Go back

Foundation: Frankenstein'dan Galaktik İmparatorluklara

25m 12s

Foundation: Frankenstein'dan Galaktik İmparatorluklara

Yaklaşık iki yıl önce TikTok'ta Roma İmparatorluğu hakkında tartışmaların başladığı, fantastik dünyaların günümüz endişelerinden kaçış sunduğu ve Roma tarihine olan ilginin modern toplumları nasıl etkilediği belirtilmiştir. Isaac Asimov'un "Foundation" serisinin bilim kurgu alanındaki önemi ve bilim kurgunun insanlık tarihine, geleceğe ve toplumsal eleştirilere odaklanması vurgulanmıştır. Asimov'un robot hikayeleri ve psikotarih kavramı arasındaki bağlantı da öne çıkmaktadır. Bilim kurgunun, çağlar boyunca insanlığın gelişimine ve toplumsal dinamiklere ışık tuttuğu ve geleceğe dair fikirler sunmaya devam ettiği anlatılmıştır.

Transcription

3292 Words, 24100 Characters

Yaklaşık iki sene önce Tik Tok'da bir tren çıkmıştı. Hala tazedir hafızalarınızda, kadınları erkekleri Roma imparatorluğunu ne kadar sık düşündüklerini soruyorlar. Hafta da bir veya şu anda aktif olarak düşünmekteyim niye araya giriyorsun gibi cevaplar alınca da şaşırıyorlardı. Ben de şaşırmıştım ne kadar düşündüğümü düşününce, arkap ilanda çalışan Windows servisi gibi gitmiyor bir türlü. Birçok açıklama getirildi. Bize bıraktıkları mirasın büyüklüğü bir yana, modern zamanların yarattığı endişelere karşı bir nevi fantasi olduğu yönünde. İşte rolün ve görevlerin belli, tanrılarına, atalarına saygıda kusur etmiyorsun. Kolezium'da sezonluk biletin var iyi bir yerden. Arada sırada hanımları evde bırakıp sağ olup fete çıkıyorsun. Mark Anthony'le içip içip barbarlara satışıyorsunuz. Hani tanıdığın herkesin ve bahadan ölmeriskini bir an için unutursak hiç fena değil. Ay ben hayatımla ne yapacağım gibi kimlik bunanımları yok. Bu tip fantaziler Gladiator filmiyle başlamadı tabii. İnsanlar epeydir Roma üstüre kafa patlatıyorlar, bu konuda rekorda elinde bulunduran biri varsa o da Edward gibindir muhtemelen. İmparatorluğun gerileş ve çökeş tarihi üstüne binlerce sayfa yayınlamıştı. Çok doğru bir karar verip hiç evlenmemiş, yazık olurdu karısına. Aradan 250 sene geçmesine rağmen hala okunuyor gibi. Bizzat Roma tarihinin bir parçası haline gelmiş artık. Yani aydınlanma çağının insanları eski toplumları nasıl görüyorlardı. İlk modern tahliller nasıl yapılıyordu sorusunun ana cevabı olmuş. Bizim için esas önemlisi tarihi anlatısındaki daha genel bir değişimin temsilcisi olması. Bir nesir öncesinde Montes günler de ise aynı isimde bir eser yazmıştı. Orada izlenen bakışı genişleterek çok fazla veriyle destekleyerek kahramanlar ve kötü adamlar yerine sistemlere odaklanmış. Kötü imparatorların zevk ve sefaya düşkündükleri yüzünden yıkıldı gibi şeyler demiyor mesela. Yaut ortaçağdaki meslek taşları gibi olan biten her şey tanrının iradesi açısından açıklamaya çalışmıyor. Ahlaki bir yargı yok. Onun yerine faturayı ekonomik sıkıntılara, göçlere, paralı askerliğe kesiyor en çok da hristiyanlığa kesiyor. Ruhani hayat vurgusu sayesinde o eski vatandaşlık bilincini aşındırıp kurumları çürüttü için. Teşhisleri bugünün gözünden eksik olabilir ama tarihsel kuvvetleri odaklanması önemli. Yüz yıllara yayılan ve bir kez başladığımı önüne geçilmesi neredeyse imkansız dev süreçler, sadece diğer tariçileri değil başka alanlarda çalışanları da etkiledi. Ve ilham verdiklerinin arasında bana sorarsanız 20. yüzyılığın en önemli. En iyi demiyorum ama en önemli bilim kurgu serilerinden biri vardı. Isaac Asimov'un yazdığı foundation, yani vakıf serisi. Selan Fularsızlar, bir takım sağlık ve hayat durumları yüzünden epedir uzak kaldık. Hemen hemen her şey yolunda, ölüp kalmadık yani. Podcast'ı önceden programlıdığım bir yapay zekayı bırakıp gitmedim. Bunu da artık kolay kolay kanıtlayamayız, yakında milleti gerçekten öldüğüne inandırmak için kırk taklı atman gerekecek. Bugünün konusu vakıf dediğimiz gibi. Hem kitap serisi hem de sonra bu aralar devam eden Dave Bütçeli dizi hakkında konuşacağız. Bu bahaneyle ben genel olarak bilim kurgu hakkında da konuşmak istiyorum. Ne zamandır bu sulara girmek istiyordum zaten. Hazır tüm gündenleri kaçırmışken fırsat bu fırsat. Taromadan başlamamdan anlamışsınızdır. Lafı dolandıra dolandıra anlatacağım, üstününze rahat bir şeyler giyin. Bilim kurgu benim en sevdiğim tür. Çünkü istediğin her şeyi ele alabiliyorsun. Mesela yakın zamanda eraival filmini tekrar izleme fırsatı buldum. En son neredeyse 10 sene önce çıktığında izlemiştim. İlk bakışta bir uzaylı istilası filmi gibi duruyor. Ama merkezinde bir kadının gayet kişisel bir hikayesi var. Ve onun üzerinden insanların binlerce yıldır merak ettiği bir soru soruyor. Hayatınızı baştan sonra görebilseydiniz bir şeyleri değiştirilmeydiniz. Sonradan kaybedeceğinizi bildiğiniz şeylere sahip olmak ister miydiniz. Aslında hayatın kendisi hakkında sorulabilir bu soru. Bir gün her şeyimizi kaybedeceğimizi bile bile yaşıyoruz. Filmde bir çok bilimsel öyle var. Zamanın doğası ile dilin doğası ile ilgili. Ama bunlar sahneyi kurmakta yardımcılar sadece. Sahne de oynanan eses oyun ise taa 2000 sene önce yazılmış da olabilirdi. Daha da fazla konuşmayayım. Bence hakkında hiçbir şey okumadan bir yerden bulup izleyin. Müzik ile kurgu su ile sinema sanatın hakkını veriyor. Aslına bakarsanız bilim kurgu en başından beri böyle kapsamlaydı. Uzaylı istilası demişken o türü başlatan dünyalar savaşı romanına bakalım. Gerçi bir kaç sene öncesinde benzer bir şeyler yazılmış da onu kimse okumadığı için dünyalar savaşı başlangıç noktası alınabilir. 8G vs 1800-98'de bunun yazdığında aklında öyle cü-cü-dü ateş eden ölümışınlarından fazlası vardı elbette. O dönemde istila romanları rebaşta, Avrupa'daki bitmek bilmeyen savaşlar sağ olsun. Ama kimse bu kadar tek taraflı bir mücadele hayal etmemişti. Anlatılan şeye savaş bile denemez. Biz at romanın başlarında değindiği gibi, sonradan röportajlarında da açıkladığı gibi, aklında İngilizlerin Avustralya'da yarattıkları yıkın vardı. Her yönüyle ileri bir uygarlık, ileri bir teknoloji geliyor, ne yapabilirsin? Oradaki tazman yılların yerinde biz olsaydık nasıl olurduyu hayal etmiş. Toplumsal düzenin bir anda çöküşüne hayal etmiş. Modern film uyarlamalarından pek anlaşılmıyor bunlar. Çünkü studio'lar ne yapıyorlar? 100 milyon dolar harcayıp cü-cü-dü ateşeden uzaylar göstermek istiyorlar. Keza yine Verz'in zaman makinesi, başlıkta ismi geçen makine hakkında neredeyse hiçbir şey içermez. Zaman yolculuğunun mümkün kılacak fizik teorileri de içermez. İşin bilim kısmı, tıpkı dünyalar savaşında olduğu gibi, daha ziyade evrimle alakalı. Ama o da, esas mesele olan sınıf ayrımlığı incelemek için bir arar sadece. Böyle böyle tahabin sekiz yüzülerin başına, genelde ilk bilim kurgu eseri sayılan frankenç tane kadar gidebiliriz. Binlerce yıldır anlatıla gelen canavar hikayelerindeki gibi sihirle veya ilahi kuvvetlerle değil, bilimsel yönemlerle yaratılan bir hayat söz konusu. Ana karakterin bilimsel eğitimi de çok önemli bir yer tutuyor. Küçükken meraklı olduğu, simya gibi uğraşları bırakıp kimyağa geri oluyor. Yani yazar Mary Shelly, o sırada henüz 18 yaşında olmasına rağmen, bilimin genel önemini epey vurgulamış. Yalnız yaratığı canlandırma işinin biolojisi ile kimyasıyla peki ilgilenmemiş. Elektrik şokunu verdik, oldu bittiğe getirmiş biraz. Çünkü onun esası ilgilendiği şey, bilimsel merakın sınırlarıydı. Yaut yarattığımız şeylere karşı olan sorumluluğumuzdu. Doktor yaratıktan ilerine bu onu terk ediyor zira, ona bir eşyaratma sözünden decağiyor. Doktor baya şerefsiz, sorumluluğunu yerine getirmemiş. Dolayısıyla romanın konusu hiç eskim edi. Uyarlamalarının sonu hiç gelmedi, gelmiyor. Çünkü aynı sorular çocuklarımız için geçerli. Baya bugün yarın yaratacağımız, kulonlar için, yapay zekalar için geçerli. Bunları niye anlattım? Hem bilim kurgunu saygınlığını kurtarmak bana düşmez de hatırlatmak diyelim. Onu hatırlatmak istedim hem de bu işin tek bir formülü olmadığını göstermek istedim. Şelinin yaptığı gibi zamansız, felsefi soruları işlemek de mümkün. Belz gibi genelde toplumsal eleştiri aracı olarak kullanmakta. Ve tabii muhtemelen bu türün en çok okuğuna ismi olan, cil verinin yaptığı gibi yeni teknolojilerin, yeni dünyaların heyecanına kendini kaptırmakta mümkün. Üstelik bunlar daha yüz tane önceki yol ayrımlarıydı. 60'lardaki, 70'lardaki yeni dalga'nın getirdiği çeşitlilikten önceydi. Peki, Aizek Asimov bu tablonun neresine oturuyor? Geride 500'den fazla eser bıraktığı için, külliyatının da yarısı, kurgu dışı popular bilim ve tarihi yazları olduğu için, onu birkaç cümleyle özetlemek zor. Yine de deneyeceğiz. Ne yapacağız başka? Bölümü burada bitirecek halim yok. İlken işin bilim kısmını eskiye nazaran daha büyük bir ciddiyetle ele alan bir neslim parçasıydı. 1940'larda yazıları yayınlanmaya başlıyor. Sadece kendi doğumundan beri geçen o kısacük sürede neler olup bittiğine bakın. Galaksiler keşfedilmiş, bizden başka galaksileri olduğu keşfedilmiş, roketler fırlatılmış, quantum devrimi yaşanmış, ilk bilgisayarlar tasarlanmış, insansı robotlar bile sergilenmiş. Birkaç seneye kalmaz da, uzay yarışı başlayacak, DNA'nın yapısı keşfederecek falan pişmeken. Çılgın bir tempo var yani ve henüz bu teknolojilerin sınırlarını bilmediklerinden, hayal güçlerini de dizginlemiyorlar. Gayet bereketli zamanlar bilim kurgu için. Eko'larak Asimov'un bir şansı var, kendisine reparlik eden editörün vizyonun. O sıralar bilim kurgunun anam edimi ucuz dergiler, kitaplar değil. Hatta basıldığı kağıdını ucuzluğu yüzünden pahalp dönemi deniyor, yani kağıt hamuru dönemi. Bizim klasik olarak ad ettiğimiz birçok eser sonradan kitaplaştırılmışlar. Yoksa orijinal olarak bu dergiler de parça parça yayınlanıyorlardı. Ve pek kimsenin de, bırak öyle on yıllar sonra okunmayı, gelecek ay hatırlanmaya dair bile umudu yoktu. Dolayısıyla genel kalite çok düşük. Aysonunu getirebilmek için hızla yazılan, daha da hızla unutulan ucuz romanlar. John Campbell böyle bir ortamda ve en yüz yirmi yedi yaşındayken, "Estounding Stories" esinli bir derginin yayın yönetmeni oluyor. Kendisi de bir yazar. İsmetandık gelmemiş olabilir ama hikayelerinden en az bir tanesini kesin biliyorsunuzdur. The Thing adıyla defa alaca sinemaya uyarlandı. Tabii ki seksen iki versiyonu en iyisi, yapılmış en iyi korku filmlerinden biri. Campbell birlikte çalıştığı yazarları, bilimsel disipline ve kapsamlı hikayeler yazmaya zorluyor. İyi de para veriyor onlara. Çoğu zaman onlarla kafa kafaya verip hayaller kuruyor. Ve başarılı hikayeleri, antolojiler halinde, yani koleksiyonlar halinde tekrar yayınlayarak unutulmalarını önüyor. Sonradan biraz kafa yıkırıp, södo bilimlere takacaktı. Hatta sayın tolacı dininin kuruluşunda önemli bir rol oynadı. Ron Habır'da kan kalardı. Ama zamanında hainlain gibi, Theodors dörgün gibi, Arthur Ciklar gibi bir sürü meşhur yazarın kar yerini başlattığı için, bilim kurgunun saygın figürlerinden biri. En azından ismi pek bilinmeyen en önemli figür yarışmasını kesin kazanır. En çok etkilediği isimde uzun bir süre dost kalacağı Asimov'du. Asimov kelimenin tamamlamıyla bir fikir adama. Bunu sadece bir övgü olarak söylemiyorum. Bir eleştiri de, akılda kalıcı karakterler yaratabilen bir romancı değil çünkü. Yüzlerce eseri var dedik, internete bakmadan ismini söyleyebileceğiniz tek bir karakter çıkarsa onlara arasında aşırırım. Robot serisinden danil olabilir belki. Onun karakterleri yaşayan üç boyuttu kanlı canlı varlıklar değildi. Daha ziyade fikirlerini açıklamak için kullandığı mekafonlardı. Fakat o fikirler de igin şakladı. Onları okuyucuyu sıkmadan anlatmakta, tüm olası sonuçlarını incelemek de gayet iyi. Madem robot serisinin ismi geçti, oradan bir örnek vereyim. Çoğunu serhalde onun üç robot yasasını duymuştur. Neydi bu? Bir robot insanları zarar veremez veya onları zarar gelmesine müsaade edemez. İlk kuralla çelişmedi süreci insanlara itaat eder. Ve ilk iki kuralla çelişmedi süreci kendi hayatını kurur. Bu kadar. Pek de bir numarası yok aslında. Niye yazmış bunu? O zaman ki klişelerin aksi yöne gitmiş. İstiyana kalkışıp insanların musallat olmayacak robotlar hayal etmeye çalışmış. Frankenstein'dan beri süre gelen tüm canavarların ortak noktası eninde sonunda kontrolden çıkıp isyan etmeleriydi. Bu yasalar sayesine robotların isyan etmelir imkansız. Yalnız işin ilginç kısmı bu değil. Bunu bir hikaye makinesi olarak kullanmış asimov. Yasaların pratikte yol açacakları para dokuzlar üstüne, belirsizlikler üstüne bir sürü şey yazmış. Genelde dedektiftik hikayeleri formatında. Yani bir robot beklenmedik bir şey yapıyor, başkalar da gidip onu araştırıyorlar. Ve ne yapacak robot mesela? İnsanlar kendilerine zarar veriyorlar diye onları engelleyecek mi? Alkol içenleri hapsi mi atacak? Ahlak zabı tasım isali. Ya birinin hayatını kurtarmak için başka bir ne zarar vermek gerekiyorsa, tramvay problemlerine baka baka devirlerini yakarerhalde. Asimov sonyaları işi iyice karıştırmak için listeye sıfır numaralı yani en öncelikle bir yasa daha ekleyecekti. Tüm insanlığı korumayı önceliklendiriyordu. Yani üç robot yasasının esas olayı, ahlakı böyle bir dizi hierarşı komuta indirgemenin zorluğu. Kendi ahlak anlayışınız da madde madde yazmaya çalışsanız ne kadar çerişkilerle dolu olduğunu göreceksiniz. Ve halen güncelliğini koruyan muhabbetler bunlar, çünkü artık zeki şeyler yaratabildiğimizi en azından yeterince zekimiş gibi davranan şeyler yaratabildiğimizi biliyoruz. Bilmediğimiz şey, bunlara kendi değerlerimizi aşılayıp aşılayamayacağımız. Kendi değerlerimizin ne olduğundan da emin değiliz. Bizden çok daha zeki, çok daha kabili etli olun, ama ahlakken az çok bizim gibi olun ve ahlakınızda çok değiştirmeyin. Tamam mı Aslan'ın benim, hadi bakalım. Bunun formülünü çözemedik işte. Muhtemelen hiç çözülmeyecek. Şimdi bu noktada, bilim kurgun genel durumu ve asimovun yaklaşım üstüne biraz fikrimiz olmuşturumarım. En azından ortamlarda karizmayı çizdirmeyiz. İşte bu robot hikayelerini yazdığı günlerden bir gün, editörüyle buluşmaya giderken aklına bambaşka bir fikir geliyor. Romayı düşünüyor adam. Edward Gibb'in tarihsel kuvvetleri anlayarak geçmişteki bir çökeşe açıklamaya çalışmıştı ya. Aynı anlayışta gelecekteki bir çökeşe açıklayabilseydi ne olurdu? Bir anlamda tarihin yasalarına vakıf olsa fizik gibi, kimiya gibi toplumları da belli bir matematiye oturtarak, zamanda ileri geri sarabilse kimse ona inanır mıydı? Erival filminde sorulan soruyu uyarlayabiliriz. Medeniyetinizin tüm ömrünü görseydiniz. Bir şeyleri değiştirir miydiniz? Onlara da aklıma "Nate Bargats" diye bir komediye geldi. Bu oylar onu takip ediyorum. Eski bir rutini var. Geçmişe giderse muhtemelen hiçbir şey değiştiremeyeceğinden kimseye gelecekten geldiğine ikna edemeyeceğinden yakınıyordu. O kadar cahil ki günümüz hakkında kimse bunu ciddiye almayacak. Anlatınca o kadar komik olmuyor biliyorsunuz. Neyse Asimov ofise varıyor en sonunda. Campbell'la birlikte oturup, detaylar üstüne kafa patlatıyorlar. Ve daha önce kimsenin anlatmaya cesaret edemediği kadar büyük ölçükte bir hikayenin temellerini atıyorlar. Zaman boyutunda on binlerce yılı, mekan boyutunda da milyonlarca gezegeneyi yayılan bir imparatorluğun hikayesi. Yönetmen ozan açıktan. "Gönetmen ozan açıktan" "Gönetmen ozan açıktan" "Gönetmen ozan açıktan" Vakıf serisinin merkez konsepti psikotariht diye bir şey isbik çok yanıtacağısında çünkü ne tarihle ne de psikolojiyle alakalı zaten Asimol sonradan pişman olmuş bizim açımızdan ekonomiyi sostioloji uluslararası ilişkiler karışımı bir şey Yani yarın kahvaltıda ne yiyeceksiniz gibi olayları öngüremiyor çünkü onlar sonsuz sayıda ufak faktörü bağlılar kişisel seçimlere bağlılar Fakat büyük toplulukların uzun vade gidiş atlarını mutlak bir kesinlikle öngürebiliyor Kesin termo dinamiden esinlenmişler burada biliyorsunuz tek bir gaz molekülün hareketini tahmin edemiyoruz yani nereden bir cez sürekli oraya buraya çarpıyor arkadaşa bakıp çıkacaktım diyor Ama trilyonlarcasını birlikte ele aldığımızda hareketlerini gayet iyi biliyoruz basınç dediğimiz sıcaklık dediğimiz şeyler bunlar Ve bunları hesaplıyan formullerimiz var gayet iyi çalışıyorlar Dolayısıyla çoğu kehanet hikayesinin aksine Asimol insanların iradesini rahat bırakmış Onları özgür farz etmiş ama uzun vadede önem sizleştirmiş seçimlerimiz kalabalıkların seçimleri arasında eriyip gidecek Geriye sadece termo dinamadaki gibi genel kanunlar kalacak Tarih gerçekten böyle mi işliyor ben hiç sanmıyorum Benim de genel yat kınlığıma aslında birileri önem sizleştirmek yönünde uzun vadeli, ekonomik ve coğrafy güçlerin genelde belirleyici olduğunu düşünüyorum Yani hata Türk gibi büyük adamlar çıkıyor da onları da doğuran devrimler, krizler vesaire bir sürü şey var Biz o trendleri takip etmekte zorlandığımız için onların soğut bir özete olarak figürlere odaklanıyoruz Kafamız anca onlara basıyor Yalnız bir andanda hakikaten öyle dönemişlerden geçmişiz ki Tek bir kişinin o anda verdiği kararlar veya bildiğin tesadüfler her şeyi değiştirebiliyorlar Kafadan bir örnek verim Küba Füzekrizi Soğuk savaşında en sıcak noktası Bir sovyet deniz altısı hakikaten savaş başladığını düşünüyor Ve kaptanıyla parti temsilcisi nükler torpidolarını ateşlemek istiyorlar Ama ikinci komutan Vasili Archipel ve Enger oluyor Kafadan örnek veriyorum dedim de adamın adını bilmiyordun şimdi baktım internetten Vasili ikinci komutan ama aynı zamanda o deniz altının dahir olduğu filonun kurmay subay olduğu için bir ağırlığı var O sayede kaptanı ikinay etmiş Şimdi o tartışma ikimin kazanacağını tarisler kuvvetlerle açıklayamazsın onlarla bir alakası yok İki yönede gidebilirdi Belki adama hain ilan edip hücüye tıkacaklar da orada Torpidoları ateşleseler kim bilir ne olacak, iş büyüye büyüye birkaç saat içinde topya gün nükler savaşa gidebilir Ben de bu podcasti taş ve sopalarla yapıyolurdum Yine de Piscotari yeterince inandırıcı bir fikir Zaten daha sonraki hikayelerde demini yaptığım itirazı dahir de bir şeyler var Şimdiden su boilur vermeyeyim Sonuçta bir seküler kehanet aracı olarak güzel senaryolar yeratabiliyor Kain rolünü kim oynuyor Bir matematik profesörü olan Harry Seldon oynuyor Piscotarihin mucidi, imparatorluğun çöküşünün kaçınılmaz olduğunu görüyor Ne yaparsa yapsın durduramayacak 25 milyon gezegenden oluşan bir sistemden söz ediyoruz sonuçta Uzaylı muzaylı da yok ay hepsi sadece insanlarla dolu Işıktan hızlı seyahat teknolojilerine rağmen artık bu yapı o kadar büyümüş ki doğal sınırlarını dayanmış diyelim Ve önümüzdeki beş asır içinde yavaş yavaş çözülecek Ardından bitmek bilmeyen savaşlar gelecek ve yaklaşık otuz bin yıllık bir karanlık çağı yaşanacak Seldon'ın tüm amacı doğru adımlar atarak bu çağı bin seneye indirebilmek ve ikinci imparatorluğun doğuşunu bu şekilde hızlandırmak En iyi imser olasalık bu Şimdi araya biraz fuller karıştırmak için bir mola vereyim Buradaki fikirleri biraz açalım Fikret alman filozof Spengler'in dünya görüşünizlerini görüyoruz Spengler de yokunuyordur kesin kusura bakbed artık Asimov'a doğrudan ilham verip vermedini bilmiyorum ama İmparatorlukların hatta top yakın kültürlerin Tıpkı organizmalar gibi bir yaşam döngüsüne sahip olduklarını savunuyordu Yani yükseliş, duraklama, gerile iş ve çökeş anlatılarını Bir anlamda evren salleştirdi Birinci dünya savaşı biter bitmez yayınladığı batının çökeşü tahmin edeceğiniz gibi batı medeniyetinin artık son demlerin dolduğunu iddia ediyor İlk bakışta garip bir iddia çünkü batı dünya ise her anlamda açık ara ilerdeydi Fakat Spengler'a göre bir medeniyet belli bir olgunluk seviyesine geldiğinde Askeri genişlemenin askeri üstünlüğün verdiği güvenle her şeyi çözdüğünü sanacak Ve yeni fikirler üretmeyi durduracaktı Çürümenin başlangıcı bu, batıda bu noktada Yaklaşık bir asır daha içteniçe çürümeye devam edecek Ve 21. yüzyılığa girerken kurumların iyice zayıflayacağını Tek adamlığın normalacağını 200 sene de böyle gittikten sonra o medeniyetin öleceğini iddia ediyordu Çünkü ona göre diğer tüm medeniyetlerde 200 senelik böyle bir ölüm süreciyle noktalanmışlar Yok tabii öyle bir şey o kalıba zorlayı zorlayı uydurmuş hepsini Kaderci bir bakış oluşturmuş Dünya savaş döneminin karam sarılığına da uygun gayet Yalnız ilginç buldum bunu çünkü bakıf evrenindeki imparatorlukla epi paralellik var O da dışarıdan bakınca yıkılmaz görünüyor roman başladığında Ama teknolojik ve fikirsel yenidikler çoktan durmuş Çok işin temelleri çoktan atılmış Bir başka ilginç nokta da hayat ölüm döngüsü Yani organizma doğu büyüyor ondan sonra ölüyor 30 bin sene sonra başka bir benzer organizma doğu büyüyecek aynı evvelerden geçecek Belki bu döngü defalarca tekrarlandı Kaçıncı imparatorluk devrindeyiz kim bilir Asimovun en 5-2 kısa hikayesi tam da bu temel üstüne kurulu Nightfall ve kendi favorisi olan Last Quest için son soru Son soru da insanlar ilk defa akıllı bir bilgisayar yaratınca Bir sürü soru soruyorlar ve konu dönüp dolaşıp entropiye geliyor Çılmaz duvar o entropinin geri çevrilip çevrilemeyeceğini soruyorlar Annamlı bir cevap için yeterince veri yok cevabını alıyorlar Sonra zamanda ileri atlıyoruz Daha gelişmiş insanlar daha gelişmiş bilgisayarlara aynı soruyu soruyorlar Aynı cevabı alıyorlar her defasında böyle Artık en sonunda insanlar bedenlerini geride bırakmışlar Kozmik bir bilinç olmuşlar ve bilgisayarla da birleşmiş garip bir şey olmuşlar Evrende yok olup bitmek üzere nihaiyet cevap geliyor Night, ışık olsun cinesis deki meşhurcumda Tak evren tekrar başlıyor Yani diyor ki biz yeterince geliştiğimizde teknolojik ve zihinsel olarak geliştiğimizde Bir sonraki evrenin tanrısı olacağız Zekinci ama biraz da ucuz bir numara Bence Nightfall çok daha iyi bir hikaye Orada 6 farklı güneş etrafını döndüğü için hiç gece yaşamayan bir gezegen hayal edilmiş Bu gezegendeki akıllı canlılar karanlıkla baş edecek şekilde evilmemişler Ve günün birinde fark ediyorlar ki güneşler bir şekilde hizalanacak Saatler süren bir güneş tutulması olacak Bir yandan da archeolojik bulgulardan ve eski efsanelerden Her 2000 sene de bir büyük bir felaketin yaşandığını anlıyorlar Ve mantıksa bir çıkarımda bulunuyorlar Herhalde bu güneş tutulması 2000 sene de bir oluyor Millet karanlıkta aklını kaçırıp etrafı yıkıp yakıyor Medeniyet'e reset atılıyor Bunu bulan grup da o dön güden kurtulacağına emin Kendilerini bir yere kapatıyorlar Ateşler yakarak aydınlanacak Tutulmanın bitmesini bekleyecekler Kalan herkes aklını kaçırsa bile Korudukları biri kimse ayesinde medeniyetlerini kısa sürede tekrar başlatabilirler Fakat tutulma başlar başlamaz bir sürprizde karşılaşıyorlar İlk defa yıldızları görüyorlar Yaşayan kimse daha önce yıldız görmemiş O gücü olarak bizde biraz aldanıyoruz Çünkü kendi gece gök yüzümüze benzeyecek bir şeyler göreceklerini hayal ediyoruz Meğerse onlar kendi galaksilerinin merkezindelermiş Üzden kat ve kat fazla yıldız var etraflarında Işıl Işıl parlıyor her yer Karanlık yüzünden aklını kaçırmayacak kadar hazırlıklı olanlar bile Evrenin sandıklarından çok daha büyük olduğunun Kendilerini çok daha önemsiz olduklarını fark edince Gerçekten akıllarını kaçırıyorlar Ve medeniyet namına geriye bir şey kalmıyor O fosil kayıtlarının Sonra ki ilk el nesileri aktarılan ev sahnelerin bir parçası olacaklar Dön güye devam Ben bunu daha çok sevdim Çünkü bilgi bir ikimini koruyarak Karanlık çağları kısaltma fikri Vakıfın başlangıç noktası Vakıf dediği zaten galaksi deki tüm bilgi toplayacak Dev bir ansiklop edici gurubuydu Medeniyet ağır ağır çökerken Herkes tarihini unuturken Bunlar evrenin bir köşesinde her şey muhafaza edecekler En azından serdinin kendi takipçilerine Ve kendisini imparatorlu bölmeye teşebbüs de yargılayan Savcıya anlattığı hikaye buydu Kitap bu davayla başlıyor Kuşta devlet yakında çökeyecek diye Bilimsel teoriyayı inlarsan O devlette gelirse en üstüne çöker Tıpkı bir orgasma gibi işte kendini korumaya çalışıyor Ansiklop edicilerden kurtulmak için Onlara uzak bir gezegen de koloni korumayızını veriyor Fakat serdinin gerçek planındaki vakıf Evrenin ucundaki pasif bir kütüpane değil İmparatorluk çözüldükçe etki alanını arttıracak Ve bizzat ikinci imparatorluğu yaratacak bir tohum Bunu nasıl yapacaklarını da Gelecek bölümde anlatayım Asimovun doğrudan etkiledi Ve birçok ötesini paylaştı Düğün ile kıyasını Ve son olarak da güncel televizyon dizisini konuşuruz Artık bana inanmıyorsunuz ama Bu hafta içinde hazır olacağına dairiz öz veriyor Bu uzun ara boyunca Uzun güneş tutulması boyunca desteğini Esirgemeyen patronlara ekstra teşekkürler Hepinizin ismini sayıcam Laman Rahimli, Oğuzhan Atasaver Hamza Oğuz Ertuğrul, Yusuf Savru'un Selin Khaledelen, Can Çilingir Selim Sence, Meryem Bayraktar Jengiz Majid, Aybars Atalay Özgür Akçiçek, Emre Köksal Atlas Pera, Elif Koca Taşkın Emre Ersoy Burak Özdemir, Bülent Boyacı Zafer Faydalı, Çağlar Pir Özen Kandıralı, Rıdvanduran Vedal Kürşün, Sezer Sunar Ahadır Batır, Kady Hacı Kurt Tanzer Bilgen, Elad Azizli Erdem Kumtepe, Biraz pişman olmaya başladım Bütün isimleri sayarken Erdem Cümsendik bir şey yok Saali Vinal, Bağını Yerkovan Turkish Mart, Jankar Akuş Aydın Kahraman, Can Emre Yaldız Ve Ali Özbeğ.

Podcast Summary

Key Points:

  1. TikTok'ta Roma İmparatorluğu hakkında tartışmalar başlayan tren
  2. Fantastik dünyaların endişelerden kaçış sağladığı düşünülüyor
  3. Roma tarihine olan ilginin modern toplumları nasıl etkilediği
  4. Isaac Asimov'un "Foundation" serisinin bilim kurgu alanındaki önemi
  5. Bilim kurgunun insanlık tarihine, geleceğe ve toplumsal eleştirilere odaklanması
  6. Asimov'un robot hikayeleri ve psikotarih kavramı arasındaki bağlantı

Summary:

Yaklaşık iki yıl önce TikTok'ta Roma İmparatorluğu hakkında tartışmaların başladığı, fantastik dünyaların günümüz endişelerinden kaçış sunduğu ve Roma tarihine olan ilginin modern toplumları nasıl etkilediği belirtilmiştir. Isaac Asimov'un "Foundation" serisinin bilim kurgu alanındaki önemi ve bilim kurgunun insanlık tarihine, geleceğe ve toplumsal eleştirilere odaklanması vurgulanmıştır. Asimov'un robot hikayeleri ve psikotarih kavramı arasındaki bağlantı da öne çıkmaktadır.

Bilim kurgunun, çağlar boyunca insanlığın gelişimine ve toplumsal dinamiklere ışık tuttuğu ve geleceğe dair fikirler sunmaya devam ettiği anlatılmıştır.

FAQs

Isaac Asimov yazarlık kariyerine bilimsel konularda yazdığı makalelerle başladı ve daha sonra bilim kurgu eserleri yazmaya yönelerek ün kazandı.

Vakıf serisi, Isaac Asimov'un yazdığı ve büyük bir imparatorluğun çöküş ve sonrasındaki dönemi konu alan bilim kurgu serisidir. Seri, psikotarih kavramını ortaya atması ve büyük ölçekli tarihsel ve politik konuları ele almasıyla önemlidir.

Asimov'un robot hikayelerinde kullanılan üç robot yasası, bir robotun insanlara zarar verememesi, insanlara zarar gelmesine izin verememesi ve kendi hayatını koruması şeklinde özetlenebilir.

Bilim kurgu türü, genellikle gelecekte geçen, teknoloji ve bilim temalarını işleyen, hayal gücüne dayalı eserlerdir. Bu tür, genellikle toplumsal eleştiriler yapmak veya felsefi konuları ele almak amacıyla kullanılır.

Spengler'in medeniyet döngüsü teorisi ile Asimov'un Vakıf serisindeki imparatorluk çöküşü temaları arasında benzerlikler bulunmaktadır. Her ikisi de büyük ölçekli tarihsel döngüleri ve medeniyetlerin çöküş süreçlerini ele almaktadır.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.