Program, sanatçının ozan şarkıcı kimliğinin kökenlerini ele alarak başlar. Şiirle başlayan yolculuğu, gitar ve müzikle buluşmuş; Leonard Cohen gibi şair müzisyenlerden etkilenerek, sözleri derin anlam taşıyan şarkılar üretmeye yönelmiştir. İstanbul, özellikle İstiklal Caddesi'nin kültürel ortamı, onun için bir okul işlevi görmüştür. Yazarlık kariyerinde polisiye romanlar yazmakta ve erkek bir yazar olarak kadın başkomiser Perihan Uygur karakterini yaratırken idealize etme veya istisna gösterme tuzaklarından nasıl kaçındığı sorgulanır. Konuşmada ayrıca defter kullanma, el yazısıyla yazma gibi analog alışkanlıklarına değinilir. Sohbet, 31 Atlas adlı gök cisminin Dünya'yı ziyaret etmemesinden hareketle, uzaylıların neden gelmediğine dair eğlenceli ve felsefi bir spekülasyona evrilir. Bu bağlamda, iletişim kuramayan "52 Hertz balinası" metaforu üzerinden yalnızlık ve anlaşılamama temaları tartışılır, sanatçının bu balinadan esinlenerek bir kitap yazdığı belirtilir.
(Müzik) Merhaba. Ben Eylül'üm Kur'an. 3 artı üçü hoş geldiniz. 3 artı üçü de konuklarımla birbirimize üçer sorusu soruyoruz. Keyip bir dinlemeler. (Müzik) Herkese merhaba. 3 artı üçün bu haftaki bölümüne hoş geldiniz. Bu haftaki bölümde konuğum bir müziği isteyen bir yazar. Tunakilem için Tunabey, hoş geldiniz. Ev stüdyama. Hoş bulduk Eylülman'ı. Uzun yıllardır peşinizde olduğumu biliyor musunuz? Farket bölümüştüm. Beşinci sene programın. Herhalde ilk konuku distamdaydınız. Kısmet bugüneymış. Hoş geldiniz. Laik olmaya çalışacağım. Estağfurullah. Ama her şey olması gerektiği zaman da oluyor galiba. Beşinci seneğimizde 200 küsürüncü bölümlerde buluştuk. E güzel de oldu. Ben her üç artı üçün başında olduğu gibi size anlatacağım. Zaten anlatmamaya gerek yok da. Ben deki kaşılığınızı anlatacağım. Kendi dilimi döndüğünce size anlatacağım. Sonra da birbirimize evvelce kesinlikle birbirimizle paylaşmadığımız üçer soru soracağız. Evet. Hazır mısınız? Sınırım. Efendim, Tunakir'im için 1973'de eskişehir'de doğdu. Kuşaktaşım ve müziye, gös ayar sesi yıllarında Leonard Cohen, Blente Ortakçı'yı ilmaşsar alan son Jack Brown ve Tom Bates gibi ozan çarkıcılardan etkilenerek başladı. İlk grubu kumdan kaleler 1996'da kumdan kalelerle denize doğru aybimle yaptı. Aynı dönemde ilk şiir kitabı ayabakanlar yayınlandı. Ve kumdan kalelerinde aldığı 1998 yılından sonra bir dönem müzikten uzaklaştı. Başka başka işlerde çalıştı ki kendisi geçici işler diye tarifliyor o işleri. 2002'den itibaren de Cinamati Atroya bazıları uyarlanan Fransız Ciddan Çince'ye, Arapçadın İtalyanca'ya 17 dildi yayınlanan romanlar yazdı, yazmaya devam ediyor. Gözü tellerde dergilerde köşey yazarlığı yaptı. 2010'larda dönüş yaptı müziye. Şarkı yazarı olarak bu kez dönüş yaptı. 2017-2023 arasında çıkardı. Tunakilemikçi ve arkadaşları Albüm seyirisiyle tekrar buluştu dinleyicilerle. 18 kitabı 6 Albüm yanlış saymadıysam. 18 kitabı 6 Albüm 2 çocuk babası. Evet, bütün rakamlar doğru. İstanbul'da yaşıyor şu anda. 5'te yapmaya devam ediyor, konser vermeye devam ediyor. Ve bana çok acayip geliyor. Bunu konuşacağız zaten ama polisiye romanlar yazmaya devam ediyor. Evet. Bunu konuşacağız zaten. İyi ki geldiğiniz hoş geldiniz evsitiliyor mu? Hoş bulduk. Hoş bulduk. Sizinle evlence paylaşmadığım ilk sorumu soracağım. Hazır mısınız? Hızır mı sanıyorsunuz? Hazırlarını yorum bir sürebilir yani. Peki hala ilk sorum geliyor. Şimdi ozan şarkıcılık, mesela sığından başlayacağım. Beğince kıymetli bir şey bu. Ozan şarkıcılık, geleğine dahi hissettiğinizi söylüyorsunuz. Evet. Yaptığınız şeyin aşıkların yani hal korzanlarının yaptıklarından bir farkı yok. Bana kalırsa. Bunu birazcık biliyorum çünkü aşıklık geleneğinden gelen bir ailenin ferdeyim ben. Ve şimdi bu kısmı beni bu yüzden çok ilgilendiriyor. O yüzden ilk sorum buradan gelecek. Tam olarak ne zaman fark ettiniz? Ozan şarkıcı olduğunuzu. Yani mesela dümdüz şarkıcı olsaydınız olmuyor muydu? Ya da dümdüz yazar. Dümdüz. Şair. Ozan şarkıcılık başka bir gelenek çünkü. Riski de bir gelenek bence. Tam olarak nasıl oldu bu? O geçiş nasıl oldu? Ne zaman fark ettiniz kendinizde bunu? Gitarı ilgilendirme aldım zaman şiiri yazıyordum zaten. Bir de şiir konusunda da bir dinçlidim. Yani babam bana bir model Türk şiri antaliyisi memetfavatın hediye etmişti. Ben böyle 13-14 yaşlarındayken. Oktuğumuz zaman edipçansiver işte turhut yarı ikinci yeni şairlerine, ülkü tameri daha öncesinde, sonrasını işte orhan ve ilisini İsmet Özell'ini falan. Ya da nil gün var marayı küçük iskenderi. Bu model şiiri gerçek şiir hangi seviyeye de olduğu hakkında bir fikrim vardı. Sonra müzik yapmaya başladığımız zaman da tabii hani kıl oldu mu abi diye şarkı sözü yazmayacağımı fark ettim. Yani yazdığım şarkı sözlerinin bir şey ifade etmesi gerektiğini düşündüm. Gerçekten dinlediği müzikleri içerisinde mesela fikir etkisi, lokamı ve bir tane tortaç girin masal alan sönü o dönem küslözlerinin falan çok önemli yeri vardı. Ve müzikle edebiyat birleştiren bir şey olduğunu düşündüm aslında. Ozan şarkıcılık yerine. Ozan şarkıcılığı şair diriler aslında. Yani bugünü baktığımız zaman teyemanda öyle aslında. Yani yazdıkları şeyler şarkı sözünden aslında ötesinde şeylerdir onlar. Tek başına okunduğu taktirdi de insanda derinlemesine bir izbırakan. İşte 5 sene sonra dinlediğiniz zaman da size bir şeyler verebilecek. Böyle daha hayata dair bir şeyler söyleme kaygısı içerisinde daha bir samiyet taşıyan. Kendine karşıda dinleyen kişiye karşı da samiyet taşıyan sözlelerdir. Yani böyle bir şirsal kalitesi olan sözlelerdir yani. Hiç kadını ismi saymadık ama susun ve gaya da hükü meyrağının yapmış olduğu şarkılar. Onların şarkı sözleri de o şekilde dedik. Din ki çok cinisi etçi olmasın yani oradaki ikihendemi isimler listesi. Bundan dolayı da bir tarafta edebiyat bir tarafta da müzik baktım. Bu ikisi benim yakamı bırakmayacaklar hayat boyunca. Çünkü ben kendimi ifade etmek zorundayım. Kendini ifade etmek zorunda hisseden bir çocukdum. Yani daha doğrusu. Dertli bir çocukdum. Dolursu. Yani kolay bir çocuk geçirmemiş bir çocukdum. Yatılı okuldu okuyordum. Yatılı okuldu okumaktan kaynaklanan da dertlerim var. Dairemden kaynaklanan dertlerim var. Hayat gayesi. İşte parasız yatılı okumak. Beyi olunun o zaman ki ortamaya içerisinde ayakta kalmaya çalışmak. Bir erkek yatılı okulunda galtı sırayda işte var olmaya çalışmak falan. Yani bir ergenleyen kendi başına getirdi. Zaten zorluklar, ağırlıkları falan yani kendimi ifade etmek mecbriyetindeydim bir şekilde. Şiir yazabiliyordum ve gitar çalmaya biraz öğrenmiştim. 3 tane akor öğrettiler bana. 3 akorlu ilk besleme yaptığım hemen. Kendinize mi öğrendiniz? Okuldan öğrettiler. Dert esirhalesizini o dönem ki müzik kolu böyle bir mini konservatör alaylılar konservatöri gibiydi aslında. Yani oradisinin tutakya ağabeyleri yeterince yaranabilirsen. Ya da onların getir götürlerini çok fazla yaparsan. Mesela müzik kolunu temizlersen ya da rodilik yaparsan onları anfilerini falan taşırsan. Boş zamanlarını lütfen bir tane gitar çalmaya öğretirlerdi. Sonra biz de aynısını yaptık aşağıdaki sınıfları tabii. Sonra işte 3 sınıflardan bir ağabeyimiz bana 3 tane akor öğretti. Ben o 3 akorla işte aklımda yazmış olduğum 4 tane musrayı bestel edilmemem. Yani hiç öyle teknik olarak çok ileri bir enstrümancı olmak fikri olmadı aklımda. Yani böyle günde 7 saat pratik yapayım da teknik olarak çok ileri seviyede o gitarı çalayım, bir tiyoz olayım. gibi bir bakış açım olmadı. Hep kendi yazdığım şiirleri müzik olarak ifade etmekte içimden gelen dörtü. O yüzden bu ozan şarkıcılık meselesine doğru yöneldi bir zannediyorum. Halk ozanları yıllardak gerçekten bir paralellik var. Sadece şehirde işte halk ozanları işte çeşme başında beklerler nazlı yerlerini, nazlı yerine biz metroçuk içinde bekliyoruz. Ve siz de geziyorsunuz öyle gezginsiniz bir yandanda. Gezi gidiğim hem işte filanör şehir içinde gezmeye seven birisiğim. Şehirler arasında gezmeye de seven birisiğim elimden geldiğince gençlerimi çok fazla gezemedim. Biraz da onun acısına çıkarmaya çalışırmazsın da ama yani tabii şehirde olduğun zaman ve metroçuk içinde nazlı yerine beklediğiniz zaman elindeki enstrüman da farklı oluyor bu sefer hani bağlamayla değil, gitarle bekliyorsun. Ve çok sesli bir mizeye yönelmiş oluyorsun çünkü sonra işte kırsal daha tek sesliği getirilmiş yama şehir istemesen de çok sesliği getirilmiş. Çok sesli mizeye doğru yönelmiş oluyorsun. Bir de benim ergenliğime geçirdim, yatılokulu okulduğum zaman istiklerce atlası tek başına bir sanat okulu gibi daha detektirler. Sınız o döneminiyor. 90'lı yılların ikinci yarısı ve 2000'lerin ilk yarısı olan kısım özellikle. Yani bir taksinden tünele kadar yürüdüğün zaman sanat etimi almış gibi oluyordun çünkü adeta. Sanatçılar ile karşılaşıyorsun herkesi de bir etkinlik var, teatrolur orada, konserlör, kitaf var, bile orada, film festivali orada falan. Ben aslında biraz istiklerce atlasından mezun oldum. Gülbilerim. Yani gül tasaraya kadar istiklerce atlası mezunuyum da aynı zamanda. Ordu sokak mizi, yani de yaptığım sokak festivallerinde de çaldım. Oradaki bütün irili ufaklı işte barlar da kulüpler dedi, sahne aldığım orada benden büyük mizi senlerden bir şeyler öğrendim falan. Fala yani orası benim aslında yetiştiğim yer oldu. Ve şey de mesela, işte müzik yapacağı yere, koltuğun altında varlık edebiyat dergisi ile giden bir çocukdum. Ben böyle diyorlardı, şahir mi olacaksın mizi sen mi olacaksın karar ver bana diye. Ben ama ikisinden de kopamayacağımı anlamıştım. O da işte baktım, Leonardo Koen'in şarkı sözlerine baktım o sözde. Ya bu da benim gibi bir herif galiba dedim. Bat dinin ikilere baktım. Yani yabancı Jack Berelin sözlerine baktım. Birader mi bir soktuk ediyor Rus bir ozan vardır. Yani şey Rusya'nın şeyi olan, Bat dinin olan. Onun şarkı sözlerinin kitabı çıkmıştı. İşte ona baktım. Yani dedim bunda yırifler benim olmak istediğim adamlar gibiler yani aslında. Demek ki ben de şirde netkininerek ve şir yüklü şarkı sözleri yazarak şarkıcılık yapabilirim. Yani bir. Ne bileyim, opera sanatis kadar sesiyet verzem geniş olmasa da. Yani o kadar güçlü sesler çıkarenmiyor olsam da. Hani buradan bağırırım Kadıköy'den duyarlar gibi bir durum olmasa da hani sesimin şey intilası da. Yani kendime dair bir söyleme tarzı aslında geliştirerek. Sadımla ben de bir tür ozanlık yapabilirim diyordum. Çent ozanlığı sözünü kim çıkardı bilmiyorum ama da 90'lilerde atılmış bir kavram ortaya. O sorular da da bizim gibi müziği sienlere albim yapma fırsatı veren adamı zik vardı. Biz de kundan karılar grubu olarak bir konserimiz dinlemeye geldiklerinde dediler biz size albim yapalım ondan sonra diye. Biz de üst üye girdik. İki şarkılarımızı kaydetmeye başladık.
Oldukken tozana, ondan sonra da. Çok şık bir laf. Gerçekten bunu araştıracağım. Kim dedi bunu ilkin acaba? Ama çok da uzak bir dünyada değil. Çünkü ozanlıkta öyle ya tedirisattan geçiyorsun hayatın tedirisandığını. Evet mesela yaşar kurt o zaman çok şeydi. Popülerdi, yaşar kurtum. Korkuyorum anne, yaşar kısakta. Evet. Evet. Evet. Böyle en popülerken tozana aslında yaşar kurt döveli. Sokakları da şimdi nasıl kadıkyo sokaklarına duman dinliyorlar gençler devamlı. O zaman da yaşar kurt dinlerler. Yani şair şarkıcı. Şeyinde çizgisinde olan mesela bu insanlar yaşar tabi yaşça bizden büyük olduğu için abi oluyor biraz. Yani bu insanlar üzerimizde emeği var. Yani hepsinden bir şeyler kaparak aslında ve İstanbul'un içerisinde yorularak istiklalca etmesinde, yorularak oradanın tınırlarından, seslerinden, beslenerek ve işte instrumentumuzda ona göre çalmayı verenerek ilerledik aslında. Harika. Ve çok heyecan biricim. İlk soru sıyorsa sizi de. Şimdi ben burada neden bahsettim istiyorum. Biliyorsunuz. Ne kadar analoğuk bir insan olduğunu zü. İfşay değil mi? Buyrun. Dinleyenlere. Efendim Tunne Bey'in eninde deftiri var. Deftiriyle keremiyla gel. Çünkü her konuk. İzinde de poyzim İstanbul'u yazıyor. İçinci olasanız şehir festi. Oraya ben söyleymiştim. Haydeler gülen abimizin daveteli. Bana beş tane bu deftelerden verdiler. Kullan kullan bitmiyoruz. Ama çok tatlı. Harika, aydeler gülen de konuklarımdan doldu. Selam saygı. Evet. Çok yürümedilerim. Selam saygı. Hürmetlerimiz burada ona. Bunu özellikle söylemek istiyorum. Çünkü benim için şey. Son analoğuk. Benim için de ne? Yani bu analoğuk kuşak dikkatimi çekiyor. Ben. Dijital bir deftarden şu an. Deftak alıyorum. Suresi oralarını sorarken ama. Deftar ve kalem kullanan insanları önemseliyorum. Benim var hala. Benim de deftarlarım ben. Ben de hele yazısıyla ilişkimi kesmek istemiyorum. El yazısıyla yazmıyor. Yani şiiri falan şarkısız yazarken mutlaka el yazısıyla yazıyorum. Harika. Yani kağıda o elini sürtünmesini duantamas içimi gıcık diyor. Şuraya gidiyorum. Yani vazgeçemiyorum. Ben şeyi soracağım ya. Bu 30 bir atlas adlı kuyrukluyordu. Dünyayı en yakın konumundan geçti. Biliyorsunuz. 19 aralıkta Türkiye saatilde 11.30 sularında dünyaya 2.7 milyon kilometre kadar yaklaşmış. Ondan sonra da hiç bulaşmadan dünyaya yoluna devam etmiş. Ben şeyde vardı. Bir çizgi bir çizgi romanda vardı. Uzayda akıllı varlıklar olduğunun eee Charlie Brown da vardı. Yani uzayda akıllı varlıklar olduğunun en büyük ispatı. İnsanlar hiç bulaşmamalarıdır. Yani hiç umutlandınız mı acaba bir uzay gemisi olsa mükeşke 30 bir atlas diye. Çünkü güneş sistemine dışarıdan geldiği düşünüyordu baştan beri ve çok spekler için oldu. Yani bir kendi böyle dünyaya geniş perspektir. Tam bakan birisi olarak bu sefer yırttık bu uzayla geldiler işi temizleyecekler diye düşündüğünüz mü yoksa hiç umutlar mı ediniz be? Çok acayip sonra. Bunu da hiç kimseyle konuşmadım üstelik. Nereden bildiğiniz? Tevafık. Evet güncel işte. Tam 19 aralıkta. Bundan birkaç gün önce dünyayı pas geçip yoluna devam etmiş. Ve içimden de eee eee aynı bunu hani oğluma doslarıma falan en yakınlarıma söyleyebilirdi aslında ama içimden şunu geçirdim. Hadi be. Hadi be pas geçmesiydi. Gene olmadı. Gene olmadı diye. Çünkü çok sıkıldım. Eee dünyallardan. Bir umudun var orada. Evet. Ama yine bu sefer de bulaşmamın yeterli. Bulaşmamın yeterli. Evet. Her yerde doğru zamanı bekliyorlardı diye düşünmedim değil yani. Eee çünkü belki de bir perspektif değişikliğine ihtiyacımız var ya. Evet. Yani belki o perspektifi getirirler. Hani dersiniz. Eee hedi ki ben çeşitlilik ve kapsa icidlik çalışan biriyim. Eee ve eee insancısı eee derti anlatmanın çok zor olduğu dönemlerden geçtiğimizi düşünüyorum. Hani belki eee bir variyete olarak bize anlatabilirler. Eee yer kürenin dertlerine. Paradik mi adı eşikli yaşanır bir de tamamen düşünsene. Senize kültürün yaşayacağı bunalımı. Yani dinler büyük bir krize girecekler. Siyasiyet büyük bir krize girecek. Artık saklanan bir yer bir noktaya gelmiş olacak işler. İnsan ölçekte olan bütün ölçüler yerle bir olacak. Mütiş bence. Evet. Yani tamamen bir sıfır noktasına doğru bizi götürebilirler de ve kestirmeden bir şeyler çözürür dü belki. Mütiş ve bence eee son anda fikirlerinde iştirdiklerini düşünüyorum. Henüz hazır değil insan evladı diye düşündüler bence. Cidhar düşme çıktı aralarında herhalde bir yer. Muhtemelen ve eee galiba eee demokatik bir platformları da olabilir. Hayal etmeye çalışıyorum onu. Ve eee o çok huyla muhtemelen de orada. Evet kabul edenler etmiyorlar. Evet. Mütiş bence. Evet. Evet oradan Trump'un saçlarını gördüklerden fazla geçmişler. Henüz değil dediler bence. Evet. Henüz değil çünkü o kadar kıymetli ki bu dünyada yani bu arkadaşların dünyasında yapabileceğimiz şey. Pakat bu oralar bunlar da bir kıymet bilmezlik seziyoruz. Bunlar şimdi kıymetini bilmezler. Biz gidelim ama geri geliriz diye düşünmüş olabilirler. Bir dört yüz yılda sonra bir daha deneyelim dediler belki. Muhtemelen. Umarım eee umarım dört yüz yılda önce baş kopşionlarımızda olur. Ama bence tam da geliyorlardı da vazgeçtiler. Yolda cahidiler yani. Olabilir. Bir de çok ünüyanı çok gürültülü bir yer olduğunu da görmüş olabilirler. Yani şimdi bize kimse dönüp bakmaz dediler belki de. Şöyle bir baktılar, algoritmalara falan baktılar. Yani ünüyadaki insanların ilgi alanlarının ne kadar başka alanlarda yıldığını biriktiğini gördüler. Ve biz dikkat çekemeyiz diye düşünmüş olabilirler. Dikkat çeksek de kıymet bilmezler. Kıymet bilmezler diye düşünmüş olabilirler. Dört yılda o konuştular insanları ki. Doğru okuyorlardır bence. Evet. Değil mi? Evet yani. Bir dönüşte tekrar bakacaklar herhalde. Umarım. Umarım. Hani bir bakarlar ufak tefekler işlere almışlar mı falan diye. Evet. Farklı bir cisimmiş gerçekten çünkü güneş sistemi dışından en son 2017'de. Umumum diye bir tane şey keşfedin. Bu atlas da bu arada şili de ki bu gök cisimini keşfedan. Teleskopuna daymış. Oradan uluyumuşun 2019'da da neden saatı buri sofalandı başka gibi gök cisimini bu şekilde keşfedilmiş. Fakat en çok ümitlendiren şeyleri. Hatta bazı spekilasyoncu bilim adamları dediler kesin. Hani bu sefer uzaylılar geliyorlar. Bence tatillerinizi falan birinin önce yapın. Sana ne olacağı belli olmaz diye hecanlandıranlar oldu. Ve bizim gibi ümitlendenler olmuş insanlarını içerisinde. Ama başka bakarak aldırdık. Evet. Ben de açıkçası. Dünyalıdan ümidimi sıklıklık hesiyorum. Son zamanlarda. O yüzden. Bir tane uzay yolunda bir bölümü vardı. Aklıma geldik. Kusura bakmayın. Kendi soruma daha çok cevap vermiş oldu mu? Ama uzay yolu filmlerin serisinden bir tanesinde. Gene uzay adeki bir uygarlık. Geza gelene temas kurmak istediğinde. Temaz kırılacak. Dünyalı olarak insanı seçmiyorlardı mesela. Balinaları seçiyorlar. Yani Geza gelindeki en iyileri uygarlık olarak balinaları kabul ediyorlar. Ve ancak filmin sonunda anlaşılıyor. Gizatin adamların derkleri insanla değilmiş. Bizi burada anlayabilecek tek uygarlık var. Balinalar ben de balinalar, Yunusların hayvan olmadıklarını inundurum. Paralar uygarlık gibi diriyor onlar. Geza gelene içerisinde. Mesela onlarla temaz kurmuşlar ve zaten işlerini bitirip gitmişler. O yüzden belki de öyle bir şey olmuştur. Bu beni çok etkiler. Çünkü benim kitaplarımdan bir dördüncü kitabımın kodadı. 50 herçes balinasınıydı. Ya yinlana kadar, ya yinlandığında başarılı bir kadın olduğum için özür dilerim diye. Bir impostr kitabı olarak çıktı bir buçuk kadar önce. Orada ben 50 herçes balinasını anlıyor. Sessizere kalsın balinalarını. Çünkü 50 herçes balinası ona mavi balinle veya kampur balinada diyorlar. 50 herçes balinasının öz 50'i şu. Dünya'nın en yalnız balinası deniyor ona. Çünkü o çok en tesan. Yalnızlıktan kurtulmak için yüksek sesle, yüksek frekanslı bir sesle etişim kurmaya çalışıyor. Ama duymuyorlar onu. Duymuyorlar. Kimse duymuyor 50 herçes balinasını. O kadar ses çıkartmasına rağmen. Ne kadar şeizini bir balinasını. Çok şeizini bir balinasını. O yüzden ben de o kitabın adını iki yılda falan yazdım. Onu bir araşma kitabı dalsın da ama 50 herçes koymuştum. Sonra editiyorum, sevgi önder abayda. 50 herçes tamam hep buna bu kodisinde veriyoruz ama 50 herç balinasının anlamaz insanlar. Başka balinası da mı duymuyorlar? Duymuyorlarmış onu. Ben de kendi bir 50 herçes balinasına benz ettiğin bir dönemde bu kadın araştırmasıyla yıdı. Boraşma yaptım ve bu kitabı yazdım. Bir çok 50 herçes kadınla tanıştım. O araştırmayı yaparken. O yüzden bu benim için çok etkileyici gerçekten. Belki 50 herçesinde anlaştılar işte geçen göksün. Evet değil mi? Ve ondan sonra da zaten başka kimseyle muhatap olmaya gerek yok diye bir devam et. Basıp gittiler. Evet. Ne aynı var? Sen görürken başınızın çağırışına bakın. Zaten insanla değil de derdi. 50 herçesinde değil. 50 herçineydi. Harika. Bu da bana umut verdi. En azından bir. vişful tinkinik oldu evet. Evet yani. Evet bu da bir temenliği. Geldik benim ikinci sorma. Hazır mısınız? Evet buyrun. Şimdi. kitsaplara dönüyorum. Meyizun cinayetleri, Perin'in ölümü tehlikeli şarkılar. Evet. 3 ile mey'e geldim yani. 3 ile me diyebiliriz ben. 4 ile mi oldu şimdi? Bir de kumar bazı. Kumar bazı da var. Ayrıca. Geçer ya. Evet. Şimdi 4 ile 4 ile ne var şimdi? Şimdi bunları bir yere getiren bir hat var. Başkomiser Periyan uygur polisiyesi. Evet. Hatta bu bana çok acayip geliyor. Neden? Erkek yazarların. kadın karakter yazmasını riskli görüyorum ben çünkü. Bu benim önyargım olabilir. Çünkü erkek yazar kadın karakter yazdığında. ya idealize ediyor kadını. Bunu bir kadın okur ve bir kadın yazar olarak söylüyorum size. Ya da istisine alaştırıyor. Evet. Bunun üzerine çok düşündüm. Size çalışırken. Periyan uygur. -Üzerine çok düşündüm bu arada. -Evet. Son döndüm mesela çılgık üstüne baktım Feride'ye. Reşat Nur'i aslında çok iyi de halleştiriyor Feride'yi. -O ama. -O bir melekleri. -Ya, bir oraya bir oraya bir oraya. -Döv. -Döv. Sonra döndüm. Mariye Pudere'ye baktım. Sabahattin Ali, Gürük Mantoluma da ona. -Bu da ikonikleri yani. -Çok ikonik. Kadın özgür. Ve aslında erkekiz özellikleri de var ama toplumdan kopuk istisine orada da. Son yayıya baktım suçmayacağız ha. Dostda Efske. O da kusursuz bir ahlaki varrolduş yani. Raskornikof Bicdan'nın aynısı olarak görüyor adeta. Oğlum böyle bir riske olduğunu görüyorum burada. Siz. Siz Peran uygunlu. Bu iki tuzaktan nasıl kaçırdınız? Çünkü kaçırmışsınız. O, o tuzaktan yani. Bayağı bir kadın ikahiresi ve etrafındaki. Etrafındaki akranları falan, ekip arkadaşları bir tane Peran yok. Biz türlü kadınlar burada ekosistemde. -Evet. -Şunu söylemek isterdim yani. Yavaş ya biz yazalım bu kadın ikaheleri. Neden siz yazıyorsunuz falan ama bayağı olmuş yani. Nasıl kaçırdınız bu risklerden, tuzaklardan? -Eee. -Kitabı ilk okuttuğum kadın yakınların sayesinde. Yani kadın eşimi dostuma okuttuğum ve o kadar acımasıca iliştir. -Gel. Yani öyle sert girdiler ki. Kırmızı kalemleriyle, kitabın ilk taslana. Bu böyle olmaz, şu böyle olmaz. Kadın böyle davranmaz. Kadın bir odaya girdiği zaman ilk oraya bakmaz işte. Kadın iç gidisi böyle değil. Bu bir erkenin aklından çıktığı bu sahnenin çok belli. Erkek tarafından yazılmış da benziyobusu. Yani inanılmaz acımasız. Editerim hilya balcı başta olmak üzere. Yani. Beni acımasızca iliştiren. Kadın arkadaşlarıma borçluyum aslında. Çok sert eliştirililer ve ben korkudan oturup tekrar teklare yazmak durumunda kaldım. Ensenin de oraya çıkan şey onlar tarafından "Hım, evet olabilir." diyene kadar. Tekrar teklare yazdım yani. Ve. Yani bir yerden sonra da artık da bir şey de güvenmek zorunda kalıyor. İnsan gücütler, filober, madem bovarı benim demiş ya. Madem bovarı semoğa. Hani çok sordukları zaman. Kim kardeşim bu madem bovarı bu kadar yazdın. Tabii çünkü paklamış Fransa'da ve herkes bu yasak aşkı yaşayan taşırılık kadının kim olduğunu merak etmeyi başlıyor. Yani magazin dedikodu suçluyum olarakydım da adam diye. Yani şu anda madem bovarı semoğa demiş yani. Benim. Bir deç var. İnsanın kendi içine baktığı zaman gördüğü şeylerde var. Kendi kadın yanımı keşirtmeye çalışma hevesim de var tabii işin içerisinde. Ama tabii ki on da olan eksikleri ilk tasnakları okayan ve bana gönüllü editörlük yapan bazıları. İşte yayın sektöründen bazıları ben başka yerlerden kişiler. dan çok samimi bir şekilde eleştirmelerini istedim. Onlar benim istediğimden de samimi bir şekilde eleştirdiler sağ olsunlar. Demek ki tabi iyiliğini istiyorlarmış. O sayede böyle düşündüyseniz çok sevindim. Ve bırak mıçaksın Serhade? Başkomiser Periyano. Bırakmayı düşünmüyorum. Sevdim ben başkomiser Periyano. O biraz da şey benzi işte bu 80 yıllardaki Periyano abladi dizisindeki Perran Kıtman geliyor benim hayalimi. Sanki onun cinayet bir rüda başkomiser olmuş hali gibi. Yani bir taraftan ona benziyen karakteri özellikleri. Çünkü o karakterin yıllar sonra dönüp baktınız hani bir tane temel sorunu vardır. Herkesin iyiliği için çabalar kendisini dışında. Çok tipik bir el iki herçisi benzettim zaten başkomiser Periyano. O yüzdenydim. Bunu ben yazım alayım aslında. Niye bir erkek yazmış ki? Siz daha güzelini yazarsınız. Yazılmam ne kadar riskli bir alan. Polisinin evet. Ne kadar zor bir şey. Şurada bir yatılmasından kanaklanan tabii şeyleri var, köşedir var ama bunlar şey yapılarak, pratik yapılarak aşılayabilen şeyler. Bizim başkomiser Periyano'nın temel özelliği aslında bu patolojik bir soru nasıldı. Yani bir insan için başkalarının iyiliğini devamını düşünmek bir tek kendi iyiliğini artanemek ve ihmal etmek. Kızı için uğraşıyor. İşte iki parçaları içini uğraşıyor, kocası içini uğraşıyor. Mahalledeki tanıdıkları için uğraşıyor. Hatta bazı şeyler için hani şüpheli haksız yeri şüpheli durumuna düşmüş olan insanlar içinde uğraşıyor. Cinayeti çözmeye çalışıken bir taraftan. Bir tek kendi iyiliğini ve kendi mutluluğunu ihmal eden bir karakter devamında. Bu dramatik geldi bana. Yani aslında bu şeyden Periyano'a kurtmanın canlandırdı o Periyano'ya da bir karakterini. Ben o yaşta anlamamıştım. Tabii yetişkin olmadığım içininiz. Ama en önemli karakter sorunu buymuş. Merse, bu gerçek bir sorun yani. Başkomiser Periyano da psikoloğa söylüyor zaten. Yani böyle bir sorunuz var sizin gerçekten diye. Bu romandaki kadının yani başkomiser Periyano'ya ümünün de aslında karakter sorunu bu. Yani bu daha çok bir kadında olabilecek bir sorun gibi geldi bana. Yani erkekler bu kadar diğer kan mı denir? Diğer kan, diğer kan olmazlar gibi geliyor bana. O da şey yaptım. Bir değer katı tabii ona. Yani dediğinizi gerçekten çok sevindim. Bir dairece kadın olmaları tabii bu karakterlerin ekibinde kadın olması. İşte erkek'e gemem bir dünyanın içerisinde. Yani polis dünyası, de erkek'e gemem bir dünya. Onun içerisinde bir taraftan da kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarıyla uğraşıyorlar. Bir taraftan da dosyayı çözmeye çalışıyorlar. Cinayeti çözmeye çalışıyorlar. O da işte bir katman getiriyor hikaye tabii. Yani zamanda. İşte o yüzden bir ke ben erkeklerin de feminist olması gerektiğini. Evet, feminist'im diyebilirim. Aslında sizinle ilgili buna ikna oldum. Bütün bu seriide. Son kitabı bitirmedim, sesli o sesledin diyorum. Çünkü hala zamanım var. Sesli kitap da burada. Lütfen sesli kitap seviniz efendim. Ayatımızı çok renklanderen bir unusur. Fakat şuna ikna oldum dedim ki. Yani ancak bir feminist erkek aslında satır aralarındaki camdovarlar, camtavanlardan den vurabilir. Çünkü aslında bu bir karıya arkadını. Bu bir maaşlı çalışan aslında. Memur mu yani? Memur mu? Yani. Ve çok eril bir ortamda. Evet. Bir maaşlı çalışan bu insan. Ve belki de kadını olduğu için hak ettiğini alamamış. Hala başkomiser yani. Evet. Şeyi olamış. Asa aşığı bir midir olamamış. Emniyet midir olamamış ki. Periyanın durum o çünkü kimseye ev alıyor yok. İşin yapmak dışında, teşkilat içindeki güç dengeleriyle siyasi oyunlarla falan hiç ilgilenmiyor. Çünkü onun işin tek önemli olan şey. Dosiye çözmek. Takıntılı da bir insan. Bütün iyi polisi yoroman karakterleri gibi. O siyasi denge oyunların içerisinde hiçbir zaman girmemiş olduğu için. Daha kettiği terfiyle alamamış. İki bini de böyle kadınlardan kurmuşlar. Evet. Hakkı yenmiş meyamır kadınlardan oluşan bir ekibi var. Bu itibarladı şöyle düşünüyorum. Şöyle bir kanın var. Umarım genelleme yapmıyorum dur. Ama iyi bir okur olduğunu düşünüyorum. Okurun namzını tutmak ve okur demografisini de araştıran ve merak eden biriyim. Kadın okurların polisiye randırısına biraz daha uzak durduğunu düşünmüşümdür hep. Bence başkomiser Periyan kadın okura bu tarzı sevdirebilecek bir kahraman. Okurlu da size. Yakın sayabiliriz belki ha. Teşekkür ederim. İlk fat kabul ediyorum Periyan adına fakat öyle değil kadınlar daha çok polisi. Öyle mi? Kadınlar kitabı okuyorlar zaten. Doğru ha. Kadınlar kitabı okuyor zaten. Evet. Bu bir gerçek. Ama sanki biz daha az tercih ederiz. Hisiye atım var. Ya polisiye okuyorlar da kadınlar. Yani bir en tevzans. Ben özellikle hani kendim tabii polisiye okuyorum. Genelinin evveli çok severiz. Ama kendimi yazmaya başladıktan sonra polisiyeyi okuyorlar. Yani o kıyanların kadınlar olduğunda çok fark ettim. Benim çevremle de o kıyanlar kadınlar genellikle. Yani kadınlar polisiye daha çok şey yaparak hani biraz da. zekaya hitab eden bir tür polisiye aslında. Yani okurla yazar arasında bir oyun gibi bir şey. Bir taraftan karakterler arasında bir olayörüsü geçiyor ama. bir taraftan da kitabı yazanla okayan arasında devamlı bir oyun var. Esnasında kadınlar bunu da çok hakkını veriyorlar okurlarken. Acaba genel olarak her şeyi daha mı çok okuyoruz. Biz bilemedim. Yani geçen bölüm nereden bilin de sevgilin. Alfergin konuğumdu o da. aslında intisan bir tariz yani ona da polisiye mi diyelim? Ne diyelim? Tarihi roman yazıyor aslında. Türkiye'nin Denver'a onu deniyor ona da. Ve aslında böyle bir matematiği olan bir iş yapıyor. Ben Alfergin bölümün yayınladığında okuyar çok kadın okurdan da mesaj aldım ki. Tarife ile ne kadar iyi yaptınız işte. Neyi bir konuk oldu falan. Sonunda bir şey. "Ama acaba ben yanılıyor olabilir miyim gerçekten? Kadınlar demek ki bu matematiksel kurgulur falan seviyorlar." Ama tabii genel olarak biz okuyoruz. İyi içeriye kadın daha hızlı ayır edebiliyor. Bu bir gerçek üç artı üçün de dinleyicileri ekstra yakına kadın zaten. Baktınız ama şimdi. erkek arkadaşlar bu da şey yapmasınlar ama. yani müzikleri de kadınlar dinliyor. Birimler de kadınlar seri diyor. Tiyatroya da kadınlar gidiyor zaten. Bileklere biz alıyoruz yani. Birini götüreceksin ki. Siz döndürüyorsunuz. Bende haller. Biz bir et alıyoruz değil mi? Kitabı da biz alıyormuşuz. Bu arada araşımlar on da gösteriyor. Kitab evlerine gidip bir de online spaçlar. Genelikle mesela ben gece çaldım. Gece çaldım. Kulüpler diye de mekanlarda. şey fark. kadınlar geliyorlar genel dinleme. Kadınların kolarından tutup sürpilediği eştirileri sevgilileri geliyorlar. Onlar zaten iki üç sarkıda böyle diyor. Üst zorla geldik mi diye. Bakalım ne şarkı söyleyecek. Bize bu dedik falan diye gelmiş olanlar var. Üçüncü şarkıdan sonra bu şarkıda mı bu adam bulmuş? Fala çünkü ben biraz şeyimdir. Aa bu şarkıda mı bu adam bulmuş? Siz gerçekten aa bu şarkıda mı bu adamınmış? Bu adamınmış delen adamı bulmuş. Denen kişisiniz. Evet. Evet. Kittikten sonra bakıyorum herkeklerdir rahatlayarak. olayı gibi.
-Mesela ilk aklıma gelen bence birçok insanın bilmediği bir şey olabilir bu. Mesela bir müslüm görsesi şarkısının affetini sözlerini yazansın. Benim en sevdiğim müslüm görsesi şarkısıdır bu arada. Mesela bu ilginç geliyordur değil mi? -Bunu söyleyince, erkekler şöyle bir dönüp tekrar kontentere oluyorlar zaten. Ama bu hâdî ya, falan diye bir şey oluyor. -O enerjiyi alıyorum anlardan. -Diyor mu? -Ben de mağaz ona göre bir yere koyuyorum şarkısını almasın. Doğun iki ilk iki üç şarkı da erkekleri böyle şey yapıyorum, gözlemliyorum böyle. İşte geldik, sevgilimiz bozulmasın diye ama bakalım. Bu gece nasıl geçecek bakalım falan derlerken böyle bir işi diyorum. Üçlet için yazmış olduğum şarkı işim size. Nasıl yani? Falan diye bir doğrudukların masalarında şey yapıyorum. Ondan sonra gece dağı rahat geçiyorlar. -Ne mazlam bir deneyimdir bu da. -Alan Ramü teyresi'nin. -Evet. -Benim için çok ekonik bir figür. -Çabuk orjinalı için. -Canlı izle ve fırsatım olmuştur. -O şarkının hikâyesi zaten. -Kendi başına bir macera. -Habuki sorularım içinde bu yoktu ama araya sokacak mı onu? -Yani ben 2005 falan gibi bir yılda Haydar Paşa garimde tek başıma kahve içerken eskişere gidecek mavi treni bekliyorum. -Eşimden de boşanma aşamasını demir. Çok mahçubun kendisine karşı telefon çaldı. Açtım, Murat Hanmungan arıyordu beni. Hemen hazırola geçtim. Murat Hanmungan arıyor diye. Heyecanlandım. -Dedi ki Tunadediysen bir sen micisin oldun? -İçin senden bir şey isteyeceğim. -Buyrun Murat Hanı abi dedim. -Biz dediğimiz tüm gürsesi bir proj yapıyoruz. -Ben dediğim bildimiz müstüm gürsesi. -Çok ki o günün algısına gırı Murat Hanmungan niyereymiştin gürsesi niyere gibi bir durum var. -Evet dedi. -İşte yabancı şarkıları Türk şairler söz yazacaklar. -Sen de seç bir yabancı şarkı Türkçe söz yaz. -Mustim baba söylesin böyle bir proj yapıyoruz dedi. -İyi ben de mi? -Gemekti vagonu da bir eçilebilen güzel günlerde geçiyor deyik ya. -Çünkü defter açtım içiyorum bir tane fethten düşünüyorum. -Özü dilemem gereken bir kadın var aklımda. -Tren hareket etmiş, gebi ziyememize gelmişiz artık. -Gayip'ten şeyi duydum. -Gençken gitaret çalışsa ölemeyi çok sevdiğim bir rembov şarkısı vardı işte. -Den, denen, denen, denen, denen. -Den, denen, denen diye. -Sanki böyle üstüne çok Türkçe yazılabilecek. -Münörtonda bir şarkıdır o çünkü. -Onunla, sonra işte eğer seni kırdıysam darıl bana ama bir gün gecem tutarsa güneşi çevir bana sevgilim bavaşla biraz zor olsa da diye. -İşte o sözleri yazdım. -Sonra. -İzinin alınması biraz ufsyrdü yani İngiltere'de şarkının ojinal bestecilerinden falan. -Sonra müşterim babada seslendirdim ama öyle bir seslendirdik zaten başka kim sonun gibi söyleyemedi. -Gerçekten. -Arabalarımız da dvdleri, cd'leri daha doğrusu, cd'leri takıp dinlediğimiz yıllarda ve benim arabamda o albüm o kadar uzun yıllarda çabuk. -Çok hiçbir albüm baya kadar uzun yıllar ama. -Evet, doğru, doğru çalmış. Yani cd arbalar, cd'ler arabadan kalkana kadar. -Evet, neredeyse o ve cd'ler arabadan kalkana kadar hep o döndü durdu. -Çok iyi geçmiş bir süre. -Bunatan Yunatan'ın gönü değişik fikirlerinden bir yani sanatahediyeti. -Evet, bence. -Cağesinde ben de böyle bir şarkı yazmış oldum yani. -Ve müslüm gürsüsü gerçekten çok geniş kitlerlerde müslüm gürsüsü karnışılık bulduran çok özel bir projeydi. -Gülhane parkından babil önemli bir sesle taşıyan projeydi aslında diyebiliriz. -Evet. -Ah nefis, nur içinde yatsın. -Ve, gerçek sizin tüm sorumu sağolsun. -Evet, bu arada yeni kitabınız Cetfer hayırlı olsun diyelim. -Çok teşekkür ederim. -Çıktan çıktınız, ben de sorayım o zaman. -Sağ olun. -Teygirim dörtte evrı dederi oluyla repörtaj yapmışsınız. -Beş yıl önce hayatına sıfırdan bir çizgi çektiğin bir gece doğdu diye. -Denemek tabo çok ilginç, çünkü deneme çok unutulan bir tür günümüzdeki bir geliyor bana. -İnşallah deneme yazı yazmayı, deneme diye bir türün olduğu gibi, bu türün nasıl kendine göre kuralları olduğunu aslında kolay zannediliyor yazı. -Ama deneme yazmak çok zor bir iştir. -Aslında çok alakası bir yere bağlayacağım da bir yerde diyorsunuz ki söyleşti de, -sanki hep vicdanın üstelik bir toplum burada sonra bir anda boğulduk gibi konuşuyoruz ama bu doğru değil demişsiniz. -Sanki biz eskiden hani 20. yılda süper bir toplumduk Türkiye'de diken siz gül bahçesiydı ama -20. yıldınca yılda bunlar geldiler ve Türkiye bu hale geldi. -Gibi bir algı var, biz yaş takilerin gençleri en pozitikler ama bu doğru değil tabii ki yani biliyoruz bunu. -Bunda biraz nostajinin de etkisi olduğunu düşünüyorum ben. -Yani geçmişidir. -Aa o eski günler ne güzeldi mesela şeydir bu 90'lı yılların, paços paços şarkıları vardır. -Bunu böyle ah ne güzel yılların sayı yıllar falan diye dinleyip dans edildiğini sanır. -Hayır değil de o yıllar çok güzel yıllar yani biliyoruz. -Başka türlü Türkiye'de şeyler vardı saçmalıkları vardı. -Acibap bu nostajı dediğimiz şey nostajı insanın kendi gençliğini özlemesi mi aslında? -Nostajı kadar büyük bir tuzak var mı? -Bence çok büyük bir tuzak. -Kendi gençliğini özlemesi olarak biliyorum nostajı insanı. -Böyle bence çok anlık bir resel bir tatbini oluş. -Şimdi aynıye bakıyorsunuz. -Yani 21 yaşında insanın böyle gene monotanmukların bir sözünü söyleyeceğim. -Böyle aynı adak kendisini mükemmel gördüğü bir yaş vardır insanın diyor. -Bi hep aynıye baktığında onu görmek ister insan. -Ama tabii ki yaşilerle diçe o kaybolur ama biz onu gördüğümüz zaman sanki dünyada daha iyimiş gibi hatırlıyoruz. -İşimize öyle geliyor. -Yani şeydir ama sana bu adıyla, Naşit, Münir Özkül filmlerine, serede "Aa o eskiden ne güzel insanlar var mı?" -Hayır yetmişti yılları. -Yani Türkiye'de yetmiştirdilerden her olduğunu bilen biliyor. -Hayır o filmi çekerken artemiyeğimizin settekilerin haptığını da herkes bir bir yani. -Öyle bir naiflik yok ortada kesinlikle. -Ama şeyler işte eskidikçe mesela bugün rap şarkıları var insanları çok tepki gösterdi. -Girmiyorsan onlardan nostajın esnesine dönüşürüz hiç şaşırmak. -Dönüştür. -Ney güzel "Hav" diye şarkılar yapılıyormuş o zaman. -Şimdi "Ner" diye falan denilebilir belki. -Bence böyle bir dandiklik var. -Acı bu insanın kendi gençliğini özlemesinler mi kaynıydı? -Ben önce çok özlü bir şey söylediğiniz nostajı da bir dandiklik var. -Ben bu nostajı tuzağını düşmemeye o kadar özen gösteriyorum ki çünkü artık yaşımız tam nostajı tuzağını düşmedik yaşları oldu. -Evet. -Aynaya baktığımızda gördüğümüzde bizde çok nostajik bir hatta doğru götürebilir. -Tamam, olarak bu yüzden deneme yazmak istedim. -Önce bunu söyleyeyim yani deneme. -Deneme, nedir onu bir hatunu tabi bilir miyim? -Evet. -Önce şunu söyleyeyim. -Ben küçükken monteyinin denemelerini okuduğumda söyledimiştim. Gerçeğini ne zaman yazacak acaba? -Hah ha ha ha ha. -Hâlâ deniyor. -Niye deniyor ki? -Hâlâ ipokuldan mıydık, ne bileyim bizim herhalde müfredatta vardı, biz ipokuldanken. -Açın. -Çok ortalıklarda artık kafam basıyor duyan denemenin ne olduğunu. -Cem, cem ki tabiivinden çıkartması. -Evet değil mi? -Onu sen ki her bizim kuşak öğrencinin çantasını bir monteyin denemeler girmiştir yani. Sonra ben işte edebiyat okuduğum üniversiteyi falan, ben kavradım ben denemenin önemli bir genre olduğumda. -Sen senin için de denemeler diye. -Evet onu denemeleri vardı. -Ben sanki bunlar deniyorlar, olmadı. Bunun bir baştan bir daha yazayım. Sen eğer başka bir şey yazarım falan diye düşünüyordum ama aslında bu essay for mu? -Evet. -Françlısınız siz daha iyi söyleriz. -Leyse. -Evet. -Buyur, bu essay for mu? -Ben bundan çok etkilendim ve 16. yüzyıldayazmış yani adam denemeleri ve orada. -Orada monteyin bunu yalnızlığında şöyle bir şey söylemişti onu okuyarak sorunuzda cevap vermeye başlayacağım. -Benim benim bütün çabam kimseye muhtacı olmadan yaşamaktır. -İnsanlar hiçbir şey mi? -Almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar. -Hicbik ötürüketmezlerse yeterince iyilik etmiş olurlar. -Sonra baktım ve böyle bir form galiba demeye başladığım büyükken. -Evet. -Asayız bir şey enpoza etmiyor. -Bir fikir enpoza etmiyor. -Didaktik değil, nostajik değil, futuristik son dönemlerin ifadesiyle değil. -Her neyse o. -Kendini ortaya koyuyor. -Ve kendini ortaya koyuyor. -Ve bu bana çok iyi geldi. -Çok iyi geldi. -Yani çok hatta tutan insanın merkezinde tutan. -Aslında beriye olmakla öyle kalı bu. -Aydınlanmaya, ortaya için, nurla ata şöyle derdi. -Aydınlanma sonucu ortaya çıkan bir rein, kendini ortaya koymasıdır dönemediyordu. -Çok güzel bir tabi. -Dolise ben de edebiyat formunu da bir şey yazmak istiyorum. -İlk dört kitabım, araştırma kitabı ama hep araştırmaları anlatıyla bağlamaya çalışıyorum falan. -Ama bir tane de gerçekten bir sadece edebiyat formunu da bir şey yazmak istiyorum. -Beşil falan sürdü bunu yazmam. -Tünki hiçbir şekilde kişisel gelişim kitabı yazmak istemiyorum. -Didaktik bir şey yazmak istemiyorum. -Ama en önemlisi nostalciki bir şey yazmak istemiyorum. -Gerçekçi bir şey yazmak istiyorum. -Gerçekçi dingin ve o sırada diyoceni düşündüm. -Mumon teyini düşünerek başladım, bu formu oluşturmaya. -Adan 16. yüzyılığa yazmış denemeleri. -Sonra diyocan, miyilattan önce 4. yüzyıl. -Fıçısındaki diyoceni düşünün. -Evet. -Adam sadece şöyle bir şey söyleyin. -Görgü etme başka ihsan istemem. -Bişin opluyduydu mu o? -Bişin oplu diyocan. -Sonra kafam da hep bununla düşünüyorum. -Yahmet sana diyocanle monteyin arasında 1900 yıl var. -Yani. -Vasını çok aynı şeyleri söylüyorlar. -Niye deneme ölüyor ki? -Yani kimseyi bir şey, empurze etmemeye gayret eden. -Mercisi çok kuvvetli bir yazın biçimi olan deneme. -Yani. -Yaşamalı diye düşündüm. -Ve bende deneme formunda o yüzden bunu oluşturdu. -Kimseyi akıl verme falan üzerine yazdığın bir şey değil. -Nosla acık biri değilim diyor. -Nosla acık biri değilim.
değilim ayrıca. Gerçekçiyim. Ben araştırmayacağım her şeyden önce. Ama bu arada Teyim Dört Söylesi'nin Refenz Ercidiniz için ne teşekkür ediyorum. Teyim Dört'e ebriye çok teşekkür ediyorum. Çok. Söylesi çok dedinlikle olmuş. Evet güzel bir şey diyorum arkadaşlar. Çünkü biliyorsunuz ki bu iş bizim verdiğimiz evaplardan azalete bu iş güzel sorusu ormakla çok hayal kılı. Onun için röport zerceleri, sayışı yapanları çok önemli mi suyuyorum. Katman katman açıyor o sorular çok güzel yorumları alıyorum ben de o Söylesi değil gire. Orada bu söylediğim gibi bir sene böyle yirmi yılda falan bu hale gelmedik. Yirmi beş yılda izan kaymadı. Cetfer'in ne espirisi şu. Ben bir Cetfer'e ihtiyacı olduğunu düşünüyorum insan evladının. Ve Cetfer'ler neden birden başlamıyor da sıfırdan başlıyor diye çok düşündüm. Çünkü doğru ölçü yapmak için sıfır bir sıfır alman gerekiyor yani. Bir yerde sıfırdan başlamak gerekiyor. Sıfır anaya koyacaksın. Ben mesela sıfır a vicdanı koydum. Ama hep de şu soruyu soruyorum yani biz çok vicdan perver bir toplumdukta. Doksanlar gerçekten mükemmel de de biz biz bir yerden sonradan sapıttık ayarımız kaçtı. İzansız bir toplum olduk. Valla öyle değil. Bizim problemimiz şu bence. Nostancıya bu kadar düşmemizin sebebi de şu biz belleki siz bir toplumuz. Toplamasal belliyi itiriyoruz. Ve bu yeni bir şey değil. Ama doksanlarda belki daha iyi bir şey var değilse o da bu seviyede bellek siz bir toplum değildik. Üstelik daha az digital kaynaklarımız olması var. Siyir miydik hakikaten ya? Bence bu seviyede değildik. Biraz daha iyiydik yani. Önce kinesirlerden öğrenme. Önce kinesirlerden rol modeller alma gibi kovlarda değil mi? Yani geçtiğiniz sizin kendi sanat yolculuğunuzda geçtiniz tedir saat bir düşünün. Doğru evet. Meraklıydık yani önce kinesileri. Bu da bir belliğin canlı kalmasını sağlayabiliyordu. Şimdi biz dün yediğimiz yemeği hatırlamıyoruz ya. Ben onu gençken de hatırlamıyorum. Yani dün öğrendiğimiz dersi de hatırlamıyoruz sanki. Yani her yer çok gürültülüyor. Ortağım çok gürültülür. Şimdi gide zaman taş bu. Ama ama eskiden de her şey harika edip alan değil mi yerim? Sizin ve benim gençliğimiz beyaz torosluğurlu sokaklarda gördüğümüz yıllardır. Çocuğumuz sivas katlı oksanlar. Sivas katlı yamını gördüğümüz yıllarda. Ve ya dünyanın da çok enteresans reçlerden geçti. Yıllardır tabii. Yıllardır yıllardır yamı. Evet. Figistin çelişkesinin başladığı yıllardır bunlar öyle değil mi? Dolayısıyla biz bunları da o zaman tek kanalı televizyonlarda izliyorduk. Ve belki bizim de umudumuz kırılıyordu. Canımız acıyor. Ben hatırlıyorum bunları. Yine çaklan yayınlanan savaş kömürfesi savaşı. Körpes savaşı. Değil mi? Doksanların başı. Evet. Radyoları dinliyorduk. Evet. Okulları sıralarımızda. Ne olacak diye. Dolayısıyla aslında her şey harika ede birden bir de böyle olduğu diye bir şey yok. Bence nostalici insanın hayatını sorumluluğunu almaması ila da ilgili bir şey. Geçmiş öğrendik. Geçti. Bitti. Ve bugün eğlenmeli kaalimizde engelliyor. Eskiden. Ha güzeldi. Eskiden daha romantikte. Eskiden biz komşular birbirimize çok daha bağlayıdık. Çok daha seveceğim bir toplumduk da bugün böyle değil demek. Sanki edilgen bir hal ve sorumluluğu omuzumuzdan hatırlıyorum. Yediyecekmiş insanlar gibi mesela yirmi beş yılsın. Aaaa o iki bin yirmilerine güzel yıllardı. Iştani güzel botox yaptırdı. De herkes yüzüne. Dudaklarına şişirti. Işte şimdi niye böyle olduk? Keşke o günlerde yaşasaydık. Falan dedirticekler insanları herhalde o zamanda. Bu bir örüncü yani. Bir de şöyle bir şey var. Şimdi aklıma geldim. Afedayız. Sözünüzü kez. Eşti oldum. Dünyada dümenin başında hangi nesil varsa o neslin gençliği nostacı şeyi oluyor. Nostacı modası oluyor. Mesela bizim gençliğimizde de bir altmış sekiz kuşan modası vardı. Artıklar mısınız? Tabii. Tabii. Dünyanın başında bilkli intim falan vardı o zaman çünkü altmış sekiz kuşanından gelme liderler vardı. Dünyada böyle böyle altmış sekiz nostalysa rüzgârları eserdi devamlı. Şimdi de bizim nesil geldi. Dünyanın başına yaşayacak gülüyorum. Benden daha genç dünyalı liderleri olmasına sebebenim çok garibime gidiyor artık. Ama alıştık yer sonuçta alışacağız. Ve bizim gençliğimizi yaşadığımız dönem dünyada o 90'lı yıllar nostalysa modası var o yüzden. Herhalde böyle şeylerin köşe başlarında olan tiplerin gençliği hangi dönemse o dönem pompalanıyor nostalysa şeyi olarak anlatabildim mi yani? Bu bence çok mantıklı zaten bizim kuşak çalışmalarında da çok dikkat ettiği bir veridir bu. Her kuşan kendi zamanını en iyi zaman olarak güzellemezsin. Başkalarını güzellemez yani. Evet. Ve böyle bir güzellemeler oluşur. Ha bu ki ben ne diyorum ki? Güzelleyim, yerim lanetle mi yerimde? Bağlam
'dan kopmayalım. Bence bağlam her şeyin üstünde. Güzelleyce. Değil mi öyle bir halimiz var? Bu iyi geliyor demek ki. Ne diyenin başında şu anda ilk kuşa var. O yüzden ilk kuşanın gençliğini yaşadığı dönemini 90'lar 90'lar çok güzel. Evet. Ama oradaki güçler dengesi değiştiği zaman ne olacak? O zaman başka bir dönemi güzel gelecek. Niye kuşa geldiği zaman da iki binlerine güzel de olacak. Öyle olacak. O yüzden asla olan bence bağlamdır. Bağlamdan koparıyor nostalysa. Geçmişin en iyisini korumak fikri bana hep iyi gelir. Bunu da hep teltoka örneği ile veririm. Çengelliği yine örneği ile anlatırım. On dokuncu yüz yıldan bir çengelliğiyle neformu değişmemiş. Yirmiinci yüzyılın başından beri teltoka aynı teltoka. Tasarım harika. Tasarım harika. Yani geçmişin en iyisini korumuş var mı adamlar? Nostarcım yapmışlar peki. Abi bu teltoka çok değerli bir teltoka. Biz bunu değiştirmeyelim. Bunu böyle koruyorduk. Nerede o eski teltoka? Nerede o eski teltoklar? Deme çünkü o teltoka gerçekten yüz yıldır aynı teltoka. Ve biz kadını için çok önemli o teltoka. Hangi gelirse birisinde olursak olalım. Deme ki eski'nin en iyisini korumak mümkün ama bu nostalci tuzanı düşmeden o zaman bu bizim eğlenmeli kalimizi de engelliyor. Daha iyisini üretebiliriz. Birikte daha iyisini yapabiliriz. Ortak bir akıl oluşturabiliriz. Üzerikte kuşaklar benzemezler bir yara yagiyelim ortak bir akıl oluşturabilirler. Evet. Bu mümkün bence belki romantik tek tarafın varsa böyle bir ideale inanmam olabilir. Benzemezlerim bir yara ilgili ortak bir ülküde birleşmesi olabilir. Bir şey. İnanalım artık. Niye? Bu bana iyi geliyor bu düşünce ama yeter ki insanı oğlu bağlamdan kopmasın. O zaman öyleydi. Bağlamdan kopmak eski bir Türk sporudur biliyorsunuz. Kesinlikle. Bağlamdan kopmayı aşırı severiz. Çok seviyoruz. Neden bu kadar seviyoruz? Bağlamı niye bu kadar unutuyoruz? Niye hem bu kadar unutukan hem bu kadar nostajıyız? Çok ecel bir şey bu. Bağlamı sevmiyoruz biz. Değil mi? O sırada şartlarını sıldı. Bağlamını sıldı. Eee o sırada eee dünyanın dertleri neydi? Eee bizim kişisel olarak dertlerimiz neydi? Beğim için bağlam çok önemli. Eee araştırmacılarında bazen bağlamdan koptuğunu görürüm. Sadece sayılara isa çistiklere bakarlar. Bense araştırmanın arkasındaki anlatının da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ne var? Her şeydir diyebilirsiniz. Her şeydir bence. Hatta eskiden yirmici özür dili, pazarlımacılar şey derdi. Content is king. İçerik kraldır. Hı. Hayır. Bağlamdan azadedi yildir içeri ki de. Bağlamla evlendirir mili. Bence içeri ki. Doğru. Doğru mesela eee bu at hominem diye bir şey vardır yani bağlam sorunu tarif düşmanardaki. Saftata. Saftata yani eee işte şey yani özettimek erikülseniz dinleyicilerimizi özetliyelim. İşte konudan kopup fikri ileriçtirilin kişisel bir özelliğine saldırarak üst açıkmaya çalışmak mı? Eee tabii tonu ebesiz böyle söylüyorsunuz çünkü siz tabii eee iki kele evlendiniz. Ha evet. Evet hominem. Eee siz tabii ulus da oturduğunuz için böyle düşünmüş. Siz tabii ulus da oturduğunuz için. Bu eee bunu yasak lanse mesela bu gerçekten Türkiye'de hiçbir polimik kalmaz. Evet. Ne sporda kalır ne siyasetli kalır ne basında kalır çünkü bunu kullanmadan tertişmiyor kimse zaten. O yüzden zaten birkaç bölümde safsatalar üzerine eee konuştuk dinleyicim bunu biliyor aymayım. Eee ben safsataların iyi kokullarda zorunu dersi olmalıski ekleyin düşünüyorum. Hatta eee darbanışsa al ekonominin çok önemli bir unusurur bu. Eee bir üniversite de mefin üniversitesinde eee Andrı gradilerin licensörer denesini ders veriyorum. Bizim her dönem bir dersimiz sadece safsatalar ayırırız. Sadece safsatalar. Çünkü bu etkin karar vermenin önünde derin bir engeldir. Bilimsel düşüncenin önünde bir engeldir. Eleştirer düşüncenin önünde engeldir. Saçma sapan bir kestirme. Evet. Bütün fener bahçediler böyedir. Evet. Kestirmesin. Evet. On yıldır şampiyon alamadığınız için böyle düşünmeniz normal falan hani ne alakası var. Değil mi aslında ne alakası kanıt ne? Bilimselleri var mı arkasında. O yüzden bağlamdan kopuk düşünemeyiz biz hiçbir şeyi. Fakat gerçekten. Ne? Millih sporumuz bağlamdan kopuk düşer. Gerçekten Millih sporumuz yani müthiş safsatalar, safsatalar düşen bilim insanından tutun da eee televizyon figure undan tutun da popüler medya, popüler kültür figurelerine kadar. On mu deniz insanların? Tartışmaların izler tanımır. Topüler kültür şey yürü yaparca ilinler bilmiyor zaten. Adam diz oyuncusu nereden birisinde safsatına emiş de şimdi bilim adamı bunu yaptığı zaman da yapma abi diyorsun hakkında. Diyosun değil mi yani önemli eee ünmenleri olan önemli akademik ünmenleri olan insanların bile safsataları düştüklerini görürüz. O yüzden bence ilk kokurlarda falan zorunu dersi olmalı. Zolup birkaç tane. Valla birkaç tane şey. Birkaç tane eee temel eee düşünce hatası var. Tıpkı et hominem gibi. Ben mesela kendi iki parkadaşlarımı bilginin laneti konusunda çok uyarırım. Yıllardır eee biz biz araştırmacılarım biriyle çalışanların çok ııı düştüğü bir tuzaktır. Bence bazen ede bir açıların sanatçılırın ııı bilim insanlarının da düştüğü bir tuzak oluyor. Bilginin laneti, körsof ne olayç. Senin bildiğini herkesin bildiğini zannederek konuşman. Ha doğru. Mesela az önce sizleriniz ya et hominemeyiz
Dün eğcimizden nasıl anlatalım? -Evet. -Aman açıyoruz değil mi? -Sen çok düştüğün mü çönyediniz? -Buyunca otuz ha, artık şimdi yani terbiye olmuşum o yüzden. Mesela bunu çok görüyorum ben. Çünkü bazen şöyle hissetmez misiniz? Ben bazen kendimi gerçekten bazı ortamlarda bazı insanlar dinlerken gerizle ki hal gibi hissediyorum. Hiçbir şey anlamıyorum. Çünkü bağlamı bilmiyorum ki. -Sallıyor mu acaba belli değil. -Evet. Ben mi yeter sizin acaba? Kapağı isten mi? -Tamam. -Eylenmiyor diye düşündüğüm oluyor mesela. Ya da bir şey okuduğumda bazen dönüp dönüp 4-5 kere okuyorum. Birkaç kere dinliyorum birini. Ne demek istedi acaba tam olarak. Ben Ceren Şen gördüm derken öyle oluyorum. -Sallıyor mu? Gerçi emir şey mi söylüyorum? Hiçbir zaman anlayamadım yani. -Bilginin laneti önemli bir konu. Bilginin lanetine kapılıyor bazı. -Doğru. -Akademisyenler, bir insanları. -Oraya çok dikkat etmek lazım. -Doğru. Bazı ekonomisiler şey derler. Benim rahmetle makro ekonomimi hocam, Hasan Ersel den öğrenmiştim. İlk bunu sonra ardırları da bunu çok soydu. Mesela makro ekonomimi hakkında mı konuşuyorsun? Ülke de ki ekonomik krizi mi konuşuyorsun? -Evet. -Anneni anlatır gibi anlat. Bu çok önemli değil mi? -Ancak konuyu çok bilenler böyle anlatır. Ancak onlara anlatabiliyor. -Evet. -Demi öyle bir şey, bir imarlık hitalında okunuştum. Bir şeyi en anlaşılır anlatanlar, okunuyu en iyi bilenlerdir. Birisi bir konuyu çok anlaşılmaz anlattı. Dimi kendi de çok anlamamıştır. Muhtemelen. Muhtemelen işte bazı içerikleri böyle izliyoruz. -Ben de iyi bildiğim konuları basit anlatabiliyorum gerçekten. Yani böyle yarım yamanak bilgi olan konuları ben de karışık kuruş kanlatıyorum ve anlatamadığımı da hissediyorum. Bir konuyu hakimsem, okunuyu basit bir anlaşılır anlatabiliyorum. -Bir konuyu hakimseniz gerçekten dirin uzmanınız varsa, -jargon kullanmadan da anlatıyorsunuz. -Evet. -Bu da çok önemli bence. Bizim memleketle böyle bir derdimiz var. Çok jargon kullanıyoruz. -Tabii. -Abi gitarı, dileye ver, onu üzerinden, destör şimdek, ondan sonra dominer yedili bas falan diye konuşmak, havalı geliyor. -Çok havalı geliyor. -Sen de. -Şey yok. -Dalam yok yani. -Bu tarafı bayağı uzaylılaştırıyor yani. -Evet. -Bayağı koparıyor. -Bazen de haval olsun diye diye yapıyorsunuz. -Evet, bunu çok görüyoruz yani. İş dünyasında da çok görüyoruz. Böyle bağlamından nasıl kopar ilişkiler. -Evet. -İnsanlar işte böyle kopuyorlar. Herkesiyle düşün kuruyor ama insanların ilişki kuramıyor o zaman. -Balamdan koptukları zaman. Ve ben de sıra. -Evet. -Ben de son sıra mı geldim, son sorma geldim hazır mısınız? -Evet. -Zırtıpır tazır mısınız diyorum? Sanki hazır değilim de seni sormayacağım gibi. -Tehlikeli şarkılara dönüyorum. -Tehlikeli şarkılardan bir alıntı. -Buyurun. -Yapacağım. -Tehlikeli şarkılar olanınızda beni eğlendiren ve düşündüren bir şey söylüyorsunuz. -Yoksa erkekler, elli yaşından gelince nihaet büyüyorlar mıydı? -Bunun niye daha önce kimse söylememişti? -Bunun neden notaldım? -Başka müsefer Perihan Kocası hakkında düşünüyorum. -Evet. -Bunun neden, bunu niye daha önce kimse söylememişti? Şimdi bunu ve erkek yazar yazıyor sonuçta. -Evet. -Berihan bunu söylüyor. -Evet. -Ben de mesela bir kadın olarak bunu çok söylüyorum. Karak kadın karakter bunu söylüyor. Ben de bir kadın olarak bunu çok söylüyorum. Benim artık çünkü akrağanlarım arkadaşlarım, minimum elli yaş ve üzere erkekler, çevremdeki dostlarım. -Evet. -Vakıçıcı değilim insanlar. Bunu çok konuşuyoruz bu aralar. E şimdi siz artık oradasınız. Bir kadın karakteri bunu söyledi ki, bir erkek olarak o mekni yazıyorsunuz. -Evet. -Şimdi ben o yüzden bunu Perihan'la değil size sormak istiyorum. Elilerine gelen bir erkeğe soruyorum. Yani orada havalar nasıl büyüdüğünüzü hissediyorum. -Tan bir yiyemeden ölüyoruz o zaman. Bana kadırsa öyle. Benim özellikle tekan birini biraz geç olmuştiri yani. Ben kırk yaşımdan sonrasından memnunum hayatımın. Yani keşke direkt kırk yaşında başlasaydım hayata derim bazen. Yani otuz yaşları erkeklerin böyle kovatik geçer biraz. Çünkü otuz yaşlarda erken elli para tutar. İlk başarılarını yaşamaya başlar, meslek y olarak. Böyle şeydir. Böyle iş hayatında görürsün otuz üç yaşında böyle sağda solduk, pro içmeye başlayan genç adamları vardır. Yani bir strate sen bari gibi sanki parayı buldun ben diye. Karşını arabalarını değiştirmek isterler. O otuzlarda bir görgüsüzdük, bir kovatiklik vardır. Erkenin şeyinde ve bu yüzden de çok hata yaparız biz. Çok genelimim. Ben yaptığım değil mi yani daha doğrusu? Benim olgunlaşmam, hakikaten kırkli yaşlardan sonra başladı diyelim. Ve elli yaşına geldiğim için çok mutluyum. Yaşlanmaktan çok mutluyum. Yani doğrusu benim kadar yaşlanmaktan mutlu olan az kişi gördüğü metrafında. Ve biraz oradaki kendi sevincime ifade etmek istedim aslında. Dolaylı olarak Periyan'ın ağzından. Periyanın da eşili ilgili bir böyle bir çocuksuluk kaygısı var. Çünkü sürekli başkanım, Periyanın eşit ticarit etilmeye çalışıyor. Ve aile paralarını orada bir iki defa batırmış. Ve tek der ticarit etilmasını önlemeye çalışıyor başkanım. Periyanın eşinin devamını. Ve orada ondan gördüğü tavır, sahipleneci tavır. Biraz duygulandırıyor başkanım Serperiyanı. Ve diyor ki galiba bu adam artık olgunlaşmaya başladı. Çünkü elli yaşını geçti diye. Erkeklerde bu olgunlaşma ve yetişme süreci yaşam boyu devam eden bir maratom bence. Hiçbir zamanda hani ben oldum demek de zor bir şey. Neden böyle olduğunu da bilmiyorum. Belki daha derin bir psikolojik analizleri muhtarç bir şeydir. Ben kendi üzerimde yaptığım deneylerden evimde kilaboratuarden çıkardığım sonuç. 40 yaşından sonraki tonunun da elli tutuluğu bir şahsiyede olduğu yorunda. Ben de genel olarak erkeklerle ilgili böyle düşünüyorum. Yani genel emeleler yapmak istemiyorum ya. Etkettemek istemiyorum. İşte siz şoysanız biz böyle isfalan plan demek istemiyorum ama biz kırk'ten önce biraz halletmeye başlıyoruz bu işi kadınlar. Tabii. Hiç hallede miyenler de var. Onları da hatı ve yalım yani bu kestin. Kadınlarda. Evet kadın olup da yani. Onun halledesi yokmuş. Halledesi yokmuş. Çok da istemiyorum. İşte bir saygülüyorum istemiyorum. Halletmek de istemiyorum. Yani iki kere doğduğumuz söylenir ya bir gerçekten doğum kanalından geçip fizikse olarak doğuyoruz. Bir de anadan babadan özgürleştiğimizde gerçekten bir ay olduğumuzda ergenliği o zaman atıyoruz yani. Kimse bunun otuzunda atıyor. Kimse yirmi sinde falan. İşte kimse de böyle yaşamaktan memnun. Ama bunun bu sıralar erkek arkadaşlarımla çok konuşuyorum. Gözlemmiyorum da yani. Bence de kırk'tan sonra daha bir oturuyor. Oturmaya başlıyor. Herkek daha çok şükür. Değil mi farkına mı amelten şükür? Yani gizahmet artık. Yani ki benim hala çocuksu bir tarafım olduğunu düşünüyorum. Tam bir kısmın onun korumaya çalışıyorum ama. Yani istemsizce kendimi çocuk su bulduğum ve çocuk suluk da hani her zaman seyirini bir şey değildir. Bir yetişkinin çocuksu olmasa. Yani bazen olgun davranması gereken zamanlarda da. Çocuk su davranarak can sıkabilir yetişkinler yani. Ben hala kendimi ölüye kaldım zamanlar var. Hani çözmüş de değilim mevzuyu bu arada. Ama eskisine göre farkındalığım daha yüksek diye düşünmek istiyorum. Herhalde bir iki adam 60'ımdır kırk yaşımdan sonra demek istiyorum. Bu düşünceyi alınıyorum diyeyim. Bir müsaade ederseniz hazır bu konu açılmışken bir kisap öneğime istiyorum. Belki eski bölümlerle de bahsetmişimdir sevgiliğini neyan. Ama keya rans eti ya önemli bir ülke deymiş yani bir araştırmayacağım. Bir gün kendinde bir şeyler bir değişiklik olduğunu fark ediyorum. Hayatı bakışında, mutluz olduğunu sıkıldığını. Ve buna ortaya çalışkı izliyoruz aslında. Ve ortaya çalışkı izine girdiğinde oturup karısıyla konuşuyor. Ben ne yapıyor her tek? Ne yapıyor? Araba ile iştiriyor. İşte işini değiştiriyor, evini değiştiriyor. Sonra işte partnerini değiştiriyor. Mutus siktir. Mutus siktiriyor falan. Saçırın uzatır. Atkıyor, yapıp, mutus siktir. Mesela ben de böyle değişik versiyorlar gördüm. Mesela yani hiç umulmadık bir iş yapan adamın minikupır aldığını falan hani. Böyle hani normalde asla bilmeyeceği, arabalara ve motorlara falan indiklerini falan gördüm. Seti ya ki yaran seti ya, karısına söylüyor. Karısına söylüyor ki. Sen hani, "Bilemi insanısın araştırmaçısının yazarsın." Sen bunu kitabını yazdıyor. Çok zeki bir kadın bence. Oyalansın da her. Ona böyle bir fikir veriyor. Hem insabına faydalı olsun hem de oyalansın. Hem de oyalansın da hiç. Aslında oyalanıyoruz yosturada. Oyalanıyoruz kendimize bulmaya çalışıyoruz yani. Ve çok güzel bir kitap yüzü. Orta yaş kriz'i felsefi bir rehber diye. Ben bunu erkekleri özellikle tavsiye ediyorum. Kırk yaş üstü, etrafında, kırk yaş üstü erkekler olan kadınlara da tavsiye ediyorum. Ne olur okuyunuz. Ben okudum. Acayip kendi adıma da acayip faydalandım. Çünkü kadınlarda orta yaş krizine giriyorlar. Ben sanki kadınlar girmiyolarmış gibi davranıyoruz bir de. Olar mı? Sanki erkekleri. Sanki erkekleri tek yerinde olan bir şey orta yaş kriz. Hem de nasıl? Biz de menopoz hikâyeleriyle orta yaş krizinde. Kırk hatırıza etmem. Kırk hatırıza ediyoruz. Biraz pas geçiyoruz. Adını değiştiriyoruz. Daha biyolojik ele alıyoruz onu. Ama öyle değil o. Bir anda bir sabah kalkıyorsun ve başka bir hayat istediğini düşünüyorsun. Başka insanlar başka uğraşılar. Bu kadar mı? Başka hobiler. Sadece biz bu kadar performatif değiliz. Yani bu kadar göstermiyoruz. Dile getirmiyoruz. Belki daha örtük ele alıyoruz. Ama ben kere alseydi yanım bu kitabın okuduğumda ben de bir orta yaş krizinden geçiyordum. Bir erkek arkadaşım bana önermişti. Çok ilginç bir kitap baksan da beslenirsin. Vandıya. Ve gerçekten kendime. Bunu istinaden ilgi alanları hobiler geliştirmeye. "Ya öğrendim bu kitaptağında, bu kitap buna anlatıyor." Çok güzel. Ben mesela hayatım şöyle bir istatisik var. Müzikle içli dışıda olduğum yani müzik mi yaptığım dönemlerimde hayatımın her şey yolunda gitmiştir hep. Müzikten uzak düştüğüm zamanlar hayatımda işlerin sarpa sardığı ters gittiği dönemler. O yüzden ben müzik yapmayı seviyorum belki de. Çünkü her müzik yapıyorsam ve hayatımın herkesin de o varsa o zaman her şey yolunda imiş gibi hissediyorum ve belki de öyle hissettiğim için her şey daha yoluna giriyor. Ama ondan uzaklaştığım zaman uzaklaştığım dönemler oldu. Mesela hayatımın en zor ve saçmalayan dönemler onları. Kıkli yaşlarda benim için müzik yoğun yaşadığım bir dönemde. Yani müzik yeniden dönüş yapmış oldu. Çok yoğun bir şekilde bestü ürettiğim ve sahne yaptığım bir zamanda. Ve belki de o yüzden ben seviyorum kıklı yaşlarıma çünkü hani taşların yerine oturduğunu hissetmiştim o zaman. Galiba şöyle zaten Siti'ye de kitapta bundan bahsediyor diyor ki ölçüdebilir performans beklediğin işler değil hobiler. Yani aslında süreçten keyif olacağın. Mesela sizin müzikle sağaltmanız. Evet yani. Bununla çok ilgili bir şey olabilir. Bunun hani mesleğim olarak birinci mesleğim benim müzikleri artık dedikten sonra işlerini yoluna girmek için her defasında demek bir tesadüf değil. Evet yani sürecin her adımından o proseçten keyif almak sadece bir sonuç yaratmak, ölçüle bir sonuç yaratmak. Hayır, prosezi çok kıymetli benim için. İşte o prosezi kedi ya da bunu. bunu söylüyor. Ya prova yapmak için üstüdeye gidermiyor mesela. Benden mutlusu yok. O 14. natastralizisi müzik kolunda işte ağabeylerden öğrendiği iki akorla gitar çalına çalışan çocukla aynı duygu hissediyorum o anda. Evet işte yani bir performans. Olman yere gel yer diyeyim. Yani ama ne kadar çaldığım başka ekahe deriyor. Ama sonuçta böyle bir performans ölçüte olmadığı zaman yani insan bir performans o esi olma fikrinin dışına çıktığı zaman bence en yaratıcı haline erişiyor. Çünkü orada özgürlük var. Evet, performans beklentisi olmadığı zaman. Performans beklentisi olmadığı zaman. Bu cinsel ayatla bir duyarlığına bile. Bence her yeri uyarlanabilir. Çünkü insan ne zaman ki bir performans o esi sizin sanatınızda bizim edebiyatta da böyle değil mi yazarlıkta da böyle? Şu programlarda bile böyle kaç kişi dinleyecek. Kaça bonemiz var. Performans kaygısı. Bu performans kaygısı aslında bizi yaratıcılıktan uzaklaştırıyor çünkü orada artık özüne diğerleri. Tekrar cinsel ile getirmek istiyorum ama. İktiden sorunumuz gibi bazen performans kaygısıdır yerkeklerde. Hayatın kendisinde de. Mecaz olarak değil mi? Kekesiyle böyle. Yani ve aslında çok sevdiğim de bir yaptır. Mutlaka iki darda aile de başlar. Çekirde gayrede başlar hem de. Çünkü sen artık aile de, küçük çekirde gaylenden itibaren bir performans o esi olarak yetişirsin. Kadın o herkek ol. Ve bu tabi ki cinselliğin içerisinde de var. Bu bütünlar oluşumuzda. Bunun dışına çıkabilmek de bir ömür yaşamayı gerektiriyor ya. Yani bilge kişilik olmak çok kolay bir şey değil. Bedeli var. Acı çekiyorsun. Ve bir gün yüksek performans o esi olarak ödüllandırılmışsın, o sayıları ulaşmışsın, o hissacistikleri yakalamışsın. Bir bu kursam, pek bir şey fade etmiyor bu. Hayat boyu öyle sürecek bir şey. Olma bir şey değil. Yani bir albüm çıkarısın çok dinlenir. Bir albüm çıkarısın tutmaz. Kaldaki bu da yine bağlamla ilgili olabilir. Konşunkturla ilgili. Senin dışındaki sebeplerle ilgili olabilir. Bir süre sebep var değil mi? Yani evet dünyanın içinde bundan konju, Türk, Türkiye, dinleyici insanların o sırada müzik dinleyecek, halinin olup olmaması senin yaptığımızı dinleyecek durumda olup olmamaları falan pek çok şey var. Ve sen zannedersin ki sadece sana dayanan sebeplerden kaynaklanıyor. Biz öyle zannederiz ya. Biz sanatçılar hep öyle zannederiz. Öyle hepiniz öyle zannedmiyorsunuz dur değil. Hepin güzel zannederiz. Yani sanatçılar biraz çocuksuz durur bakalım. Bu sefer beceremedim galiba bu işi değil. Hemen böyle bir nalıma girmeye bir şey çok açıcılır ama unutmamak lazım ki dediğiniz gibi çok para betre var bir düşünüşebilir. Çok para betre var. Bir söz var ya eski bir kimin sözü bilmiyorum ama rahat ol çünkü hayatta hiçbir şey kontrolünde değil diye. Evet çok. Rahat ol hiçbir şey senin kontrolünde değil. Çok net bir, çok basit bir gerçeklik. Yani aslında önemsesi şeyleri kontrol edebiliyoruz biz hayatta. Önemli siz derken de ben ben 5 temin yapabiliyorum çıkıp çalabiliyorum ama onun yakalayacağı mesela başarının da tabini olduğu tartışlara ticariye başarılı değil mi falan benim dışımda sizin dışınızda bilir miyem çok fazla şeye bağlı. Mesela şimdi kitaplarımızın ne kadar çok ııı ırsattığı veya satacağını düşünürken olan üstü bir ııı kağıt fiyatı olduğunu tartışmamız gerekiyor. Tabii. Yani bu konju omçurdan bağımsız düşünülmüyor. Bugün editörümle aynı konuyu mesela konuştuk. Yani aynı konuyu konuştuk çok fazla gerçekten para betre var bizim dışımızda yola. O yüzden de hani bir de benim şarkıları hep şeydir. Hiçbir şarkım yok ki benim böyle çıktığı ve bomba gibi patladı diye mesela müslüm dürsesin afiyetinden bahsettik. Yani müslüm gürses için yazmış olduğum düşünün şarkı bile çıktıktan 4 yıl sonra benim tarılmıştır. Benim şarkılarım kaderi ölüdü rep. Çıkarlar bir sürü bir şey olmaz. Ya boşuna yaptık bir şarkıyı galiba diye düşünürüm ben. 4 yıl sonra insanlar keşfetmeye başlarlar, keşfede alır. Sonra da kalır o şarkı. Hep böyle benim şarkılarım kaderi. Beşik tonarının yeni şarkısı çıktığı ve bomba gibi patladı falan diye bir şey yok. Yani hiç zaman olmam. Havduki çok da bomba şarkınız var yani. Ama hep şarkıların. Kuşakta'nın kuşağı bilinden çok şarkınız var. Var ama onunın hepsi kaderi ölü olmuştur. Bu aşık burada bir ter, bu aşık burada bir de ben yaptım. Kımdan kayıller söyledi. İnimalsita khan piştilerinde çok sevildi. Fala sonra bir yarı unutuldu. Sağ ol, halukle ben tekrar söyledi. Mesela haluk söyledikten sonra bir daha maaş oldu şarkı. Evet, cidden o soy dedi. Evet, bu da atı ol benim onu da anladığım. Atı olabilin şarkı sözleri. Atı olabilin unutulmaz şiiri. Haluk da güzel söylemişti. Gerçekten bir de hani ondan sonra da tabii şey maaş oldu birden. Konseydin, ben konseydin çaldımız ama haluk yalan kavurumu yapıyorsunuz. Salamıyorum. Hayat sizi hiçbir zaman kolay olmaması ile ilgili ödüllendiriyor o zaman. Kıyamet birimiz diye. Evet. O yüzden çok kıymet biliyorsunuz dur diye düşünüyorum. Evet, bu sözünde kıymetini bilmek lazım. Yani izi kam, izi kola, lafını çok severim. Eccine bilir. Haydan gelen hıyakider diye bizim kültürümüzde değil. İzik kam şeylerden bana hiç hayır gelmiyor. Bana da gelmez biliyor musunuz? Evet, hiç gelmedi hayır. Burada şarj geldi. Aynen durumdayım yani. Bana da. Bunu bir ödül olarak almaya çalışıyorum. Kıyamet bileyim diye yapıyor. Herhalde diyorum. Evet. Yani demek ki. Ve güzel olduğunu söylediğiniz. Evet benim için de yedi oturttu. Ben de soruma geçeyim. Ve geldik sizin son sorunuza. Efendim. Acı insanı hakete geçtirdiğin diye bir sözünüzü okudum. Gerin söyleyeşiniz içerisinde. Ondan sonra benim sorumak istediğim için çok acı bir dönemde yaşıyoruz. Gündemin içerisindeyiz. İnsanlık öldü diye düşünüyoruz. Sık sık. Yani tanık olduğumuz şeyler günümüzde. Özellikle çocukların başına gelen şeylerde bir annebebol olarak çok acı veriyor. Ve çaresi ikisini çok fazla artırıyor. İnsanlık öldü. Dememek çok zor. Fakat benim bazen şöyle bir ümidim var enteresan. Belki de gerçek insanlık henüz daha doğmadı. Olabilir mi böyle bir şey ya? Yani insanlık belki de doğucağı günü bekliyor. Melikçe'yı detayın bir dizisi vardır. Biz gerçek insanı atasıyız der. Yani belki de bütün bu yaşananlar insanının doğum sancılarıdır. Yani gerçek insanlık henüz doğmamış olabilir mi? Çok iyi geldi bu soru bana. Çok iyi bir fikir bu. Belki de gelecekte dönüp baktıkları zaman diyecek bizi tarih öncesi olarak görecekler. Diyecekler ki atalarımız insanlık doğmadığını önce ne saçma şeyler yaşamışlar ve acı çekmişler. Boşu boşuna. Bazen yaşadığım bazı saçma, acıklı ve saçma gerek siz ve acıklı. Değil mi? Yani hiç gerek yoktu bunu yaşamaya. Bu deneyim hiç gerek yoktu. Bu deneyim olmadan da ben yaşamın şu boyutunu, görüp değerlendirebilirdim. Değil değil mi şeyler oluyor? Eminim size de oluyor. Biz dinleyenlere de oluyor. Ne gerek vardı ki şimdi bunu yaşamaya? Ben bugünlerde ne gerek var diye çok soruyorum. Mesela çok söylüyorum. Gündemi takip ederken ülkenin balçık gündemini takip ederken bulandım. Ne gerek var bunu diyorum ben? Bu çok saçma ama bunlar çok saçma. Bunu çok söylüyorum. Sonra o zaman şunu düşünüyorum. Belki de bu bir eskiz. Evet. Aynen. Doğru. Belki de tanrı gerçek sanat eslerinde biraz sonra ortaya. Bağlamı bilmiyoruz belki de bilmiyoruz bağlamı. Yukkardan ama çok yukarıdan baktığımızda belki de bütün bunlar birer eskiz. Evet. Planın parçası. Planın parçası. Şu an karalamaları yapılıyor belki. Yaşamın. Evet. Yani ve sonuçta yani bir milyon yıl, beş yüz bin yıl bunlar evren için çok önemli sürelerdeydi yani. Çok kısa sürelerdeydi. Evet. Bazıları diyor ki sen diyor geldi hostum. Sen diyor bir şarkı yapıyor. Evet. Senin olayın mı buluyor? Sen şarkı yapacaksın diyor. Bir de diyor poliseye roman ayanslan diyor. Bu arada Türkiye itiştir. İjişkiler yaşa. Başarılı ol. Başarısız olsan neler için. Bu arada hayatta kal. Hayatta kal. Evet. Bütün bunları, bütün bunları deneyimlesen. Ve senin gibi.
-Bir sekiz milyar insan daha koyacağım oraya, ölümlü. -Evet. -Onlarda böyle benzer şeyler deneyeyimayacaklar. Bir gün şöyle düşüneceksiniz. Hepimizin birimizin ne kadar benze diğini. -Yok öyle. -Ki öyle öyle değil mi? -Evet. -Ki öyle. Belki de bundanlar biriler eskiz o yüzden karakalemle. Cin elitadında falan çizimler yapılıyor. -Evet. Yani. Genet de bazen şüphelenmiyor değilim. Yani bizim aynı hamurdan yaratılmamış, yaratıklar mı yaşayacaklar? Dünyada aynı zamanda diye. -Evet. -Hani John Carpenter'ın deli bir filmi var diye gecikleri taktığı zaman adam. aslında uzaylılar varmış, etrafta ve onlar kötülükleri yapıyormuş gibi. Yani insan yolu olarak sen temel bazı şeyler de. anlaşabilir miyiz hepimiz gibi geliyor insana? Ama şöyle de bir şey var. -Kutsallaştırma çok büyük bir tehlike ya. -Kesinlikle. Yani herhangi bir ideal kutsallaştırıldı taktirdi. En sonunda o ideal yoruna her yol mübahter noktasına insanlık varabiliyor. -Hı hı. En sonunda hani tamam burada çocukları öldürüyoruz ama. İstraliğinde yaşaması lazım. Valla diye kendi kendine razı sönülizi edebiliyor adam bunu. Belki de kutsal amaçlar olmamalı. Yani insanların küçük hayalleri olması lazım hep. -Ben de bunu inanıyorum. Hatta o denli kutsallaştırıyoruz ki. Joel'ler, kimlikler, o denli kutsallaştırılıyor. O kadar dogmatik ki mesela ben bir tane çocuğum var ve ben bir anneyeyim. Anayım ben ana tarzını ve tavrını redediyorum. Ben mesela insan olduğum için kutsal olduğunu düşünüyorum. Anne olduğun için değil. Ve bu etiketleri, bir parmak bal çalıyorlar ya ağzımıza. Bütün bunları rededi diyorum. Her şeyin tartışmaya açıklaması gerektiğini düşünüyorum. Ve uzlaşamamak konusunda da uzlaşabileceğimizi düşünüyorum. Ayrıca. -Uzlaşamıyoruz biz burada. -Okey ama iyi genelde. -Canımı sağ olsun denirebilir. -Birbirimizi sevebiliriz hâlâ. İnsanız yani. Yani en anlamlı şey, belki de tek anlamlı şey insan olarak var oluşumuz. İnsan olarak birbirimizin var oluşunu onurlandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ama gerçekten hiçbir konuda uzlaşamayabiliriz. Dünya kocaman bir yer. Sırarız yani bu dünyaya. Bunları bir halini sorguluyorum. Her şeyin tartışmaya açık olması gerektiğini düşünüyorum. Tartışma platformların tartışma masasının açık olması gerektiğini düşünüyorum. Çok basit bir laf var. Kainese sormuşlar, fikirlerinizin doğru olmadığını, parke derseniz ne yaparsınız diye. Değiştiririm demiş ki, kainese. Bu kadar basit yani. -Bu ama çok özgüven gerektir ama şey. -Ancak özgüven bir insan bunu söyleyebilir. Özgüven onun olmamak için de pek bir sebebi yok ya. Meraklı ol, öğren, üç kal. -Herkelerin özgüvenleri biraz krılgan. -Öyle mi? -Dersin. -Ego mı krılgan? -Egoları krılgan. -Egoları krılgan. -Kırılgan ve o yüzden de şey olmakta. İkna olmayı ben seviyorum mesela. Ben bayıldırım ki birisi benden daha iyi bir fikir bulsun. Birisi benden daha iyi bir düzellime fikir bulsun. Orkası resmen fikir bulsun. -Evet. -Dai şu sözü şöyle değiştir. Desin ve o söz benim kitlem daha iyi olsun. Fala çünkü benim özgüvenle olduğum bir alandırı. -Hı hı. Yani ben orada sevinirim hani bedavadan fikir geldi diye. -Hı hı. -Ama özgüven siz olduğum bir alansı o. -O zaman saffır tutuyoruz. -Kuyuşsuz da şiyoruz o zaman. Direkt aksileşiyoruz. Neyemurt da şiyoruz. Gudube'te şiyoruz yani. -Ve ateşmanımız kuvvetleniyor. -Yapışıyoruz. -Yapışıyoruz yani bu şey gibi. Tamam ben o ev verdim bu parti. Onlarda Türkiye'yi batırdılar belki. Ama olsun gerede yol yaptılar. Fala demek gibi bir şey yani çünkü orada kendi egosunu savuneyi adam. -Evet. -Aşkında siyasetle ilgili değil konu. -İsinin yanlış bir şey yapmış olabileceğini kabul etmek istemiyor. Biz de başka şeylerin de hayatım belki bunun yapıyor olabiliriz de yani. -Ağılın en iyisi. -Ve illi olmaz ama şey. Mesela Tarantunay ben çok severim yönetmen olarak geçen genkeliniz. Yonist olduğunu ilan etmiş. Karısıyla televibiyle yaşıyor diyor. Ben şimdi iki gündür aslında Tarantunay'ı hala sevmeye devam etmek için Arbüman üretmeye çalışıyorum kendime. Neden çünkü o benim en sevdiğim yönetmen diye. -Yıllarca anlattığım her yıl da şimdi bir çarketmek zor geliyor bana. -Evet değil mi? Hemen uygun gerekti genel bulmaya çalışıyoruz. Yine saf satalara düşüyoruz yani. -Fafsataları düşündü. -Kendi bilgimizi konfirmaya etmeye çalışıyorum. -Çağaya çalışıyorum. Şaka yapmıştır aslında. -Erden bir gün tanıyor musun adamı? -Aynen. -Aynı duyguy bugünlerde Chomsky için. -Ne? -Çomsky için yaşıyorum ben. -Öyle mi? -Çünkü Eps'te'yle fotoğraftları çıktı. Ve onunla buluştuğu. -Onun ne işi varmış? -Evet. -Onunla buluştuğu bayağı bir zaman geçirdiği böyle özelcehte fotoğraftlar falan. Ben böyle nasıl bir yapsın? Karna mu yumruk yemiş gibi oldum. Yani o kadar üzülüldüm ki. Bu yıl beni en çok Chomsky'ya yakrıgını uğratmış olabilir. Ama sonra şöyle düşündüm. -OK. İnsanlar değişebilir. Dönüşebilir. Yanlış kararlar alabilir. -Evet. -Ben de fikrimi değiştirebilirim. -Bu Chomsky'i hala sevmeye devam etmemi de gerektirmiyor. Ben de fikrimi değiştiriyorum. -Şu anda. -Sikir değiştirebilmek çok önemli bir erdem. -Bir erdem. Bir büyük bir özgürlük alını. -Gerçekten. -Şey diyenler var. 30 yıllar önce hangi noktada insan bugün aile aile noktada. -Falan diye gurur duymak için söyleyenler vardır. Çok iyi bir şey olmaya bilir aslında. -Bence de çok iyi bir şey değil. Hiç mi hata yapmadın? Hiç mi yanlış karar vermedin? Ben el yaşındayım. Acahip hata yaptım. Çok yanlış kararlar verdim. Çok yanlış insanlarla hayatımda zaman geçirdim. Çok yanlış yuturumlar yaptım. Yanlış işler yaptım. -Siz aynı yerde duruyor olsanız bile dünyanın değişiminden dolayı o yer yanlışa düşmüş olabilir de. Siz hiç kapırdamamanı zarar mı? Evet. -Yani çünkü etraf değişiyor ya. -Evet evet. Siz durdunuz yer yanlış tarafta kalmış olabilir belki. Evet. Dünya değişiyor. Biz de değişiyoruz. Dünya'nın değişim hızlı kadar hızlı değişiklerim demiyorum. Dönüşelim diyorum ben. Ama insanız ya hata yapmaya da izinliyiz aslında. Bunu inanıyorum. Hataya yapmaya izinliyiz. Hataya yapabiliriz. -Evet ama fikir değiştirebilenler ve hata yaptığını kabul edebilenler. Mesela hata yaptığın hiç kabul etmen insan tipi benim en anlaşamadım insan türüdür. -Yurduğumuzda bolcum mevcut. -Evet. -Liderlik. -Liderlik pozisyonlarını daha daştık görüyoruz özel. -Şey insanları çok severim ben. Abi işte burada da yanıldım ya. İnsan vardır ya. Yani ya tam bunu yaparız zannetmiştim. Ben de şunu doğru okuyamamışım ortamı falan. Desin canımı yesin. Yani onu da bir sorun yakalık devam sorunun dışarıdar yani bir insan türü vardır. Genelde siyasi etçiler ve şeyler kulüp başkanları bunlardan çıkar. -Çünkü liderlik formatımız bu güç aralı yüksek bir kültür olduğumuz için. -Şark liderlik. -Evet. -Evet. -Yani vay ist seviyoruz biz. -Baba seviyoruz. -Evet. -Güç eşi yüksek olmamızın espirisi bu. Hatta el yükselk istiyorum. Biz mesela uzun boylu liderseveriz. Baran liderseveriz. Masaya yumruğunu liderseveriz. Bu Türk sosyosuölücük yapısına çok has bir. -Sidans ayanın değil miyle aslan gibi kaplan gibi. -Evet. -Evet. -Evet. -Evet. Sidans ayanın gerçekten çok antropologik değerlendirmedi. -Evet. -Oğlumun şunuyordum. -Tavicanın kendisi bir insan. -Neden akil kadın. -İki yerde. Çok teşekkür ediyorum. -Teşekkür ederim. -Keyifli bir sohbettim. -Evet. -Uzun olduğu bazı cevaplarını kusura bakmayın. -Çok da güzel oldu. Çok da iyi oldu. 3.3 dinleyicisi uzun uzun cevaplar seviyor. -Uzun uzun sorular sorumlusunu seviyor. -İnlerken de bazı şey olmuşum gibi. -İşâAllah fazla detaylarda şey yapmamışımdır. -Bence çok güzel oldu. -İşâAllah fazla. -İki yerde şey yapmamışımdır. İyi ki geldiniz. -Gerticek teşekkür ederim. -Hariq'a bir yıl yaşayalım inşallah. -Evet. 5 yıl sonra bugün buluştayızlık. -Bunun bir keranmete olmalı. -Bence vardır. -Evet.
Podcast Summary
Key Points:
Konuk, şair ve müzisyen kimliğiyle ozan şarkıcı geleneğini benimsemiş, edebiyat ve müziği birleştiren bir sanatçıdır.
Sanat hayatına şiirle başlamış, gitar çalmayı öğrenerek kendi yazdığı şiirleri bestelemiş ve bu süreçte Leonard Cohen gibi isimlerden etkilenmiştir.
İstanbul'un kültürel ortamı, özellikle İstiklal Caddesi, sanatsal gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.
Polisiye romanlar yazmaktadır ve erkek yazar olarak kadın başkarakter (Başkomiser Perihan Uygur) yaratma riskini nasıl yönettiği merak edilmektedir.
Analog alışkanlıkları (defter kullanımı) ve el yazısıyla yazma tercihi vurgulanmıştır.
'Oumuamua benzeri bir gök cisminin (31 Atlas) Dünya'yı ziyaret etmemesinden yola çıkarak uzaylılar ve insanlık hakkında spekülatif, mizahi bir sohbet yapılmış, 52 Hertz balinası metaforu üzerinden yalnızlık teması işlenmiştir.
Summary:
Program, sanatçının ozan şarkıcı kimliğinin kökenlerini ele alarak başlar. Şiirle başlayan yolculuğu, gitar ve müzikle buluşmuş; Leonard Cohen gibi şair müzisyenlerden etkilenerek, sözleri derin anlam taşıyan şarkılar üretmeye yönelmiştir. İstanbul, özellikle İstiklal Caddesi'nin kültürel ortamı, onun için bir okul işlevi görmüştür.
Yazarlık kariyerinde polisiye romanlar yazmakta ve erkek bir yazar olarak kadın başkomiser Perihan Uygur karakterini yaratırken idealize etme veya istisna gösterme tuzaklarından nasıl kaçındığı sorgulanır. Konuşmada ayrıca defter kullanma, el yazısıyla yazma gibi analog alışkanlıklarına değinilir. Sohbet, 31 Atlas adlı gök cisminin Dünya'yı ziyaret etmemesinden hareketle, uzaylıların neden gelmediğine dair eğlenceli ve felsefi bir spekülasyona evrilir.
Bu bağlamda, iletişim kuramayan "52 Hertz balinası" metaforu üzerinden yalnızlık ve anlaşılamama temaları tartışılır, sanatçının bu balinadan esinlenerek bir kitap yazdığı belirtilir.
FAQs
Gitar çalmaya başladığı dönemde şiir yazıyordu ve şarkı sözlerinin derin anlam taşıması gerektiğini düşündü. Leonard Cohen gibi sanatçılardan etkilenerek, edebiyat ve müziği birleştiren bir yol izlediğini anladı.
Kendini ifade etmek zorunda hisseden, dertli bir çocukluk geçirdi. Şiir yazma ve gitar çalma yeteneklerini birleştirerek içindeki duyguları daha samimi bir şekilde aktarmak istedi.
Kadın karakterleri idealize etmekten veya istismar etmekten kaçınmaya çalışıyor. Onları gerçekçi ve derinlikli kılmak için toplumsal bağlamlarını ve bireysel özelliklerini dikkatlice işliyor.
Şiir ve şarkı sözlerini mutlaka el yazısıyla deftere yazıyor. Bu, dijital araçlardan farklı olarak, yazıyla fiziksel bir bağ kurmasını ve yaratıcı sürecini daha kişisel hale getirmesini sağlıyor.
Uzaylıların gelip insanlığa farklı bir perspektif getirebileceği umudunu taşıdığını belirtiyor. Ancak, insanlığın henüz böyle bir temas için hazır olmadığını düşünerek, belki de gelecekte tekrar deneneceğini ifade ediyor.
Dünya'nın en yalnız balinası olarak bilinen 50 Hertz Balinası'ndan esinlendi. Bu balinanın yüksek frekanslı sesiyle iletişim kuramaması, kendi dönemindeki yalnızlık hissine benzediği için kitabın temelini oluşturdu.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.