Bu transkript, modern dünyanın görünmez mimarı olan Hollandalı ASML şirketinin hikayesini anlatmaktadır. Apple, Google ve Microsoft gibi devlerin toplam piyasa değeri 10 trilyon doları aşarken, bu şirketlerin tamamı, ürettikleri çipler için ASML'nin litografi makinelerine bağımlıdır. Hikaye, 1950'lerdeki vakum tüplerinden transistörün keşfine ve Moore Yasası'nın ortaya çıkışına kadar uzanır. 1980'lerde Philips'in başarısız bir projesinden doğan ASML, zorlu başlangıcına rağmen, rakiplerinin aksine iş birliğine dayalı bir tedarik zinciri kurarak hayatta kalmıştır. Şirketin asıl dönüm noktası, mevcut ışık teknolojisinin fiziksel sınırlarına ulaşıldığında, kimsenin cesaret edemediği EUV (Aşırı Ultraviyole) teknolojisine yatırım yapmasıdır. Bu çılgın kumar, saniyede 50 bin kez tekrarlanan, kalay damlacıklarını lazerle vurarak Güneş'ten 40 kat daha sıcak bir plazma yaratan dev makinelerin üretilmesini sağlamıştır. Bu makineler o kadar karmaşıktır ki, kopyalanmaları neredeyse imkansızdır. Bu tekel gücü, ASML'yi ABD-Çin teknoloji savaşının merkezine yerleştirmiş ve şirketi jeopolitik bir silaha dönüştürmüştür. Günümüzde ASML, Moore Yasası'nı canlı tutmak için daha da gelişmiş makineler üzerinde çalışırken, insanlığın geleceğinin tek bir şirketin ve onun ışık üzerindeki kontrolünün insafına kalmış olması, üzerinde düşünülmesi gereken rahatsız edici bir soruyu gündeme getirmektedir.
Censun Huan, Jeff Bezos, Sundar Pichay, Apple'ın yeni siyası John Ternus, Microsoft siyası Satyan Adella. Bu insanların toplam piyasada yeri 10 trillyondoların üzerinde. Modern dünyaya inşa eden, cebinizdeki telefonundan kullandığınız yapay zekaya kadar her şeye hükmeden beş dev. Şimdi bu devlerin bir odadaki tek bir kapının önünde durup. Ceketlerini ilikleyerek, içeri girmeyi beklediklerini düşünün. O kapının arkasında ne bir devlet başkanı var, ne de onlardan daha zengin bir milyardır. Mecaz ediğim bu arada, gerçekten önünde ceketlerini ilikleyecekleri bir şirket var orada. Eesemel. Duymuş muydunuz bu şirketi? Genellikle son kullanıcının pek radyarında olmayan bir şirket Eesemel. Ve teknoloji savaşları dendiğinde de işte Samsung mu Apple mu? İnternmiyı TSM SIMI tartışılır. Ama sahnenin arkasında işte tüm bu devlerin muhtaç olduğu, ASMR vardır. Apple'ın yeni iPhone işlemsi. En midyanın dünyayı sarsan yapay zeka çıplarının tamamı. Ya da Pentagon'un en gizli savunma sistemleri. Hiçbiri Eesemel'in izni, teknolojisi ve arkasında müthiş bir bilimsel miras olan o acayip makineleri olmadan var olamaz. Ve aslında geniş açıdan baktığımızda da insanlık. Medeniyetimizin en temel yapı taşları işte Hollanda'nın bir köyünden çıkan. Ve geopolitik bir silahı dönüşen bu şirketin insafına kalmış durumda. Bu yıl işte kırk yıl önce kimsenin şans tanımadığı bir laboratuar projesini. Nasıl olup da dünyayı rehin aldığını inceleyeceğiz. Velt Hovunda modern dünyanın kalbini nattı. Ama kimsenin içeri girmesine izin verilmediği o gizemli kaleyi fethedeceğiz. Hazırsanız başlayalım. [MÜZİK ÇALIYOR] Sistem bu, onunla hesatışım durdu. [KAPI SESİ] Tami de çözülsün. Nasıl? Domla yanak çıkan bir sistemini olacak ve işlerin akşamı yiyecek de semne dersin. Bir yükselim. Habartma. Tami dersin. Tam istediğin gibi ne ksaltonmış ya söyle. Tami. İşlerin su gibi yolunda akıyor öyle söyle. Yürü be tami. Bir uygulamasını indir. Çok duban kaposuyla tüm bankak artlarından hemen ödemelmeye başlar. Ah be. Tami. Tam istediğin ödeme şekli. Tami bir garanti bebe ve akronuştur. Tami. Tami. [MÜZİK ÇALIYOR] Her şey insanlığın bir kum tanesinin içerisine dünyaları sığdırma hırsıyla başladı. 1950'ler de ilk bilgisayarlar koca bir olayı kaplıyordu. Çünkü bu dev makinelerin beyni olan vakum tüpleri bir ampul kadar büyüktu. ısınıyordu ve sürekli bozuluyordu. Sonra fizik tarihinin en büyük devrimlerinden biri yaşandı. Transistor'ın keşfi. Artık o koca ampüllerin yaptığı işi tırnak ucu kadar bir yarı iletken parça yapabiliyordu. Ama dünya daha fazlasını istiyordu. Daha hızlı hesaplama, daha az enerji tüketimi ve daha küçüklü yazdılar. İşte bu noktada devreye 15ur muurya sası yerdi. İnterin kurcusu Gordon muurun ön görüsü basitti. Bir çiplin içine sığdırılan transistor sayısı her iki yılda bir ikiye katlanacaktı. Peki ama nasıl? Bir kum tanesi olan silicone'un üzerine, her iki yılda bir iki kat daha fazla devre yolunu nasıl çizecektir? İşte bu küçültme yarışı 1970'lerin başında, Hollanda'lı teknoloji devi Philips'i hayatı bir karar az orladı. Philips o dönemde sadece bir tüketice elektroniyi markası değildi. Bir innovasyon kalesiydi. Kendi çiplerini daha verimli üretmek. Rakiplerinden daha akıllı televizyonlar ve ses sistemler yapmak istiyorlardı. Bunun tek bir yolu vardı. Çiplerin üzerindeki devreyeollarına, insan elinin ya da mekanik uçların dokunamayacağı kadar ince çizebilmek. Philips mühendisleri bu imkansız çizim için doğadaki en saf ve en hızlı aracı kullanmaya karar verdiler. Işığı. Buna litografidir. Antik Yunancada taş üzerine yazmak demek. Bugünkü anlamıyla en basit haliyle, Işığı bir kalengi bir kullanarak, dünyanın en küçük ve en karmaşık desenlerini çizmesen atılır. Ve aslında çok gelişmiş bir gölge uyunun. Elimizde üç şey var. Bir Işık kaynağı, bir Shablon ya da maske ve üzerine yazı yazılacak bir silicone plaka. Sürreçte şöyle işler. Işığı, üzerinde çipin devre planı olan o Shablon'un üzerinden geçirirsiniz. Shablonun bazı yerleri Işığı geçirir, bazı yerleri ise engeller. Böylece silicone plaka'nın üzerine, o devreinin bir gölgesi düşer. Işık ne kadar ince ise, çizgi o kadar ince oluyordu. Çizgi ne kadar ince ise, çipin içine o kadar çok güçsürabiliyordu. Ancak 1980'lerin başında yarı iletken dünyasında tek bir kural vardı. Japonya ne derse o olur. O dönemin tartışmasız devleri Nikon ve Kanon'du. Bu iki dev, kamera lensilerindeki ustalıklarını, çip makinelerine taşımış. Pazarı adeta perserlemişlerdi. Karşılarınday ise sadece Amerikan GCA vardı. Philips bu devler liginde sadece kendi işini görmeye çalışan küçük bir oyuncuydu. Ve litografi makineleri üretmek, atomik seviyede bir hassasiyet gerektiriyordu. Ve bu iş, bir şirketin tek başına altından kalkamayacağı kadar pahalı bir laboratuar projesine dönüşmüştü. Ve Philips o zamanlar finansal olarak da çok da iyi durumda değildi. Litografi projesiyse tam bir karadelik gibiydi. Sürekli para yutuyor ama dışarıya tek bir makine bile satılamıyordu. Philips yönetimi için karar basitti. Kar etmeyen bu laboratuar oyuncağını çöpe atıyoruz. İşte eSML o çöp kutusunun kenarında doğdu. Philips projeyi tamamen kapatmak yerine Hollanda'lı küçük bir makine üretivisi olan E-Sem International ile el sıkıştı. Philips elindeki eski parçaları ve 31 mühendisini verdi. E-Sem ise biraz nakit koydu. Ortaya çıkan bu yeni ve zayıf şirketi eSML adına verdiler. E-Semel devreye girdiğinde o fisteri bile yoktu. Philips'in ana binasının yanındaki sızıntı yapan prefabrik para kalır eğerleştiler. Dışarıda dünya devin Nikon, milyar dolarlık arge bütçeleriyle gövde gösterisi yaparken E-Semel mühendisleri yağmur yağdığında ıslanmasın diye makinelerin üzerine plastik örtüler seriyordu. Herkes bu para kaşırketinin birkaç ay içinde iflas edeceğin düşünüyordu. Ama bu istenmeyen çocuk, rakiplerinin asla yapamadığı bir şey yapacaktı. Ortaklık kültürü. Nikon her şey kendi içinde üretmeye çalışırken E-Semel, dünyanın en iyilenisini alman zaysa, en iyilazlerini Amerikalara yaptıracaktı. Onlar sadece bir makine değil, dünyanın en yetenekli tedarik zincirini kurmaya başlamışlardı. 1990'ların sonuna gelindiğinde teknoloji dünyası bir duvar açartmıştı. Çipler küçülmeye devam ediyordu ama litografide kullanılan ışığın bir sınırı vardı. Mevcut derin morotesi ışıkla çizilebilecek en ince yola ulaşılmıştı. Fizik kuraları buraya kadar diyordu. Bunu şöyle hayal edin. Elinizde bir boya fırçası var. Bu fırça ile bir kağıda çizgiler çiziyorsunuz. Çizgileri ne kadar yan yana getirirseniz getirin, en sonunda fırçanın kendi kalanlığı kadar bir sınıra takılırsınız. Fırçadan daha ince bir çizgi çizemezsiniz. İşte iki binli yılların başında litografi dünyasındaki fırça. Yani ışığın dalga boyu 1993 nanometreydi. Ama çiplerin içindeki yolların artık 10 nanometre. Hatta daha küçük olması gerekiyordu. Düşünün 1993 birimlik bir fırçayla. 10 birimlik bir detay çizmeye çalışıyorsunuz. Bu fiziksel olarak imkansızlı. ışık çizmek istediğiniz o küçücük badilerin arasına sığmıyor. Her yere taşıyordu. Fizik grulları şunu söylüyordu. ışığın dalga boyundan daha küçük bir şeyi net bir şekilde çizemezsin. Görüntü bulanıklaşır ve çip çalışmaz. İşte bu noktada herkes iki yarıldı. Nikon ve Canon fırçayı değiştirmek yerine kağıdı ıslatmayı seçti. Mercek ile silicone arasına su koyarak ışığı biraz daha kırmayı denerdiler. Bu onlara birkaç yıl kazandırdı. Ama yolun sonu görünmüştü. E.S.M.L ise kimsenin cesaret edemediği o çılgın kararı verdi. Fırçayı tamamen değiştireceğiz. Kullanmak istedikleri yeni ışık. I.U.V.D. Ekstrem uldurabay olat. Bu ışığın dalga boyus sadece 13,5 nanometreydi. Yani eski fırçadan tam 14 kat daha ince. Bu bir odun kütüy yerine dünyanın en keskinleştirdiği kullanmak demektir. Ama bir sorun vardı. I.U.V.D. aslında bir ışık değildi. Bir felak etti. Bu ışık o kadar hırçındık ki dünyadaki her şey. Hava dahil bu ışığı emiyordu. Işığı makininin içinde bir yerden bir yere ulaştıramıyordunuz. Hava'ya değdiği am yok oluyordu. Bu yüzden koca makinayı uzay boşluğu kadar kusursuz bir vakumın içinde çalıştırmanız gerekiyor. Daha sık bildiğimiz hiçbir aine bu ışığı yansıtmıyordu. Işık aineye çarpınca yansı mıyordu? Aynenın içine gömülüp kalıyordu. Dünya devleri bu ışığı asla kontrol edemezsiniz. Bu fiziye aykırı diyerek yarıştan çekindi. E.S.M.L. ise yiyen.
yirmi yıl sürecek o karanlık yolculuğa başladı. Öyle bir aina ve öyle bir ışık kaynağı yapmalıydılar ki daha önce evrende sadece yıldızların kalbinde olan bir süreceği fabrikanın içine sığdırmalıydılar. Ve bunu öyle bir kumarla çözeceklerdi ki onu da kısa bir yaratan sonra konuşacağız. Evet, herkes bu ışık kontrol edilemez. Fizik yasalarına aykırı diyip yarıştan çekilirken e.s.m. müthiş bir kumar oynamaya karar vermişti. Ve şirketin tüm geleceğini hatta varlığını bu imkansız teknolojiye yatırdılar. 6 milyar dolardan fazla parayı. 10 yıllarca sürecek bir argesürecine gömdüler. Böyle bir kumar ki eğer başaramaz alır. e.s.m. bugün sadece teknoloji tarihindeki bir diplomat olacaktı. Ancak e.s.m. yalnız değildi. Onlar rakiplerinin aksine bir ekosistem kurmuşlardı. İnsem, Samsung ve TSMC gibi devleri bir odaya topladılar. Ve onlara şunu dediler. Geleceğin çiplerini üretmek istiyorsanız bu makineyi yapmamızı ortak olmalısınız. Bu teknoloji tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir olaydı. Intel, Samsung, TSMC bunlar rakipti. Ve bu şirketler rakip olmalarına rağmen kendi tedarikçilerine milyarlarca dolar yatırım yaptılar. Ve e.s.m.'den hissa aldılar. Sonunda 2010'ların ortasında o imkansız ıçık. İlk kez bir silicone'un üzerine düştüğünde yarış bitmişti. e.s.m. sadece kazanmamıştı. Rakiplerine artık aynı ligde bile olmayacakları bir boşluğa itmişti. Bunun nasıl yaptıklar ise bambaşka bir bilimsel mucize. Şöyle sağlam bir yere yerleşin anlatmaya başlıyım. e.s.m. hansızları bu ışığı üretmek için tarihin en çıldığın düzeneyini kurdular. Süreç kabaca şöyle iş diyordu. Makinen'in kalbinde bir vakum odasının içinde saç terinden daha ince bir kalay damlası saniyede 70 metre hızlı aşağı düşüyor. Bu küçük metal damlası havada iken bir carbon biyokset lazarı ona tam hesabetle vuruyor. Ama tek bir vuruş yetmiyor. İlk vuruş damlayı yasslılaştırıyor. Mikro saniye sonra gelen ikinci ve çok daha güçlü vuruş ise o kalayı buharlaştırıp plazmaya dönüştürüyor. İşte o an güneşin yüzeyinden tam 40 kat daha sıcak bir plazma topu oluşuyor ve 10 meşhur iğyüvi ışığı doluyor. Şimdi bunu saniye de 50 bin kest tekrarladığınızı hayal edin. Bir futbol stadiumunda kalinin içindeki bir toplu iğne başını. Stadiumın dışından fırlattığınız bir okla. Her saniye 50 bin kest tam 12'den vurmak gibi hassasiyetten bahsediyoruz. Ancak ışığı yaratmak yolun sadece yarısıyla. Hatırlayın bu ışık havada ilerleyemiyordu ve bildiğimiz hiçbir aine onu yansıtmıyordu. ışık, çarptığı her şeyi yakıp geçiyordu. Burada devreye e-semerin en sadık müttefiki, Alman Lensus'tası Karl Zayz girdi. Zayz iğyüvi ışığını yönlendirebilmek için dünyanın en prüksüz aynalarını tasarladı. Bu aynaların ne kadar prüksüz olduğunu anlamak için bir örnek verelim. Eğer bu aynaları büyütüp Türkiye'yi haritası kadar yapsaydınız. Aynenın üzerindeki en büyük prüzün yüksekliği sadece 1 m2 olurdu. Bu, Atomik seviyede bir kusursuzluk demek. Çünkü en ufak bir prüz, ışığın sapmasına ve milyar dolarlık o çipin bir çöp yığına dönüşmeseni neden olurdu. İşte bu makine, yüz binden fazla parçadan oluşan kırk tona yakın ağırlığı olan ve sadece taşınması için üç adet boyun 700-47 uçağını ihtiyaç duyulan bir mühendislik harikası değil aynı zamanda bir imkansızlıklar anıtıydı. Peki, neden kimse e-semel e yetişemiyor? Çünkü bu makinelerden bir tane yapmak için sadece paraya değil, kırk yıllık bir deneme yanılma süreci. Binlerce gizli patlantı ve dünyanın en iyi 800 farklı tedarikçisinin bir orka stira gibi yönetilmesine ihtiyacınız var. Bugün e-semel bu yıldız yaratmamakinesine dünyada yapabilen tek şirket. Ve bu durum, onları sadece bir teknoloji debit değil, kresel siyasetin en korkuducu figürlerinden biri haline getirdir. İşte bu yüzdendir ki e-semel ile birlikte. Çin Amerika teknolojik soğuk savaşıda 2018'de resmen başlamıştı aslında. 2018'de Çin o zaman değerin 150 milyon dolar olan bu makineden bir tane sipariş geçmişti. Şirkette gayet müşterin memnuniyeti hedefiyle tabii ki 2019 sununa kadar teslim ederiz diyecekti. Ama Amerika tehlikeyi sezmişti tabii. Çin'in bu makineden bir tane söylemesi, onu en ince ayrınsına kadar ideliğip kopyalayacağı anlamına geliyordu. Ve Hollanda'ya ciddi bir baskı yaptı o zaman Trump yönetimi. Uluslar arası anlaşmalar devreye gibiydi. Bahaneler üretildi. Hollandalı diptyomatlarla bizzat başbakanla görüşmeler yapıldı. Ve evet, şirket en nihayetinde siparişi iptal etti. Tabii bunda şöyle bir gariplikte var. Zaten tam bu kriz yaşanırken e-semel ile parça tedariki yapan ProDrive fabikasında tesadüfen bir yangın çıkmıştı. Bu da siparişi geciktirmişti. Filmi yapılacak bir konu anlayacağımız. Ama tabii zaten az önce de bahsettiğimiz gibi kopyalamak imkansız değil hastalık. Yapabilirsiniz. Fakat olay kopyalamak değil. Ortada acayip bir bilgi bir ekime. Deneyim ve uluslar arası bir tedarik zinciri var. Bunu kopyalayamazsınız. Şimdi e-semel bir sonraki imkansızı hazırlanıyor. Hain a-e-u-v. Işığı daha da bir ufak. Atonları daha da sıkıştırmak. Ve muur yasasına bir 10 yıldağa hayatta tutmak için 400 milyon dolarlık yeni canavarlar inşa ediyorlar. Ancak bu devasa güç beraberinde korkuturca bir soruyu da getiriyor. İnsanlık olarak tüm geleceğimizi, tek bir şirketin, tek bir makinin ve saniyede 50 bin kest patlayan o küçük kalay damlasının üzerine inşa etmek ne kadar güvenli. Ama yine de bugün cebinizdeki telefonu, kullanlığınız yapay zekâle. Ya da bu programı dinlediğiniz cihaza baktığınızda hepsini o hollandalı mühendislerin 40 yıl önce kimsenin inanmadığı o inacı hayaline borçluyuz. Ve dünya artık eskisi gibi değil. Çünkü artık ışığın bir sahibi var. Ve o ışık kimin gelecekte olacağına, kimin ise geçmişte kalacağına tek başına karar veriyor. Evet, bu e-semel nikâh esiydi. Modern dünyanın kalbini nattığı yaş. En azından şimdolur. [MÜZİK ÇALIYOR]
Podcast Summary
Key Points:
ASML, modern dünyanın tüm teknoloji devlerinin (Apple, Google, Microsoft, Amazon) bağımlı olduğu, çip üretiminde kullanılan litografi makinelerini üreten Hollandalı bir şirkettir.
Şirket, 1980'lerde Philips'in başarısız bir projesinden doğmuş ve zorlu koşullar altında faaliyete başlamıştır.
ASML, rakiplerinin aksine, her şeyi kendi üretmek yerine dünyanın en iyi tedarikçileriyle bir ekosistem kurmayı tercih etmiştir.
Şirketin en büyük başarısı, fizik kurallarını zorlayarak EUV (Aşırı Ultraviyole) ışığı kullanan devrim niteliğindeki makineleri geliştirmesidir.
Bu makineler, kalay damlacıklarını lazerle vurarak Güneş'ten 40 kat daha sıcak bir plazma oluşturur ve bu sayede inanılmaz derecede küçük çipler üretilmesini sağlar.
ASML'nin bu teknolojideki tekel konumu, onu küresel jeopolitiğin merkezine yerleştirmiş ve ABD-Çin teknoloji savaşında kilit bir silah haline getirmiştir.
Şirket, Moore Yasası'nı sürdürmek için daha da gelişmiş makineler üzerinde çalışmaktadır.
Summary:
Bu transkript, modern dünyanın görünmez mimarı olan Hollandalı ASML şirketinin hikayesini anlatmaktadır. Apple, Google ve Microsoft gibi devlerin toplam piyasa değeri 10 trilyon doları aşarken, bu şirketlerin tamamı, ürettikleri çipler için ASML'nin litografi makinelerine bağımlıdır. Hikaye, 1950'lerdeki vakum tüplerinden transistörün keşfine ve Moore Yasası'nın ortaya çıkışına kadar uzanır.
1980'lerde Philips'in başarısız bir projesinden doğan ASML, zorlu başlangıcına rağmen, rakiplerinin aksine iş birliğine dayalı bir tedarik zinciri kurarak hayatta kalmıştır. Şirketin asıl dönüm noktası, mevcut ışık teknolojisinin fiziksel sınırlarına ulaşıldığında, kimsenin cesaret edemediği EUV (Aşırı Ultraviyole) teknolojisine yatırım yapmasıdır. Bu çılgın kumar, saniyede 50 bin kez tekrarlanan, kalay damlacıklarını lazerle vurarak Güneş'ten 40 kat daha sıcak bir plazma yaratan dev makinelerin üretilmesini sağlamıştır.
Bu makineler o kadar karmaşıktır ki, kopyalanmaları neredeyse imkansızdır. Bu tekel gücü, ASML'yi ABD-Çin teknoloji savaşının merkezine yerleştirmiş ve şirketi jeopolitik bir silaha dönüştürmüştür. Günümüzde ASML, Moore Yasası'nı canlı tutmak için daha da gelişmiş makineler üzerinde çalışırken, insanlığın geleceğinin tek bir şirketin ve onun ışık üzerindeki kontrolünün insafına kalmış olması, üzerinde düşünülmesi gereken rahatsız edici bir soruyu gündeme getirmektedir.
FAQs
Eesemel, çip üretiminde kullanılan litografi makineleri yapan Hollandalı bir şirkettir. Modern dünyadaki tüm gelişmiş çiplerin üretimi için kritik öneme sahiptir.
Çünkü EUV ışığı kullanarak dünyadaki en küçük ve en karmaşık çiplerin üretilmesini sağlayan tek şirkettir. Apple, Intel ve TSMC gibi devler bu makinelere bağımlıdır.
EUV, 13,5 nanometre dalga boyunda bir ışıktır ve çok ince devre yolları çizmek için kullanılır. Bu ışık havayı emer ve bilinen hiçbir ayna tarafından yansıtılmaz, bu yüzden özel vakum odaları ve kusursuz aynalar gerektirir.
Makinede, saniyede 70 metre hızla düşen kalay damlaları lazerle vurularak plazmaya dönüştürülür. Bu plazma, güneş yüzeyinden 40 kat sıcak olup EUV ışığı üretir. Işık, atomik seviyede kusursuz aynalarla yönlendirilir.
Eesemel, dünyanın en iyi tedarikçileriyle bir ekosistem kurdu ve EUV teknolojisine 6 milyar dolar yatırım yaptı. Rakipleri bu imkansız teknolojiyi geliştiremedi ve Eesemel tekel haline geldi.
2018'de Çin, Eesemel'den bir makine sipariş etti ancak ABD baskısıyla sipariş iptal edildi. Bu, teknoloji savaşlarının bir parçası olarak görülüyor çünkü Çin'in makineyi kopyalamasından korkuluyor.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.