Go back

Biyolojinle Savaşı Bırak: Modern Dünyada İlkel Bir Makineyi Yönetmek

23m 12s

Biyolojinle Savaşı Bırak: Modern Dünyada İlkel Bir Makineyi Yönetmek

The transcription delves into the complexities of the brain's functioning in personal growth, highlighting how societal narratives often conflict with our biological needs. It stresses the significance of recognizing and addressing physical signals for overall well-being and discusses the consequences of neglecting these cues. The text advocates for a proactive approach to health, urging individuals to listen to their bodies, seek medical guidance regularly, and prioritize self-care. It also underlines the importance of aging gracefully by making choices that align with one's unique biological makeup. Ultimately, it urges readers to embrace their truths, avoid internal conflicts, and address life's various hungers, not just physical but emotional and spiritual, for a fulfilling existence.

Transcription

1905 Words, 14020 Characters

[MÜZİK ÇALIYOR] İzneş falı topraklarından, deçiz yaşam çiftliğinden məhaba. Bugün nefis bir kış günü vardı, güneş pırıl pırıl parlıyordu. O kadar bərdaktı ki, her yer her şeyin et olarak görebiliyordu. Bizim kapımızın içini kadar bərdak, bazan pazar yere gibi oluyor değil mi? Şunu yapmalıyım, buna yetişmeliğim, o ne dediği, bu ne düşündü, bən ne yaptım, ne olacak? Dışarıda bir hayat akıyor, sosyal məyiyada herkes çok mutlu, herkes çok başarılı. Herkes olmuş. Belki de bir tek siz eksiksiniz sanki. Bir siz beceremiyor olabilir misiniz ya da ben. Bu süper olma, süper insan olma halini, becere bilenlere teprikler. Size bir sır vereyim mi? Beceremezsiniz. Ben de beceremiyorum. Çünkü size anlatılan o hikayeler, o kişisel gelişim masalları insanın biolojisini aykırı. Yıllardır denediniz belki. Zihminizi sustuğunuya çalıştınız, olumlama yaptınız, özel beslenme programları denediniz. Sonuç, sürdürülemezlik, yine aynı noktadasınız, yine o yorgun, yine o tatmin sesalenizdesiniz. Çünkü olayı yanlış yerden çözmeye çalışıyorsunuz. Sorun iradenizde değil. Sorun neleri doğurun, neleri yaptığı yanlış yaptığınızda değil. Sorun içinde yaşadığınız makineyi tanımamın ista. Bir makine düşünün. Bu makine 200.000 yıl öncesinin şartlarına göre tasarlanmış. Ama bugünün kaosunda çalıştırılmaya zorlanıyor. İşte o makine biziz. Telefonu elinize aldığınız zaman güncellemesi gelince yapıyorsunuz. Sıkıllandığınız programları, aplikasyonları, güncelliyosunuz hiç sıkmadan, sektirmeden. Saba uyandığınızda o hissettiğimiz ağırlık gün içinde tahammül sızgır ya da bir türlü verilmeyen o kilolar. Peki onlar için neyi güncelliyosunuz? Bunlar karakterz ayıflığı, başarısızlık, negatif enerji değil. Bunlar yazılımı güncellenmemiş bir donanımın modern dünyada verdiği sistematasıdır. Gelin, benim izin içine bir bakalım. Emar çekmeyeceğim merak etmeyin. En derinde, en ilkel parçasına bir bakalım. Orada bir bekçiye şööbiliyor musunuz? Bilimsel adıyla, limbiksista. Ubekçinin size mutluluğunuzla, kar yerinizle, estetiğinizle, sosyal mediyadaki, takipçinizle, laiklarınızla, iş yerinizdeki tarfilerinizle. Aldığınız diplumalarla, sertif kalarla, bankayı saabınızla, güzelliğinizle, hiçbir şeyle, zerre kadar ilgisi yoktur. Onun tek bir görev vardır. Bu organizmayı canını tutmak ona nefes aldırmak. Bekçil haftan anlamaz görüntüye bakar, siz hayatın içinde zorluklarla karşılaştığınızda, kaygılar taşıdığınızda, umutsuzluğa düştüğünüzde, tatmin sizlik yaşadığınızda, hüzün yaşadığınızda, bu bekçiyi elindemiz rakla ayağa kalkar ve savaş vardır. İnanılmaz bir çığlık atar vücudurunuzu. Duygusal zannettiğiniz her karar veya hissettiğiniz her şey aslında o an üretilen kimiyasallardır. Hiç düşündünüz mü? Sabah uyandığınızan ben gece başınızı, yastığa koyana kadar verdiğiniz kararlar, yaşadığınız, hissettiğiniz her ne varsa bunlar gerçekten size maid. Ne kadarı böyle olması gerektiği için yaptığımız ezberler, ne kadarı gerçekten sizin kendi iradınız. Doğduğumuzu o ikanı gidelim, fabrik ayarlarımıza bir dönelim, orayı bir görelim istiyor. Bebekken nasıldık biz bilemeyiz ancak bebekleri mutlaka görmüşsünüzdür. Acıklığında ağlar, doyduğunda durur ve denenin dili neyse tepkisi o kadar basit olan varlıklardır. Ancak büyüdükçe bize bir yaşan yazılımı yüklenmeye başlar, güçlü görünmelisin, mükemmel olmalısın, başarılı olmalısın, fiziğin harika olmalı, duygularını belli etme, şu karileri yap, şu okulu oku, şu kadar para kazan şu evi al, şu arabayı al bitmez tükenmez bunlar. Zamanlı hayatımızdaki pek çok şey neden yaptığımızı bile sorgulamadan, sırf bu öğretilmiş kodlarla yapan kurulmuş bir saated öneriz. Oysa bu akış, enellikle bir duvara toslayana kadar devam eder. Ya beden artık yeter der, hastalanır, yaruhumur, mükemmel hayat vitrininin arkasında çöker ılılır. İşte o an bir çözüm aramaya başlarız ve tam bu noktada insan olmanın en büyük tuzağına düşeriz. Bu tuzak bizim suçumuz değil, beynimizin çalışma prensi bilir. Lütfen, burayı iyi dinleyin, çünkü dünyanın en iyi imkanlarına sahip olsanız bile, neden bu kısır döngünün içinden çıkamadığınızın cevabı tam da burada saklı. Beynimiz, kainatın en ekonomist, en tasarruflu organidir. Beyn muazzam bir enerji harcar ve hayatla kalma içgüdüsüyle sürekli de enerjisi bitmesin diye tasarruf modunda çalışmak ister. Yeni bir şey düşünmek, köklü bir değişim başlatmak. Yani onun için yeni olan her şey için oluşturacağı nöral yol çok masraflıdır. Enerji israfıdır bunlar beyn için. O yüzden beynimiz bir sorunla karşılaştığı zaman size şunufı sıldır, beni yorma. Ne kadar tanıdık değil mi? Hani genelde insanlar şey derler ya "Aa, utanmasan eve de arabayla gireceksin." Vedan temberliği sever, beyn temberliği sever. O yüzden beyn fısıldamaya devam eder, beni yorma. Bana düşünmem gereken bir yol değil. Hemen çözüm bulacağın bir hap getir, ben yutayım olay vitsin. Parantiz açalım, bu hap çözüm için en kısa, en basit, en yorucu olmayan yoldur. Parısını verelim, alalım, en iyi hocayi tutalım, en pahalı tutalım ve toksu yapalım. Bu işi benim yerime başkası yaşıyorsun, hani böyle komedi görüntüleri vardır ya görürsünüz. Kenarda durur adam, onun yerine adamı tuttuğu adam, paralı adam, sporu yapar kısını geliştirir veya beslenmeyi o devam eder. Bunun gibi bir şey aslında beynin istediği ve siz de bunu konforz anne dersiniz. Dışarıdaki o devasa endüstri de aslında tam olarak bunu satar size. Sizin imkanlarınıza değil, beyninizin o enerji harcam ama arzusuna oynar. Mütiş bir ticari stratejidir bu. Size değişimi satmazlar, size satın alınabilir bir çözüm hissi satarlar. Size baştan söyleyeyim. Ben de kiseherli bir deyinek yok. Öyle mucizevi bir haptayok. Sizin için hazırlayabileceğim özel bir plan da yok. Sadece size anlatabileceklerim var. Çünkü benim doğrularım, benim yaptıklarım, benim bedenim, benim beynimin çalışma mekanizması. Hayatın içinde yaşadıklarım. Onlardan çıkardığım sonuçlar. Hiçbirimiz için aynı olmaz. Eğer hayatınızda kalıcı bir iyilik hali istiyorsanız, o salındığınız uykudan uyanmak zorundasınız. Bakın, kişiler gelişim kitaplarında anlatılan bir şey vardır. Mastovun ihtiyaçlar heyehrerşisi. Belki biliyorsunuzdur. Biz sanıyoruz ki, istediklerimiz olunca, hesaplarımız olunca, herkes bizi çok beğenince, herkes bizi alkışlayınca, örnek gösterilince, şahane şahane şahane olunca, o piramidin en tebesine ulaşacağız. Halbuki görüyoruz ki, en tepedeki insanlar da bile, yani ulaştığını düşünel insanlarda bile, tükeniş, azalma ve yok olma devam ediyor. Şöyle bir bakın, raslamışsınızdır, haberlerde veya birerlerde, ünlüler, dünyaca ünlüler, başarılılar, çok iyi yöneticiler, çok zenginler, neden acaba hayatlarında mutsuz anlar yaşayarak, bazen hayatlarına son verip, bazen de bir köşede yok oluyorlar. Demek ki, mesele sadece temel ihtiyaçlar değil. Mesele içerideki yöneticiyi, yani ipotalan mısı yönetememek. Onu, beyninizdeki titiz bir muhasebeci gibi düşünün, tek bir görevi var. Homeyostas, yani denge. Siz başarı diye koştururken veya dışarda istediklerim olsun diye her şeyi yaparken, ve deninizi beyninizız zorlarken, muhasebeci bakar enerji yok denge bozuk ve bağırır iflas ediyoruz. Belki hesaplarınız dolar, belki müthiş kariyeriniz olabilir. Belki, belki her şeye sahip olduğunuzu düşündüğünüz dünya düzeninin ve size kodlanarak öğretilen yaşamın içinde en üst noktada olabilirsiniz. Ancak muhasebeci, biolojik hesabınızın eksiverdiğiniz söylediğinde işte hissettiğiniz tatminsizlik, ruhsal, bozukluk ve dengenin bozulmasını en güzel şekilde hissettiğiniz ana gelirsiniz. Diceksiniz ki bunların güzelliyim olur. Bir şey çok yoğun yaşandığında ona güzel diyorsunuz, güzel diyoruz. Emek ki burada da bu noktaya gelinmenin ve o noktaya görmenin bir güzelliyi olacak. Nedir bu güzellik muhasebeci, kasaboş dediğinde bekçi yani limbik sistem ne yapar, alan verir. İşte bu alarmın adı da kotizol. Bu bir yıkıttır, sizi savaşa hazırlayan bir enerji, ancak siz savaşmıyorsunuz. Yaşıldığımız o tamlarda hedef koyduğunuz, yerlerde oturuyorsunuz. Sadece elinizde telefon, o ne demiş, işte şunu yap, iyi gelir, öyle yapmaya çalışmışsınız. Hesabınızdan siparişler vermişsiniz. Yemek ayağınıza gelmiş, eve gitmişsiniz, yemek yapmamışsınız, o da ayağınıza gelmiş, her şey hazır, hazır, hazır. Eskidenceler de bir çizgi film vardı, biz orada çok azenirdik çocukken. Uçan arabalar, yürüyen hizmetçiler, yemek yerine haplar, böyle bir hayat bizi bitiriyor aslında biliyor musunuz? Şöyle düşünün. Elinizi yanlışlıkla yanan bir ocağı değiliniz. Çeksan medya düşünmezsiniz, elinizi saliseler içinde oradan fırlatır, çekersiniz. Ateş gerçekdir. Bugün modern dünyada ateş şekilde iştirdi, ateş kaygılar oldu, ateş tarafı koldu, ateş gelecek endişelere oldu. Yarın adayın neler yapılacağı oldu, ateş sosyal medya oldu, ateş sosyal medyada laik almak oldu, parlama koldu. Biyolojiniz savaşta siz olduğunuz yerlerde sürekli tehdit altındasınız. Bu yüzden belki kilo veremiyorsunuz, bu yüzden belki uykularınız kaçıyor, bu yüzden belki panikatak olduğunuz, bu yüzden belki mideniz ağrıyor. İşte bu yüzden savaşta olan bir bedel yağ depolıyor, bu yüzden odaklanamıyorsunuz. Çünkü savaşta olan bir beyin, sizin çalışma notlarınıza veya yapmanız gerekene odaklanmaz, hayatta kalmaya odaklanır. Ateşin yasalarını, yani bedenin gerçekliğini bilmek zorundasınız. Çünkü bu ateşin bir sonucu var, bu anlattığı mekanizma, bu kortizol banyaları, bu limbik sistem alarmları, bunların bir bedeli yok, sanıyorsunuz, yaşlanıyorsunuz. Korkutmak için söylemiyorum, bir doğayasısını hatırlatıyorum size, yirmi ile 30 du yaşlarda vedan töleranslıdır, hadi neyse bunu da hallederizler, çünkü yıpranmamıştır hatalara feder. Amma kıklara ellilere geldiğinizde sistem artık yeter der, çok duymuşundur, üç gün öncesine kadar mühdam ağrımıyordu, şimdi ne oldu da ağrıyor. İyi de, kırk yıldır sana hizmet eden birmiye de, sen ona doğru şeyleri yapmadıysan müşade et de ağrısındayın mı? Bugün halının altına süpürdüğünüz her sitres, dinlemediğiniz her ihtiyaç, susurduğunuz her duygu yaşlılıkta karşımıza gelecek. Bunu bilemem nasıl gelecek, umarım ki iyi bir şekilde gelir, ancak bildiğim bir şey var ki, beden hesap tutar ve o hesap günü geldiğinde o faturayı da önünüze koyar. O gün geldiğinde o çok korktuğunuz işte yok yere bir çok mücadele verdiğiniz, temel ihtiyaçlarınızı unutup sistemin ve dünyanın sizi yönlendirdiği odaklarınız yanınızda olmayacak. O bitirmek için uykusuz kaldığınız işler veya uykusuz kalarak yaptığınız sosyellikler sizi kurtarmayacak. Veya daha kötüsünü söyleyeyim çünkü artık malesefki dünyada veya bizim ülkemizde bu çok fazla uykusuz kalma pahasına ulaşamayacakları, yapamayacakları, potansiyalleri veya imkanları dahilinde olmayan şeyler için fazladan yaptıkları veya dışarıdan destek gibi aldıkları şeylerin, anırları sorumluluğu ve zorunluluğu sizi kurtarmayacak, yoracak daha fazla. Yalnız da sadece bu beden kalacak. Eğer bugün ona gerektiği gibi davranırsanız yarın o da size gerektiği gibi bir yaşlılık verecek. Peki ne yapacağız diyeceksiniz? Beden bir parmakize gibidir, eşsizdir. Şimdi ben size kendi yaptıklarıma anlatsam, geçirdiğim operasyonlar anlatsam, midisiz yaşamımı, beslenmemi, şu anda da yaptıklarıma, bunların hiçbir tanisi sizin için örnek olmayacak ki çünkü ben başkayim. Benim doğduğum günden beri fizyolojik bir biölyjik olarak yaşadığım şeyler birbirinize benzemez. Ancak birbirimize benzemen tek yerimiz var, beynimiz, limbik sistemimiz, salgıladığı cortisol ve ihtiyacımız olan denge. Başkasın haritası ile kendi yolunuzu bulamazsınız. Öyle sosyal medyadan, gokuldan, oradan buradan birileri yaptı da bana iyi geldi dedi diye siz de alıp bana da iyi gelir diye yaptığınız şeylerin sizi daha fazla hasta etmeyeceğini. O basit bitki çaylarının karaciyerinizi yormayacağını veya sizi hasta etmeyeceğini nereden biliyorsunuz? 22 yılıydı sanıyorum, eskişeyere bir seyahat etmiştim, seyahatte bulunduğum evde bana bir kışçayı ikram ettdiler. Birkaç saat sonra bir sancı başladı, ben kendi midir hatsızlığımdan dolayı sancım var zannettim. Ancak o geçmeyen sancı daha sonra saprakisemin olduğu yerde büyük bir şişliye sebep oldu. Ve ben Agil Hastaneye gittim. Biliyor musunuz o kışçayı yüzünden karaciyer değerlerim neredeyse 10 katına çıkmıştı. Ve ben bunun herhangi bir şekilde bana zarar versin dediği günlüdik, gündelik yaşamın içinde basit bir ikram olarak içmişti. Demem o ki, neyin size ne zaman ne şekilde zarar vereceğini bilmiyorsunuz? Size şunu sormak istiyorsun, en son ne zaman hiçbir şikayetiniz yokken sadece kendinizi anlamak için, bedeninizin, sinyallerine duymak için bir doktora veya bir uzmana gittiniz, bir kantahili yaptırdınız. Benim iteminlerimle durumda karaciyerim yorgun mu, kaybim nasıl hormonlarım tıkırında mı diye sordunuz? Sormadığımız, çünkü biz de hasta olmadan doktora gidilmez diye bir ezber var. Şöyle söyleyeyim, bilimsel bir veriniz yoksa herhangi bir konuda, stratejiniz de olamaz. Lütfen bunu bir düşünün. Benim deyitsiz yaşamdaki hedefim şu, sizlere anlatmaya çalıştığım veya destek vermeye çalıştığım en önemli konuşu. 70 yaşına veya 80 yaşına geldiğimizde kimseye muhtaç olmadan, huzurlu, düşünen beyinli, karar verebilen kapasteli, zihni bergak, kalbi bergak, içi bergak insanları olmak. Ve tam bu noktada da şunu diyebilmek, ben bu hayatı, yaşlılığıma gelene kadar, korkularla etkilerle, zorunluluklarla değil. Yapabildiğim kapastamlı bedenime hizmet ederek kendi sesimle yaşadım diyebilen, içi rahat insanlar olmak. Unutmayalım. Kendi gerçeğiyle savaşan bir insan, uzavaşı kazansı bile kaybeder, çünkü yendiği şey kendisidir. Bir sonraki bölümde, hepimizin en çok korktuğu, o kavramı masaya yatıralım, açlık. Sadece midemizdeki açlık değil, oradaki gurultu değil, bu arada arada gurultular duyarsanız midesizdikten dolayı benden geliyor onlar. Ama ben aç değilim. Hayatdaki açlıklarımızı konuşalım. Neden bu kadar açız? Her şeye, sevmeye, sevilmeye, göstermeye, görülmeye, neden bu kadar açız? O zamanak kadar dışarıdaki o gurultülü sesleri kısabiliyorsanız lütfen içinizdeki fısultulara kulak kabartın. Belki kendiniz ve ilgili bir şeyler duyarsınız. Hoş kalın. Görüşmek üzere.

Podcast Summary

Key Points:

  1. An exploration of the inner workings of the brain and its role in personal development.
  2. Emphasis on the importance of understanding the body's signals and maintaining balance.
  3. Discussion on societal pressures, self-care, and aging gracefully.
  4. Encouragement to listen to one's body, seek medical advice proactively, and prioritize holistic well-being.

Summary:

The transcription delves into the complexities of the brain's functioning in personal growth, highlighting how societal narratives often conflict with our biological needs. It stresses the significance of recognizing and addressing physical signals for overall well-being and discusses the consequences of neglecting these cues. The text advocates for a proactive approach to health, urging individuals to listen to their bodies, seek medical guidance regularly, and prioritize self-care.

It also underlines the importance of aging gracefully by making choices that align with one's unique biological makeup. Ultimately, it urges readers to embrace their truths, avoid internal conflicts, and address life's various hungers, not just physical but emotional and spiritual, for a fulfilling existence.

FAQs

Ateş, modern dünyada stres, kaygı, endişe gibi durumları tetikleyerek bedeni sürekli tehdit altında tutabilir.

Başarı sadece temel ihtiyaçlarla değil, içsel yönetimi doğru yapmakla da ilgilidir. İçsel denge ve yönetim önemlidir.

Kişisel gelişim masalları genellikle biyolojiye aykırı olabilir ve sürdürülemez sonuçlar doğurabilir.

Bedeninizin sinyallerini anlamak ve ona gerektiği gibi davranmak için düzenli olarak doktora gitmeli ve kontrol yaptırmalısınız.

Hayattaki açlığımızın altında yatan sebepleri anlamak ve içsel sesimizi dinlemek önemlidir.

Başarı sadece dışsal faktörlere değil, içsel dengeye ve huzura da bağlıdır.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.