Bu podcast bölümünde gen düzenleme teknolojisinin tarihsel gelişimi ve CRISPR'ın devrim niteliğindeki etkisi anlatılıyor. Sunucu, genetiğin 2000'lere kadar olan kısa tarihini özetliyor: Mendel'in bezelye deneylerinden Darwin'in evrim teorisine, DNA'nın keşfinden insan genomu projesine kadar. İnsan genomu dizileme maliyetinin milyarlarca dolardan 600 dolara düşmesi, teknolojinin erişilebilirliğini artırdığını gösteriyor. CRISPR'ın aslında bakterilerin virüslere karşı geliştirdiği doğal bir bağışıklık sistemi olduğu, Cas9 enziminin rehber RNA ile hedeflenen geni kesip düzenleyebildiği açıklanıyor. Bu sistemin sadece gen kesmekle kalmayıp gen ifadesini artırma veya azaltma gibi işlevler için de kullanılabildiği belirtiliyor. Günümüzde GDO etiketleme kurallarının gevşetilmesi, genetiği değiştirilmiş balıklar, domuzlar ve inekler gibi örnekler veriliyor. Bakterilerin plastik atıkları dönüştürme veya ilaç üretme gibi alanlarda fabrika olarak kullanılması ele alınırken, bu uygulamaların kontrol edilemeyen riskleri vurgulanıyor. Sivrisineklerle sıtma mücadelesinde gen sürücüleri gibi tartışmalı yöntemler de ele alınıyor. Sunucu, "insan tanrıyı oynamaya çalışıyor" eleştirilerine karşı çıkarak binlerce yıldır doğal seçilimin insan eliyle yapıldığını savunuyor ve etik tartışmaların güncel olduğunu, gelecekte değil şimdi yapılması gerektiğini belirtiyor.
[MÜZİK ÇALIYOR] [KAPI ÇALIYOR] 18 milyon yapı krediliği bir adım önde. Henüz onlardan biri değil sen, bir adım at, yapı kredi mobiliğindirip hemen müşterimiz ol. Detaylar yapı kredi kompte yereydi. [MÜZİK ÇALIYOR] Selam Fularsızlar. Bu podcaste genel olarak verdiğim sözleri tutmuyorum. Hala size dolma tarifi vermiş değilim mesela. Ama bugün kutlu bir gün. Keçenlerde biolojik savaşlardan konuşmuştuk ya. Tam oğullardan ikinci dünya savaşına kadar. Sonra uluslararası anlaşmaların içler acısı hali ve biolojinin resmen ayağa düşmesi derken konu gen düzenlemeye gelince belki ayrı bir bölüm yaparım demiştim. Buyurun yaptım. Yalnız yaparken önemli bir şey fark ettim. Siz de fark etmiş olabilirsiniz. Ben bir genetik mühanesi değilmişim. Anlattığım şeyleri böyle sanki yıllardır biliyor mu şimdi gibi gelebilir podcastin dili yüzünden ama çoğu şey ben de sizlerle birlikte öğreniyorum. Dibe daldıkça da suyun ne kadar derin olduğunu görüyorum. Ama işin şu kısmında hiç alçak gönüllü değilim. Biraz zaman harcı olarak dünyadaki her şeyi yeterince anlayabileceğimize inanıyorum. En dibe dalamazsak bile her azından her suya girip boğulmadan yüzebileceğimize inanıyorum. Hiçbir şey sihirli değil. Her şey başta karmaşık gözükür, basit parçaları ayrırak halledersin. Bugün de öyle yapacağız. Plan şu. Önce genetiğin aşırı kısa bir tarihi 2000'lere kadar jettisinde geleceğiz. Sonra muciplerine Nobel ödülü kazandıran Chris Brin, Annam ve ehemiyeti onunla birlikte de etik tartışmalar. Bu tartışmalarda beni bıktıran bir takım krişeler var. İhtiyaradan moduna girip onlarda yakınca. Ne zaman bir popular bilim yazısında insan tanrıyı koynamaya çalışıyor. Kalıbını okusam aklıma bir görsel geliyor. İlk karede güzel bir kurt fotoğrafı var. Düşünce baloncuğu çizmişler. Diyor ki çok soğuk ve açım. Şurada ateş etrafında toplanmış insanlar var. Belki bana bir şeyler verirler. En kötü ne olabilir ki? Son iki kare 10.000 sene sonrası. Ufacık bir köpek var. Kafasına doğum günü pastasını andıran. Çok komik bir gün şapka geçirmişler. Madara etmişler yani. O da şaşkın şaşkın kameraya bakıyor. Kurt koca ince köpeğin maskele sonurmuş ve evrilince de insanın. Demem o ki zaten biz binlerce yıldır tanrıyı oynuyoruz. Daha yazı yazmayı bilmediğimiz zamanlardan biri. Etrafımızdaki ekinleri ve hayvanları yapay seçelim. Ne değiştiriyoruz? Elma örneğin en az bir kaç milyon yıldır ortalıkta. Ama bugün bildiğimiz hali. Sadece bir kaç bin senelik. Yani düşünürseniz türo olarak ömrünün %99.9.9.9. belli bir şekilde geçirmiş. Sonra insan çıkıp bunu çok kısa bir zamanda değiştirmiş. Kimse de elma yerken ama tanrıyı oynamaz sak mıydı? Ne dememiştir herhalde. Oyunuyorduk oynamasına da oyunun kurallarını bilmeden oynuyorduk. Mesela tıbbın babası sayılan hip okratın, kalıtı makkındaki görüşü şu. Hayat boyu kazandığımız özellikler sonrakın eski aktırılıyor. Sıca alışırsan çocuklarında sıcağı dayanıklı olur gibi. İki bin sene bu önceden insanlar bu teoriyah kafasalladılar. Sonunda da ihale lamarka kalmış nedense fikir onun ismiyle anılıyor. Nihayet ama o dönemlerde hareketlilik başlıyor. Mendele isimli bir rahip, manastarında rehin tuttuğu bezel yerler üstünde devrim nitelinde bir takım kalıtım deneyleri yapıyor. Kimse umursamıyor yandı. 30-40 sene sonra millet aynı sonuçları ulaşınca değeri ne anlıyorlar. Ve o bulguları yine çoklandır unutmuş oldukları darvinin teorisiyle birleştirip, modern bir örojinin temelini atıyorlar. Araya dünya savaşları giriyor. İkinci sinin bitiminde nihaiyet kalıtım bilgisinin DNA tarafından taşıdığı keşfediliyor. O ana kadar hücüye çekirdiğinde duran bu sıkıcı yapılardan pek medet uman yoktu. Yalnız DNA'nın önemiyle dair bu keşfi yapanlar nedense pek bilinmezler. Nobel de almadılar zaten. Ama birkaç sene sonrasında DNA'nın çift sarmalı yapısına açıklayanları sorsam. Herhalde bazılarınız vatsın ve krikin isimlerini ezberden söyler. Biraz meraklı olanlarda Rosalind Franklinin ismini eklerler. Diğerler ise isimsiz kahramanlar. Ben de süveremeyeceğim gıcıklığı da. Neyse esas eğlenceli yetmişler de başlıyor. Hem disk omu da su yüzünden hem de millet DNA parçalarını bir canlıdan alıp diğerini koymayı öğreniyor. Ve geneti değiştirilmiş ilk hayvan ortaya çıkıyor. Ejderha gibi bir şey bekliyor insan ama alt tarafı bir fare. Herhangi bir özelliği de yok. Ama tarih sayfalarında yerini almış. Birkaç sene sonra o yeni genlerin yavrulara da aktarılmaları sağlanıyor ve bunun tüm bioloji alanını hızlandırıcı bir etkisi oluyor. Çünkü fareler insanları yeterince benziyen ölümlerine pek kimsenin üzülmediği ve çok hızlı üreyen canlılar. Dolayısıyla her yaptığın genetik değişiklik için ayrı topluluklar üretebiliyorsun. Bunları göz diyerek o genin etkisini anlamaya çalışıyorsun. Şimdi bakınca bir yandan her şey çok hızlı ilerliyor. Yani en az 10-12 bin senedir yapay seçilimle uğraşırken DNA'nın rüla anlaşıldıktan sonraki 20 sene içinde durum bu hale gelmiş. Ama bir yandan da o devrimin ticahirleşip sıradan insana dokunması çok hızlı sürüyor. Aynı şey genom dizilimi içinde geçerli. Genom diziliminde DNA'yi oluşturan molekülleri tek tek okuyorsun. Ben bunu hala göreceğini bir teknoloji gibi haggılıyorum. Ama genoma okudan ilk virüsün üstünden neredeyse 50 sene geçmiş. Bunu öğrenece epeş açırmıştım. 1976'ya demireleniz ikinci başbakanlığındaydı. O kadar eski fakat virüslerden bir bakteriye geçebilmek, bir bakterinin genomunu dizilemek 20 sene daha sürmüş. Çoğumuza sorsan ha virüs ha bakteridir. Gazeteye manşet olsa "Ya bunu daha önce yapmamışlar mıydı?" deriz. Ama demek ki o kadar artıyor problemin karmaşıklı. Hatta ilk bakterinin dizilimi daha sürerken insan genomu projesi başlamıştı. Oda ne büyük olaydı. Bizim neslin aya ilmesi gibi. Bir kılınçın yanına toni playre almış. "Bugün tanrının yaşamı yaratırken kullandığı dili çözüyoruz." demişti. Mende gaza gelmiştim. Tam olarak ne beklediğimi bilmeden 2001 yılında başarıyla tamamladıklarını duyurduğlar projeyi. Meğer onu okta da kodumuzun yaklaşık %90'a okuna bilmiş. Kalan kısmı ne zaman bitti biliyor musunuz? Önceki sene. Hep böyle baştan gaza getirici bir şeyler oluyor. Sonra onun tamamlanması veya işte ticariyleşi payatımıza girmesi için en az bir 20-30 sene geçmesi gerekiyor. Sanırım bizim beklentilerimizi birleşim teknolojisi çok çarpıttı. Her yenilik ertesi sene elimizde sürekli gözümüzün önünde bir takım yenilikler oluyor ya. Diğer alanlarında böyle işlemesini bekliyoruz ama öyle değil. Tabii o aradan geçen 20-30 sene de şu oldu. Gözden kaçırmayalım. İnsan genomu projesinin maliyeti birkaç milyar dolardan başladı. 2000'lerin ortalarında bir milyon dolara gerildi. Şu anda kimaaliyeti de 600 dolar. Ve giderek düşüyor. Yani eskiden insan genomu diye temsilen birkaç keşinin genetik konunu birleştirip çözmüşlerdi. Ama artık hepimiz için ayrı ayrı dizileme yapılabilir. Basit bir kantezdi gibi. Bunu da yakında zorunduklarlar herhalde. Fakat gel dizileme iyi hoşta DNA'ye harf harf okumak tek başına pek bir işe yaramıyor. Esas mesele okuduğunu anlamakta. Anlamak içinde biraz editörlük yapmak lazım. Şu harfi değiştirirsem ne olur? Şu paragrafı silersem ne olur? Oturup bakıyorsun. O sahede o kısmını ne işe yaradığını anlıyorsun zaten. Artık şaşırtmayacaktır. DNA'ye düzenleme işde ta 70'lerde başlamış. Geçenlerde bu işin öncelerinden birini dinliyordum. Herhangi bir değiştiklik yapmak için haftalarca uğraşıyorlarmış. Sonra bir bakıyorlar yanlış yeri değiştirmişler. Ve ya hiçbir şey olmamış. Hop tekrar baştan başlıyorlar. Kâğıt üstünde her şey mümkün de pratik de başarı şansı düşük. Ve emek yolun işler. Ta ki 2012'ye kadar. O sene bir makaleye yayınlandı. Ve sanki her araştırmacı çok daha iyi hızlı ve ucuzla çalışan bir editörü işe almış gibi oldu. Biraz bunun detayına inelim. Günlük dilde CRISPR'ı bir yöntem olarak. Hatta bazen gen düzenleme kavramının kendisi için kullanıyoruz. Ama orijinali bazı bakterilerin DNA'a aslında bulunan özel bir kısm. Bakteri olmak kolay değil. Sürekli bir şeyler dadanıyorsana. O kyanuslardakinin yarısını virüsler öldürüyormuş. İçlerine kendi genetik kodlarını bırakıyorlar. Bakteri kodu okursa daha fazla virüsü imal ediyor. Ölene kadar. Ama ola ki bakteri bu saldırıdan sağ kurtuldu. Bir üstten geriye kalan genetik materili toparlıyor. Bir anlamda saldırgının eşgalini alıyor. Ve onu kendi DNA'asındaki özel işarettiği yerleri yerleştiriyor. O işaretler CRISPR işte. Kısaatma tabi bu açılımıyla uğraşmıyormuş muyuz? DNA'da periodik olarak tekrarlanan bir dizikodu. Millet önceleri bu tekrarlara çok kafa patlatmış. Ama sonunda birileri esas eğlenceli kısmın onların arasında olduğunu keşfetmiş. Oradaki kodlar daha önce diziledikleri bazı virüslerin koduyla eşleşiyor. Bunu fark edince anlıyorlar ki bu bir bağışlık sistemi. Bazı bakterilerde böyle düzenelerce yüzlerce kayıt var. Bir bakterinin tabii bizzat yüz defa virüs savuşturması şart değil. Onun yerine her bölünmedi sonraki nesle devrediyor DNA'asını dolayısıyla hafızasını. Böylece gelecekte aynı virüs tekrar da danırsa onu tanıyor. Vay sen benim babama da saldırmışsın. Öyleyse şimdi ölmeye hazırlanıyor. "Her o! Aynayı bize ne konu koyar? Yukkânın ayı fader. Repet to die! Ya anızla fatmak yetmez. Bir şeyler yapması lazım bakterinin. DNA'daki arşivlerde duran bu kayıtları, sahadaki ekipleri dağıtabilmek için arasıra uzun bir renağe işliyor. Sonra onu işaretli yerlerden kesip, Cas9 denen enzimlere mont ediyor. Dolayısıyla her birinde ayrı bir virüsün eşgali var. Bunlar devriyeye çıkıyorlar. Bir DNA parçasına rastladıklarında onun sarmallarını koparmadan açarak düz yiplik haline getiriyorlar ve taşıdıkları renağe parçası ile hizalıyorlar. Uyuşurlarsa o molekiller birleri ne yapışıyor? Bu da enzimin kollarını aktive ediyor ve tıpkı bir makas gibi DNA'nın yapıştığı kısmı iki ucundan kesiyor. Virüsü hadım ediyor bir nevi. Tüm bunları harika şekilde görselleştiren animasyonlar var. Birkaç tanesini ekledim açıklamalara gerçekten bakınca görüyorsunuz içimizde koca bir dünya var. Nanobot bunlar yani o nanobotlar bir medeniyet kurmuşlar. Sürekli bir şeyler üretiliyor, bir şeyler yıkılıp parçalınıyor.
Yalnız bu animasyonların yanıtıcı bir yanında var. Her şeyin tıkır tıkır çalıştığı intibasını bırakıyorlar. O ona bağlandı, bu bunu kesti. Sanki her parçanın bir hedefi var. En kısa yoldan o hedefi ulaşıyorlar. Neredeyse bilinçli davranıyorlar. O yüzden arasıra hatırlamak da fayda var. Gördüğümüz her şey idealize edilmiş betimlemeler. Gerçekte olan biten çok daha çirkin. Biz sürü molekül, saniye de bilmem kaç defa birbirine tosluyor. Bazısı elektronlarını paylaşıyor, birbirine yapışıyor. Bazı zımmık natıst gibi itiliyor. Bazen olmaması gereken bağlantılar kuruluyor. Yahuut olması gerekenler erkenden kırılıyorlar. Mesela bizim sıradan bir hücemizde yaklaşık 20 bin gel var. Bunları komut haline getiren 360 bin tane emreye neyemulekülü var. Ve o komutlara göre üretilen 42 milyon tane protein dolanıyor etrafta. Her hüce böyle çok kalabalık. Bayağı kağıtik bir oradan. Tıkır tıkır işleyen bir makineden ziyade, basit elektrik ve mekanik prensipleri uyarınca olasılık sal olarak ortaya çıkan belli düzenler var, belli örüntüler. Ben de bizzattanlıklık etmiş gibi konuşuyorum. Bir FBI operasyon için aylarca Andir kavur enzimi olarak yaşamıştım. Şimdi her şeyi dikkat dediğine değilseniz, aklınızda bir soru kalmış olabilir. Enzimlerin fellik, fellik aradığı okodu. Bakterinin kendi DNA aslında da var. Oradan aldı zaten eşkali. Neden oraya da yapışıp kesmiyor. Yani bahşıklık sistemi neden kendi kendine saldırmıyor? Şöyle ki, enzim sadece taşıdığı reneğa parçasına bakmıyor. Herhangi bir bağlantı yapabilmesi için kısabil kod daha arıyor. O kod kendine özel. Bir başka değiştire polis sadece şüpheli gördüklerine yaklaşıyor. Ondan sonra cebindeki eşkali çıkarıp yakından kontrol ediyor. O şüpheli koduda bakterinin kendi DNA aslında olmadığı için hiç oraya bulaşmıyor. Şimdi tüm bunlar iki binlerin başlarında anlaşılmıştı çoktan. İşin nobellik tarafı şu. Basettiğimiz enzim, CRISPR-Cas9 denen molekül yani. Güdümlü bir makasdan ibaret. İçine bir virüsün kodunu değil de başka bir kod yerleştirirsek gidip onu arayacak. Mesela bir insan gelini. Nasıl olsa tüm kendilerimizin dizilimini biliyoruz artık. Onlara denk gelecek reneayı da biliyoruz demek bu. Ve bu reneayı sentezleyebiliyoruz. Bunun maliyeti de binlerce kat düşmüş yıllar içinde. Öyleyse o enzimi bakteriden çıkaralım. İstediğimiz genin eşkali'nin monte edelim. Sonra bunu bir insan ücresine koyalım. Gitsin DNA'ımızın tam o noktasını bulsun kesin. Böylece istediğimiz genleri çat diye kapatabiliriz. DNA kendini onarabiliyor gerçe. Ve bu çok sık olan bir şey. Her gün birkaç düzene kırılma oluyormuş. Her hücede. Yalnız onarım sürecinde bir sürü hata oluyor. Ve bazıları yeni işlefsiz kılıyorlar. Ve bu durumda bir genin işlevi'ne anlamak için kullanabiliriz. Aynı zamanda ne işe yaradığını bildiğin ama bozuk olan bir geni de düzeltmek için kullanabilirsin. Sonuçta bir sürü hastalığın sebebi tek harflik mutasyonlar. Koca DNA'a içinde tek bir molekül yanlış bağlandığı için insanlar abuk suluk acılar çekiyorlar. İşte tam o kısmı kesip atalım. Sonra bakalım hücabını doğru şekilde mutasyon susu birçimde onarmış mı diye. Onlarmamışsa bir daha denersin, bir daha denersin. Daha önce dediğim gibi kâğıt üstünde bunlar hep mümkünmüş. Ama bu işi yapacak enzimi, protein yani her seferinde baştan tasarlaman gerekiyordu. Şunu bir hayal edin. Her yapacağınız hesaplama için özel olarak bir hesaplakinesi inşa etmeniz gerekiyor. Çoğu zamanda tasarımda ufak bir hata yaptığınız için baştan başlamanız gerekiyor. Burada işin zor kısmı hazır zaten. Enzim tam da o işi yapmak üzere evrimiş. Hesaplakinesi zaten yapılmış. Doğru tuşlara basarak farklı işlemler yapabiliyoruz. İşin kolaylığındaki ve isabetindeki ilerleme tam da bu boyutta. Fakat bu anlattıklarım zaten 10 sene önceki hali. Kısas ürede fark ediyorlar ki, DNA kendini onururken işi şansa bırakmalarına gerek yok. O kısmı istedikleri kodu yerleştirebilirler. O kesik uçlara bağlanan kısm, orjinalindeki gibi olduğu sürece onların arasına başka kodu kaynak yapabilirler. Yetmiyor, niye sadece kesip içmekle sınırlı kalsınlar? Bu enzimin makas işlevi gören kısmını biraz değiştirirsin. O istediğin gene yapıştığında oraya bir inhibitör koyabilir. Yani o kodun fazla okunmamasını sağlayan bir molekül. Kesip içmeye gerek kalmadan işlevi nazaltmış olduğunu. Tersi de mümkün, kodun o kısmının daha fazla okunmasını sağlayarak ilgili proteinlerin daha çok inşa edilmesini sağlayabilirsin. Yani bu sistemi güdümlü bir makas olarak görmek yeterli değil. Bir dağıtım aracı bu. Adres'e posta, istersem makasiyolla, istersem başka şey. Bir dolu başka enzimde kullanmaya başlamışlar. Farklı farklı bakterilerden aldıkları, bazıları DNA'ye hiç dokunmuyor. Ondan kodlanan renai değiştiriyorlar. Böylece kalıcı bir değişiklik yapmadan istedikleri proteinleri üretiyorlar. Yani CRISPR tüm bunları kapsayan, şemsiye bir terim artık. -Vay, işbrek. -Hayatına değer katacak ayrıcalıklar buradan. Kişisel bank acılık hizmeti ve iş portfoyla tarafımı uzman desteğiyle. Varlık birikimine özel ayrıcalıklar her zaman yanında. -Cep, başka? Ücretsiz para transferinden, avantajlı faiz oranlarına, kültür sanaptan, restoran ayrıcalıklarına, sana özel fırsatlar için işbileket davetlisin. Ayrıntılı bilgi, işceb ve iş bank kompererede. -Benim bankam, iş, iş bankası. -Düşünsenezi, güzel bir sabah uyanmışsınız. Yatırımlarınızı garanti bebeğe, kriptokulayla ile yapmışsınız. Kullarınca dostu arayız ve yedi yirmi dört canlı destek de, kriptoya yatırım yaparken rahat bir nefes almışsınız. Siz de kriptoya yatırım yaparken, kapanız rahat olsun istiyors Geçtiğimiz hafta içinde bu konularla ilgili, yüze yakın video ve podcast dinlemişimdir. Kimi uzun kimi kısa, şu çok sık başıma geldi. Vay be, bunu da mı yapıyorlar artık diyorum. Sonra bakıyorum, video 5 sene öncesinden çıkıyor. Bu konuda Nobel kazananlardan biri olan Jennifer Dudnan'ın Ekrak in Creation'ın kitabını okudum. Yalan söylemeyim, atlayat diye okudum ama, oradaki örneklere şaşırdım. Kitap 7 senelik. Yani ilk genom diziliminin ta 50 sene öncü olmasından yakınıyordum da, bunun son 10 senelik kısmı gerçekten baş döndücü kızda. Çat GPT çıkınca onlarca sene duymaktan sıkıldığımız o yapay zekâmohabbetinin bir anda o noktaya geldin eşaşırmışlık ya, işte 10 noktayı bir orajı da seneler önce geçmişiz. Halka yönelik bir arayız olmadığı için pop kültürü o kadar girmedi. Yoksa daha önem siz olduğu için değil. Birkaç gelişme paylaşayım, geldiğimiz noktayı anlayın. Birkaç ay önce, ABD sağlık otoriteleri, önemli bir karar verdi. CRISPR ve benzeri yönetemlerle değiştirilmiş ürünlerin, GDO etiketi taşınması zorunda olmayacak. Yabancı bir gen eklemedikleri sürece. Yani belli bir genel açıp kapıyağrak, efendim şu muzun rengini değiştirelim, bunun kokusunu azaltayım diye, bildiğin modifiye ettiğin ürünler, genetik olarak modifiye edilmiş sayılmadan satılacaklar. "Bu tabii ki dünya kadar yatırım." demek. Ürünlerin boykot edilme korkusu olmadığında, milyarlarca dolar gömebilirsin, gönül rahatlığı ile. Bu arada yabancı gen eklemek de yasak değil. Bunu hayvanlar üstünde yaptılar çoktan. Bazı balıkların içine, tüm sahlardan alınan bir gen koydular. Bu sahide balıklar, infekcionlara karşı daha dayanıklı oldu. Aynı miktar yamle daha çok büyüyen balıklar da var. Genos'u isimli bir şirket, bağışıklığı yüksek yüzlerce domuz üretmiş vaziyette, yakında piyasaya çıkaracaklar. Bakın yüzde 75 daha az osuran inek bile üretilmiş. Gerçi saldıkları gazların çoğu ağzdan çıkıyormuş. Ben komik olsun diye osuruk dedim ama, bu gereksiz bilgiğde, alakasız bir zamanda, dile getirerek, arkadaşlarınızı kendinizden solutabilirsiniz. Bunlar kadar dikkat çekmeyen ama bence daha devrimci olacak bir uygulamadan bahsedeyim, bakteriler. Onları birer fabrika olarak kullanabilirsin. Bunu da yapıyoruz zaten binlerci yıldır. Birer peynir, yoğurt böyle oluyorlar. Ama niye bunlarla sınırlı kalalım? Yeni yemekler üretebiliriz, plastikleri eritebiliriz. Artıkları bir yoya kıta dönüştürebiliriz. İstediğimiz ilacı üretebiliriz. Her konuda birçok proje var. Çünkü bakterilerin kendlerini değiştirmek en kolay. Lab otomasyonu sayesinde, binlerce paralel deneyi üretebiliyorsun. Her birinde ufak bir değişiklik yapmışsın. Hiçlerinden bir tanesi işe yarası tamam. İşin eğginç yanı, bence bu, öyle domuzu ineyi değiştirmekten çok daha riskli. Çünkü bakterilerin kullanımını kontroya edemiyorsun. Kendi çöplüğündeki plastiği bir şeylere dönüştürmeyi denedin. O bakteri dünyanın diğer ucunda mutasyona uğrayıp balıkları öldürebilir mesela. Yani bir yandan, yerel etik kurularına en az takılacak şey gibi gözüküyor. Bir yandan da, uluslar arası etkisi en fazla olacak şey bu. Bunları şimdiden konuşmamız lazım aslında. Bilmemle şirketinin editlediği baktığı başkasına zarar verirse ne olacak? Kim kiminası davaya der, nasıl önleriz? Bunlar 50 sene sonrasını konuları değil, şimdinin konuları. Hatta dünün konuları. Ama işte herkesin kısa vadeli yerel dertleri önceli kalıyor. Kulesik sordumuz. Yalnız bence en tartışmalı örnek, Sivrisineklerden geliyor. Sıtma taşımasınlar diye, bunların genleriyle epeydir oynuyorlar zaten. Fakat ne çözüm üretirsen üret. Onun bir şekilde o populasyon içinde yayılması lazım. Sivrisinek, haşerat, tarla faresi fark etmez. Bir şekilde yayman lazım. Nasıl yayacaksın? Bir çalışma da, bölgedeki Sivri populasyonunun genetini yeterince değiştirebilmek için oraya mevcutun tam 10 katı sineyi salınması gerektiği ortaya çıkmış. Düşünsene Afrika'da bir yerde sinköyüne geliyorlar. Siz de bu beladan kurtaracağız diye, sonra milyonlarca sinek salıp gidiyorlar. Bu soruna çözüm olarak, C-in drive diye bir şey keşfettiler. Herhangi bir değişikliğin sonraki nesli aktarılmasını garante eden bir mekanizma. Normalde ne oluyor? Anleden gelen genetik kodlarla, babadan gelenler karışıyor. 150 senelik, mendel kanunları gereği, dolayısıyla senin o modifiye ettiğin gel, yavruda ifade edilmeyebiliyor. Bir şişan sakalmış. Ama o gelene birlikte bir kris bir mekanizması da yerleştirirsen ve bunu da doğru şekilde kodlarsan, diğer ebeveğinden gelen geni kesip atıyor. Onun yerine kendini kopyalıyor. Böylece yavruda modifiyeli genden iki kopyalacak. İllaki onu taşıyacak. Otur.
Çocuk ileride çiftleştiğinde da aynı şey oluyor. Hem modifiyeli yeni var, hem de karşı taraftan gelecek alternatif yeni kesip atan mekanizma. Sonuç olarak, o gengeometrik olarak yayılacak nüfus içinde. Bunun insanları uygulanması zor. Yani bilgis çip taktı yerine cindriv takacak bize derlerse yakında. Peki inanmayın, zaten uygulanısıyla mânihâsız. Bizim üremi hızımız çok yavaş. Ama hızlı yürüyen canlılar için pratik bir çözüm. Ve böyle modifiyeli bir sevgisindeki yaptılar bile. Erkekler, dişi yavruları öldüren bir gen taşıyorlar. Sadece erkek yavruları oluyor. Ve her biri de o öldürücü gene taşıyor. Kısasür içinde bölgide dişi kalmıyor, ortam bir mühendislik fakültesine dönüyor. Yöntem bu. Bu şekilde başlangıç nüfusunun sadece yüzde birinin modifiyeli olması bir sene içinde çöküüşü garantilemeye yetiyormuş. Pilot proje bile yapıldı. Flori'de de milyonlarca modifiyeli sineyi sağlamışlar. Yakında rutin olacaktır herhalde. Tabii illa soy kırm yapmak zorunda değilsin. Aynı yöntemle tüm sevresi neklerin gece ışıldamaları da sağlanabilir. Ya utan bir dystop yamağız emesi olarak bir silah haline getirip, sıtmadan çok daha kötü şeyler yaymalarını sağlayabilirsin. Kötün yetde olmasan bile kazığa çok olası. Bir üstler ve bakteriler sağ olsun, farklı türler arasında gen geçişleri oluyor. Şimdi, "Sivrileri yok edelim" diye yola çıktın. O gen bir şekilde arları zıplamış olsun. Onların nüfusunu çökerteceksin. Başka bir gene dry bile o etkiyi dururmaya çalışmal lazım. Halelerce ile onun da başka bir etkisi olacaktır. Sınırları aşan her şey gibi, bu da bir uluslararası kriz potensiyarı taşıyor. Bir ülkenin sağlık bakanını kullanmaya karar verdi. Etkisi komşuyu sıçladı. Ne olacak şimdi? Yani hiçbir şey olmasa bile en azından buna uluslararası rengülasyon şart. Şimdi efendim, gelelim insana. Yine gelecekten bahsetmiyoruz. Bu teknoloji hale hazır da insanlar üstünde uygulandı. En çarpıcı örneği de şu. Çinli bir araştırmacı dünyanın ilk modifiyeli bebeklerini dolduğunu açıklamıştı. Tamamını gizli yürütlü araştırmasına katılan çiflerde baba HIV pozitif anne HIV negatifte. AIDS'e sebep olan virus. Bunların çocuklarında, embirliği halindeyken, virus'un hücelere girmesini kolaylaştıran bir protein ile ilişkili olan yeni kapatmışlar. Başarılı olsaydı bile AIDS'e bağışıklılık sağlamayacaktı. Sadece virüsün bir variyantına karşı diren çarttıracaktı. Tam başarılı da olmamış, çocuklar aynı genin hem susturulmuş hem de aktif versiyonlarını taşıyorlarmış. Yani olay, acil bir tıp bir gereksinimden çok, en biriyoda bir değişiklik yapıp rahmet koyarsak bu tutar mı denemesi olmuş. O yüzden büyük yan kuyandırdı, çinlilerde adamı hapse attılar. İşin esas şok edici kısmı bu olay 2018 yılında yaşamıştı. Adam çoktan apistan çıktı bile. Kalıtsal kas erimesinden, muzlarıp insanlardan yardım talebi almış ve başka bir labda tekrar çalışmaya başlamış. Tek örnek bu değil yalnız, aradan geçen sürede, Chris Braddayalı en az bir tedavi yöntemi yasallaştı bile. En azından İngiltere ve ABD'de. Orak hücü anemisi diye bir hastalık var. Kanda oksijen taşıyan proteinin şekli bozuk olunca işini yapamıyor. Çare olarak yetişkinlerden bir grup kökücüye alıyorlar. Bunların genlerini modifi edip tekrar kemik iliğine engekte ediyorlar. Öncesinde de o değişikliği taşımayan diğer hüceleri kemoterepiliği öldürüyorlar. Böylece yeni hüceler baskın oluyor. Şimdi bu tedavi'nin fiyatı iki milyon dolar civar. Ama zamanla düşecek. Geldimiz nokta bu. Şu an böyle tedavi edilmiş insanlar var. Ama tabii çok asla idalar. Açıkçası bu konullardaki yavaşlığımızın mahalliyetinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Sürucüsüz arabalarla paralelik kuruyim. Yeni bir durum, yasal anlamda karışık bir durum. Bir kaza olduğunda kimi sorunu tutacağım belli değil. Aynı zamanda dramatik de. Dünyanın öteki ucunda birileri işe giderken, otomobil kendi kendine zart diye fren yapmış mesela otoyulda. Kaza olmuş bu haber olup ölümme düşüyor. Ama düşürürsen çok ayarsız bir hassasiyet bu. Çünkü araştırınca görüyorsun ki, şu an devam eden pilot projelerde, sürucüsüz arabaların kilometre başına kaza oranları birkaç kat daha az. 100'de 10% değil birkaç kat daha az. Üstelik karıştıkları kazağların da çoğunda suçlu taraf olan insanlar çıkıyor. Meyvcut teknoloji, sağda denenen teknoloji bu seviyede. Demek ki sürucüsüz araba teknolojisinin geciktiği her sene, binlerce insan fazla da nölüyor. Fakat bunların hiçbir haber olarak önüme düşmüyor. Alıştığımız normal bu çünkü. İşte insanlar üstünde yapılan genetik terapilerde de benzer bir durum var. Bakın, baştaki temayı tekrarlayayım. Biz zaten tanrıyı ne zamandır oynuyoruz, kendi üstümüzde de oynuyoruz. İşte çocuk yaparken gittik. Herkes gibi genetik test yaptırdık. Yasalı olarak zorun uzaten kaçıldır. Eğer ciddi bir şüphe çıksaydı, çok büyük ihtimalle çocuğu aldıracaktık. Bu da gayet normalleşmiş vaziyette kimseye açıklamana bile gerek yok. Herkes tabii ki aldıracaksın diyor. O çocuğu aldırmak yerine, rahimdeyken ufak bir değişiklik yapılsa, çocuk da normal doğsa, daha mı kötü olacak? Yani etik olarak tartışmalıkası mı o mu? Tüppe bekle de aynı sıvar. Embriyoları kontrol ediyorlar. En iyisini seçiyorlar. Seçmeyi pte yazı tur atmak daha alaklı demiyoruz. Peki en iyisi de yeterince iyi deyirse birazcık editlemek gerekiyorsa. Haburaya kadar ki her şey tamam da bundan sonrası tanrıyı oynamak. Tıpkı sürucüsüz arabalarda olduğu gibi, mevcut teknoloji kullanılmadı için her gün insanlar ölüyor. Ve ya sakat kalıyor. Etik kaygılarakını bir dünya yazı okudum. Ama herhangi bir hastalık için, o etik kaygıların fırsat maliyetini hesaplayanın rastlamadın. Yani o hastalıktan her sene ölenlerin sayısına veriyorlar da. Buna ulaşmak kolay sonuçta. Önemli olan ilgidi teknoloji hangi noktada da, risk hangi noktada da. Yani bir tek orak yüce anemisinde mi o riski yaşılmış hakikaten? Şimdi bu işin gidişatını tahammel etmek zor değil. İlk kullanımlar başka bir çözümü olmayan, böyle tıp bir durumlar için olacak. Şu an o seviyedeyiz tamalar olacak. Yani mesela akteniz mutfa ile beslenirsen, kalptama rastaları riski azalıyor ya. Bir gen terapisiyle de aynı başarıyı ulaşabilirsin. Sürekli kuzu tandır gömme nirame. Üçüncü adımda artık siparişe geçiyor iş. Tamamen opcional şeyler. En sık rastladığım endişelerde bu da yönelik olanlar. Designer baby izleniyor. Tasarım bebekler. Çocuğum sarışın olsun. Efendim zeki olsun. Pizikolojik rahatsızlıklara yatkınlığı az olsun. Daha iyi maratoncu olsun. Daha iyi podcastç olsun. Böyle bir geleceğe karşı uyarıyorlar bize. Ben de vallahi aksine tam o geleceği istiyorum kardeşim. Bir kere. Bu gelecek sandığımızdan daha uzakta bence. Zekâ serisinden hatırlayacaksınız. Orada kendileri epey konuşmuştuk. Vardığımız sonuçlardan biri. Zekâ'nın muhtemelen yüzlerce gelme ilişkili olduydu. Bunları da kimse henüz bilmiyor tam olarak. Bilsek bile hangi sırayla aktive oldukları da çok önemli. O kombinasyon sonucu çok değiştiriyor. O sırayı bilmiyorsun. Ve o genderinde sadece zekâ ile ilişkili olmadıklarını düşünürsen. İşe yarayacak herhangi bir modifikasyonun başka bir şeyleri bozması gayet muhtemel. Dolayısıyla böyle karışık konulara müdahalelerin yasallaşması uzun sürer. Belki de hiç olmaz. Bu teknik zorluğu aradan çıkarıp genel konuşalım. Tasarım bebek kavramını ben korkutucu bulmuyorum. Bir yer altı labunda yapılmadı sürece. Yani belli standartlara uygun yapıldı sürece. Deniyor ki zenginler ayrıcalık kazanacakmış. Bugünü geçtim. İki bin sene önce de bunlar parayı bastırıp çocuklarına en iyi yemeklerle besliyorlardı. En iyi kıyafetleri giydiriyorlardı. Dış gördü müşteri en iyi oluyor duyu yani. En iyi hocaları tutuyorlardı. En iyi işlere sokuyorlardı. Çocuğun belli bir potansiyeli varsa onun maksimum şekilde kullanmasını sağlıyorlardı. Şimdi de de tek farkı o potansiyeli de biraz yükselecek olmaları. Eşitsizlik argümanı o kadar dramatik değil yani. Şunu diyorlar. Eşitsizliği kalıcı hale getirecek diyorlar. Çünkü genlere yazılacak. İyi de o endişe nesiller arası bir endişe. Lakin teknoloji o kadar uzun süre pahalı kalmayacak ki. Her şeyden fazla bir nesil içinde ayağa düştüğünü gördük. Cep telefonlarına bakmanız yeterli. İlk çıktığında büyük lüksütü. Şu an en fakir insanların yani temiz su bulamayan insanların daicep telefonu var. Aynı kalitede değil ama yüzde 80-90'a oran da aynı şeyleri yapabiliyor. Dolayısıyla tasarım bebeklerin bence tam tersine demokratikleştirici, daha doğrusu eşitleştirici bir etkisi olacaktır. Böyle bir ortamda da modifi olmamak ayıplanacak. Bile bile aptal veya çirkin veya aşırı agresif birini dünyaya getirmek. Bugün bilerek sakat çocukta ormak gibi algılanacaktır. Ükeler bu tip opisyonel değişiklikleri tamamen yasaklayabilirler. Ama bence bu pek olası değil çünkü bir yerde yasak olsa başka yere gidip terapini yaptırırsın. Türkiye'ye kellik tedavisine gelenlerin yerini, kellik yeni tedavisi için gelenler alır. O yüzden bence daha ziyade, belli şeyler herkese açık olacak ve kısa zamanda ucuzluyacaklar. Esas eşit sizlik terikesi bir eser kullanıcılara arasında değil paten sahibi olan şirketler arasında olabilir. Krizbrin bu arada patent tarafı apayri bir hikaye. Arab saçına dönmüş mahkemeye düştüler. ABD'de ayrı, Avrupa birliği içinde ayrı karar verildi ve bu sadece Kesnain enzimi içinde. O günden beri 100lerce yeni patent başvurusu yapılmış. Üstelik bunlar bazı teknoloji. Bir de bunları kullanarak, işte mesela çocuğun yaratıcılığını %100 arttırma yöntemi diye bir şey patent diyebilirler. O etki yaratmanında tek bir yöntemi varsa o konuda monopoli oluyorsun. Bugün nasıl Google Amazon gibi devler var. Ertuğrul bilgimizi kontrol eden ileride böyle şirketler çıkabilir. Bu esasında ayrı bir bölümü hak ediyor. Daha sonrası için şimdi yarım yamalak konuşup munda retmeyim. Ama lafı şuraya getirecektim. Tüm bunları hiç sorgulamadan hemen öyle basma kalıp, efendim özenik, arı ırk, hitler, tanrıya oynamak gibi yorumlar yapan uzmanlardan sıkıldım ben. Nazen böyle bir bölümü hazırlanırken hep aynı tip içerikleri tüketliği için afaganlar basabiliyor. Neyse haftaya saakinileşirim merak etmeyin. Şimdi bu bölümü de tek başına anlamlı olacak bir içerik olarak hazırladım. Ama insanlığın sonu serisine kolayca bağlayabiliriz. Daha önceden konuştumuz bir ölecik tehditlerin altını çiziyor zaten. Ayrıca bir sonraki durak olan yapay zekâlı da hala kalı. Yapay zekâ tehdit edeneğince terminator gibi robotların "cücü" diye bize lazer sıkarak öldürmesi pek kast edilmiyor. Onun yerine insanların yapmadı veya yapamadı bir mikroorganizmayı, anlattığımız tekniklerle tasarlayıp üstümüze salması çok daha olası. Yine bir yandan cüvcü sessleri çıkarabilir tabii.
Onun da kendine göre bir miyizi anlayışı olacaktır. Evet, Fularsızlar geçmiş olsun. Bugün de Chris'bu öğrenmiş olduk. Hepinizi geneti değiştirilmemiş gözlerinizden öperim. Tüm bölüm boyunca bir kere bile Gattaka filmine referans vermediğim için kendimi de tebrik ederim. Ve patronlarımı da ayrıca teşekkür ederim. Hiçbir pazara araştırması filan yapmadan tamamen zevkine yaptığım bu bölümleri mümkün kıldıkları için. Mehmet Erdoğan, ümit karaya kalı, Taylan Bilal, maşimse olmaz, serbest kitaplar, sabah deniz gülen soy, gökansamur, Selim Sence, ihsan ve meryem bayraktar. İş bankası, kıvançlasınlar. Yep yeni bir bank acılık deneyimi. İş Black. Vay iş Black. Cep, başka. İş Cep ve iş bank komperede.
Podcast Summary
Key Points:
Podcast sunucusu, gen düzenleme ve CRISPR teknolojisini ele alıyor; genetiğin tarihinden başlayarak günümüze kadar uzanıyor.
Mendel, Darwin ve DNA'nın keşfi gibi önemli dönüm noktaları özetleniyor; insan genomu projesinin maliyetinin 600 dolara düştüğü vurgulanıyor.
CRISPR'ın bakterilerdeki doğal bağışıklık sisteminden ilham alındığı ve Cas9 enzimiyle genlerin hassas şekilde kesilip düzenlenebildiği anlatılıyor.
Teknolojinin sadece kesmekle sınırlı olmadığı; gen aktivitesini artırma veya azaltma gibi işlevler için de kullanılabildiği belirtiliyor.
GDO etiketlemelerindeki değişiklikler, genetiği değiştirilmiş domuzlar, balıklar ve inekler gibi örnekler veriliyor.
Bakterilerin fabrika gibi kullanılması ve sivrisineklerle sıtma mücadelesinde gen sürücüleri (gene drive) gibi tartışmalı uygulamalar ele alınıyor.
Etik kaygılar ve uluslararası düzenleme ihtiyacı vurgulanıyor; insanların "tanrıyı oynamak" eleştirilerine karşı doğal seçilimin binlerce yıldır yapay olduğu savunuluyor.
Summary:
Bu podcast bölümünde gen düzenleme teknolojisinin tarihsel gelişimi ve CRISPR'ın devrim niteliğindeki etkisi anlatılıyor. Sunucu, genetiğin 2000'lere kadar olan kısa tarihini özetliyor: Mendel'in bezelye deneylerinden Darwin'in evrim teorisine, DNA'nın keşfinden insan genomu projesine kadar. İnsan genomu dizileme maliyetinin milyarlarca dolardan 600 dolara düşmesi, teknolojinin erişilebilirliğini artırdığını gösteriyor.
CRISPR'ın aslında bakterilerin virüslere karşı geliştirdiği doğal bir bağışıklık sistemi olduğu, Cas9 enziminin rehber RNA ile hedeflenen geni kesip düzenleyebildiği açıklanıyor. Bu sistemin sadece gen kesmekle kalmayıp gen ifadesini artırma veya azaltma gibi işlevler için de kullanılabildiği belirtiliyor. Günümüzde GDO etiketleme kurallarının gevşetilmesi, genetiği değiştirilmiş balıklar, domuzlar ve inekler gibi örnekler veriliyor.
Bakterilerin plastik atıkları dönüştürme veya ilaç üretme gibi alanlarda fabrika olarak kullanılması ele alınırken, bu uygulamaların kontrol edilemeyen riskleri vurgulanıyor. Sivrisineklerle sıtma mücadelesinde gen sürücüleri gibi tartışmalı yöntemler de ele alınıyor. Sunucu, "insan tanrıyı oynamaya çalışıyor" eleştirilerine karşı çıkarak binlerce yıldır doğal seçilimin insan eliyle yapıldığını savunuyor ve etik tartışmaların güncel olduğunu, gelecekte değil şimdi yapılması gerektiğini belirtiyor.
FAQs
CRISPR, bakterilerin virüslere karşı bağışıklık sisteminden keşfedilmiş bir gen düzenleme teknolojisidir. DNA'da istenilen bölgeleri kesip değiştirmeye yarar.
Cas9 enzimi, hedef gene yönlendirilen bir RNA parçasıyla DNA'yı bulur ve keser. DNA kendini onarırken istenilen değişiklik yapılabilir veya yeni bir gen eklenebilir.
Genetik hastalıkları düzeltmek, kanser tedavileri geliştirmek ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için kullanılıyor. Ayrıca tek harflik mutasyonların neden olduğu hastalıkları hedef alabiliyor.
CRISPR, mevcut genleri düzenlerken GDO genellikle yabancı gen ekler. ABD'de yabancı gen eklenmediği sürece CRISPR ile değiştirilmiş ürünler GDO etiketi taşımak zorunda değil.
İnsan embriyolarında kullanımı, genetik değişikliklerin nesillere aktarılması ve çevreye salınan organizmaların kontrolü gibi konular tartışılıyor. Ayrıca 'tanrıyı oynamak' eleştirileri de var.
Bitkilerin rengi, kokusu ve dayanıklılığı değiştirilebiliyor. Örneğin, hastalıklara dirençli balıklar ve daha az metan üreten inekler geliştirildi.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.