Bu konuşma, çocuklukta yaşanan duygusal ihmalin mekanizmalarını ve yetişkinlikteki yansımalarını ele alıyor. Duygusal ihmal, açık bir kötü muamele değil, çocuğun coşkusunun, üzüntüsünün veya korkusunun ebeveynler tarafından görülmemesi, yatıştırılmaması veya geçiştirilmesidir. Örneğin, heyecanla gösterilen bir resme ilgisiz kalmak veya ağlayan bir çocuğa "ağlama, bir şey yok" demek gibi günlük anlar, çocuğa duygularının önemsiz veya yük olduğu mesajını verir. Çocuk, sevgiyi ve bağı kaybetmemek için duygularını bastırmayı, "görünmez" olmayı ve çevresine aşırı uyum sağlamayı öğrenir. Bu, o an için işlevsel bir hayatta kalma stratejisidir.
Ancak bastırılan bu duygular kaybolmaz, içe hapsolur. Yetişkin olduğunda, kişi dışarıdan "güçlü" görünse de içte bir boşluk, ilişkilerde yakınlık kuramama, duygularını doğrudan ifade edememe veya ani öfke patlamaları yaşayabilir. İlişkilerde ya aşırı uyum (kendinden vazgeçme) ya da keskin kopuşlar arasında gidip gelir. Çözüm, bu otomatikleşmiş kalıpların farkına varmak ve duyguların güvenle konuşulabildiği, "kapsandığı" ilişkisel alanlar yaratmaktır. Amaç suçlamak değil, geçmişten gelen bu duygusal dilin farkına vararak, onu yetişkin halimizle yeniden anlamlandırmaktır.
[MÜZİK ÇALIYOR] Merhabalar. Zihin pusulası Pizikoloji Rehberi Podcast Kanalına hoş geldiniz. Ben Kıllik Pizikoloks Ertaş Murathan Yücel. Bugün yanında çok değerli bir meslek teşim var. Aynı zamanda Pizikoduramadan grup arkadaşım. Kıllik Pizikoloks illeniz oymak. Nasılsın illeniz? -İyiğim teşekkür ederim. Sen nasıl çıktın? -İyiğimi teşekkür ederim. Bugün hangi konuda konuşacağımızı dinleyicilerimize söylemek ister misin? Bugün biraz tersizlikten konuşacağız. Dinlendirelim de sesizlikten değil. İçimizle atılan adı konmayan, çocukken yalnız kalan digularını sesizliğinden. Bu bölüm, birilerini suçlamak için değil. Olanı anlamak için. Çünkü anlamaya başladığın yerde aynı döngü kendine daha az otomatik tekrar ediyor. Belki bu bölümün dinlerken kendinle ilgili bir şey fark edeceksin. Belki sadece durup dinleyeceksin. Burada doğruya dayanmış yok. Kendimizi suçlamak yok. Sadece olanı anlamaya çalışmak var. Ben de aynı yerden gelmek istiyorum. Suç aramak yerine düzeni anlamak. Çocuklukta öğrendiğimiz bazıyorlar yetişkinlikte otomatik bir şekilde çalışıyor. O yolu fark ettiğimizde bugün elimizde bir seçene kalanı oluşuyor. Küçük bir sahne hayal edelim. Bir çocuk elinde yaptığı bir esimle bir yetişkinin yanına gelir. Ve heyecanlım bak darş. Yetişkin telefonlar başını kaldırmaz. Çocuk bir kez daha dener. Bak yine bir karşılık alamaz. Üçüncü denemede resmini yavaşça indirir. Çocukca şıkısının görünmediğini paylaşmak isteğinin karşılık bulmadığını istedir. Bu hiz çoğu zaman kelimeleri dökülmez. Görümmezdir. Haya kırıklığı utanç ya da geri çekilme, ses ziyareleşir. Çocuk heyecanlı bastırmaya duygusunu kendisini tutmayı öğrenir. Bu tür hanlar çocuğa duygularım önemli değil. Ya da paylaşmasam daha güvenli mesajını verebilir. Görülmayan duygular öyle şekililir. Bir fade edilmeyen ama öğrenilen zamanla çocuk duygularını göstermemeye bir baş etme yıl olarak benimseyebilir. Bir başka sahne. Çocuk düşer ve ağlar yetişkin bir şey olmadılar. Çocuk canına mağladı, korkusuna mağladı, yoksa utancına mağladı. Bunu kimse merak etmez. Çocuk ağlamayın değil, ağladığı şeyi saklamayı öğrenir. O anda amaçı ağlamaya durdurmaktır. Duyguyu anlamak değil. Çocuğun bedene ve duyguları hızla yetiştirilmesi gereken bir şey gibi erililir. Boysa ağlama yalnızca acının değil. Korkunun, şaşkınlığın, çaresizliğin ya da utancında ifade se olabilir. Socuk bulamayan duygular beden de sesle çıkar. Çocuğun ihtiyacı olan şey düşmenin kere değil, yaşadığının görülmesidir. Canınmayan da, korktun mu? Bir anda olunca şaşırttı mı? gibi sorular, çocuğu şu mesajı verir. Duygul, anlaşılabilir ve paylaşılabilir. Daha sesiz bir sahne hayal ederim. Bir çocuk okuldan gelir, gününü anlatmak ister. Anne ve baba tartışıyordur. Bazen sesler yükseler, bazen cümlener keskinleşir. Bazen de o da da ır bir sesizlik dolaşır. Çocuk iki cümle kurar, bütün cümle yerim kalır. Çünkü ya sesi duymaz ya da ortamda buna yer olmadığını hispeder. Sesli tartışmalar, yalnızca duulan sözlerden ibaret değildir. Çocuk için, onlar, mimikler, kapıların sartı kapanışı, o da da ki gerilim de konuşur. Çocuk bu anlarda yalnızca anne ve babanın anlaşmazlığına değil, kendi iç dünyasının nereye ait olduğunu dair bir şey öğrenir. Şunu öğrenebilir. Benim anlatacaklarım, bekleyebilir. Şu anda önemli değilim. Duygularımı saklamak daha güvendir. Almaz belki, itiraz etmez, ama içsel verir, düzenleme yapar. Anlatması değini kısar, heyecanını içeri çeker. Görümmeyen duygular burada şekil enir. Dersizlik, yük oğuma korkusu, görümmez kesti, eve beyinler arasında ki geçimsizlik, yalnızca çatışmanın kendisiyle değil, çocuğun uçatışması sırasında nereye de konumlandığı ile etkiledir. Çocuk anne babanın sorununlarının kendisinden bağımısız olduğunu bilmez. Bildiği şey şu dur. Ben konuşurken kimse gerçekten duymuyor. Yıllar sonra bu öğrenme kimse beni gerçekten merak etmiyor. Kendime anlatmasan daha iyi. Yer kaplamamalı yım. gibi duygular da kendini gösterabilir. Oysa çocuğun ihtiyacı, varç simoların hiç olmaması değil, kendi varlığının o varç simuların göğgesinde silinmemesidir. Bu sahnelerde meseleçoğu zaman sevgi var mı yok mu? Sorusu değil. Mesele duygusunun ilişki içinde karşılık bulup bulmadı. Çocuk duygusunun bir muhatabe olduğunu gördüğünde iç dünyasını tanımaya başlar. Geleşimsel açıdan bir gerçek var. Duygular tek başına taşına bilen şeyler olarak başlamaz. Duygu önce ilişki içinde deneyim denir. Yetişkinin tonu ve bedene çocuğun sinir sistemine bir yol gösterir. Klinlik bil de buna birlikte düzenglenmediniz. Sen ne söylemek istersin bu konak kındayız. Çocuk için yetişkinin sadece sözleri değil. Yetişkin paniklarsa çocuk tehlike var diye algılar. Yetişkin sakin kalırsa çocuk bu duyguzor ama taşınabilir diye hisseder. Bunu cümle olarak kurmaz. Bedene ile kaydeder. Çocukluk da bazı duygular hiç harlandırılmaz. Torulmaz, dinlenmez, karşılık bulmaz. Çocuk yalnızca söylenenler de değil. Bak işlerle, sukunluklarda edenlerin uzaklayı da da şekil eniş. Sarılmayan bir kol geçiştirilen bir ağlama abartıyorsun, bir yüz. Bunların hiçbiri açıkça seni sevmiyorum demez. Ama hepsi sözsüz mesajlar teşir. Çocuk bu mesajları sözcüklerde değil duygular da kaydeder. Sevginin vardı değil. Erşilebilirliği hakkında bir şey öğrenir. Sorun sevginin hiç olmaması değildir. Çoğu ebebeğin sever. Ama sevgi her zaman duygusal olarak ulaşılabilir halde de değildir. Çocuk için önemli olan sevginin niyet olarak değil deneyim olarak hissedilir pes edilmediğidir. Kınışılmayan üzüntü içe şekilir. Anlaşılmayan öfke donar. Görünmeyen itiyaç kendini gizlemeyi öğrenir. Bu süreçte çocuk şunla irt edemez. Annem babam şuan yorgun. Yine benim duygularım fazla heresindaki fark bulanıklaşır. Çocuk sevginin koşulu olabileceğine düşünabilir. Sesli, sen sorun çıkarmıyorsan duygularımı göstermiyors Burada duygusal ihmal kavramını kısa ve net bir biçimini açıklamak iyi olur. İhmal denince aklı sert sahneler gelir genellikle. Ama duygusal ihmal çocuğun iç dünyasının düzenli biçimde karşılık bulmaması demektir. Yani evde sevgi, emek, fedakarlık olabilir. Yine de duygulayı anlaşılır olmayabilir. Bağlanma çocuğun bakın meran ne kurdu duygusal güven zeminidir. Çocuk bakın meranın yanında kendine güven de hissedebiliyorsa dünya onun için daha taşınabilir olur. Soruklar daha az korkutu diyor, duygular daha yönetilebilir hade gelir. Çünkü çocuk yalnız olmadığını hisseder. Güven hiç hata olmasanlımla gelmez. Hakisinde ilişkide hatalar olur. Ses var yükseler. Duygular teşer, kopuklublar yaşanır. Belirliği ce olan bu kopuklukların hiç yaşamaması değil. Sonrasında ne oldu dur? Buna ilişkisel literature de krılma ve onarım demir. Eee ilişkiz zaten yer uyum sulanır. Yetişkin bazen duymayabilir. Bu masıl belirliği ce olan kopuşum kalıcı olup olmamasıdır. Onların mümkün olduğunda çocuk şunu öğrenir. ilişki bozuysa da düzelebilir. Bu öğrenme yetişkin nitte çatışmayı toare etmeye güçlendirir. Güven ilişkiye geri danabilmektir. Çocuk ilişki bozulduğunda onarıldığını görürse içtü niyans bir iz oluşur. Bu iz şunu söyler. Bir şey terz gittiğinde vaa kopmaz. Kendi duygularından korkmaz. ilişki de yaşanan geri limi, bitti olarak değil geçici olarak algılar. Bu da bağlanma güveninin temelini oluşturur. Dama onunla bu güvenizli çocuğun iç dünyasında bir dayana kaline gelir. Yetişkin nitte strestebaç edebilme, yakın ilişkilerde kalabilme, çatışmadan kaçmak yerine ilişkiyi onlara bilme becerisi olarak kendini gösterir. Duyuku yazılmaz, öğretilmez. Ama evin duygular dikleminde tekrar tekrar hissediler. Bu evde bazı duygular konuşulmaz. Bu evde ağlamak hızlı geçmelidir. Bu evde öfke tehlikeli delidir. Bu evde ihtiyaç istemek yük olur. Çorru bunların kitap gibi yazbarlamaz. Evdeki havadan onlar. Ses tonlarından, yüz ifadelerinden, yetişkinlerin hangi duyguları yaklaştığından, hangi delinden uzaklaştığından öğrenir. Kimsenin adını koymadı. Bu öğrenmeler, çocuğun duyguları zanneme becerilerinin temelini oluşturur. Çocuk hangi duygunun güvenine, hangisinin rishta olduğuna dair, hiç servir pusula geliştirir. Bu pusula çoğu zaman, duyguyu anlamayan değil, duyguların kaçınmaya eridir. Vamanla çocuk hissetmeydi, hissettiğini saklamaya öğrenir. Duygular bastırılır, ama yok olmaz. Sadece içericikidir. Ve ilerik yıllarda, ve densel gerginlik, aniye öfke patlamaları, yoğun suçluluk, bu şekilde duygusal, uyuşma olarak kendini gösterabilir. Bu nedenle duyguduyla, çocuğa her duygunun servis olduğu bir ev sunmak değil, her duygunun konuşulabilir olduğu bir alan açmaktır. Kim evlerde, sevgi vardır ama duyguyu alan yoktur. Bakın, merilleriz, sorumuluklar yerine getirilir. Niyet iyidir. Ancak duygular için açılmış bir yer yoktur. Bu evlerde çocuk, sevilmek için iyi olmayı öğrenir.
İyi çocuk, kimse iyi yormayan çocuktur. Etiyeçlerine erteleyen ağlamasın tutan, öfkesini yutancıcıktır. Yetişkinlerin yükünü hafifletmeyi kendi varlığının koşulu haline getirir. Deşeriden bakıldığında bu uyum gibi görünür. Sesleri de sorun çıkarmaz, anlayışlılır. Çoğu zaman ne kadar algın denir? Oysa bu algınlık, çoğu zaman gelişim sahibi bir kazanım var çok herkese öğrenilmiş bir stratejidir. İtiyayçlarımı saklarsam ilişki korunur. Lama onunla bu strateji it fedeşir. Çoğu kendiğini ifade etmek yerini, kendini ayarlamayı seçer. İçeride bir ses siz alışkanlık büyüyor. Kendiğini saklamak. Bu alışkanlık, iddiki yıllarda sınır koymakta zorlanma. Direkti güçlü görünme ihtiyacı ya da yardım istemekte zorlanma olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle, mesela çocuğun iyi olması değil, kendisi olarak kalabilmesedir. Sevginin var oldu ama duyguların da yer bulabilti ilişkiler. Çocuğa yalnızca uyum sağlamayın değil, kendini tanımayı öğretir. Piscanelitik Perspektifte burada iki tane güçlü kavramlı netlik sağlar aslında. Bion, çocuğun içindeki ham duyguyu yükünü işlenmemiş bir materyel gibi tarif eder. Çocuk o yükü tek başına taşıyamaz. Bakın veren kişi kaygıyı alır, anlamlandırır, taşınabilir hale getirir ve geri verir. Bu süre çıkıp, kap sayıcılık diye geçer. Kap sayıcılığı biraz daha çıcak olursa ki, çocuğun içinden geçen duygu, önce saf bir duyun gibi gelir, kalp hızlanır, nefes darılır, göz dolabilir, kaslar gelilir. Çocuk bunun ne olduğunu bilmez. Bakın veren kişi o hali fark edip, ona bir anlam verdiğinde çocuk duyguya bir çerçeve kazandırır. Korku, şaşkınlık, kırgınlık, utanç çerçeve gelince duygu daha anlaşılır bir hale gelir. Ama burada ince bir ayırım var. Kapsamak hemen susturmak değildir. Kapsamak, duyguyu yok saymadan yanında durabilmektir, eşlik etmektir. Çocuk benim içinde olan şey, anlaşılabilir hissini böyle öğrenir. Yetişkinlikte duygunun yanında kalabilmek dediğimiz beceri, genelde buralarda köklendir. Evet, yetişkin bunu yapamadığında çocuk hızlı bir uyum geliştirebilir. Duyguyu göstermemek, ortama yük olmamak, kimseye kızdırmamak. Kimi çocuk, seslidesi, şerik, kimi çocuk fazla konuşur, kimi çocuk, başarılı olur. Aynı mesele farklı kostümler gider. Beni gör, ama beni zorlamayacak şekilde gör. Bu yüzden iyi çocuk ettiketi, her zaman rahatlatıcı bir etiket değildir. İyi çocuk, kimi zaman evin yükünü taşır. Evde gerginlik varsa onu azaltmaya çalışır. Annem babanın hususluğu varsa onu tamil etmeye çalışır. Duygusu duyduğunda böyle ben hallederim demeye alışır. Beni kıtsa aynı olmay üzerinden anlatır bu durumu. Çocuk kendini bakın verenin yüzünde görür. Yüzteni görüyorum dediğinde çocuk duygu sunutanır. Ve yüz bunu sürekli yapmadığında çocuk ilişkiye uyumlanır. Bu uyum bazı durumlarda sahte kendilik dediğimiz şeye yaklaşır. Gerçek ihtiyacı saklayıp, kabul gören bir versiyonu öne çıkarmak. Sahte kendilik dendiğinde insanlar bunu rol yapıyor gibi algılayabilir. Burada kastelildilerin şey daha derin. Çocuk gerçek ihtiyacını saklayıp uyumlu bir yüz çıkarırsa ilişki devam eder. Bu çocuğun seçtiği bir oyun değil. Ilişkiyi kaybetmemek için geliştirdiği bir mekanizma. Yetişkinlikte kişi aynı mekanizma ile yaşayınca içeride ben kimim sorusu belirginleşebilir. Bıydı mı yani ben kimim sorusu içimizde zaman zaman belirir. İnsan işini yapar, sorumluluklarını yerine getirir, arkadaşları vardır, hayat dışarıdan bakıldığında akmaktadır. Ama içeride bir boşluk istikalar. Dışarıda doğru olan pek çok şey vardır. İşler yolundu, dürü ilişkiler vardır, yapılması gerekenler yapılır. Yine de içeride bir şey tam hissettirmez. O his çoğunu zaman adlandırılamaz. İnsan bunu anlamazsızlık, yorgunluk ya da bir şey eksik diye tarif eder. Bu boşluk çoğu zaman bir başarısızlık ya da motivasyon eksikliği değildir. Daha herken dönemlerde öğrenilmiş bir duygu saat düzenlemenin yankısı olabilir. Kendi duygularına alın açamayan, ihtiyaçlarına ertelaya ilişkiyi korumayı öğrenmiş çocuk. Yetişkinlikte işler saldır ama itsel temansın zayıf hissedebilir. Çünkü kişi uzun sürekimi olduğunu değil, nasıl uyum sağladığını geliştirmiştir. Ne hissettiğini fark etmek yerine, neyin beklendiğini öğrenmiştir. Bu da ben kimim sorusunu belirsiz ama ağır bir his haline getirir. Bu noktada yaşanan boşluk, bir eksiklikten çok bir çağrı olarak düşündü. İçeride uzun süre ertelenmiş, dinlenmemiş, hadlandırılmamış bir iç dünya vardır. Ve o dünya ilk kez duyulmak ister. Burada eksik olan çoğu zaman başarı değil, ilişkiliği istediğinden bir temaz. Benim için doğalan şey birine temase ettim ve sorusu. Çocuklukta bu temaz assa, yetişkinlikte insan ya çok arar ya dağramaktan vazgeçmiş gibi görünebilir. Bu kavramlar bazen çok teknik duyulabilir. Oysa günlük hayatta, oldukça tındık şekillerde görünümler. Bir çocuk evde kırıldığında aparitma deniliyor olsa, kırgınlığını anlatmayan değil, sessize yutmayı öğrenir. İçinden geçenle dışarıya çıkan arasında bir mesafe koyar. Bir çocuk korktuğunda saçmalama deniliyor olsa korkusunu bastırmayı değil, bunu yalnız taşmayı öğrenir. Yardım istemeden dayanmayı bir güç sanabilir. Bir çocuk öfkelendiğinde terbiyesizleşme deniliyor olsa, öfkesinin kabul edilemez olduğuna inanır. Ya öfkesini tamamen bastırır. Ya da onu kontrol edemediğe güvenle olmayan bir yerde patlıdır. Bu tepkiler çocuğu şunu öğretir. Duygun yanlış olabilir, zamanlıma yanlış olabilir, var olur şun fazla gelebilir. Çocuk burada, duyguların üzerinde meydeyi, duygularıyla bağını kesmeyi öğrenir. Ve bu öğrenme, çok zaman yetişkinlikte neden böyle hissediyorum, sorusu da geri döner. Çünkü bastırılan duygular kaybolmaz. Sadece başka bir diri bulur. Burada kimseyi kötü ilan etmiyoruz. Çoğu eve beyin, çocuğuna kendi yogunluğuyla kendi karıksıyla kendi yetiştirildiği dirili yaklaşır. Kimse bilerek zarar vermeye çalışmaz. Çoğu zaman sadece bildiği kadarını verir. Yetişkinlerinde hangi duygul deli varsa çocuğa da o deli geçer. Duygular konuşulabiliyor olsa aktarılır. Konuşulamıyorsa, suskunluk miras kalır. Bu bir tercih değil, çoğu zaman fark edinmeden gerçekleşen bir aktarımdır. Mesela suç değildir. Çocuğun dünya aslında dokunabilmektir. Mesela, kuşaklar arasında taşından ilişki biçim deridir. Bir zamanlar yetişkinle abartmadan bir şey olabilir. O yetişkin bu dukenle çocuğuna saylarken aslında bildiği deli kullanıyor. Bu yüzden dönüşüm. Suçlu aramakla değil, deli fark etmekle başlar. İlk adım ben nere de öğrendim sorusu dur. İkinci adımı ise ben bunu aynı şekilde taşımak zorunda mıyım sorusu. Çocuk için en onlarıcı deneyim. Kusursuz bir ev beyin değil. Fark eden bir yetişkindir. Çünkü farkındalık, aktarımı kestabilen en güçlü yerdir. Evet. Burada aktarım derken bir kağışa aktarım veya danışanın aktarımından bahsetmiyoruz. Buradaki aktarım daha çok geçmişten öğrenden duygusal dilin. Bugün esiz nasıldır? Bu ebebeğin içinde yetişkin ilişkileri içinde geçerlidir. İnsan çoğu zaman bildiği öğrendiği deli konuşur. Evet. Duygular kaybolmaz sadece içericekilir. Sanki evin bir odasına kapatılırlar. Kapakilitlidir ama içeriden ses gelmeyen devam eder. Yani bastırılan duygul sesileşmez, yalnızlaşır. Çocuk zamanla şunları öğrenir. Bu duygul burada kalmasın. Bunu gösterirsem yalnız kalırım. Bunu hissedersam sevinmem. Bu öğrendeler, benim içli kararlar değildir. Çocuk kendine aneliz etmeye stratej kurman. Bu sadece hayatta kalmaya çalışır. Elişkiyi kaybetmemek için duygusundan vazgeçer. Çünkü çocuk için en büyük tehdit. Duygulunun kendisi değil. Bunun kopmasıdır. Bugün yetişkin olduğumuzda bu sus konunluk farklı maskelerle gelir. Sus konunluk bir zayıflık değildir. Bir uyum bitir. Bir korunma refleksidir. Çocuk duygularını bastırarak ortamda kalabilmeyi kabulü sürdürabilmeyi öğrenir. Bu oğun için akılaca bir çözmüdür. Zama ona bu sus konunluk alışkanlığa dönüşebilir. Yetişkinlik de kişi çok güçlü, çok dayanıklı, çok sakin görünebilir. Ama içeride hala kapalı bir oda vardır. Ve o odadaki duygular bir gün duygulmak ister. Bu yüzden mesela sus konunun zorla kırmak değildir. Mesela sus konunun bir zamanlar işe yarım bir şey olduğunu anlayabilmektir. Çünkü insan ancak kendini korumak için ne yaptığını anladığında artık buna ihtiyacı olup olmadığına karar verebilir. Bu durumda ilişkiler, çoğuzlaman iki uç arasında salımlar. Bir uçta veşir uyum vardır. Sorun yok, ben iyiyim, sen nasıl isterse. Buradaki kişi ilişkiyi korumak için kendinden vazgeçer. Yakınlık temasla değil, uyumla sağlammaya çalışır. Çatışma teylikek gibi algılanda için duygulak çekilir. İkdiye çıstılaşır. Diğer uçta ise hani kopuş vardır. Beni anlamıyorsunuz zaten kim sanılmıyor? Ve ardından keskin bir kapanla. Bu uçta kişi, duygulak karşılanmadığında ilişkiyi terk ederek kendini korur. Yakınlık ışılmaz hale geldiğinde, ağa bir anda kestilir. Çünkü kalmak, yeniden görünmez, olmalı istikini taşır. Burada, duygulak konuşulmadığında davranış konuşur cümlesinin altını çizmek gerekir. İnsan kendini ifade edemeyeceğini düşündüğünde beden, yüz ifadesi, mesafe, sessizlik, sitemle kendisini ifade eder. İlişki çatışması çoğu zaman duygulun kendisiyle değil. Duygunun taşınma biçimiyle şekillenir. Bu iki uç, birbirinin zıttı gibi görünse de aynı köklüğem beslenir. Duygunun güvenle konuşulamadığı bir iç dünya. Yakınlık, yalnızca birlikte vakit geçirmek değil, duygularla birlikte kalabilmektir. Duygular güvenle ifade edilemediğinde ilişki, temans alanı olmaktan çıkar. Bir sabunma alanı dönüşür. Kimi kendine uyumlu olmalı.
kuru, kimi kopuşla, bağlanma açısından bebeleyici olan şey şudur. Duygumlu gösterdiğimde bağ korunuyor mu? Bu soruya verilen erken yanıtlar yetişkennikde yakınlığı, ya ışırı kontrollü, ya da ışırı kralıgan hale getirebilir. Bu yüzden sağlıklı yakınlık, ne kendinden vazgeçmeyi, ne de anayı kopuşu gerektiriyor. Sağlıklı yakınlık, duygular konuşulurken, bıın kalabiliyi yerdir. Bu yüzden teropetik çalışmada amaç her şeyi doğru söylemek değil. Amaç ne olup bittiğini birlikte anlayabilmek, anlamın kurulmasını, duygunun dağılmasını azaltmak. İlişkisel olarak da benim içinde olan şeyi senin yanında taşıyabiliyorum, hissini güçlendirmektir. Buraya bir kavram daha eklemek gerekiyor, mentalizasyon. Mentalizasyon demek, şu demek. Ben şu an ne yaşıyorum ve karşındaki ne yaşıyor sorusunu? Aynı anda zihin de tutabilmektir. Yakınlık tehdit de utanç tehditlenmesi, terk edilmek, orkusu gibi anlarda mentalizasyon kapasitesi azalır. İnsan yasağılmaya geçer ya da geri çekilir. İhtiyaciz demek yük gibi hissettirdiğinde ilişki de ilginç bir şey olur. İnsan ihtiyacından kaçtıkça, ihtiyaç ortadan kalkmaz. Sadece dolaylı yollardan görünür aile gelir. Bazen kırgınlık olarak çıkar, bazen istemem dönüşür, bazen süslük, bazen uzaklaşarak kendini gösterir. İtiyac doğruna söylemedi içine ilişkin etleşmez, gerilir. Karşıraf ne isten dinin tam olarak anlayamaz. Keşiye sefzaten anlaşılmıyorum hissüne daha da gömürür. Burada bir iletişin beceriksizliğinden çok bir güven meseles vardır. İtiyaciz bir zamanlar yük olmuşsa yetişkinlikle de riskli hissediler. Duygu, dolaylı yolları seçer, çünkü doğrudan yol geçmişte güvenli değildir. Bu noktada iki tarafta kendini yanlış anlaşılmış hisseder. Birinden söylemiyor der. Diğeriz zaten söylesemde bir şey değişmezisindedir. Oysa arada konuşulmayan şey, çoğu zaman çok basitdir. Görülmek, duyulmak, yük olmadan ihtiyaç duyabilmek. Hekınlık tam da burada zorleşir. Çünkü ihtiyac konuşulmadığında ilişki, temans alanı olmaktan çıkar, tahmin ve savunmalarını da düşür. Burada ihtiyaç ve talep ayrımı önemsiz. İhtiyaç insanı bir durumdur. Talep ise ilişkinin içinde ifade edebilme biçimidir. Duygu deli kurulamadığında talep ya hiç kurulmaz ya da sertleşir. Sertleşince karşı taraftar savunmaya geçer. Bu ilişki de bir dans gibi tekrar eder. Bir yaklaşır, diyeri geri çekilir. Bir anlatır, diyeri kapanır. Döngü, alttaki duygular konuşulabildiğinde çözülür. Kırgınlık, yalnızlık, utanç, değer sizlik. Bu duygular görülür olunca savunmalar gevşer. Savunmalar gevşirdiğinde, ilişki daha gerçek bir yere gelir. İnsan şunu fark eder. Ben sadece kızgın dayıydım. Ben aslında incindim. Ben yalnız kaldım. Ben birine doyanmak istedim. Onun için de geldiğinde, karşı tarafında duyabileceği bir kapı açılır. Bu yüzden tepkiler çoğu zaman, bugünün değildir. Bugün yaşadığımız şey geçmişte yerim kalmış bir duygunun devamıdır. Burada, tetiklenme kavramına değilmek gerekiyor. Tetiklenme dediğinin şey, biz ayıflık değildir. Sinir sisteminin bir işaretidir aslında. Sistem bir tehlike algılar ve kendini korumaya çalışır. Koruma yer yer aşırı olur. Çünkü sistem geçmişteki yaşam deneyimlerinden bir sonuç çıkarır. Küçük bir uyanan, büyük bir yan kaya sebebiyet verebilir. Freud bunu tekrarlamaz zorlanması diye tarif eder. İnsan çözemediği sahniği tekrar eder. Bir yandan acı çeker. Bir yandan da bu kez farklı bitecek umudunu taşır. Nesnelişkileri perspektifine bakacak olursak, zihin tanıdık ilişki biçimini alar. Tanıdık olan, her zaman iyi olan değildir. Ama tanıdık olan, erken dönemde kurulan itsel temsillere benzer olandır. Bu yüzden kişi bilinçli bir seçim yaptığını sanırken, aslında tanıdık olan sahniye çekiliyor olabilir. Çocukken o tanıdışla büyüyen biri, yetişkinlikte kirli olduğu yerde bile güçlü durması gerektiğini sanabilir. Duygunun görümmesi bir riz gibi algılanır. Yardımız demek zor gelir. Çünkü geçmişte ihtiyaç, o tanıcılayda suçluğukla işleşmiştir. Bu noktada suçluğuk da devre girer. Keşey yalnızca, incinde için değil, incinde dinin dile getirdiği içinde suçlu hissedebilir. Abartıyorum, başkaları daha sor şeyler yaşıyor. Yuk olmalıyım gibi düşünceler, duyguyu bastırır. Ben hallederemicimle ise, dışarıdan güçlü görünür. Bıır mısızlık, dayanıklılık, ayakta kalma becerisi gibi algılır. Oysa içeride çoğu zaman, başka bir şey olur. Yalnızlık. Çünkü yardım istememek, ihtiyacın olmadığı anlamına gelmez. Sadece onun tek başına taşındığını gösterir. Burada mesela güç sözlük değil, duygu sağlıkın perleşilmasına dair, öğrenilmiş bir çekince der. Utanç duygu gizlemeyi, suçlu gizle, diyacı ertilemeyi öğretmiştir. Bu nedenle, bu kişiler çoğu zaman, kırıldıkları yerde bile, başkalarını rahatlatır, ortamı toparlar, güçlü durur. Ama bu güç, bakkurarak değil, adam feragat ederek ayakta durur. Utançla birlikte, iç yargıç dediğimiz ses de güçlenir. Yani bunun pis kaneti perspektifte söyleyecek olursak, süper ego işleri deriz. Bu ses bazen çok sart olur. Bunu hissetmemelisin. Bunu söylememelisin. Kişi duygu suunu yaşar ve aynı anda kendisini yargılar. Bu ikili yük insanı yorar. Utanç yüksek olduğunda aynı zamanda mentalizasyon da zayıflar. Çünkü zihin anlamaya değil, kaçınmaya yönelir. O yüzden bir çok ilişkisel tartışmada, asıl mesele öfke değil, öfkelin arkasında, ikinci duygu olan, utanç veya yalnızlık ve benzeri duyguları olabilir. O yüzden ilişkide en zor anlar, çoğu zaman haklılık mesevesi değildir. Görülmedim hissedir, yalnız kaldım hissedir. Benim içimde olan şey, yine yer bulmadı hissedir. İnsan bunu cümleye dökemeyince, savunma konuşur. Zihin unutabilir, beden unutmaz. Bazda düğüm, göste baskı, sürekli tetikte olma hale. Bedan sözü dökülmeyene taşır. İnsan ben iyiyim derken bile bedan hayır diyebilir. Şunu belirtmek, bu noktada iyi olabilir. Her bedansal belirtiyi, pisikolojiyle açıklamak, doğru değildir. Tıp bir değerlendirme her zaman kıymetlidir. Ama yine de kınlikte şunları görürüz. Duygu temsil kazanmadığında, yani kelimeye ve anlamı dönüşmediğinde, beden bazen habercı olur. Psikosomatik çilgide, mektogal, bedeni bir sahne gibi düşünür. Sözü dökülmeyeneşantı, bedende bir oyun kurar. Bu, bedenin düşman olduğu anlamına gelmez. Bu bedenin anlatılmayan duyguyu anlatma biçimidir. Çocuklar da bunu çok net görürüz. Kerinarisi, başarisi, uyku bozulması, tikler, tırnak yeme, çocuk neden sorusuna cevap veremez. Çünkü sebep kelime değildir. Sebep evin iklimidir, gerginliktir, belirsizlikdir, yalnızlıkdir, yetişkinlikle de benzar. Beden bazen sadece şunun söyler. Beni fark et. Bu cümleyi bir emir gibi değil, bir işaret gibi düşünabiliriz. İçeride bir şey taşınıyor ve artık bir yer istiyor. İleşme de aslında burada başlar. Geçmişi değiştirmekle başlamaz. Aksine anlamaya çalışmakla başlar. O zaman anlaşılmamış olabilirim. O zaman yalnız kalmış olabilirim. O zaman bunu taşıyamayacak kadar küçüktim. Bu cümleler bir suçlama değildir. Bir şevkat kapısılır. Tabii bir şevkat kapısı derken, romantik bir şeyden bahsetmiyoruz. Daha gerçek bir yerden bahsediyoruz. Kendine adildi Avrammak. Kendini yargılamadan olana görmek. Adık olmamış dükkulara at vermek. Görülmemiş halileri yumuşak bir merakla fark etmek. Terep yağı aslında çoğu zaman şunu yapıyorlar. Zamanında kapsanamayan dükkular ilişkide bir yere gelir. Danışan dükkuyu getirir. Telepist ise o dükkuyu taşır anlamlandırır. Ve geri verir. Bu sadece konuşmak değildir. Yeni bir deneyimdir. İnsanın içindeki harita ilişki içinde güncallerlenir. Yani şöyle danışan öfkeleniyor olduğunda bunu anlatabilir. O an belki daha önceden düşününde aklına gelmemiş olabilir o dükkü. Sadece barp, çağırıp öfke patlaması yaşıyor olabilir. Ancak, eee, telepist anlatırken içinden düşünmekle, ağzından çıkanı kullanan duyması farklı bir şeydir. Orada telepistin varlığı o duyguyu regüle etmesine, onu atlandırmasına ve telepistin göğsünde yumuşatıp, onu geri vermesiyle danışan yeni bir ilişki biçimini deneyimliyor olur aslında. Bu yüzden terapi anlatıp rahatlamak gibi bir şeyden ibaret değildir. Terapi ilişki içinde yeni bir deneyim kurar. İnsan duykusunu getirir. Ve bu kez duygu su küçüm senmez, acileye gelmez, utandırılmaz. Bu deneyim insanın içindeki deli değiştirir. Terapati gireşki, duygunun düzeltilmeden, küçültülmeden, acileye dilmeden orada kalabildiği nadir alanlardan biridir. Duyguyu hemen bir çözüme eklenmez. Önce duyulmasına izin verilir. Bu deneyim, insandaki çizlamayı yavaşlatır. Çünkü beden vezi hiç şuna hisseder. Burada acıyla yok. Burada kaçmam gerekmiyor. Duygulayık kez, yalnız taşımak zorunda kalmaz. Zamanlık işi duygu suuna anlatırken, kendini savunmayı tiyacın azaldığını fark edebilir. Bu yavaşlama, ilişmenin kendisi değil, ilişmeye alanacağın zeminidir. Elbeğinlikte da acıyla belirleyici olur. Çocuk ağladığında, çoğu yetişkinin iki hızlıdır. Susturma istayı, çözme çabası, dikkatı başka yönüne çekme refleksa ortaya çıkar. Bu telaş çoğu zaman sevgiden gelir. Ama çocuk için taşınan mesaj farklı olabilir. Telaş çocuğa şuna hissettirebilir. Bu duygu telikeli, burada durmamalı. Oysa yetişkinin, sakin bir şekilde orada kalabilmesi, ben başka bir mesaj verir. Bu duygu taşınabilir. Ben buradayım ve bu geçecek. Çocuk, duyguların rüzannemeye tek başına değil, bir başkısının sakinliği üzerinden öğrenir. Yetişkinin beden, sav ve duygu sağı regulasyonu çocuğun hiç rüzanneme sistemine ödün çöferilir. İleşme dediğimiz şey, çoğu zaman büyük cimrelere değil, bu küçük anlarla büyür. 1 halamanın acıya getirilmemesiyle 1 duygunun hemen düzeltilmemesiyle 1. Birinin buradayim diyerek kalmasıyla. Bu küçük mesajlar zamanla çocuğun hiç dünyasında biri kere ki şunu söyler. Duygularım geldiğinde dağıılmam, birileriyle birlikte taşınabilir. İlişkiler için de benzer bir ilke var. Onların kapasitesi. Az önce zorlandım diyebilmek, seni duymak istiyorum diyebilmek, şu an gelildim diyebilmek. Bu cümleler sinir sistemine güçlü bir mesaj verir. Burada kalabiliriz. Yeniden temas dediğimiz şey her şeyi bir anda çözmek değildir. Doğru kelimeyi bulmak, geçmişi duzatmek, duyguyu hemen rahatlatmak da değildir. Yeniden temas kaçmadan kalabilmektir. Duyguyu bastırmadan, savunmaya geçmeden, geri çekeriminden ilişkide bir yer bulabilmektir. Duyguyu geldiğinde ona hemen süsturmak ya da ilişkiyi terk etmek yerine orada kalmayı deneyebilmektir. Bu kolay bir beceri değildir. Buradayim ve bu yeterli. Bölümün başında söylediğimde sı yere geri dönelim. Kendimize suçlamak yok. Olan anlamaya çalışmak var. Çünkü kimi duygular, çocukken yalnız kalmış olabilir. Bugün o duygular, yeniden bir muhatta parıyor olabilir. Ebebeğin olanlar içinde mesela çoğu zaman davranışta takılı kalmaktan çıkar. Bunu neden yapıyor, sorusu yerine, o davranış hangi duyguyu taşıyor, sorusunu tutabilmek kapayçar. Çünkü davranış çoğu zaman görünen yüzdür. Duyguyu ise taşından yükdür. İçsel yolculuk tarafında benzer bir yönde işimi olur. Ben de ne yanlış sorusu insanı sıkıştırırken benim içimde hangi duyguyu uzun süredir. Yalnız kalmış sorusu insanı kendini yaklaştırır. Yalnız kalan duyguyu, suçlamak değil duyulmak isber. İleşki tarafında da aynı şeye geçerlidir. Terti çimolar çoğu zaman kelimeler etrafında dönüyor gibi görünür. Ama asıl hareket daha derinde bir yerde olur. Biz burada hangi duygunun etrafında dönüp duruyoruz sorusu. Soru olduğunda kavga'nın altındaki ihtiyac, yavaş yavaş görünür hale gelir. Bu soruların ortak bir iştevi vardır. Hazı düşürürler, sabun meygevşetirler. Ve insanın davranıştan duyuyor bu ya, suçtan anlamaya doğru taşırlar. Şu o zaman iyileşme doğru cevabı bulmakla değil doğru sorunun yanında kalabilmekle başlar. Ve o sorular sorulabildiğinde çocuk da da yetişkin de de ilişkide de aynı şey mümkün olur. Duygunun yeniden yalnız kalmaması. Bu notlu da şunun et bir şekilde söyleyebiliriz. Duyguyu alan açmak, duygunun kontrolü ele alması değildir. Duyguyu alan açmak, duyguyu tanımaktır. Tanındıkça yönetmek kolaylaşır. Yönetmek derken, sert bir kontrolü kastetmiyorum. Duyguyla birlikte hareketi debilmeyi kast ediyorum. Bizim bütün derdimiz bu. Duygunun tek başına kalmaması. Çocukluk da yalnız kalan duygu yetişkinlik de bir şekilde ses çıkarır. Bazen ilişkilerde, bazen bedende, bazen de adık olunamayan bir boşluk hissi olarak. Ve belki de insanın kendine verebileceği engellecek hediyelerden beri şudur. Duygusunu susturmak yerine, onunla birlikte kalabilmek. Onu bir kez yalnız bırakmamayız seçmek. Son birkaç cümleyle toparlayalım. İnsan tek başına güçlü olmak zorunda değil. İlişkide yaralanan yerler, ilişki içinde onarılabilir. Terepi bunun için vardır. Sağlık bir ilişki, bunun için vardır. Dostluk, yine aynı şekilde bunun için vardır. Bu bölümün iki hedefi var gibi düşünüyorum. Ebebeğin olanlar için çocuğun davranışının arkasındaki duyguyu görünürkülmak. Kendi içliğinin yanısına bakanlar içinde, bugünkü tepkilerin geçmişte kurduğu bu daha anlaşılır yapmak. İkisi de aynı yere bağlanıyor. Duyguyu birisin vermek ve o duyguyu yalnız bırakmamak. Bugün sözsüz bırakılan duyguların yüzüne sürdük. Duygunun nereye gidebildiğini, bedenin nasıl taşıyabiliğini, ilişkilerde yeniden temansın ne demek olduğunu konuştuk. Kendinizle başkaları ile kurduğunuz temans. Çok o zaman sandığınızda daha derin bir yere dokunur. İldiniz bugün dinleyici çok net vanlışlı birçimde bilgilendirdiğinin için teşekkür ederim. İyi ki geldin kanalıma konuk olduğunu. Ben de çok teşekkür ederim Sartaj davetin için. O zaman dinleyen herkese teşekkürler. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Sevgiyle kalın. [. müzik çalıyor. ]
Podcast Summary
Key Points:
Duygusal ihmal, çocuğun iç dünyasının ve duygularının düzenli olarak görülmemesi, duyulmaması veya karşılık bulmamasıdır.
Bu ihmal, çocukta duygularını bastırma, saklama ve "iyi çocuk" olarak uyum sağlama gibi hayatta kalma stratejilerine yol açar.
Bastırılan ve işlenmeyen bu duygular yetişkinlikte; ilişki kurmada zorluk, kimlik karmaşası, içsel boşluk ve dolaylı iletişim gibi sorunlar olarak ortaya çıkabilir.
İyileşme, bu öğrenilmiş kalıpları fark etmek ve duyguların güvenle ifade edilebildiği ilişkisel bir alan yaratmakla mümkündür.
Summary:
Bu konuşma, çocuklukta yaşanan duygusal ihmalin mekanizmalarını ve yetişkinlikteki yansımalarını ele alıyor. Duygusal ihmal, açık bir kötü muamele değil, çocuğun coşkusunun, üzüntüsünün veya korkusunun ebeveynler tarafından görülmemesi, yatıştırılmaması veya geçiştirilmesidir. Örneğin, heyecanla gösterilen bir resme ilgisiz kalmak veya ağlayan bir çocuğa "ağlama, bir şey yok" demek gibi günlük anlar, çocuğa duygularının önemsiz veya yük olduğu mesajını verir. Çocuk, sevgiyi ve bağı kaybetmemek için duygularını bastırmayı, "görünmez" olmayı ve çevresine aşırı uyum sağlamayı öğrenir. Bu, o an için işlevsel bir hayatta kalma stratejisidir.
Ancak bastırılan bu duygular kaybolmaz, içe hapsolur. Yetişkin olduğunda, kişi dışarıdan "güçlü" görünse de içte bir boşluk, ilişkilerde yakınlık kuramama, duygularını doğrudan ifade edememe veya ani öfke patlamaları yaşayabilir. İlişkilerde ya aşırı uyum (kendinden vazgeçme) ya da keskin kopuşlar arasında gidip gelir. Çözüm, bu otomatikleşmiş kalıpların farkına varmak ve duyguların güvenle konuşulabildiği, "kapsandığı" ilişkisel alanlar yaratmaktır. Amaç suçlamak değil, geçmişten gelen bu duygusal dilin farkına vararak, onu yetişkin halimizle yeniden anlamlandırmaktır.
FAQs
Duygusal ihmal, çocuğun iç dünyasının düzenli olarak karşılık bulmamasıdır. Sevgi ve emek olsa bile duyguların anlaşılmadığı veya görülmediği durumları ifade eder.
Bastırılan duygular kaybolmaz, içe atılır ve yetişkinlikte bedensel gerginlik, ani öfke patlamaları veya duygusal uyuşma olarak kendini gösterebilir. Bu, ilişkilerde zorluklara yol açabilir.
Çocuklar, duygularının görülmediğini hissederse, onları saklamayı veya bastırmayı öğrenir. Bu, 'iyi çocuk' olma çabasına dönüşebilir ve öz-değer sorunlarına neden olabilir.
Kapsayıcılık, çocuğun duygusunu yok saymadan yanında durmak ve ona eşlik etmektir. Bu, çocuğa duygularının anlaşılabilir olduğunu hissettirir ve duygusal düzenlemeyi destekler.
Duygusal ihmal, yetişkinlikte ilişkilerde aşırı uyum veya ani kopuşlar şeklinde kendini gösterebilir. Kişi, duygularını güvenle ifade etmekte zorlanabilir ve yakınlık kurmakta sorun yaşayabilir.
İlk adım, duygusal örüntülerin farkına varmak ve 'ben bunu taşımak zorunda mıyım?' sorusunu sormaktır. Terapi veya farkındalık çalışmaları, bu süreçte iyileştirici olabilir.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.