıf olduğumuz anlamına geliyor olabilir bizim için. Ve daha çok kırılganlığımızı paylaşmak yerine kendimize hep iyiymişiz gibi gösteriyoruz. Yani çok güzel her şey yolunda yok yok. Hiçbir sıkıntı yok, çok çok iyi, hiçbir sıkıntı yok. Her şey ben kontrolüm altında diye tarifleyebiliyoruz. Bunu sosyal medyada da çok görebilirsiniz. Herkes mutlu ve kendi iyi hisset yanları paylaşıyor. Ya bu benim çok başıma geldi. Yanımda çok defa tartışan çiftin 2 dakika sonra. Instagram'da mutlu pozları paylaştıklarını gördüm veya arkadaş grupları için de bunu bizzat deneyimledim. Hani biliyorsunuz o fotoğrafın konulduğu andan 2 dakika önce çok büyük bir tartışma yaşandı ama fotoğrafa bakıyorsunuz açıklamaya bakıyorsunuz hiç alakası yok. Ben iyiyim, her şey hallediyorum. Her şey yolunda enerjisini ya da işte o cümleler o enerji kelimesinden bu aralar çok soğuk. O yüzden kullanmamayı tercih ediyorum. Iyiyim hallediyorum mesajını vermek bir şekilde bence modern çağın bir maskeli dayanıklılığına dönüşüyor ama maskeli olarak söylediğimde altını çizmek isterim. Hani gerçek bir şeyden bahsetmiyoruz, bir maske var. Peki bu güçlü görünmenin aslında güzel bir tarafı var gibi duruyor ya bir şekilde sizin her zaman böyle burnunuzu havada tutmanız ve her. Şekilde kendinize iyi olarak gösterme çabanınızı fakat bir bedeli var çünkü bunun bir anlamı olmalı. 2.018 yılında yapılmış bir mete analist çalışması var. Buna göre duygularını bastıran bireylerin yalnızlık, depresyon ve ilişki doyumsuzluğu riski anlam derecede yüksek olarak bulunmuş. Yani bu ne demek duygularını bastıran bireyler aslında belki bu duygularından dolayı olumsuz duygularından tırnak içinde olumsuz duygularından dolayı duygularını bastıran. Şeyler daha çok yalnız, daha çok depresif ve aslında ilişkilerindeki doyumsuzluğu daha fazla hissetmeye başlıyorlar. Kendini her zaman güçlü göstermek bu konuda çabalayan bir birey. Zamanla şu döngüye girer. Yardım isteyemez, çünkü bu zayıflık olarak algılanır. Yorgunluğunu fark etmez, çünkü hep dayanması gerekir. Başkalarına destek olur ama kendi duygusal ihtiyaçlarını bastırır ve bu günün sonunda kişiyi görünmeyen bir tükenmişliğe iter. Tabi o görünmeyen tükenmişlik belli bir dönemden sonra belli bir düzeyden sonradan artık somut olarak kişinin fark ettiği bir tükenmişliğe doğru ilerler. Psikoloji literatüründe buna imornal lebr overloped deniyor. Yani bir şekilde sizin duy. Bu anlamda çok yüklenme haliniz taşıyabileceğinizden fazla yüklenme haline diyebiliriz. Yani sürekli olarak duygusal dayanıklılık sergilemek sürekli olarak bu güçlü görünmek, içsel anlamda bir duygusal yorgunluğa yol açıyor. Peki gerçek güç ne? Yani aslında biz evet duygusal katılığı konuştuk ama bunu iyileştirecek olsak ne yaparız yani neye dönüşmesini arzu ederiz? Bizim için gerçek güç nedir? Burada daha güçlü gözükmekten kastımızın aslında duygusal katılık olmaması gerektiğini söyledi. Peki gerçek güç ne? Gerçek güç aslında gerçek güçlü ne olduğunu bir araştırmadan size söyleyeyim, en yüksek psikolojik dayanıklılık düzeyine sahip bireylerin bakılmış böyle araştırmada psikolojik dayanıklılık düzeyi en yüksek bireylere bakılmış ölçülmüş. Bunlar 2.010 ikide yapılıyor. Bu çalışmada buna göre bu kişilerin bir ortak özelliği bulunuyor. Bu da göre bu kişilerin ortak özelliği kişinin kendisini kabul etmesi ve yardım isteyebilme becerisi olduğunu gösteriyor. Kendini kabullenme ne demek ya böyle gelmiş böyle giderim. Ben artık böyleyim. Benim karakterim böyle. Ben değişemem demek değil. Ben iyi de hissedebilirim, kötü de hissedebilirim. Zaman zaman başarılı olabilirim, zaman zaman başarısız olabilirim. Aslında ben saf varlığımla değerli biriyim, öteki insanlar gibi. Hatalarımla kusurlarımla, arzularımla ihtiyaçlarımla, zorlanmalarımla, güçsüzlüklerimle. Dayanıksızlıklarınla dayanıklığımla diyerek aslında kişinin her halinin olabileceğini kabul etmesi kendini kabul etme demek ve bir diğeri ne demiştik? Yardım isteyebilme bakın bu çok kıymetli bir beceri aslında yardım isteyebilme becerisi fakat biz de çok fazla geçtiğini düşünmüyorum. Çünkü yardım istemenin aslında yetersiz olmakla çaresiz olmakla ilişkilendirdiğimiz bir yer var. Ve biz istiyoruz ki hep biz yardım istemeden bir öteki bize yardım etsin ve karşımızdaki eğer bize yardım etmezse bu onun kötü bir insan olduğu anlamına gelir ve biz de böyle bir insanından asla gidip de yardım dilenmeyiz dimi bu dilenmek olarak düşünür. Aslında herhangi bir konuda yetemediğimiz bir konuda bir şeye yetemediğimiz bir halde birinden yardım istemek oldukça insani bir deneyim ve aslında bizim yardım isteyebilme becerimize, becerisine sahip olduğumuzu gö. Sergi ya şöyle düşünün, yemek yapacaksınız, evde limon yok ve kek yapacaksınız. Diyelim ki siz bu evde limon yok diye oturup ağlayıp kek yapmayıp bırakır mısınız yoksa işte bir online alışveriş sitesinden alışveriş mi yaparsınız ya da bir markete mi gidersiniz ya da gidip ne bileyim komşunuzdan mı rica ederiz? Ya eminim ki yapacağınız şey ya evde limon yapmış deyip küsür oturmak değildir. Yani herhalde ya da öyleyse o zaman siz o lezzetli nefis limonlu kek'i yiyemeyeceksiniz. Ama eğer siz günün sonunda ben o lezzetli nefis kokul mis kokulu limonlu kek'i yemek istiyorum diyorsanız, yapmanız gereken şey bir şekilde o limonu elde etmeye çalışmak ve bunu dışarıdan elde etmeye çalışmak. Dolayısıyla bu sayede. Siz aslında o limonu elde etme çabalarken isteyeceğiniz yardım becerisi sizin günün sonunda o sıcak nefis limonu keki yemenize yardımcı olacak ve bir sonraki limonlu kek ya da başka bir mutfak maceranızla evde malzeme olmadığında ben bunu yapamıyorum. Ben yetersizim demek yerine o malzemeyi nasıl temin edebilirim diye düşünmenize yardımcı olacak. Yani güçlü olmak, hiç kırılmamak demek değildir. Kırıldığımızdan kendimizi toplayabilmektir. Yeni çözüm yolları üretebilmektir ya da sertleşmek de değildir. Daha katı olma hâli de değildir. Esnek olabilmektir. Zamana bağlama, duruma göre değişim gösterebilme becerisine sahip olmaktır. Belki de asıl soru yani bugünkü bölümün böyle toparlarken aklımızda kalacak kalmasını arzu ettiğimiz soru güçlü görünmeye çalışırken dışarıdan hiç kaybetmez, yenilmez düşmez görünmeye çalışırken kim için bu kadar dayanıyoruz ya kimin bizi hiç düşmeyecek gibi görmesini arzu ediyoruz. Bizim bu dayancımızın, direncimizin kaynağı ne? Kime kendimizi göstermeye çalışıyoruz. Bunu bir düşünebilirsiniz. Ve bu göstermeye çalıştığınız aslında tırnak içinde söylüyorum, güç gösterisinin çünkü görünmeye dair bir çaba bu güç gösterisinin ardından hangi görülmemiş bastırılmış duygular yatıyor. Şimdi bu sorular kişinin herkesin kendisinin kişisel olarak düşünmesi ve kendi kendini aslında verebileceği cevaplar o dolayısıyla böyle ara ara durdurup bu bölümde sorduğum sorulara geri dönmenizi ve mümkünse üzerine düşünmenizi belki de ara ara tekrar bu bölümleri açıp dinlemenizi tavsiye ederim. Son olarak da madem bu bölümleri tekrar dinliyorsunuz ve dinleyeceksiniz bu da bir hatırlatma olsun. Gerçek, dayanıklılık kırılganlığınızın içinmem geçebilme, o kırılganlığın içinde kalabilme cesaretidir. Ve bazen bizim en güçlü olduğumuz anda artık dayanamıyorum, yapamıyorum diyebildiğimiz anlardır. Umarım hepimiz hepiniz için güzel bir gün geçiyordur. Keyifli bir bölüm de olmuştur bana bildiğiniz üzere her zaman bölümün sonunda tekrarladığım gibi sosyal medya hesaplarım üzerinden ulaşabilirsiniz. Mail adresiniz üzerinden ulaşabilirsiniz. Bölümde yararlandığım bir bilimsel makalelerin bilimsel çalışmaların kaynakçasını yine açıklamalar bölümüne ekliyorum. Dinlemediyseniz önceki bölüm. Dinleyebilirsiniz, varsa yorumlarınız bana ulaştırabilirsiniz. Bölü fikirleriniz varsa mutlaka yazın çok önemsiyorum. Bunları üzerine oturup bol bol konuşalım istiyorum. O zaman farklı söyleyeceğim bir şey de kalmadı. Galiba düşünüyorum düşünüyorum bulamadım. Neyse kendinize çok iyi bakın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşça kalın.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Sürekli güçlü görünme çabası, çoğunlukla erken çocukluk döneminde kaçıngan bağlanma stili gibi nedenlerle öğrenilen bir davranıştır ve reddedilme korkusuyla bağlantılıdır.
  2. Psikolojik dayanıklılık (rezilyans) ile duygusal katılık arasında ince bir çizgi vardır; gerçek dayanıklılık duyguları bastırmak değil, düzenleyebilmek ve esnek olabilmektir.
  3. Toplumsal cinsiyet rolleri (kadınların her şeye yetmesi, erkeklerin sarsılmaz kale olması) güçlü görünme ihtiyacını besler ve güç ile duygusuzluğu yanlış bir şekilde eşleştirir.
  4. Duyguları sürekli bastırmak, uzun vadede yalnızlık, depresyon, tükenmişlik ve ilişki doyumsuzluğu gibi olumsuz sonuçlara yol açar.
  5. Gerçek güç, kendini kabul etmek (iyi ve kötü hallerle) ve yardım isteyebilme becerisini geliştirmektir; kırılganlık zayıflık değil, cesaretin bir ölçüsüdür.

Summary:

Bu bölümde klinik psikolog İlkem İşcan, sürekli güçlü görünme ihtiyacının psikolojik kökenlerini ve bunun yarattığı olumsuz etkileri ele alıyor. Bu eğilimin genellikle erken çocukluk döneminde, kaçıngan bağlanma stili gibi iletişim modelleriyle öğrenildiğini ve reddedilme korkusunu maskelemek için kullanıldığını belirtiyor. Toplumun da, özellikle kadınlara "her şeye yetebilme" ve erkeklere "sarsılmaz kale olma" gibi roller yükleyerek bu durumu pekiştirdiğini vurguluyor.

Psikolojik dayanıklılık (rezilyans) ile duygusal katılık arasındaki farka dikkat çeken İşcan, gerçek dayanıklılığın duyguları bastırmak değil, onları düzenleyebilmek ve esnek olabilmek olduğunu söylüyor. Sürekli güçlü görünme çabasının, kişiyi duygusal yalnızlığa, tükenmişliğe ve depresyona sürükleyebileceğini ifade ediyor. Bölümün sonunda gerçek gücün ne olduğunu sorgulayan İşcan, araştırmalara göre en yüksek psikolojik dayanıklılığa sahip bireylerin ortak özelliğinin kendini kabul etme ve yardım isteyebilme becerisi olduğunu aktarıyor.

Kırılganlığın aslında bir cesaret göstergesi olduğunu ve bazen "dayanamıyorum" diyebilmenin en güçlü an olabileceğini belirterek bölümü sonlandırıyor.

FAQs

Gerçek dayanıklılık, zorluklar karşısında toparlanabilme kapasitesiyken; güçlü görünme ihtiyacı, duygusal kırılganlıkları bastırarak dışarıya karşı yenilmez bir imaj sergileme çabasıdır. Dayanıklılık esneklik içerirken, güçlü görünme çabası katılığa yol açar ve uzun vadede tükenmişliğe neden olur.

Bu mesajlar, duyguları bastırma, yardım istemede zorluk ve aşırı yüklenme gibi sorunlara neden olabilir. Birey, gücü sevgi ve kabul görmenin tek yolu olarak öğrenir ve bu da duygusal yalnızlığa yol açar.

2018'de yapılan bir meta-analiz, duygularını bastıran bireylerde yalnızlık, depresyon ve ilişki doyumsuzluğu riskinin anlamlı derecede yüksek olduğunu göstermiştir. Bu, görünmeyen bir tükenmişliğe yol açar.

2012'de yapılan bir araştırma, en yüksek psikolojik dayanıklılığa sahip bireylerin ortak özelliğinin kendini kabul etme ve yardım isteyebilme becerisi olduğunu ortaya koymuştur. Yardım istemek, insani bir deneyimdir ve sorunlara çözüm bulma becerisini gösterir.

Sosyolog Brené Brown'ın 'kırılganlık paradoksu' olarak adlandırdığı bu kavram, kırılganlığın zayıflık değil, cesaretin bir göstergesi olduğunu söyler. Kırılganlığını kabul eden birey, duygusal esneklik ve gerçek dayanıklılık geliştirebilir.

Katılık, duygusal esnekliğin kaybına yol açar ve kişiyi kırılmaya mahkum ederken; dayanıklılık, zorluklar karşısında toparlanabilme kapasitesidir. Katı olan her şey kırılmaya mahkumdur, esnek olan ise hayatta kalır.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.