Podcast'ta Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı deneyimleri ve cephe gerisindeki savaş politikaları ele alınıyor. Osmanlı'nın savaşın yıkıcılığına ve toplumdaki etkilerine odaklanılırken, cephe gerisindeki seferberlik politikalarının önemi vurgulanıyor. Savaşın, Osmanlı toplumunun tarım ekonomisine ve nüfusuna olan etkileri inceleniyor. Özellikle Osmanlı'nın diğer savaşan ülkelerden farklı bir deneyim yaşadığı ve savaşın sonuçlarının Osmanlı toplumu üzerindeki yıkıcı etkileri ele alınıyor. Savaşın neden olduğu kıtlık, ekonomik çöküş ve toplumsal gerilimlerin Osmanlı'da nasıl bir tepki yarattığı tartışılıyor. Osmanlı'nın savaş politikaları ve cephe gerisi deneyimi, Osmanlı toplumunun savaşın ağır yükü altındaki yaşamını etkileyen önemli faktörler olarak vurgulanıyor.
Transcription
7209 Words, 51012 Characters
[MÜZİK ÇALIYOR] Savaşı'nın özeki son iki yılında genç, yani giderek düşen yaş kurgunda Asker genç çocukların, yani on yedi yaşında filan bey on yedi on sekiz yüzünden asker alınması, bunla dair çok dokunaklı şeyler söylüyorlar. Davuz zoruna çalınıyor, on yediler gelsin diye, on yedilden asker mi olur, topluyorlar ölsün değil. Benim gibi on tane kitap yasanız bu dokunaklıkla ifade etmenin imkanı yok yani. [MÜZİK ÇALIYOR] Merhaba, Atomunistri Podcast'ta hoş geldiniz, ben öndereden Akkül. Bugün New Orleans'eyiz ve Atomunistri Podcast'ın bu bölümünde yitakın ile Ciyan Erbinde, yani birinci dünya savaşında Osmanlı İmparatorluğunu ve Osmanlı toplumunun özellikle de cephe gelişsinde savaşı nasıl deneyimle değilini konuşacağız. Osman toplumunun 2014'te, 2014'te ve 1922'te okur yazarlık oranın çok düşktü. Bu özellikle, yani şehirlerde tabii daha yüksektir. Bu özellikle taşra da köylere gittiğiniz zaman, kırısalar gittiğiniz zaman, bu çok düşktü, kadınlar arasında çok çok daha düşktü. Ama Osmanlı cephe girsin ana aktörler de bu insanlar. Edin lan yani cephe gelişsinde bakarken nasıl çalışacağız? Bu insanlığınız çalışacağız. Anlayacağız. Bunların okur yazar olmaması, bunların savaş hakkında, savaşa giden evlatları, kocaların işanları, hakkında, çocukları, hakkında, duygular olmadan anlamına gelmez ki. Peki tarjist tarçın derdim, eselesi. Neden bizim saçlarımız ağırıyor çabuk? İşte bundan. Verden bileceğiz. Nasıl öğreneceğiz? Bunları birtakım ya dağ klasik kaynakları, dağ klasik dokyumanları başka bir gözlü okuyacağız. İşte satır aralarına okuyacağız. Oralardaki birtakım izlerdi, izleri takip edeceğiz. Ya da işte ben bu mesela kitapta şunu fark ettim ki aslında folklore malzemelerde bir hayli işimize yeri bu açıdan, işimiz yeri. Bu bir kontekste oturursa gibi bağlamak, oturtarak değerlendirebileceği, malzemelerde. Yitakın tarihçi, ve New Orleans Şerinde, Tulay'ın üniversitesinde, öğretimiyosi bugün bol bol konuşacağımız kitabı, "When the war came home, the Adam's great war and the devastation of an empire" başlıklı kitabı 2018 yılında Stanford University Press'dan yayınlandı. Hoş geldiniz. Teşekkürler önler, siz de hoş geldiniz. Adamın istri podcasti dinleyicilerdi, gıyaben hoş geldiniz New Orleans'a. Teşekkür ediyorum. Hem kendi adıma hem de dinleyiciler adına. Sen çalışmalarında az önce bahsettiğim kitapta daha çok cepheden ziyade cephe gerisinde Osmanlı toplumunun savaşı nasıl deneyimlediğini, savaş politikalarının cephe gerisinde nasıl gerçekleşti ve toplumun seferber ettiği, seferberlik politikalarına odaklanıyorsun, çalışmalarında ve kitabında. Kezad bu cephe gerisi ve cephenin kendisi gibi katı geleneksel ayrımlar, özellikle de modern industrial dönemdeki savaşları çalışan tariçiler nezinde çok itibarı yok. Sen nasıl görüyorsun? Yani Osmanlı imparışörlunun savaş deneyimini anlayabilmek için neden cephe gerisine özellikle bakmamız gerekiyor ve cephe gerisine baktığımızda neyle karşılaşıyoruz, ne anlatıyor bize cephe gerisi. Evet, bu aslında tabii benim kitabında yazarken cevap vermek istediğim bir soru yani Osmanlı cephe gerisine bakmanın neden Osman cephe gerisine bakmalıyız. Yani bu bize ne anlatır, ne öğrenebiliriz savaş hakkında bununla ilgili. Bir de fazla yani neden bakmamız gerektiğini anlamak lazım. Bu nasıl sebebi cephe gerisinin, yani sivillerin de savaş için artık birinci dünya savaşını öncelen bir 50-60 sene de son derece kritik bir hale gelmiş olmasın. Yani savaş kimilerine göre Franz Hittler'inden itibaren ama en azından 1850'lerden itibaren büyük bir dönüşüm geçiriyor. Artık mevzi savaşlarını yerine yani birkaç 10.000 kişilik iki ordunun karşı karşıya geldiği ve bir süre savaşta. Bunun sonunda sınırlı sonuçlar elde edilen bir mücadele yerine artık toplumları içeren büyük çablayı bir fenomen haline gelmiş oluyor. Bir müjese başladığında artık savaş denen şey böyle bir şey, büyük ölçüde. Yani savaş bu dediğim 50-60 sene içinde bir topi günleşme süreciinden geçmiş oluyor. Bir dünya savaşın da geldiğimizde savaş artık toplumları da içeren bir fenomen. Ve bunun birkaç sevi var topi günleşme derken birkaç şey kase diyoruz aslında. Birincisi tabi savaşların yıkıcılığı artıyor. Yani bir dünya savaşı bize yüz on beş dekinden polona savaşlarına göre çok daha yıkıcı bir savaş. Neden? Çünkü bir defa savaşın hedefleri radikalleşmiş durumda. Yani artık sadece sınırlı bir toprak değişimi ya da bir takım başka bir takım sonuçlar almak için savaşılmak yerine karşıdakini yok etmek. Ya da en azından karşıdakini savaşma istediğin tamamen kırmak, tamamen yok etmek üzerinden savaş hedepleri saptanıyor. Bir diğer sebeb savaşlar artık çok daha büyük çapta yapılıyor. Yani koalisyonlarla yapılıyor, çok daha büyük coğrafyalar üzerinde yapılıyor. Bundan bu kabil savaşların öldürücülüğü de çok artmış oluyor. Bunun asıl sebebi de tabii sanayi sanayi'nin en üstü devrimin yüzünden yaşadı büyük dönüş. Özellikle ikinci endüstriydi evrimi yani çelik, kimyasal ve elektrikli yaşanan büyük dönüşümler savaş sanayeni devrimci bir dönüşüme tabi tutuyor. Ve bir rica savaşına geldiğimizde artık silahların cephanin öldürücülüğü daha öncesine göre hiç görmedik şekilde artmış oluyor. Savaşlar giderek bu açıdan yıkıcı ve öldürücü bir hale gelmiş oluyor. Diğer taraftan bütün bunlar olurken ve savaş bu kadar büyük bir radical dönüşüm yaşarken savaşan kitlerinde sayısı artıyor burada. Artık profesyonel askerlerden oluşan, mesyaskerlikten oluşan birkaç o bin kişi değil. Sıradan insanları, sıradan erkekleri ve çok ciddi nüfus kitlerini askeri alıp bunları askeri olmak üzere yetiştiren askeri alma sisteminden bahsediyoruz. Bir rica zamışına giren bütün savaşanlar böyle sistemlerle giriyorlar. Osman da bunlara dahil. Dolayısıyla, civillerin bir defa bu yüzden savaş için önemi artmış oluyor. Ve bunun tabi tahmin edersin, cephe gerisi için çok büyük bir etkisi var önemi var. Diğer yandan, tabi bu kadar çok insanı askeri olunca bu askeri almanın ihtiyaçları var. Bunları beslemek lazım, gidirmek lazım, bunları sürekli, yeni silahlarla ve yeni cepane ile donatmak lazım. Bunları bir yerden bir yere göndermek lazım. Ve bunu kim yapacak, bunu tabi toplumun civillerin üzerinde bu müthiş büyük olarak ortaya çıkıyor. Çünkü bu kadar askeri işe aldığınız zaman cephe gerisinde bunları yapacak bir cephe gerisinin nüfusu kalıyor. Ve bu nüfus barış zamanlığına göre her yerde, sırf Osman değil ama tabi Osmanlı'da da çok daha fazla, çok daha yuhun, çok daha uzun, çok daha ağır şartlı çalışmak zorunda kalıyor. Bu büyük dönüşümün etkisi yüzünden aslında cephe gerisi savaşın ayrılmaz parça zahane gelmiş durumda bir jünyas savaşında. Ama bu zamana kadar, biz buna yeteriniz diyelim ki sonra 10 seneye kadar yeterince bakmamıştık. Şimdi artık benim kitamı da o litertürün parçası, daha zengin daha bu açılırıyla da savaşı el alan daha geniş bir litertür'e kavuşuyoruz. Sırf Osmanlı için değil ama Osmanlı için özellikle bizim konumuz Osmanlı her yerde, civillerin savaşlığa işkisine dair yeni çalışmalar yapılıyor. Ve savaşı nasıl deneyimlediklerine dair daha fazla, malimat elde edebiliyoruz böyle üklere. Peki yani sen Osmanlı'nın cephe gerisi Sefer Berliğine, cephe gerisine baktığında ve diğer savaşan imparatorluklarla ya da ülkelerle karşılaştırdığında belli farklılıklar gözlemleyebiliyor musunuz? Yani şun diye farklılıklarına önce benzerlikler, bu kadar yani bir ücretsi savaşı çok büyük ordularla biliyoruz, çok büyük ordularla savaşılan bir savaş ve her savaşan tevlat milyonlarca insanı asker alıyor, savaş dönünce bunu cepheye göndiriyor. Bu hiç kimse için kolay bir iş değil, yani en endüstriyalleşmiş devletler bile, Fransa İngiltir, Almanya bile, dördün senin sonuna geldiğinde hem cephe, hem cephe gerisindeki büyük yıkıntının etkilerini yaşıyorlar. Dolayısıyla zaten bu savaşların sonunda yaşanan demimci kalkışmalar, buna bir reaksiyon aslında. Osmanlı bu hiç kimse için kolay bir iş değilken Osmanlı için de kolay bir iş değil tabii ki. Ama Osmanlı, Osmanlı diğer savaşanın ayırın bazı özellikler var, ben bunu 4 başlık altında saptadım ve tartıştım, bir tanesi ve belki siviller açından en önemli olanı, Osmanlı bu o döneme kadar yaşanan bu en endüstriyalleşmiş savaşı aslında gerçek bir endüstriyorsa olmadan savaşıyor. Tamam, Almanya'dan, Austro-Maceristan'dan kısmın, silah ve cephane desteği var ama diğer her şey Osmanlı kendi kaynaklarıyla karşılamak zorunda, kendi topraklarından, kendi insanlarınla tedarik etmek zorunda. Ve bu tabii savaş sırasınca yaklaşık 3 milyon askeri silah altına alan bir devletin hiç kolay bir, hiç kolay bir iş değil. Osmanlı bu savaşı bir en üstüse olmanın savaşı ve bunun partası endüstrün içine, mesela ulaşım sistemini de ekliyor. Yani bu bence Osmanlı savaşını diğerlerinden bayağı ayıran bir faktor, yani demiri yolları bütün bu bahsettiğim 50-60 sene içerisinde, sabaşın kaderini belirecek çok önemli bir etmen haline geliyor. Çünkü bu kadar çok insanı, çok sayıda insanı, çok çok şekilde bir yerden bir yere göndermek gerekiyor ve demiri yolları bunun için kritik döneme sahip. Osmanlı bir demiri yolun network var tabii, binörü alıvar, ama bu a, stratejik hedefler gözüttürek, inşa edmiş bir hat değil. Ve de etkisi ve verimliği sınırı olan bir hat. Bir ağı. Yani hatırlayalım, 1914'e Osmanlı'nın ana ulaşım mekanizması denizler. Bir yerden bir yere gitmek istiyorsanız önce denizdeki yani istisan arkadaşının denizdeki yakın bölgeye gidiyorsunuz. Diğim ki Ankara'ya gideceksiniz, Ankara'ya İstanbul'a Ankara'ya gideceksiniz. Ankara'ya İstanbul'a Ankara'ya gitmenin yolu demiri yollak etmek değil. İstanbul'a önce Samsun'a gidiyorsunuz. Bopurla oradan Ankara'ya gidiyorsunuz, yakın bir her yer için bu doğru. Her yer için böyle. Yani, ya İzmir'e gidiyorsunuz ya Beyruta'ya gidiyorsunuz ya, ne bileyim Mersine'e gidiyorsunuz. Buralardan sonra birtakım içerlere karayolu taşıtları kullanarak gidiyorsunuz. Savaş başladığında İngiliz ve Fransız'ın Akdenizdeki Ablıkası bu durum ortana kaldırıyor. Artık denizleri ve kıyıları kullanamaz hale geliyorsunuz. Dolayısıyla demir yolu, net verküne muhtaç haldesiniz. E tabii dediğimiz gibi bu demir yolu, net verkü, demir yolu ağı verimsiz bir ağı ve sınırlı bir ağı. Açacaksınız, Osmanlı savaşının önemli özelliklerinden bir tanesi. Çok cepheli savaş Osmanlı aracı, doğuda Ruslarla, Çanakkale, Mezopotem ya, Filistim ve Hicaz. Osman üretim enifuz markezlerinden genelde uzak yerler. Ve buralara 100 binlerce, 10 binlerce, 100 binlerce asgari göndermek. Bunun sürekli oralarda beslemek giydirmek, cephane silah mühemat göndermek, son derece zor bir iş. Ve buralara demir yada hattı uzanmayınca da nasıl yapılacak? Bu mesaj dedi düşünelim, doğu cephesini. En yakın at, ulu kışla. Bu da 700 km. Nasıl yapacaksınız? O binlerce, askeriniz gönderdi ki. Burada, işte Osmanlı sivillerinin savaşı olan direkt katkısı ortaya çıkıyor. Bununla Osmanlı insan ve hayvanlarına dayanmadan yapmanın imkanı yok. Dolayısıyla binlerce bütün seferberlik dediğimiz süre içinde ve savaş boyunç aslında. Osmanlı ordusu hem milyonlarca insan askeri alıyor. Hem de milyonlarca hayvanı silah altına alıyor aslında bir anlamda. Ordu izmetini alıyor. Ordu izmetini bu hayvanlar sürekli şekilde kullanılıyorlar ve savaş sununa geldiğimizde Osman hayvan nüfusu müthiş bir kırımı yaşamış durumda, tükenmiş durumda. Bu sadece bir örnek ve sadece bir boyut ama sivillerin aslında hem Osman savaşının idamesi için ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Hem de savaşın Osman sivilce ne kadar yıkıcı olduğunu gösteriyor. Neden yıkıcı? Çünkü Ahmet Haşim'in çok güzel bir sözü var. Ahmet Haşim bir rüya savaşın aslında direkt katılan çok aslayı da enterlektüelden yazarlar bir tanesi. Keşke daha çok yazmış olsun savaş hakkında gözlemler. Ama tabii her savaşı doğrudan katılan gibi, aslında çok az yazan birisi. 1917'de Andolda sıyemif etiş olarak dolaşıyor. Ordu hayvanların Osmanlı terim ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu görüyor. Yani yenden hatırlıyor musun? Osmanlı nüfusun 1994'de nüfusun büyük çok büyük çoğunluğu köylerde yaşıyor. Terim ekonomisine dahil, öküz diyor. Osmanlı hayatını zembereydir diyor. O kadar merkezi bir öneme sahip ki öküz Osmanlı terim ekonomisi için olmadan aslında mekanizma çalışmıyor. Bir zemberek olmana saatin çalışmayacağı gibi o olmadan çalışmayacak. Savaş başladığında ve savaş devam ettiğinde ilerleyen, özellikle son iki yılında savaşın. Köylerde ki hayvan nüfusunun çok büyük çoğunluğu zaten orada hizmetine almış durumda. Süve bunu sürekli bir şekilde yapmak zorundasınız. Savaşı devam ettirebilmek için. Nene o genellikle mesela özelk demiri yolu hattığına yani olduğunun erişimi olan bölgelerde köylerde bazen iki öküz bırakıyor, iki manda bırakıyor ordu. Buna bütün köylerin tarlılığını sırası ile sürmek için kullanılıyor. E tabii bir sene sonunda bu hayvanla, bu aşırı yüklenme yüzünden ölüyorlar. Bu genel sadece bir boyutunu anlattığım ve diğer boyutları mesela insan nüfusunun da azalması giderek Osmanlı terim ekonomisini zaten kırılgan Allah Osmanlı terim ekonomisini dört senin sonunda çok hart bir şey oldu. Çok hart bir şey oluyor. Bu bir yandan da büyük bir çelişki aslında çünkü Osmanlı Imparator'nun kendisi tarım sal üretime dayalı ama savaş boyunca özellikle cephede ki askeri beslemek için özellikle buğday vesaire gibi tarım sal üretime ihtiyacı var. Fakat hem tarımla iştigal olan insan emeği, insan nüfusu hem de hayvan enerji, hayvan nüfusu ordu için sefer verediliyor. Bu durumda tarım sal üretimde ciddi bir yıkma uğuruyordur. Çok doğru. Çok doğru. Bu dediğin çelişki aslında çok merkezi bir çelişki bütün cepheleri için çok merkezi ama Osmanlı gibi özellikle yani kırılgan bir ekonomisi olan bir toplum için çok çok daha merkeze çok çok daha yıkıcı. Nedir o yıkıcılık nedir bu çelişki dediğin gibi bir yandan siz savaş süresi için 4 yıl boyunca aşağı yıkır 3 milyon insanı hatırlayalım bundan sonra 3 milyon çok kritik üretici yani bunlar hayatlarının en üretici çalanı, tarbiterim sanı ekonomi için hayatların en üretici çalanına insanlar. Nispeden genç ve genç orta yaşlı nüfusu kendimi de 40 yaşında olduğum için yaşlı demek istememişiyor oraya genç nüfusu, genç nüfusu askere alıyorsunuz sadece askere alıyorsunuz bunları tarım ekonomisinden çekiyorsunuz çekmekle de kalmıyorsunuz aynı zamanda bunu tüketici haline getiriyorsunuz. Yani sadece bunların etkisi tarım ekonomisi azalmak diye bir de ekstra üretmeniz lazım bu anları beslemek için ve bunu daha az insanla yapmak zorundasınız daha az hayvanla yapmak zorundasınız. Bu tabi Osmanlı civillerin üzerindeki yüç sonu köylardan var şu Osman civillerin üzerinde müthiş bir baskı demek. Ve aynı zamanda tahmin ederim ki kadınların yaşlı ve çocukların üzerinde müthiş bir kedi. Cp gerisi nüfusu genel var bunların oluştuğu için özellikle kadınların ama onunla beraber çocukların ve yaşlıların üzerine binen müthiş bir yük demek. Ve bu tahmin edersin bu ilişkiler Osmanlı kümetleri bu durum bu yani bu azalan nüfus gücünü daha çok üretme gereğini çok bir okredik şekiller de yeniden düzenlemeye çalışıyorlar. İşte iyaşa kanlı dediğimiz şeyden aslında temelinde yatan şey bu daha az insanın dahil olduğu tarım ekonomisinden daha fazla kaynağı nasıl çekip orduğu aktarırsın. Bütün dert bu ve bu tabi karşılaşmalar bu ilişki çoğu zaman barışçıl bir ilişkili çoğu zaman bu şiddet içeren bin ilişki çünkü insanlar da yani kendi azalan üretimlerini kendlerine saklamak istiyorlar. Çünkü gelecek belir sizliği var tabi ki burada zaten evin temel üreticisi askere alınmış. İşte geri kalan kadın ve çocuklar çok daha az miktar dürüretiyorlar ve bunun elindeki budayı zorla almak, müsaadele etmek çok gergin ve sert bir ilişkiye yol açıyor Osmanlı Cp gerisinde. Yani Osmanlı Cp gerisinin bu açıdan şiddet çok ayrılmaz bir parçası. Yani her zaman çok yaygın olarak yaşanan parçası. Ve aynı zamanda ordunun itiyacı için üretime el konulması daha farklı sonuçları da yol açacak. Yani sen kitabında bahsediyorsun İmparatorlu genele bir açılık gibi sonuçları olacak civiller açısından bu Türk el koyma. İşte de içeren el koyma pratikleri. Evet tabii yani bu Osmanlı Cp gerisinde biraz özellikle Türkçe bitire türde gözden kaçırdığımız bindüren sabit sırasında lüblandı yaşanan büyük kıtlık kısmen bu politikaların. Ama kısmen de belki daha büyük oranın için şu tabi bunu ölçmeni imkanı yok ama daha büyük oranında da İngilizce Franz Ablukas'ın aklınızdeki Ablukanın bir sonuçu aslında bu ikisinin bir araya gelmese bunun üstüne de ayrıca bu şansız bölgelerde o dönemde yaşanan müciş bir çekirgi felak. Tekirgi felaketinin bir sonuç. İşte sen de kendi tezinde çalıştığın mezular bunlar tam spesikoca oraf edil. Şimdi yeni çıkan birtakım çalışmalarda, arkadaşın melenenin taneyenin kitabı gene daha doktorusunu yakın zamanlar da almış. Arkadaşlarımız Grand Pets'in lüblen üzerine olan çalışmaları bunu çok net çekilde gösteriyor. Bu bölgede yaşanan müciş bir kıtlık ayaklaş gerildi 350.000 insanı filan kırıyor geçiriyor. Ama gene olarak Osmanlı'nın lüblen kıtlığından başka gene olarak Osmanlı çapında tarım ekonomisinin çok şundan bahsedebiliriz rahatlıkla. Savaş boyunca dediğimiz bu büyük dönüşüm, bu kaçuk insanın hayvanı askeri alınması, neticesi olarak Osman tarım ekonomisi 1918'e geldiğimiz zaman büyük bir yıkım geçirmiş durumda. Ve bu yıkımdan uzun sürede kurtulamayacak artık, yani bu şekilde devam edecek. Zaten kırılgan bir ekonomi, bu yuki dayanamıyor aslında. Ve bunun tabii sonucu çok çeşitli yerlerde belki grümden kıtlı kadar yıkıcı ve öldürücü olmasa bile ama çok yaygın az beslenmeye ve buna bağlı olarak hastalıklar ortaya çıkıyor. Peki Osmanlı toplumunun tüm bu deneyimi tepkisi ne olacak? Yani biraz önce sen de bahsettin, Avrupa örneğine baktığımızda özellikle savaşın sonlarına doğru, yani Fransa da Almanya'da ve hepimizin bildiği üzere yani Rusya'da büyük devrimce ayaklanmalar, ya da devrimler olacak kezamacaristan'da. Osmanlı toplumunda buna benzer bir ayaklanma ya da devrimci kalkışma görmüyoruz. Peki yani ne çür tepkiler gözlemleyebiliyorsun sen de araştırmalarında Osman toplumda nasıl tepkiler geliyor, bu savaş politikalarına ve sefer Berli'ye. Bu önemli bir nokta ve bize de önemli bir karşılaştığımları perspektif imkanı veriyor ama buna geçmenin önce Osmanlı savaşının, yani bunu şu anda bağlantılarakça yaplandırayım. Osmanlı savaşının, bir farklı özelliği var, diğer Osmanlı deneyimin diğer savaşanlardan ayıran, bir özelliği var. O da hiçbir savaşın, bir özelliği savaşının hiçbir ana aktörü, Osmanlı kadar yakın bir zamanda, bir sana savaş deneyimden geçmiş değil. Falkan savaşını kast ediyorum tabii. Tabii ki yani Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan filan, bunlar yaşıyorlar ama ana aktörlerinden bahsediyorlar. Hiçbirini bu kadar yakın bir savaş deneyim yok. Balkan savaşı, işte kitabın ilk bölümünde de ben bunu tartışmaya çalıştım uzun uzun. Osmanlı için müthiş, zekli ittaçı için müthiş öğretici bir deneyim. Buradan çok dersler, nasıl kurtulsa hoşunu yapanlar, sizler herbini yapanlar, büncüya saçını dersler çıkardığı gibi, ittaçılarda balkan harbinden çok önemli dersler çıkartıyorlar. Bu dersler de aslında Osmanlı cephe, gerisinin bir rüya savaşınlığı, Osman civillerinin diyelim. Büncüya savaşını deneyimlemesi, yıkıcılığını arttıran bir etkisi oluyor. Nasıl? Çıkardıkları derslerinin in başında gelenin, daha bir takım dersler çıkar, çörek tapıdır, en önemlisi şimdi bugün konuşmamızla çizimden kritik olanı şöyle bir sonuca varıyorlar. Bizim bu küçük düşmanlarımız bile, Yunanistan, Bulgaristan Sırbistan bile, bizden çok daha fazla sayıda insanı seferber edebiliyorlar. Nüfuslarının çok daha erkek nüfusunun, çok daha yüksek bir oranınla bizden seferber edebiliyorlar. Ta işte o zamanın basının da çok pejoratif, küçük düşürcüğü, küçük tümlerle konuşuyorsun. Mehaneci Yunanlar bile, bizden daha fazla insanı seferber etti işte. Sütçü bulgarlar bile, bizden daha çok az erkeği askeri aldı. Ve bunun üzerine düşünüyorlar, neden olmuş olabilir, bu nedir bunun sebebi? Burada buldukları günah keçisi diyelim, asıl sebep istisine alır. Savaştan 2014'de yeni çıkacak, askerli kanla önceki, bütün askerli kanlarında çok ciddi istisine lar var. Yani erkek nüfusunun, bu istisine alarak faydalanarak, Osmanlı'nın erkek nüfusu büyük çoğunu aslında askerli görev yapmıyor. Askerler'in kaçıyor, yani bir şekilde. Nedir bu? En ve bununla ittaçıların kafayı taktıkları, en önemli istisine, maddez, istisine grubu muinsizlik denen bir şey, muinsizlik şu demek. Daha önceki, askerli kanlularında kanlara göre, siz bir evin, tek ekmek kazananlıysanız, yani bir evin geçimi sadece sizin üzerinizde ise bir erkek olarak siz askerlikten muafsınız. Aslında bir ailenin geçimini korumak için filan yapılmış, daha başka örnekleri de, başka yerlerde örnekleri de olan bir istisine amatdesi bu. Ve bu kadar kırılgan bir ekonomi, mantığı olan bir şey. Ama bu sayede, ittaçılar fark ediyor ki, 100.000lerce insan aslında askerlik dışı kalıyor, askerlik mekanizmasının içi, içten hiç girmeden hayatlarını devam etiriyorlar. "Bu olacak şey değil" diyorlar ve yeni çıkan, May 1914'la çıkan askerlik kanlının iki çok önemli bir şey, kitapta ben altını çok çizmeye çalıştım, çok önemli bir kanun. Bütün bu istisini aları kaldırıyorlar. Yani Osmanlı askerliği, askerlik hizmeti, o güne kadar hiç görülmemiş, bir serici de yaygınlaşıyor, topluma. Ve bu savaş, bu yeni kanlının nasıl savaşa giriyorlar, birinci dünya savaşına giriyorlar. Hatta öyle bir şey işte, kitamın sefer belli tarzı, ikinci bölümünde bu üç ay, aslında çok enteresan bir üç ay, yeni kanla girici, kimse askerlik şubeleri dahil, hiç kimse kanlı detaylarına hakim değil. Yani halkı bırakın, bu işi direkt doğrudan dahil olan bir nasıl uygulanacağını bilmiyor, okay yeni ki. Ve bunun sonunda müthiş bir kaos yaşanıyor. Ve gene tabii işte maalesef, gene yaz, gene hasat dönemi, bunun Osmanlı cephe girisi üzerine o sefer belli, sefer bellik lafının zaten Osmanlı kollektif hafızasına, bu kadar kazılmasının bir sebe bu bu. Sefer belli'in müthiş zorlukla müthiş zor bir süreç olması. Hiçbir savaş, daha önceki hiç ve daha sonraki hiçbir savaş, savaşın sefer belliyle hatırlamıyor. Böyle bir şey yok yani. Sefer bellik zaten başlı koşantı zamında çok acayip bir laf yani. Burada sefer arapçadan gelemez. Sefer belli bir farçı ekle, onu sefer belli üzerinde bir de lick, ona Türkçe bir ek, sefer bellik arapçı, farçı Türkçe. Enteresan kelime yapılıyor ve bu kelime sırf Türkçe'de değil tabii coğraf ve bütün dillerinde halkın kollektif hafızayı kazınmış oluyor. İşte arapçada sefer bellik, işte feyruzun meşhur, Filmin ve şarkısı. O zaman muciklar filminde herkese tavsiye edin burada müthiş bir film tabii yani. Ve lümlanda hala elli sene sonra bile ne kadar canlı olduğunu gösteriyor hafızını. İşte ben kitapta şeşitliği belki onlara tartışırız, bugün konuşuruz. Çeşitli, Foklur, malzemelerde de bu mekanca canlı olduğunu gördü. Neden oluyor bu? Şimdi senin ilk sorun sonra çok baya uzaklaştık. Bu da öyle bir cüra savaşı olurca böyle insan çok çeşitliği yerle sörf ederek gidiyor yani şeyde. Şun demeye çalışıyorum, birazdan geleceğim ona. Bu yeni askerlik kanunu tamamen Balkan savaşı deneyiminden alınmış bir dersin sonuç. Yani daha fazla insanı askerlik mekanizması içine sokarak en azından savaştan önce askerliği hazırlamak ve bununla askerlikle muafolmalarını, muafiyet madelerini, ya son derecesini hazırlamak, ya da tamamen bir tanetmek. Bütün şey bu derdi bu kanun. Ve bunun da büyük ölçüde başarıyor aslında. Bence şu asavaşın seferberliğinin yaygınlığına baktığımızda yani ne kadar yaygın uygulanlığına baktığımızda baya başarmış oluyor. Ama şuna bağlamak istiyorum bunu. Eğer sadece Balkan savaşı denemini sadece bu açıdan bakarsak, bu biraz yanıltıcı bir görüntü. Bir de buna aşağıdan bakmaya çalıştım. Genelde bizde literatürde bence yeterince çalışılmadan şöyle bir ömkavül var. Balkan harbininin özellikle Osmanlı Müslümanları açısından gayrı Müslümanlara karşı, rövanşist, keskinleştirici, şiddet artırıcı, onun aralarındaki Müslümanlara gayrı Müslüman arasındaki, ayrılığı derinleştirici, farklı deninleştirici bir etkisi oldu. Bu olabilir, bu olmuş olay, bu doğrudur yani. O vakatsız, sarbindeki felaketlere bir tepki olarak. Bu olmuş olabilir, doğrudur da. Ama bunun daha fazla çalışmamız lazım bu kesin. Ama benim tespit ettim. Çok daha yaygın bir etki. Osmanlıların birinci dünya savaşı gibi büyük bir savaştan önce bile, savaşın ne kadar kötü, ne kadar zor ve modern savaşlarının siviller üzerini ne kadar yıkıcı etkisi olduğunu, çok yakından tesbittikmiş olmalı, denemilemiş olmalı. Şöyle yani, şun düşünelim, Balkan harbi denen şey, aslında Osmanlı başkentine ve en büyük nüfus merkezine, çok yakın bir mesafede savaşılıyor. İşte top sesleriniz çatılcı hatlı deneyen, 40 kilometre falan Osmanlı yani. Osmanlı başkentine, top sesleri gayet yakından duyuluyor. Ama top seslerinin başka, top sesler bu nasıl önemli sipariye, tabii o bir kaygi yaratıyor. Ya bulgarlar gelirse ya işte, bura işgal ederlerse kaykısı. Tamam, başka ama, asıl büyükler. Her gün İstanbul'ullar, cennice adelerinden, sokaklarından kapılarının önünde, binlerce, o binlerce muhacırın, sefil bir şekilde geçtiğini görüyor. Bunların, kızlarının, kararlarının, fuşya, fuşya falankenin sefalete düştükleri ve bu yüzden fuşya zorlandıklarını görmek zorunda kalıyor. Devletin bunlara bu muhacirlere, bunlara sefaletlerini iyileştirici, ortadan kaldırici, imkanları yaratamadığını görüyor. Ve daha emrisi savaşın, yani savaşın kendi üzerlerinde de, yani vergileri ve askere alma riskini artırdığını tespit ediyor. ki bu, tabii her normal insan için çok yakıcı bir farkındalık. Ve bir de tabii şu, birinci, özel gibi, birinci, palkın harbindeki Osman felaket performansı, Osmanların kafasında genel olarak bir biz buşya veriyoruz. Biz savaşın arası sıradan Osmanlı askerini savaşamadığı duygusu yaratıyor. Bütün bunların kombinasyon, bütün bunların bileşimi, aslında birinci Dünya Savaşı'ndan önce, yani 1913 değil, 1913 yazında, Osmanların kafasında müthiş savaş karşı demeyim, ama müthiş bir savaş alehtarı bir havaya rakmış durumda. Yani Osman'a savaşı girmeden önce bile baya, savaşın ne menen bir felaket olduğunu baya fark etmiş durumda. Deneyim ile ilgili. Deneyimlemiş durum, bizzaklı deneyimlemiş durumda zaten. Bir anlatıp, balkan savaşını kayplarıda bunun içine koyarsak. On binler caskenin, on binler caskenin hastalıklardan, ya sakat kalması, ye yaralanması. Ve tabii, dediğin şeye şimdi bağlayıp çok uzun bir yerlerden geldik bağlamak için ama. Evet, güzel. Osmanlı, yani diğer savaşanları da var, savaş başında böyle bir savaş karşı. Duygu ama bu denerece deneyimlenmiş. İşte beladan fleşlerler ya, kan ve et. Kan ve et şekli tejübe edilmiş, bir deneyim. Hiçbir başka savaşan da yok. Ve ki Sırbistanı, Bulgaristanı, bunun dışında tutarsan. Hiçbirinde yok. Osmanlara savaşın başına itibaren. Yani genel duygu. Baya savaş alehtarı bu diyor. Bunun üstüne bir de 4 yıllık büyük bir felakete ekle. 4 yıllık daha benim bahsettim işte. Tarım ekonomisini çok besi, şehirlerde büyük sefaletin. Ya yggınlaşması, 100 binlerce askerinin ölümü, yaralanması, sakat kalması ya da esaret kampı esaret edilmişmesi. Bunun üstüne de bir de buna ekleyince, 1918 kışına geldiğimizde, 2019'a geldiğimizde da Osmanlı arasında müthiş bir karamsal, apokaliptik bir karamsarlık. Ve bir bezginlik duyguysun. Neden bu başka yerlerde bir devrimci kalkışmaya dönüyor. Neden o Osmanlı'da böyle büyük bir toplumsal şey görmüyoruz aslında. Bunun sanırım bir yapısal sebebi var. Yani bunu görenin için bir sebebi yok. Bu o Osman toplumunun muhafaza geldiği film açıklanacak şeyler değil bunlar yani. Bu potansiyel var Osman toplumunda da. Her bu kadar uzun bir savaştan, bu kadar yıkıcı etkilerini denemilmiş, deneyenerek çıkan bir toplumun ve Osmanlı'da da var. Potansiyel. Ama hatırlayalım Osmanlı toplumun çok büyük çoğunlu, nüfusunun çok büyük çoğunlu köylerde işe. Ve bu köyler bir bine baya izole yerler. Yani bu askerler demobilize olduktan sonra köylere ne dönüyorlar. Ve bu devrimci dönüşümün bir dinemi, ana dinemiklerinin birisi olan şehir hayatına da aile olmuyorlar. Yani birbirleriyle temansa geçmiyorlar ya da büyük nüfus kitilir bir arada durmuyor. Ayrı birbirlerinin uzaklaşmış yerlerde duruyorlar. Mekansa olarak çok büyük mekaza dağılın ve izolasyon içindedir aslında. Yani ben bir yapısal bir sebep olarak bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Böyle bir şey görmemiz de görmemiz etkirliği olarak. Bir başka sebep de belki daha sonra da konuşuruz. Bir başka sebep de aslında burada ilk kitamın sonunda onu biraz değindim. Şimdi yeni kitamında da bunu aslında daha çok buna bakıyorum. Yani bu dediğim zaman dediğim şey biraz aslında kafamlı hipotes yani. Ben bir çok ampirik bir kitaptan da görüyorsun yani. Ampirik bir tariç şimdi yani. Ampirik tavanı kuvvetli olan şeyleri yapmak istiyorum. Öyle bir argümanları yapmak istiyorum. Öyle yapmak istiyorum. Öyle olmayan çalışmaları da pek şey yapmıyorum. Şimdi bu dediğim sana şimdi bunu test etmek istediğim bir hipotes aslında. Yani bu mudur böyle midir acaba sebep. Bir başka sebep de ondan bayağı eminim aslında. Ama tabi daha iyi görmek isterim. Onu da çalışıyorum. Bakarım. 1918 ekimiyle Osmanlı'nın ateşkesi imzaladı. 1918'da aslında Mayıs Bin'e 1919 arasında böyle potansiyel var Osman toplumda. Osman toplumu bu dönemde savaştan ve herhangi bir. herhangi bir otorik teden bayağı sıkıştırmış durumda. Bunu gözlemleyebiliyor musunuz? Evet bunu anlaşılabiliyor. Yani daha fazla çalışmak lazım. Bunu ama kitamın özellikle sonuç bölümünde bir tak bazı örnekler verdim. Zaten yani anlaşılır bir şekilde müthiş bir anti-ittatçı bir duygu var. Yani yani şey yapmışlar. Ama bu sadece bunu şunu iddia ediyorum. Bu sadeceittatçıları yönellik bir karşılık nefret duygu su değil. Osmanlı devlet ya da imporatorluk denen şeyden bile bayağı sıtkı sığırılmış durumda. Neden? Anlaşılabilir bir şey aslında. İşte bir tekim örnekler derim. Bunun yansımalarının gördüğümüzde. Ben importadan sıtkım sığıldım demiyor tabağa. Adam yani. Ama mesela köylardan demobilize olan askerlere yani terhis olan askerler işte köyliler geçerler geçti. Konya'da mesela bir köylüyle olan askerini askerini anlatıyor bunu su bay. Konuşmayı sınıverdim örnek olarak. İşte o gece orada kalmak istiyorlar. Köyliler bunları müthiş itiraz ediyor. İtiraz ediyor. Siz ne atla geliyorsunuz bizden bunu istiyorsunuz. Böyle bir şeyin siz diyor savaşın başından beri diyor. Biz diyor, köyün diyor, yarısın bütün erkekleri diyor. Askerleri genç erkekleri hiçbiri gelmedi geri diyor. Biz burada dört sene boyunca diyor. Anamızı aldı diyor. Doğru tapıyor bunlar hep. İşte diyor. Biz diyor. Bıraktığınız gittiğiniz şimdi. Düşman diyor, gel diyor. Kapımız da diyor. Bunu düşman daha kötü ne olacak ki bize diyor. Yani biz ne atla bizden burada istiyorsunuz. Bunlar orada yapmak istiyorlar. İşte yemek yemek istiyorlar. Filan. Bu da kovuyorlar gönderiyorlar. Köyliler. Ve eminim buraya sadece konya köyüne minhasır bir hadise değil. Bir çok yerde böyle şeyler yaşanıyor. Ve bazıları görüyoruz mesela. İşte gene kitamı sonunda şey yaptım. Kurtuluş savaşı dediğimiz dönemde çok sık ve çok çeşitli yerlerde çıkan isyanlar var. Bunları tabii bizim resmi tarçilimiz. Hepsi bir torbaya dolduruyor ve hepsini. Bunla hepsi çoğunun değişik sebepleri var aslında. İşte yani ya gerici ayaklanmaları. Ya işte ne bileyim İngiliz Ajanlar'ın kış kırtlı şeyler. Filan gibi genelde böyle pek analitik olmayan şeyler açıklamaya çalışıyor. Hangi bunların yakından baktığımızda bir çoğunda. Bunların bu savaş karşısıtığı duyguyu görebiliyoruz. Bizi düzce de çıkan bir isyanla. Türkiye bütümet meclisi. Bir nasihat heyeti gönderiyor oraya. Yapmayın etmeyin. Bak olur mu filan demeye. Bunu taşlarla sopalarla karşıdır. Biz yeni seferberlik istemiyoruz. Yeni savaş istemiyoruz ya köylüler, bağırıyorlar bunları. Ve eminim gene bu hadise de bu düzce köyüne minazır bir şey değil. Birçok yerde böyle şeyler var. Bunları tabii işte yeni kedemle. Bunları daha yakından bakmak istiyorum ama dediğin sorunu. Yani bunlar bir büyük kollektivite içine gelmiyor. Yani bir büyük devrimci dönüşme. Yani maceristan'da gördüğümüz mesela bayağı şehirleşmişler. Ruz şehirlerine gördüğünüz şekilde buna evrilmiyor. Bununla bir sebepte aslında hemen bu altı ayın sonunda. Dedim 46 ayın sonunda ortaya çıkan. Ve bir daha erken de tabii aslında. Hem yunanların yühan işgali, patandaolu, yühan işgali. Hem de tabii belki bundan şimdi bu da gene bir hip hotes. Belki bundan daha etkili olan güneide adana ve çukur hava bölgesini. Fransızların elmini legyonu ile birlikte gelmesi. Ermeni legyonu, aslında Fransızlarla birlikte gelmesi. Bu o bu kadar anti, yani savaş, savaştan sıtkısı yırılmış bir toplumu. Belki yeniden hareketek içirebilecek tek şey bu. Yani tek duygu, ya bu adamlar gelirse bizim başımıza geçerse. Ya Ermeniler, işte Fransızlar bu bölgeyi, Ermenilere bırakırsa. Ya Rumlar burada bir şey kurarsa. Yani bu daha önceki savaş sırasında belki şimdi birazdan konuşacağım. İşte Ermeni, Soygun ve sayere gibi sebepler yüzünden. Bu gerçek ve çok hissedilir bir korkuyu aratıyor. Bu korku, tabii toplumu başka bir çok kuvvetli gayrı müslüm. Yani anti-gayrı müslüm toluları olan başka bir seferberliğin içine çekiyor. Oraya doğru yönlendiriyor ve belki tek etken yani en kuvvetli etken de bu belki aslında. Kısa bir müzik arasından sonra yiğit hakkın ile sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. (MÜZİK ÇALIYOR) Otomanistri podcasti hoş geldiniz tekrar. Ben Önder Eren Akkül, iyi takınıyla sohbetimize devam ediyoruz. Osmanlı toplumunun savaşı nasıl deneyimlediğine, dair kendi algılarını takip etmenin güzel örneklerinden birini yapıyorsun aslında. Kitabında forklörük materyale yani alıtları, türküleri bu gözle, bu perspektifle okuyorsun tekrar. Ve bence yani kitaba çok güzel de bir ton veriyordu, eline sağlık. Burada da tekrar sorarsam yani bu forklörük materyale bize ne anlatıyor Osmanlı toplumunun cephe gerisinde kalan toplumun ya da cephede iki toplumun. Nasıl deneyimlediğine dair anlattığı hikaye nedir bu forklörük materyale? Bu da önemli bir soru soruyorsun. Bu tariçilerin korkuluru yazısı, senin de çalışmalarını öyle, sosyal tariçilik yönü daha kuvvetli olan tariçilerin. Özellikle Osmanlı gibi topluma bakar, Osmanlı gibi topluma bakarken karşılaştı mühim dertlerden önemli problemlerden bir tanesi nedir o? Bu son zamanlarda çıkan bir takım abuk sunuk tartışmalar var ya Osmanlı toplumuza kuru yazarlığı ya da okuma onun çok yüksek bir şey falan gibi. Bu tabii yani olacak şey değil bu tabii. Osmanlı toplumunun 1914'te ya da 1992'te bir 1992'te o kuru yazarlık oranın çok düşktü. Bu özellikle yani şehirlerde tabii daha yüksektir. Bu özellikle taşra da köylere gittiğiniz zaman, kırılsa da gittiğiniz zaman bu çok düşktü. Kadınlar arasında çok çok daha düşktü. Ama Osmanlı cephe gerisinde ana aktörleri de bu insanlar. Edna yani cephe gerisinde bakarken nasıl çalışacağı, bu insanlığınız çalışacağız, anlayacağız. Bunların okur yazar olmaması, bunların savaş hakkında savaşa giden evlatları, kocaları, nişanları, hakkında, çocukları hakkında, duygular olmadan anlamına gelmez ki. Fakat tariç için derdi meselesi. İşte bunu da nereden bileceğiz, nasıl öğreneceğiz bunları. Bir takım ya daha klasik kaynakları, daha klasik dokumenları başka bir gözlü okacağız. İşte satır aralarına okacağız. Oralardaki bir takım izlerdi, izleri takip edeceğiz. Ya da işte ben bu mesela kitapta şunu fark ettim ki aslında folklor malzemelerde bir hayli işimize yeri bu açıdan işimize yeri. Bu bir kontekste oturursa bir bağlama oturtarak değerlendirebileceğimi mazama var. Bundan aslında ilk bilim dikkatimi çekmiyor. Bu 1930'lardan beri aslında folklor açtırmacınların dikkatini çeken bir şey. Yani yaşarken mal işte kitabın girişinde de onun örneğini kullanıyorum. Yaşarken mal 1930'larda kendisi de Çukurova bölgesinde bilinen meşhur bir halk ozanı. Köyden köve dolaşıp kendi türkülerini okuyor. Köylerin onu çok seviyor. Fakat aynı zamanda tabii yaşarken bile yaşarken yapan bir özellik işte bu. Aynı zamanda sadece kendisi söylemiyor. Köylere de türkileri söylediyor. Ketürkilerini söyledik, kendi türkilerini söylediyor. 1930'ların ikinci yarısında bile. En çok ilgisini çeken şey hangi köye gitse Çukurova bölgesinde sadece bir bölgeden bahsediyoruz aslında. Peki aslında tabii importan her tarafın böyle büyük ihtimalle ama her yerde bir yaşarken mal olmadığı için bunu geç fark ediyoruz. En çok dikkatini çeken şeyler. Bir yüz dünyada cihana bir üzerine olan türküler. Her köyde bunlarla ilgili kadınlar hala bunun bir yüz dünyası o iş ve etkilerle ilgili türküler ve ahıtlar söylüyor. 20 yıl sonra. Bu etki bu kollektif hafızadık, bu deriniz devam ediyor. Ve yani anladığımızda göre nisilden nisilet aktarılıyor. Binokta'ya kadar aktarılıyor yani herhalde 1950'lerde falan artık kopuyor bu süreklik ama o zamana kadar bunu takip edebiliyoruz. Bunu amateur folklorecülerde topluyor, işte ne bim bölgede oraya öğretmen olarak tain edilmiş ama bu işlerle uğraşanlar da kaydediyorlar. Fakat bunlar çok bölük pörçük malzemeler. Yani öyle bunları arayayım diye bulayım da öyle bulunmuyor. Amerikada doktor yapmının bir faydası. Kütüphaneler arasında ödünce kitap vermesi demin çok iyi çalışması ve Amerikan kütüphanelerinin ciddi kütüphaneler olduğuklere için çok erken tarihlerde itibaren kitap toplamaya başlamadır. Bunlara uzun uzun uğraşarak bir çoğunu ulaştım ve yani bunları bu gözlü okuyunca dediğin gibi Osman Cep'e gerisine da hayır. Aslında çeşitli tahmin ettiğimiz varlığını böyle olduğunu düşündüğümüz izler çıktık karşıma. Yani herkesten güzel şeyler duyduğum bunlarla ilgili bunları kullanmamla ilgili ama yani bu sadece bir kaynak grubu. Bence başka gözlüğe bakarsak başka şeylerde de bunlar çıkabilir karşımıza. Sadece ben bunun Türklüğü ve alıtları şey yaptım. Daha mesela ne bileyim sadece tek fokluluk malzemelerin grubu değil başka şeyler alırsa manilerde da olabilir, ne bileyim hikayelerde da olabilir. Başka şeylerde da olabilir. Yani daha demek istediğim şu daha bu tip problemler karşılığılaşırken hayal gücümüzü sınırlamamak lazım. Yani bizim arşivimizin Osman, arşivinin çok devasa bir arşiv olması bizi bazen bu hayal gücümüzü sınırlıyor. Tuzak demeyelim ama bunu farkında olmak lazım. Bu durumun yani kresi ve arşiv vergenin dışında yeni gözlü okuyabileceğimiz kaynak grubları da var. Yani bu mevzuda da vardır, daha başka mevzulara da var. Yani tahmin etmeyeceğimiz yerlerden tahmin etmeyeceğimiz şeyler çıkabilir. Demek istediğim şey bu. Ve çok çarpıcı bulduğum benim yani bu alıtsıların türkülerin karamanlık hikayeleri değil de aslında bir tür sefalet hikayesi anlattı. Tabii. Yani bunun yani çarpıcı bir şekilde aslında gene tahmin edebiliriz aslında. Çünkü bu insanlar bunun hiçbirinde, bunların mesela hemen hiçbirinde şey yok. İşte çocuğun istiyerek askere gönderme evladım. Vatan'ı kurban olsun filan devlette feda olsun. Hiç hiç böyle şeyler yok. Tabii tahmin edildi de bir şey. Gasteye yazmadıkları için bunu mektup olarak. Bu duygular yoktur demek istemiyorum yani. Vardır tabii bu duygular da böyle şey böyle hissedenler de olabilir toplumda. Ama benim çalışmanın karşıma çıkan şeyin yaygın olan duygu bu değil, yaygın olan duygu. Bu insanlar, bunların insanlar savaşı kendi aileleri, nin yaşadığı sefaletli özleştiriyorlar. Ve onlar için önemli olan şey. Ve kendi komünitelerinin, sadece aileleri, köy demezler bazen büyük bir yıkıntı yaşıyor. Ne savaşı onlar için bu sefalet demek her şey dönünce. Evlerinin temel anadireyinin diyelim. Yani temel evin geçimin sağlayan kişinin asker alınması, ölmesi, yaralanması, esareti düşmesi demek. Bunu sonuç olarak ailen gerisinin sefalete düşmesi, çocukların yetim kalması, oraya buraya savrulması, hayvanlanılması. İşte bir sürü türküde üst üste gelen bir motif var. O da tarlaların, ekilmeden bırakılması. Yani bu bize aslında bir şey söylüyor. Bu kadınların cepheye, cepgez nüfusu. Bu işi artık yapamıyor. Yani toplumun en üretken tarım ekonomisi açısından, en üretken kurbu olan erkekli askerlamız yüzünden bir sürü tarlalar ekilmeden kalıyor. Ve bu motif çok sık çıkıyor karşımıza. Ve ya mesela savaşının özellik son iki yılında genç, yani giderek düşen yaş grubunda, asker genç çocukların, yani on yedi yaşında filan bey, on yedi, on sekiz yüzünden çocukların asker alınması. Buna dair vese çok dokunaklı şeyler söylüyorlar. Davuz zoruna çalınıyor, on yediler gelsin diye, on yedilden asker mi olur, topluyorlar, ölsün değil. Benim gibi on tane kitap yasanız, bunu bu dokunaklıkla ifade etmeyin, imkanı yok yani. Ve bunlar da bu üç de, müçiş kaynaklar, müçiş şeyler bunlar. Yani ama bunu tabi bir bağlamda anlamak lazım. Bir bağlama oturtmak lazım. Bunları bir gerçek kıymetini kazanmasın. Biz folkdurcu olmadığınız için. Bunları o açıdan da başka kıymeti vardır tabii ama şimdi onu atıp tutmak istemem uzman olmadığım bir alanda. Bizde aslında bu da yaygın bir folklördür değil mi? Yani uzman olunmayan bir konu da atıp tutmak için bizim folklörümüzü bir parçasıdır aslında. Ya şimdi o kadar gitmedim oraya. Ama bizim işimizin tariçilik açısından bunların bir kıymet olan bunların bir bağlama oturtmak lazım. O bağlamda burada, işte demin, yani konuşmamızın başından beri anlattığım savaşın top yakınleşmesi. Osmanlı savaşın bunun içindeki yeri, sivil katılın, sivillerin savaşını ne kadar kritikleşmesi. Ve bu kritikleşmenin beraberinde ne kadar büyük bir ikıcılığı getirmiş olmalı. Oldu. Ve bunda biraz şey üzerinden tertiçtik yani Osmanlı deneyiminin kendine has özellikleri, özellikle Osmanlı'nın endüstriyel, yetersizliği ulaşımı alırının, terli ulaşımı alırından yoksun olması. Ve acaba Balkan savaşlarının etkisi, umudan çıkardığı dersler. Rhin Osmanlı deneyiminde çok belirleyici olduğun söyledik. Kitabında dört farklı özellik sayıyorsun yani Osmanlı deneyiminin diğer deneyimlerinden farklılaştıran diğerlerini nedir diye. Bir tanesi yine Osmanlı, Osman cephe gerisi açısına ya Osman sivillerin üzerine güklü artırcı etkisi olan bir şey. Bu da Osmanlı'nın kendi toprakları dışında herhangi bir yere, herhangi bir şey erişiminin olmaması. Şunu kast ediyorum, bu savaş boyunca İngilizler ve Fransızlar, bu iki büyük emperial devlet, kolonileriyle bağlarını devam etiriyorlar. Denizlerde, almanlara ve osturuyamacarisana kısmın, hayat hakkı tanımada ve yani onları limanlardan bile çıkartmadan çoğu zaman. Kendileri bu iletişim devam etiriyor. Bu kritik bir şey çünkü Osmanlı mezobotamada gördüğü gibi bu kolanilerden yüz binlerce askeri getirip hem cephede kullanmak demek. Fakat devam etmisi bizim açımızdan, yüz binlerce insanın, milyonlarca insanın cephe gerisinde kullanmak demek. Bunlar işte ne bileyim ağaç kesmedi, yol yapmada, şurada burada, her yerde çok yaygınlıkla kullanılıyor bu insanlar. Aynı zaman İngilizler, Fransızlar, denizlere olan halkimetleri dolayısıyla, buralardan, kolonilerden, savaş için gerekli materyaller de getiriyorlar. Bu da sürekli devam ediyor savaş boyunca. İşte bu, yani kavçukta oluyor, ne bileyim. Özellikle besin mandeleri, yani İngiltere gibi adri etimi düşk olduğu bir yerde, çok kritik. Özellikle besin mandeleri oradan burada, Hindistan'dan, Afrika'dan, Güney Afrika'dan, diğer kolonilerden ve diğer lütfen devletlerden, Latin America'dan mesela. Bu ticaret her zaman devam ediyor. Ama almanlara bunu yapmasını izin vermiyorlar. Ablık altında tutuyorlar. Osman da budurumda. Osmanlı da kendi Osmanlı'nın İstanbul'un, şu düşünelim İstanbul'un buğdayının büyük çoğunu Andoldan gelmiyor. 1914 tebili. Tamam bu roga, işte rahmetli danıtkuat Ertin Çalısıklarında gösterdiği gibi 1890'lere göre bu oran artmış durumda. Evet. Ama hala İstanbul buğdayının büyük çoğunu, New York'tan, Marsiliyadan, şuradan buradan göre. Çünkü oralardan getirmek, düşünsenize oralardan getirmek daha ucuz Andoldan getirmekten daha ucuz bu buğdayı. İstanbul buğdayı, Derimende çekilmiş, unu haline getirilmiş. Burada, buralardan geliyor Osmanlı. Savaş bunun sona ermesindemek. Savaş bunu ortadan kaldırıyor, budurum. Bu dinemeyi. Ortadan kaldır artıksın, Marsiliyadan veya ne bileyim işte Odesa'dan, New York'dan buğdayı getiremiyorsunuz Osmanlı. Onu dolu kaynaklarıyla, Arab filayetten kaynaklarıyla savaşı idam ettirmek zorundasınız. İnsan kaynaklarında da durum bu. Aynı zamanda, yani bu kadar 3 milyon kişinin savaş boyunca tüketici haline döndüğü bir nüfusda, bu da ilave bir yüklemek. Osmanlı Sivin Nüfus'un üzerinde ve bunun üstünde şunu bekleyelim. 1916'ta yetibara bu küçülen bir imparatorluk artık. 1914'teki topraklarına bile bir çoğunu, 1916-1918'de kaybediyor oralar, İngilizlerin, yani kısmı Rusular'ın daha sonra İngilizlerin işgal altına giriyor. Buralarda, dan da artık siz insan ve tarım ekonomisinin ürünlerini toplayamıyorsunuz. Bir farklıktan bu, yani Osmanlı iddialarından ayıran, bir farklı Osmanlı bu savaşı kolonilerin bu kadar önemli olduğu bu açısından bahsettiğim açıdan bu kadar önemli oldu. Bir savaşı herhangi bitiş toprağı, erişimi olmadan tamamlama. Kendi kaynaklarıyla, hem insan hem materaya kaynaklara tamamak zorunda kalın. Fakat daha önemli. Gerçekten bir Osmanlı farklığını, Osman savaşı farklında ortaya koyan bir son, dördüncü kısm. Bütün buğullar olurken, bütün bu kadar bu karmaşa yaşanırken, bu kadar bir savaşı devam ettirmemeye çalışırken Osmanlı bir yandan ittachi hükümetler, işte hepimizin bildiği gibi baya büyük hapsamlı demografik mühendisik projelerine de girişiyorlar. O hal bundan ne yani neticesinde, Osman toplum yapsını değiştirecek, hüküle değiştirecek projeler bunlar. En iyi bilinen örneği, Ermeni Sorkurum tabii ki. Yani savaşın yarattığı, özel şartlı savaşın, yarattığı kaygılar ve savaşın yarattığı özel şartlar dolayısıyla, özel şartları fırsat bilerek diyelim. Bunun avandıcından faydalanarak ittachi ile bu tip geniş çaplı, geniş kapsamlı projelerine girişiyorlar. Bunlar başından itibaren ittachi kafasında bu vardı, böyle de bunlar savaşı, fırsat çıktık karşılarında bunları hemen işleme koydular, uygulamaya koydular, böyle değil. Yani bunu böyle okumuyorum, bütün Osman cephe gerisine yuvunlaştığım bu kitapta, Ermenilerin başına geleni de bu kontekste bu bağlama oturtabileceğimizi düşünüyorum. Bu süreç seferberlik dediğimiz ve 1915'in başına geldi, 1914'te. Hatta Balkan savaşında bunun içine, Balkan savaşının önemi derslerinden birisi de taçlanın kafasında en azından şey yapalım. Gayrı müslümlere mevzü savaş olunca Osmanlı Gayrı müslümlerine pek güvenilmeyecek. Fakat burda gayrı müslümlerinin aslında kafalarındaki rümlar, Osmanlı rümlar. Yani ittahçıların kafasındaki asıl şey bu, asıl dert. Şöyle bir şey iddia diyorum kitapta, 1914'e geninde Osmanlı ittahçıların ve genel olarak belki Osman müslüman elitinin kafasındaki gayrı müslümler açısından kafasındaki asıl dert, Osmanlı rümlar. Osmanlı rümlarının Yunanistan'ın etkisi altında olduğunu, Trenakçı'na söylüyorum, Yunanlaştığını. Ve bunun artık geri döndürülemez bir süreç olduğunu düşünüyorlar. Buna eminler. Yani Ermenilerin, Ermeniler hala geri kazanabileceklerin düşünüyorlar. Osmanlı'la kendi tarif ettikleri, yani ittacın, kendi tarifetleri şartlar altında. Osmanlı'na, Trenakçı'na geri kazanabileceklerin düşünüyorlar. Savaş, savaşın, yani bir Rusya'nın, tabii savaş Osmanlı'nın düşmanı olarak ortaya çıkmaz. Bütün bu dediğim kaygı apokaliptik, kafaya pısının, yansıması, Osmanlı basının da, mesela 1915'e kadar filan, Ermenilerle ilgili hemen hemen hiçbir olursa haber yok. Çok nadir. Yani tam tersi doğru, Ermeninin Osmanlı savaşının olan katkılarını bahsene haberler var çok. Yani işte şurada burada, Ermeni komüniteleri, seferberliği destekliyorlar. Hatta yani bakarsak şimdi, işte mintiş bir genç arkadaşımızda, test tavsiyesi vererim, doktoru yapmak isterimler. Mesela, Ermenilerin 1914'u bu gözlü okumak, Ermeni kaynaklarını okuyabilenler varsa, müthiş bir test konusu. Yani taşnaklar, çeşitli yerlerde, bu en milliyetçi, Ermeni parçası bir süre yerde. Osmanlı seferberliği destekliyor. Bunu nasıl anlayacağız, nasıl anlayabiliyor? Yani özellikle altı ay sonra başlarına gelecek olan büyük felaketi nasıl değerlendir. Burada mesela bu gözlü, savaşa bu gözlü bakmakta bize yeni sonuçlar verecektir diye düşünüyor. Tabii bu yani 1-2 sene sonra giderek ratiği kalleşen ve Osmanlı Ermeniler için artık geri dönülmez büyük bir yıkma yol açıyor. İşte Ermeni soykamı ni telendirdiğimiz büyük bir yani Ermenileri bu kadim toplulu Osmanlı'nın parımı, kadim topluluğunu artık çok minimal küçük bir seviyeye insan grubuna indiriyor. Ve bunu yanında tabii bu o bölümündeki zamanında şunu yapmaya çalıştım, bu hiken nispeden iyi bilinden bir kısmı. Evet. Daha az bilinden bir kısmı, yani hiç bilinmeyen demiyorum çünkü mesela bizim fuat dündarın çalışmalarından filan da bildiğimiz gibi. Daha yine savaş kontextinde tartışmamız gereken, ittaşa bir yandan bunu yaparken burada artık Ermeniler geri Osmanlı'ya geri kazanma gibi bir dertleri yok. Bundan ona kurtulma dertleri var. Ve bu işi Ermen meselesi de halletme dertleri var işte Tarak Paşa'nın mese meşhur lafında dediği gibi. Bir de bir yandan bunu yaparken bir yandan da kürtlere yönelik bir takım projeleri de var. Yani proji burada tınak içinde kullanıyorum, böyle belli başla hesaplanmış kitap öyle porocağı değil. Ama savaş şeyin, yana savaşın yarattığı şartları fırsat bilip gelecekte o gün veya gelecekte kendilerine potansiyel dert olabilecek nüfus gruplarını pasivize etmek istiyorlar. Kürtlerinin, 1910'lara yani kürtler, kürtler ittaçının kafası açığında böyle bir gruplar. Çünkü hiçbir şekilde devlet oturtlesin, yani çok zorluklı devlet oturtlesin tanıyorlar. Tanıkları zaman bile bunun altı girmek istemiyorlar. Tanıkların kafasında kişiyi algı algıdan bahsediyorum. Kendi şehlerine, ağlarına bağlar, kendilerine, has kultural özellikleri var. Bundan hepsi ittaçlar için aslında kırmız çizgiler. Savaşı da bu milyonlarca kürdün batıya doğru, göç etmesini fırsat bilerek bunları ya başka nüfus gruplarını içine dağıtmak işte Türklerin araplarını falan içine. En önemlisi kendi liderlerinden yani bu tanıkları ve bağlıldıkları ağlar şeylerini alırmak istiyorlar. Ve bunların için çeşitli şeyler yapıyorlar, projeler yapıyorlar, oraya buraya yerleştiriyor falan. Yani bir yandan ve bunların bu şekilde asimile etmek istiyorlar, Osman Tupulu'nu. Yani bir yandan bu nüfus projelerinin bir yıkıcı etirir, elmeniler dolduğumuz gibi bir yandan da pasifize derek, yani katletme yere öldürme. Ama bu şekilde asimile ederek bu tehdit yok etmeye gibi iki taraflı bir nüfus projesi var. Bütün savaşanlar bu arada bu tip projelere giriyor ama hiçbiri Osmanların projelerinin ulaştığı yıkıcıla ulaşma. O çektir. O çektir olmuyor. İyi takın ile Osmanlı toplumunun cihaner beni nasıl deneyimlediğini konuştuk. Katıldığın için tekrar çok teşekkür ederiz Yiğit. Çok teşekkür ederim. Üçüncü defadır konuşuyoruz bu mevziyor, o attı o nistri podcasti, iki defası İngilizce aslında. Bu ilk tüçe, evet. Konuyla ilgili daha fazla bilgi ve kaynakçe için, atomunistri podcast nokta kom sayfasını inceleyebilirsiniz. Ayrıca 30 bin'den fazla takipçisi olan Facebook sayfamızdan podcastlerimizle ilgili haberlere ulaşabilirsiniz. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Bir sonraki podcast ile görüşmek üzere. Hoşçakalın. [MÜZİK ÇALIYOR]
Podcast Summary
Key Points:
Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndaki deneyimleri ve cephe gerisindeki savaş politikaları önemli bir konu.
Osmanlı'nın cephe gerisinde yaşananlar, savaşın toplumsal ve ekonomik etkilerini yansıtıyor.
Savaşın yıkıcılığı, savaşan kitlenin genişlemesi ve seferberlik politikalarının önemi vurgulanıyor.
Summary:
Podcast'ta Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı deneyimleri ve cephe gerisindeki savaş politikaları ele alınıyor. Osmanlı'nın savaşın yıkıcılığına ve toplumdaki etkilerine odaklanılırken, cephe gerisindeki seferberlik politikalarının önemi vurgulanıyor. Savaşın, Osmanlı toplumunun tarım ekonomisine ve nüfusuna olan etkileri inceleniyor.
Özellikle Osmanlı'nın diğer savaşan ülkelerden farklı bir deneyim yaşadığı ve savaşın sonuçlarının Osmanlı toplumu üzerindeki yıkıcı etkileri ele alınıyor. Savaşın neden olduğu kıtlık, ekonomik çöküş ve toplumsal gerilimlerin Osmanlı'da nasıl bir tepki yarattığı tartışılıyor. Osmanlı'nın savaş politikaları ve cephe gerisi deneyimi, Osmanlı toplumunun savaşın ağır yükü altındaki yaşamını etkileyen önemli faktörler olarak vurgulanıyor.
FAQs
Osmanlı İmparatorluğu'nda genç çocukların on yedi yaşında asker alınmasıyla ilgili dokunaklı hikayeler bulunmaktadır.
Osmanlı toplumunda 2014-1922 yılları arasında okur-yazarlık oranı genellikle düşüktü, özellikle taşra ve köylerde daha da düşüktü.
Osmanlı İmparatorluğu'nda savaşın deneyimlenmesi, cephe gerisindeki seferberlik politikaları ve savaşın topluma etkileri üzerine yoğunlaşılmaktadır.
Osmanlı'nın savaş deneyimini anlamak için cephe gerisine bakılmalıdır çünkü savaş artık toplumları da içine alan bir fenomen haline gelmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu savaş döneminde silah endüstrisindeki gelişmeler, savaşın yıkıcılığının artması ve askeri alım politikalarında değişiklikler yaşamıştır.
Osmanlı'da savaş döneminde sivillerin ve hayvanların askeri alınması tarım ekonomisinde yıkıma yol açmış, kıtlıklara ve hastalıklara zemin hazırlamıştır.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.