Go back

Bilincin kültürel, tarihsel ve psikanalitik kanalları

from Beyinden Bilince

57m 12s

Bilincin kültürel, tarihsel ve psikanalitik kanalları

Program, insanın bilincinin ve aklının gelişimini, doğal dilin etkisiyle nasıl şekillendiğini ele alıyor. "Sentient" bilincin (canlıların paylaştığı bilinç) ve "sapiens" bilincin (insanın düşünce, karar ve dil mekanizmaları olan) ayrımını vurguluyor. Bu süreçte, dilin sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda kavramsal, kültürel ve kognitif gelişimin temelini oluşturduğu belirtiliyor. Maymunlar gibi hayvanların belirli ses işaretleriyle iletişim kurabildiği, ancak bu işaretlerin düşüncenin dilini yansıtmadığı görülmekte. Fodor’un "düşünce dili" teorisi, bilinç dışı düşünceyi dille ifade edebileceğini öne sürerken, bu görüşün tartışmalı olduğu anlatılıyor. İnsan bebeğinin annesinin sesine tepki vermesi, dilin evrim sürecinin başlangıcı olarak gösteriliyor. Ayrıca, yapay zeka ve uzayda başka akıllı varlıkların varlığına dair kesin bilgi yok, ancak dil ve bilinç arasındaki ilişki, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriliyor. Program, bilinç ve dilin gelişimini birlikte ele alarak, kavramsal derinliği ve toplumsal etkilerini açıklayan bir analiz sunuyor. Bu süreç, insanın yalnızca doğa yasalarına değil, kendi iç dünyasına da nasıl bir yapı kazandığını vurguluyor.

Transcription

5835 Words, 39476 Characters

Turkish
Beyinden bilinci. Aklı başında konuşmalar. Hazırlayan ve sunanlar güven düzelterek hakan, gürbid ve mesut varlık. Merhabalar değerli açık radio dinleyenleri herkese merhabalar. Beyinden bilinci. Aklı başında konuşmalar programımız da yeniden birlikteyiz. Ben mesut varlık. Ben güven güzellere. Bendenin salkanlığınız. Ben bu hafta. İyi konuk, iyi konuk kendi şeyini sonumunu beklemeden kendi kendini öne atılan konuktur. Hoş geldiniz efendim. Bülent Somayla birlikteyiz bu hafta. Hoş bulduk. Zannediyorum açık radio dinleyenlerini. Bülent Somay'ı anlatmaya çalışmak ayıp olacaktır. Yani konuğumuzu tanıtma kısmını geçiyoruz. Beyinden bilinci. Aklı başında konuşmalar programımızın akışı içerisinde malum. İnsanın evrimi, beynin gelişimi, bilincin, dilin gelişimi ve artık geçen hafta. Devirli, yapay zeka tartışmalarına kadar konumuzun ne diyelim, ana ayaklarını bir taris alttan spektif içerisinde, bugüne kadar getirdik. Bütün eksiyi gidiyi fazlasıyla birlikte. Ama işin bir de alttan alta yatan koca bir kültürel, tarihsel ve hatta biz kanalitik diyebileceğimiz kanalları söz konusu. Üzerinden gidebilmek için de tabii ki, bülen tocamızla birlikteyiz. Öncesinde zannediyorum güven ucamın eklemek istedikleri ve hatta sormak istedikleri var. Böylece başlayalım programıza. Tamam, eklemekten ziyade, şu küçük bir özet yapayım. Bizim de bu beyninden bilince, programının ilk başında bilinci ikiye ayırmıştık. İşte bir sentient bilinc dedik, bir öbürüne sapient bilinc dedik. Sentient bilinc sorularıyla başladık yani nasıl oluyor da maddi bir bedenden zihinsel bir şey ortaya çıkıyor. İnsanlar da hayvanlar da filan. Ama sonra sapient bilince doğru hareketlendik. Sapient bilinc dediğimiz zamanda işte insanın düşünce ve karar mekanizmalarını da kapsayan ve genellikle doğal dile dayanan bir şeyden bahsediyoruz. Şimdi sentient bilinciden sapient bilince geçtiğimiz zaman ortada hem bir daralma hem de bir genişleme oluyor. Daralma oluyor çünkü sentient bilinc işte dünyadaki pek çok başka canlı varlıkla birlikte belki paylaştığımız bir bilincidir. Ama şöyle bir genişleme de oluyor. İşin içine dilikattığımız zaman evet insanlar dışındaki diğer canlıları belki dışarıda bırakıyoruz ama insanların hecerdikleri konusunda çok daha fazla söyleyecek malzeme önümüze çıkıyor. Nitekim böyle de oldu işte doğal dilin beyin de ne şekilde tezare ettiğini anlamaya çalıştık. Daha sonra da peki bu doğal değil mesela yapay zeka gibi bir sistemde kendiniz nasıl gösteriyor filan diye en son geçen bölümde de bunu tartışmıştık. Şimdi bu yayın döneminin sondan bir önceki programındayız ve artık böyle bir toparlama sürecine de geldik. Bülentten de işte konuyu ne bileyim yani algıdan dileye dilden işte kognisyonu, kognisyonudan sıkana zeflen her bir şeye getireerek yapay zeka ile içine katarak filan bağlayacak, daileyecek toparlayacak bir şekilde konuları anlatması için konuk ettik sağ olsun geldi. Bülent anlat bize. Bana mı attınız topu hemen önce bir esayipleri konusseydi ya bizim kültürümüzde misafir ölecek diye ağzına açmaz. Tamam peki bu yüzden ağzına da bir pasat olun. Bir ben kaldım canım yani konuşmasamda olurdu aslında benzer perspektiflerimiz olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Galaxi'nin köşesinde bir yerde bir güneş sisteminin rütüylü gezegeninde alıyorsa oluyor. Heks Nehilo hiç yoktan birden beri hayat ortaya çıkıyor milyonlarca yıl evrileyecek en sonunda öyle bir hür suhur edecek ki içinden bu tür şimdiye kadar hiçbir o zamana kadar zuhur etmemiş bir biçimde çıkan zihni tamamen non et bir fenomenal bir biçimde. Hem o kültür denilen şeyle hem yandan kendi naturalliğinin yani beynini yeniden şekillemeye başlayacak. Yandan da gezegeniz geolojik olarak değiştirecek hem de işte madem antropo senden söz ediyoruz gezegenin sonunu götürme tehditinde de bulunacak. Geri gelber oralara geldik yani sentiens ve sapiens aslında birbirilerinden hiçbirinize bir yani radikal olarak farklı durumlar. Sapiens ile birlikte natürelin içinden cürekliğinde can sananda sürekli söylediği mordan ne açılırız. Doğal olmaktan daha fazla olar bir şey ortaya çıkıyor ve bu doğal olmaktan daha fazla bir şey aslında işte demin de beni çalıştırma her şeyi yapıyorum. Zuhur etliği şeyi değiştirme potansiyelinde sahip hem de aslında dünyayı değiştirme potansiyelinde sahip burada kültür medeniyet, hegemonya gibi çeşitliği sünler veriyoruz galiba. Şimdi tamam oldu mu buranın sana verebilir miyim? Aldım kabul ettim şimdi bu kadar şeyin üstüne yani bu kadar geçmişin üstüne ben size sıfırdan konuya gireyim ya da kitabın ortasından giriyor gibi olacak şimdi. Birincisi yani hakanın söylediği çok doğru hatta yani onu biraz daha büyütelim yani milyonlarca galaksinin gariban bir tanesinin gariban bir köşesindeki silik bir güneş sisteminin üçüncü dandik uyudusun üzerinde bir ara kazayla hayat diye bir şey ortaya çıkmış. Başka yerde çıkmış mı çıkmamış mı çok iyi bilmiyoruz. Bilmemizde çok zor çünkü galaksinin yüzün biraz daha uzandaki yerlerden bize haber uşık hızıyla geldiği için bugün oralarda neden olduğunu çok iyi bilemiyoruz. Yani olsa olsa binlerci yıl öncesini filan o da sadece uşık bir ışık hüzmesi olarak görüyoruz. Dolayısıyla biz bu konuda çok mu özlediğiniz hayat bir tekurda mu ortaya çıkmış bunu bilmek mümkün değil. Hayat ortaya çıktıktan sonra aslında bir sürü zıplama var o işin içinde. Biz o zıplamalardan sonun cüssüyüz hatta misafetini sartışıyoruz. Belki bizden sonra biz zıplamada alır o da işte benim hiç sevmediğim tabirle. Artık fiş olduğunu tezleyeceğiz. Yani yapay zekâh dediğim bir şey belki de bizden bir aşama ilerisidir. Belki de değildir. Stanislav'lem insana protoplasmik akıl olabilecek bir metal uyugarlığa da metal akıl demiş. Bu zamanında sanıyorum 1962'deki bir kitabında diyor bunu. Biz protoplasmik akıl temsil ediyoruz diyelim. Ama bizden önce bir sürü zıtrama var yani hayat ilk ortaya çıktığında kendini parçalana parçalana üreten bir şey. Yani agama genetik diyeceğimiz. şey siz ondan sonra bir noktada eşeyler ortaya çıkıyor, işler karışıyor. Çünkü iki eşey bir araya iki ayrı organizmanın bir araya gelip yeni bir organizma ortaya çıkartmasında birden bir ee genetik eee yapılanlar ve mutasyonlar o kadar korkunç bir hızlı uğlaşıyor ki birden biri eee müthiş yenilikler ortaya çıkmaya başlıyor. İşte bitkilerle hayvanlar ayrı düşüyor eee diyelim eee hayvanların eee bin tane şey var. Bunların her biri bir devrim aslında eee dolayısıyla yani böyle baktığımızda kendimizi önemsiyecek herhangi bir şey yok. Yani biz de işte bu binlerce milyonlarca belki devrimin eee son aşamasını da bir yerde duruyoruz. Üstelik bizden sonra da olacak. Abartacak bir şey yok yani. Evet bu arada ben de akıl dar hal buyurun. Eee. Eee yani bu sürediklerini hepsine katılıyorum. Bir tek bir şey ekleyecektim bu hani uzayla bizden başka canlı var mı işte akıllı yaratık var mı bilinmiyor filan. Bence de bilinmiyor gerçekten. Fakat bunun böyle olmadığını düşünen insanlar var. Yani bir eee series uzay araştırmaları merkezime ne böyle bir şey var mesela. Bundan bir on sene kadar önce bir büyük eee konferans gibi bir şey düzellermişlerdi İstanbul'da. Ben de merak edip gitmiştim. Yani yüzlerce insan vardı ve dünyanın parası ile eee kayıt olup ancak yere biliyordun. Filan işte böyle konuşmacılar konuştular ve herkes çok emin de yani. Tabii ki uzaylılar var. Giliyorlar. Bizi ziyaret ediyorlar. Ama işte hükümet bunu saklığı filan falan. Ben buna dair kesin hiçbir bulgur görmedim. Ama merak ediyorum ve yani akıl yürütmeyle en azından herhalde bu kadar büyük bir evrende tek canlı ya da akıllı varlık. Bizi olmasak gerektik başkalarında olsa gerektik diye düşünüyorum ama bunun böyle olduğunu seri süslük kadar eee emin olamadığını mı söyleyeyim. Ha ben zaten akıllı varlık demedim. Hayat dedim bir kere. Ayrıca akıllı varlıklarda olabilir. Yani illa onlarda bizim geçtiğimiz evrim evrisinden geçmek zorunda değiller. Başka bir yere de gidebilir. Bizim bu şu anda bizim aklımızla aklımızın almayacağı başka bir yere de gelişiyor olabiliriler. Kaldır ki bizim alçılar değil miyiz burned? Yez tabii. Ama asimovun evrendini de biliyorsunuz sadece eee insan sılar yaşıyor. O da doğru. Maalesef yani en ileri ön gördüğünde bilasının eee iki bacaklığı kafalı işlikafasının içinde beyin olan falan o o ola ola pozitronik beyin diye bir şey uydurup eee işte insandan bir sonraki alşımayı eee pozitronik beyin sahibi robotlara aktaracak kadar eee yabancıyı kabul edebildi. eee hainle aynı ne evrenderi mesela insansı olmayan şeylerle doldur. Skalzin'in işte yeni benim çok sevdiğim ve çok daha yeni tabii ikisine göre onun evrenderi eee hiç de insansı olmayan eee bin yüzlerce diyelim akıllı yaratıkla doldur filan eee ama eee bir de güven eee şey dedi ya eee bu siriusçular eee ya o tabii ki var uzaylılar dünyayda geldiler de hükümet saklıyor eee emin ol Türkiye'ye gelmemişlerdir çünkü Türkiye'ye gelsel bir kere Türkiye hükümeti bunu saklayamazdı. Yani öyle bir beceriye sahip değiller çünkü eee Amerika'nın sakladığı iddia edilir. Neyi düşünme şuur bin dokuz yüz ellirlerdeki hani oraya şey uzaylıları indi denilen bir yer vardır. Evet. Ayrizon adada yerin adı da çok şeydi bütün bu eee uzaylı manyaklarının en taktığı konudur o eee işte oraya indi fakat hükümet acayip saklıyor filan deniyor. Yani benim evrende bizden başka akıllı yaratık var mı diye bir soru ya sahip değilim eee çünkü eee olsa da biz onu bilemeyiz bilsek bile onlarla iletişemeyiz. Yani Star Trek ne kadar güzel dediğim yani bir tane evrensel tercih maharajları vardı. Bütün ırtların yani uzaydaki bütün ırtların dillerini birbirine çeviriyordu. Ya o bizi daha bugün dünya üzerindeki dilleri birbirine doğru dururuz çevirebiliriz. Eee ki hani yıllardır da uğraşıyoruz bu işe. Evet. Eee on yıllardır yüz yıllardır. Hatta o o rozet datışını düşüncek olursak çok çok uzun süredir. Eee uzayda ses konusu olmaz çünkü bambaşka koşullar altında şimdi kültür dediğimiz oraya geliyorum ya. Eee bambaşka kültürel koşullar altında bambaşka geography bambaşka eee ne diyelim? İklimsel koşullar altında yetişmiş olan canlıların eee bir dilleri olmuşsa yani dildiğim şeyleri olmuşsa belki de başka iletişim yolları olacaktı bir eminiyoruz. Eee onları birbirine tercihime edemeyiz biz. Onlar da edemez biz edemeyiz. Eee dolayıysa ben burada çok ümitli filan değilim. Yani uzaydılar gelsin biz kültersin. Eee şeyin ne de eee salak yok. Salaklık değil aslında. Bu da anlaşılır bir ümit dünyanın şu anda kendine bakıldınca da eee yani hatta akılıcı bir de olabilir. Eee ama oraya gidemiyorum. Çünkü onlar bizi kurtarmak şimdi önce bizi anlamaları gerekirdi anlayamazlar. Saaten gizli onları anlayayım biz. Şimdi. Evet. Bol bol değil anlamı filan gibi eee eee aslında dibinin kazılması gereken kavramları şurada rahat rahat kullandım. Yani gündelik kullanımı içinde. Şimdi birazcık bunları kurcalıyım. Eee bir incisi eee biz hem sentiyon hem hem sen bunları tabii Türkçe'ye çevirmeye de çalışmak lazım ama hem sentiyon hem hem sapiyonu varlıklarız dedik eee ben eee bunu buna zekal sahibi ve idrak sahibi demeyi tercih ediyorum. Yani eee doğrusu bu dur diye de iddia edeceğimden değil. Yani işte elimizde bir eee eski Türkçe eee kelimeler havuz var. Bir yeni Türkçe uyduruklar havuz var. Onların içinden eee aşağı yukarıden düşenleri seçebiliriz. Eee yani sentiyon. Şu anda eee mantarların ve ağaçların bile sentiyon olabileceğine dair üstür çakışma görüyorum. Eee yani böyle bir şey sentiyonuz. Eee zekamı diyelim o akıl demeyelim de eee hissiyat diyelim. Şişt yani tam ama sen sen senten geliyor o yüzden hissiyat demek de gayet mümkün tabii eee ama eee sap yıntı ince benimle idrak demeyi tercih ediyorum. Akıl diyor da zekayı koymıyorum. Çünkü akıl eee çok zor ulaşıdan Camli Mertebe atil olmak eee zekaysa o yani her türlü eee üst düzeyimi meldde zaten var. Yani bize ayıran bir şey değil o. Son derece. Biri bir şey dedi. Yok diyor. Sen dinliyoruz. Tamam. Ama ben bir şey eklimmadan yani dünyada mesela zeki olup da akıllı olmayan bir süre insan var. Sizin de tanıdığınızı anlayacaktık benim. Tabii. Evet. Yalnız şurada konuyu dile şu şekilde belki bağlayabilir şimdi dil öncesi insan kültürüyle değil sonrası, insan kültürürsün de büyük bir fark var ve biz bu dil sayesinde işte ne bileyim uzayda bizden başka canlı var mı ya da akıllı bir gareti var mı falan gibi şeyler düşünebiliyoruz. Bunu ifade edebiliyoruz. İşte Stanislav Lem gibi. Aysek Asimov gibi insanlar oturup romanlar yazabiliyorlar. Flem bunların hiçbiri dil olmasa olmaz. Dolayısıyla dil insan hayatını müthiş zenginleştiren ve bugün kültür yapan belki en temel direkt gibi mi geliyor. Buna katılırım yani dil öncesi bir kültürüdenle bahsetmek yok. Ama bir dil önç insanlıktan bahsede diyorsak bir dil öncesinden ne kadar söz edebiliriz. Ondan da yüzde yüz emin değiliz daha doğrusu. Bu konuda anlaşsak bile yani bir dille oluşan insanlık var. Bir de dil öncesi insanlık var. Hadi anlaştık diyelim ki bu bile tartışılır. Bunun birinden diğerini geçiş şirjifini nereye koyacağımız konusunda herhalde herkes birbirini yer. Çok zor çünkü. Yani yerleştirmek çok zor. Eee ama zaten işte Mara'larda bulduğumuz o şey. Maru duvar resimleri. Bunlar bir dilin parçası mıdır? Yoksa basitçe bir sanat sal Bu yuk. İfadesi midir? Yani bunu yüzde yüz netlikte söyleyebilecek kimse olduğunu sanmıyor. Yani bir iletişim amacıyla mukonunun yapılmış durumlar oraya yoksa başka bir şey midir? Ateş başında toplanıp işte içi boş kütüklere vurarak çıkarılan sesler iletişim ve başlımıdır. Yoksa sadece keyif için ya da yani insan bedeninin o tempoyla hareketi duyduğu ihtiyacı karşılamak için midir? Bundan da emin olamayız. Eee çünkü eee Amerika'nın yerlileri beyazır uraya geldiğinde eee içi boş kütüklere sopalarla vurarak birbirileriyle haberleşiyorlar. Hadi biraz kütülteyim senin. Buyurunuz. Eee aslında tümüzün adı Homo Sapyan Sapyanız. Çünkü yüksler tabi. Neandartelleri de eee tümüz içine dahil ettiğimizde bizler varayasyonu olduk. Homo Sapyanız sapyanız varayasyosu. Homo Sapyanız nayan dertaliz varayasyosu. Muhtemeldir ki eee leskom arasındaki orasımlar. Neandartelleri yani aslında bir alternatif Homo Sapyanız evrimini ifade ediyordur. Yani dilin az geliştiği fakat ııı artıştırının mükemmelleştiği. Hani bunu nerede görüyoruz eee şimdi modern çaguzda eee dilin yerleştiği, sol beyin yarısının iyi gelişmediği insan yavruları Homo Sapyan, Sapyanız yavrularında artistik getenekler tam tersine gelişiyor. Bunlar sanat okullarına girişlerin girişlerde büyük hüzdelerle büyük başarılarla giriyorlar. Klasik sailli ııı klasik insan bebeklerine ııı görev. Eee evet aynı şekilde söylediğin mumsiki ritimle eee haberleşmeyi de bana paralel olarak düşünabiliyoruz belki. Ama dil, symbolik dil ııı ister istemez. Eee bence dil öncesi bir kültürden söz etmek manalı değil. Kültür eşittir. Sen balik dilin üretti ııı diye düşünmeliyiz derin. Bu artistik getenekler bir ölçüde bahsana da. Hani eee işte bizler oloklar mesela geç yaşlarda beynin sol tarafını hasarlayan demans biçimleri görürüz. Mesela semantik demans böyle bir şeydir. Bilmiyorum daha önce konuştuk mu mesut sen hatırlasın. Eee semantik demanslı hastalarda o zaman kadar ellerine toal bile almamış. Boya bile almamış. Bu semantik demanslı hastalarda. Biriden bile resim yeteneğin zuhur eder. Hatta işte bir ııı amelikalı meslekta. Semantik demanslı hastalarının toalleriyle sergi açmıştır. Bunun arkasındaki teoride ne? Eee dilin gelişmesi artistik getenekleri baklılat sahabeyin yarısıydı. O baskılayan dillis olemiş ve hastalandığında baskılanmış olan için zincirlerinden kurtulur ve kendine ortaya koyar. Yani ya şimdi bu ııı yani hakanın da yürüyüz sahabeyin sol beyin ııı kesin ayrımına abone olmayı olmadığını bildiğim için rahat konuşayım yani. Öyle olduğunu düşünüyorum daha doğrusu ama daha önce konuştuğumuzda sahabeyin şudur sol beyin ya daha doğrusu ııı neuroplastisitenin hani bu kadar yaygınlaştı ve dolayışıldığı birkağı da hani bu kadar kesin ayrımlar yapmak mümkün değil ııı diye düşünüyorum. Tabii ki bir başlama durumu var ama ııı öyle kesin bir şey koyamayız. Eee ben o ııı hakanı anlatı ayrımı şöyle yani daha biraz daha kültürelkerimlerle değilim. Şöyle okuma iterciye ederim. ııı bizim bir ııı kelimeyi kullanırken ııı hafif mahçubiyet duyuyorum çünkü canını okudular o kelminin ama ııı yani ııı fazla popülerle şen şeyler maholur ııı bir empatik yanımız var diyelim ııı ama empatiyi ııı kesinlikle şu anda empatı yapmak zorunda kullanmadığımı, bunu çok özel bir serim olarak kullandığımı bilir deyim yine. Bir de semiotik yanımız var. Şimdi semiotik ııı zihin ile empatik zihin arasında her zaman bir kavga vardır. Ama sonucu olarak doğduğumuz anda henüz dile sahibi olmadığımız için belki de sadece ııı sanıyorum bunun bir şey var. Denetin iddia solduğunuz hatırlıyorum. Bunun kabaca e bir dil yetisiyle doğuyoruz mutlaka. Yani gerekli mekanizmaları orada. Ama sonuç olarak dile sahip değiliz. Dolayısıyla esas olarak empatik varlıklarız. Dili öğrendikçe. Yani büyük bize daha doğrusu zorla öğretildiğinde. Kaçın olmaz olarak. Empatik yeteneğimizde kaybediyoruz. Çünkü sonuç olarak bunlar insan zihinindeki aynı alanları oynayan özellikler. Dolayısıyla biz semiotikleştikçe empatiyi kaybediyoruz. Empatiyi kaybediyoruz. Erken genelik vanyan dışanlaşılmasın. Yani insanlar empatı yapmaya dinleyeyimiz kaybetmiyoruz. Tabii de ııı empatik algılama. Şeyimizi kaybediyoruz. Özelleyimize. Bunu mesela nasıl da örnekleyebilirim eee şöyle diyelim eee anneler bebeklerinin belli bir sesi çıkardığı zaman ııı nasıl bir sorunu olduğuna da neyi talebettiğini anlarlar. Albuki biz aynı bebeğini aynı seslerine duyan bizler hiçbir şey anlamayız. Eee çünkü bebek altıma yaptım diye başka bir ses. O çıktım diye başka bir ses. Kıçım kaşınıyor diye başka bir ses çıkarmıyor. Aslında aşağıya göre peynisesi çıkarıyor. Ama anne anlıyor. Daha doğrusu çoğul anne anlıyor anlıyor. Yananlıyorlar da var onların çocuklarını yazık oluyor zaten. Eee nasıl anlıyorlar? Tabii ki empatıyorluyla. Biz aynı empatik bağasayıp olmadığımız için bebekle biz anlamıyoruz. Ama aslında anneyebilirdik eee kendi empatiyeteneğimizi simiyotiyin gelişimi boyunca yani diliseler olduğunun gelişim boyunca fedayetmiş olmasaydık. Anlıyor bilirdik. Yani bu tabii affis bir toplumsal dediğin şey et farkı da var burada. Kadınlar sonuç olarak hep anne olmaya doğru bir biolojiye sahip oldukları için empatiyeteniyeni hiçbir zaman erkekler kadar tamamen kaybetmiyorlar. Bu da önemli bir şey çünkü kaybetmiş olan kadınlar da var ama onlar anne olukturuz. Ama kötü anne oluyorlar. Eee öte andan o yeteniyi kaybetmeyen erkek gene azınlıkta. Ama şimdi hakanın dediğine doğru bağlayacak olursan artistik yeteneği. Yani görsel işitsel ve eee sözel anlamda artistik yeteneği gelişen eee insanların. O rasyonalite alınında önünde gelen varlıklar olmaları gerekmiyor. Bu ikisini aynı anda geliştirebilen insanlara biz zaten daha iyi diyoruz. Bunlardan da birkaç tane çıkıyor. Ama sanatçı olacaksın ben. Semi ötük özelliği mi kaybetmek sorundayım. Millah salak olmak zorunda değilim tabii. Ama reslam olacaksın. Derdimi sözze anlatabilen biri o olma şansımı da bırakıyorum bir yerlerde. Ama ondan sorup diyeceksiniz ki peki pika son eydi. E işte onlardan da bir tane çıkıyor. Ben bu noktada o halde eee yarıyı bir miktarda iyi geçmiş eee haldeyiz eee efendim bir küçük rüzgik arası. Derelim ve eee on yüzlüğün ne olacağına da eee tabii ki konumuz karar versin. Ya ben size anos mu edeyim? Lütfen. Tamam eee ben bana bu sorulduğunda hemen son zamanlarda çok fazla eee bin dokuz yüz yetmişler başı yess. Dinliyorum. Orada da en sevdiğim özellikle girişindeki gitarı hayran olduğum. And you and I. Fakat çok uzun bir parça. Onu konuştuk eee o yüzden belli bir noktasından itibaren ona hafif sunumlendirip tekrar sıkıcı muhabbetimize döneceğiz. Evet. On dakikalık bu müzik şöyleini diyelim. Tabii ki eee ancak kulağımızın pasını sülecek kadar bir kaç dakika kadar dinleyeceğiz. Meraklısı bulup tam halini dinleyecektir. İkinci yarıda sohbetimize kaldığımız yerden devam etmek üzere. Efendim herkese tekrar merhabalar spayinden bilince aklı da şimdi de konuşmalar programımızın ikinci yarısında sohbetimize devam ediyoruz. En son blansomayı dinlerken işin semiotik kanalında kalmıştık. Sen ediyorum oradan devamla hürsüzdedir efendim. Bülürsünler. Kimsenin şey yoksa bir müdahil iz yoksa ben yine biraz devam ettireyim oradan. Şimdi tabi ki semiotik dediğimizde bu semiotik biliyorsunuz yapı salcılı sorası düşüncesinin çok fazla üstünde durduğu bir kavram yoksa yeni bir ilcek değil de post yapı salgı var diyelim onlara. Semiotikler çok ilgilendiler. Şimdi benim büyük ölçüde kendimi bir rütur takipçisi hissettiğim psikanalisi lakan da aslında çok zorlarsanız bu post yapı salcı şeye girer. Kategoriye girer. Kendisine bunu söyleseniz muhtemelen dalga geçer ve hiç kimsenin anlamı yıca beş altı tane fransızca kelime oyunuyla onları rezil ederdi ama kendi söylemiş olduğu için rahat konuşabiliyorum. Yani böyle bir teyeliki ökenizinden. Şimdi lakan açısından değil tabi ki onun psikanaletik düşüncesinin temelinde yarılıyor. Dolayısıyla lakanın söylediği her şeyi aslında semiotik bir çarçevede el almak lazım. Bu da boşuna değil çünkü lakan da kendisini büyük ölçüde işte yirmi yüzlüm başındaki büyük dil bilimci ferdinandöle sosurun bir öğrencisi olarak görültü ya da izleyici olarak görültü yeri ve dolayısıyla da onun için bir aslında zihnimizin çeşitli katmanlarının ya da çeşitli alakatmanle miyeli mi diye yararışı çıkarır. Çeşitli alanlarının yapılanmasının temelinde yatar. Yani Freud'un topoloji sinde bilinç dışı diye bildiğimiz alan lakan için bil gibi yapılanmıştır zaten. Dolayısıyla dil olmadan yani lakanın bu düşüncesinden örekette dil olmadan bir bilinçten ya da bir bilinç dışından bahsetmemiz mümkün olmaz. Bilinçten bahsetmemiz mümkün olması anlayabiliyoruz çünkü sonuç olarak bir bilinçin var, var olup olmadığını ancak onu dille ifade ettiğimizde değerlendirebiliriz. Yani dil öncesi ya da dil dışı bir bilinç var idi ise bile bilinçin türlerinden bahsettiniz tabii ki burada sapiyant diye geçen bilinçten bahsediyorum. Yani diğerini bilinç deyip dememe konusunda tereddütlerim var ama yani üzerinde öyle anlaşıldıysa çok da sıkıncalı değil öyle demek. Dolayısıyla o problem değil ama sapiyant bilinç ancak dille ifadesini duyduğumuz anda varlığını yokluğunu anlayabileceğim bir şey olduğu için zaten onun dille ilişkisi ortada ama lakanın bize öğrettiği ilave bilgi de şu yahu bilinç oldu kadar bilinç dışı da yani Freud'un unbeğust dediği eee işte İngilizceye Ankanşız diye çevrilir şey aslında bu da bir dil yapısına sahip. Yani ne dedemek istiyorum bunda. Bunun bir leksikonu var. Bir kavramları uzu var. Bir de sentaksı var. Çeşitli hayvanlar iletişim için. Şey kullanıyorlar. Sesli ya da görsel işaretler kullanabiliyorlar. Yani iletişim insanı özgü bir şey değil tabii ki. Fakat bakmamız gereken temel şey bu iletişim araşlığında bir sentaksın odup olmadı. Yoksa eee şeyi biliyoruz. Müsela Belli'yi bir Maymun Türü var. Bir tehtitle karşılaşıldığında işte Belli bir ses çıkarıyor. Ama Belli bir ses çıkarıyor. Havadan gelen bir tehlike var. Başka bir ses çıkardığında yerden gelen bir tehlike var. Bunun nereden anlıyoruz? Bir ses çıkardığında diğer bütün Maymunları ağaçları tıkmanıyorlar. Ödeki ses çıkardığında hemen şoluların arkasına gizleniyorlar. Demek ki farklı ikti indende olursa iki daha fazladır muhtemelen. Bir leksikon var ortada. Leksikon'de ince illa devasa bir şeyden bahsetmiyoruz. Ortada bir leksikon var. Sorun şu. Bunun bir sentaksı var. Yani Belli sesler ya da Belli işaretler. Belli bir mantık içinde. Önceden Belli'nin kurallığı dışında Ardarda geldiğinde farklı anlamlı bir fade ediyor. Bence dili dili yapan bu ikisinin bir arada vardı. Şu ana kadar ben özellikle şeyi izliyorum. İşte Yunuslar ve Fimatlar üzerinde yapılan çalışmaları elimden geldiğince izliyorum. Şu ana kadar beni Yunuslar'ın ya da Bonobulur'un ya da Şempanzenlerin Belli bir leksikonu olduğuna ikna edecek herhangi bir bulguya aslında. Dolayısıyla güven öne doğru eğildi. Belki de bir şey söylemek istiyordur. Evet. Yok yani ben de genel olarak buna katılıyorum. Bir tek şunu belki ekleyim. Bu işte Violet Maymunlarıyla yapılan 180'de yayınlanıp çok ses getiren çalışmadı. Yani üç tane bir birilerine iyi kazda bulunabiliyorlar. Yerden bir şey geliyor. Havadan bir bir şey geliyor. Boi hizasından büyük tehlike var diye. Fakat şimdi orada bence en önemli olan şeyler şununla bu Maymunlar. Bunu öğreniyorlar. Yani bir şekilde. Ama mesela leksikonlarına dördüncü bir sinyal hiçbir zaman katılmıyor. Ve ya bir bağlaçla bunları bağlamıyorlar. Yani yerden bir şey gelmiyor. Ya da yavadan ya Boi hizasından gelen bir tehlike var. Falan gibi bir bağlaç kullanmayı bizi. Ya o ya o yok tabii. Ya da ne bileyim işte. Bunlara ek olarak ne haber iyi misin falan da demeyi hiçbir zaman beceri ömüyorlar. Herhalde böyle bir şey ihtiyaçları da yok. Dolayısıyla bir sen taksada sahip değiller diye düşünüyorum falan. Genel olarak hayvanlar konusundaki çalışmalardan bende. Yani böyle bir sen taksı olan falan bir başka insan dışı bir aktör olduğuna dair hiçbir şey görmedim. Bir şey daha söyleyeyim. Şimdi Zihin felsefesinde yeminci yüzyılın sonlarında en önemli gözken şey ya da öyle kabul edilen kişi Jerry Fodor diye bir Zihin felsefesi bir adamdı. Eee bu uzun yıllar MIT'de hocaydı felsef hocasıydı. MIT'deki hocalardan bir başkasında işte nom Chomski. Eee dil bilim. Bunlar böyle birlikte de anlaşılan epey konuşmuşları olan falan insanlar. Şimdi Fodor'un language of thought diye bir hipotezi vardı. Ve yani bu aslında senin dediğin lakanınca görüşe falan da çok yakın geliyor bir taraftan çünkü eee Fodor diyordu ki orada yani düşünce ancak bir dil yapılanması ile mümkün olur. İşte bunun da yani bizim düşünmemizim mümkün kılan şey bir içsel dil olmalı. İşte bunun da böyle eksikonu var kendine göre bir göremeye var. Eee sen taksı var falan. Fakat eee yani Fodor geçenler de işte üç beş sene önce rahmetli oldu. Eskisi kadar da artık önemsenmiyor ama benim mesela doktor yaptığım yıllardın filan böyle herkes Fodor ile Fodor'la kalkardı. Ama Fodor'un hayatta hiç eee lakanın adını duymamış olması muhtemel hiçbir eee eserinde bir referans sına da rastlamadım yani doğrusu. Bu harika ya adını duymamış olması onunla sizden çok iyi bir şey çünkü çompski duymuştan oluyor. Çalatan üretmeye kullanıyor bilgisini. Şalatan filan diyor. Eee Fodor'un bilmiyor olması onun lehine bir koan o açıdan. Çünkü eee sonuç olarak eee psikanaliz geri planı olmayan eee felsefeciler düşünürler dil bilimciler eee maalesef eee lakanı ancak şarlatanı olarak görebilirler. Yani eee hayal hainelerine sığmaz. Haa kanın sevica atirme kullanayım. Yani lakan onları muhayyelerine sığmıyor. Eee bir de eee gene ben söyleyeyim miyimle neyim onu da anlayamıyorum ama eee iki de bir söylüden bir şeyler geliyor aklıma. Eee sorul bu eksaptasyon yani eee başka bir fonksiyon için var olan bir şeyin o fonksiyon geçersiz kaldığında başka bir amaca eee doğru kullanılmasını anlatırken şey diyor eee düşünce diye bir şey var. Dile olmadan. Ama sesli bir işaret sistemi de var düşünce olmadan bu ikisi iki ayrı şey olarak var oluyorlar. Ve ancak insanlığın gelişiminin belli bir evresinde biri diğerini kendisi kendi amacları için kullanmaya başlıyor. Büyük ölçüde düşünce dili. Şimdi bu mesela dil olmadan düşünce var mı tartışması çok uzun sürecek bir tartışma hiç girmiyorum ona ama beni ikna eden bir şey. Yani belli bir sentaks ve şey olmadan, reksikon olmadan insanlar ya da proto insanlar değilim onlara, belli bir düşünceye sahip değiller midi, geleceği düşünmek, içinde bulundukları kültürelortanın parametrelerini tasarlama akkılan gibi. Böyle bir yeteneğe sahip olmuş olabilirler ama bunu ifade edemiyor olabilirler ve başka bir amaçla yani tipko güvenin de sözüne ettiği maymunlar gibi gayet pratik amaçlar için kullanılan o işaret sistemi yani farklı ses sonlarıyla farklı şeyleri, farklı anlamları ifade etme göndemi ağaçlardan yere indik otur tehditlerle de artık karşı karşıya değiliz tam tersine biz o tehditleri komünü temiz içinde yani bir komünüte olarak karşılayabiliyoruz onun da pek bir anlamı kalmadı noktasında işlepsiz kalan fakat bir şekilde de var olan halkana burada topatarım yani bir tür gelişmiş buruk adam bahsediyor olmamız gerekiyor değil mi bunun için? Peki adişunu deyim bence çok güzel bence insandaki symbolik dilin ayrıcı özelliği zengin leksikonu ya da grammer kuralları değil insan symbolik iletişimin dışındaki bütün iletişin biçimlerinin çek anlamına olması hani bunu gevolce söylemek gerekirse uni vocal olması yani maimın belli bir sürülık attığında bunun başka bir anlamı yok, o sakin ferdinadır sosyal olabilirsiniz biliyoruz ki aslında insan symbolik dilinin en elemantar üniteleri yani göstergeler sayınlar yani ya da sinler diyelim adı aslında sosyal tarafından iki ayrılık yukarıda gösterilen vardır aşağıda bir gösteren vardır. Lakanın yaptığı radikal değişiklik bu yukarı aşağı ilişkisini tam terse çevirmek, signif yeyi yukarıya signif yeyi pardon signif ayrı yukarıya signif hayda aşağı koymak. Yani göstergeler yani bir dili oluşturan kelimelerin sesleri tamamen arbitrar biçimde tamamen keyfi biçimde gösterilenlerle yani kavramlarla ilişkilidir. Hani bu neye olanaklıklar gramardan veksikondan daha öteye metafor ve metonomi olanaklıklar, metafor sayesindedir ki insan bebeği lakanca konuşursak eğer lövivan saf ihtiyacın canlı varlığı dilin barsakları içinden geçtikten sonra bir fazla olan koç dediği şey geçtikten sonra artık konuşan özüne parleter olacaktır. Buradan geçemezse, lövivan olarak ömrünü geçirecek yani bu vahşi çocukları, ferol çağitları, ömrünüzlerinin lövivan olarak geçirme kaberine sahip insan bebekleri olarak görebiliriz. Parleter olmak için. Oraya kadar gitme canım. Gideyim. Gideyim. Gideyim. Gideyim. Sonra sana vereyim. Lövivan'ın parleter olabilmesi için öyüpuz diyelektiğinden geçmesi lazım. Öyüpuz diyelektiğinde önce hüsranla karşılaşılacak. Sonra eksiklikle karşılaşık. Sonra kastire olacak ve diyelektiğin en başlangıcında çok merak ettiği. Annenin arzusu gösterenini bir metaforik olarak babanın adıyla değiştirecek. Babanın adı kurulduğu zaman kastirasyonu tamamlanacak. Ama bunlar bunlar çok eee hoşluk laflar gibi görülüyor. Oysa ki insan bebeğinin. Tavdersi de uş. İnsan bebeğinin. İnsan bebeğinin yasayı içlerleştirmesinin tek yolu. Yasayı içselleştirip bir nağrotik bir ayı olarak toplumda işlev görmeye başlayacak. Aksi halde bu olmaz ise ya bir pervert olacak, bir sap konulacak ya bir sıkötik konulacak. Hakkın valları. Şimdiler gibi konuştun. Şimdi benim de soracağım bir şey var ama konuyu dağıtmayalım bilen sana bir cevap versene ondan sonra sorayım en iyisi. Yok yok cevap değil. Yani birincisi eee bu vaşıyı çocuk eee şeyine hikayesine gitmemize gerek yok. Bunlar çok ha. Zaten on dokuzuncuğunuzu da bile gayet az bulundurlardı. Şimdi hiç yoklar artık. Yani bulmak mümkün değil. Eee ama eee özellikle Amerika diye şeyin biri olarak güven. Eee bu eee hakanın tarif ettiği yani önce eee şeyle eee kayıpla arkasından işte o edip al sınırlamayla ve kastırasyonda karşılaşıp da yetişkinleşen bebek diyelim. Eee bütün bu süreçlerden geçmezsenin o olur Trump olur ya o. Yani bildiğiniz Trump olur. Eee ve yani sadece Trump olmakla da kalmaz. Eee şu anda eee tamam Trump o ilericek herkes böyle diri demek istemem többi ama eee Trump'un çekil çekirdeyi olan insanların da bundan farklı olduğunu filan ben sanmıyorum. Yani yani eee bebeklik bebekliğe saplık almış. Varlıklar bunlar. Eee şimdi yani Trump'un dediği için filanlı oluyor. Hatta bir canın dille ilişkisinin düşün yani bigli bigli filan diye konuşan bir adamdan bahsediyoruz. Yani eee adam hakikaten eee şeyi ııı sıfatla ııı şeyi zarfa ayıramayan bir adam ııı da iyisiyle. Bu ııı hey Türkiye için de söylerdim de yani Trump çok fazla seyrediyorum son zamanlarda eee o yüzden Trump geldi aklıma yoksa Türkiye'de bunlardan çok var. Burada ki bence yani sende aramızda bir sorun değil bu gayetiyanlaşabiliriz. Eee ben şey diye müdahale etmeye çalıştım. Yahu bütün lakanı bir fındık kabuğunda anlatıyorsun. Yani ııı takip etmesi zor. Diyecektim. Yani söylediklerin ne itirazımı olduğu için değil eee fazla kondanse olduğu için. Yani biraz zaman kaygısıyla dilin edelim mesinin bir hikayesi. Yok anladığınızda. Bunun da bunun da yolu fazla sapabileceğini söylemeye çalışıyorum hepsi hepsi. Bu da özlen şimdi tamamen top kesin radikal bir şekilde değiştirebilir. Tamam. Peki ben o zaman. Ha. Ta. Söyle güven bir söyleyecek mi onları. Yok ben bir şey soracağım yalnızca şimdi ben lakan konusunda Cahil Bey insanım burada lakan uzmanı insanları bulmuşken sorayım. Hep ııı bu Ceri Fodor'a sorulan bir soru vardı falsifede. Bunu her geldi lakanı da sorabiliriz. Diolaydı ki Ceri Fodor'a ya peki düşüncenin böyle yapılandığı dil varsa içimizde. Bu dil İngilizce mi mesela İngilizce konuşanlar için ya da Almanca konuşanlar için Almanca mı yoksa burada evrensel bir eee şeyden mi bahsediyoruz. Her kiz için ortak olalım bir şey. Her geldi yani bilinç dışının da bir sentaksı var falan gibi bir iddia olduğu zaman bu soru mutlaka eee yenden gündeme gelmiştir. Bunu verilen cevap nedir? Bunu merak ediyorum. Yani hepimizin bilinç dışının sentaksı aynı sentaksı mı? Yoksa işte farklı diler konuşuyorsak ya da farklı kültürler de yetişmişsek farklı itsel sentakslarımız hay viz falan nedir eee mesela. Ben hemen söyleyeyim ya halkını söylediği bir şey genişleterek söyleyeyim aslında. Yani halka ııı Ferdinandüso sürün bu gösteren gösterilen yani Türkiye'ye iki türlü çeviriliyor. Ben gösteren gösterilenin tarjı ediyorum. İmleyen, imleyen de var ama o biraz bana uzak geliyor. Gösteren gösterilen ilişkisini düşünecek olursak yani o yüzden sosür ve yapısalcı düşüncenin burada bir anlamı var. Tabii ki dog dediğin zaman ya da köpek dediğin zaman ya da şihan dediğin zaman bunlar birer gösteren ve dolayısıyla zihin de gösterenler var olmadığı için hangi bildi düşünüyorsun sorusunun anlamı kalmıyor. Çünkü bizim bugün dil diye duyduğunuz şey ya da yazılı ise okuduğumuz şey bir gösterenler toplu duyuyoruz. Al bu ki Dössasür ile ve Lakanlı birlikte şunu çok net görebiliyoruz. Bunların her birinin bir gösterileni var. Yani signif ayıda var. Signif ayıda ne yani köpek dediğim zaman onun signif ayı dışarıdaki köpek değil ki benim zihinimdeki bir köpek burada Fransızca Türkçe İngilizce yetersiz kaldığı için almancaya gidiyorum bir köpek forştelungu. Bu köpek bir fırsatıcı. bu diyebiliriz ki yani fotoğra sorulan soruya la kanca cevap vermeye çalışayım. E bu tabii hepimizi de ortak. Çünkü Afrika'daki köpeklerle İstanbul'daki köpekler ve Ankara'daki köpekler ya da işte şey de Amerikan'ın kırlık görellerindeki köpekler farklı görünüyorlardır muhtemelen. Ama zaten gösterilen o köpeklerin herhangi biri değil ki o köpekler bizim zihinimizle oluşurduğumuz borç deli. Ne diyorsun diyelim isterseniz kolay yani tam olarak çalışılamıyor o da ama. Demsil nasyon hepsi bir biden. Yani sterin bir şeyi dikmek, borç deli önüne dikmek yani ayağalimizin ya da gönül gözümüzün önüne diküyoruz. Ne bizim sokakta ki çomarı diküyoruz. Ne şey diki çobandı kapan kangalı diküyoruz. Ne işte Amerikan burculasının elindeki pek hünoğaya diküyoruz. Bunların hiçbiri değil köpek dediğimiz zaman bizde uyandırdığı bir köpek forşterungo. Evet. Dolayısıyla burada evrensellikten bahsetmemiz mümkün. Hayatında hiç köpek görmemişe Dolayısıyla bu forşterungo sahibi olmayan biri içinde köpek gelimi sanlamsız zaten. Yani boş bir ses. Evet. Sekme fayrı sadece. Boşu daha doğru atılmış bir ses. Peki şöyle. Son iki üç dakika mıs olduğunu hatırlatmış olayım. Peki hızla fotoğra sorulan soruyu ben de cevaplayayım. Evrensel olan bütün insan bebeklerinin dünyanın neresinde olursa olsun. İmutero yani Rahim içinde anneceye maruz kalmaları. Annece madarıyız yani kendine özgü bir onlama hem yüksek perdeden hem yumuşak ve Dolayısıyla da an insan bebeği öncelikle annesinin sesine kersiye edecektir daima. Dünyanın neresinde olursa olsun. İlk üç ayda dünyanın neresinde olursa olsun ne. Kuin gibi başlayacaktır buna. Cvultama diye Türkçe çevirmeye çalışıyorum ben. Bir tek bir tek sesli hasleri ifade edecek. Alkınca aydan itibaren sesli ve sessizleri bir ayaya getirecek ee bebling yapmaya başlayacak. Eee Cvultamadan sonra beblinge ne diyelim? Agulama mı diyelim? Heceleme Agulama. Eee Agulama diyelim. Ve eee mesela Japonca'yla İngilizce'de Revelle. Radikal olarak farklı fonolojik karşılıkları olacak daha sonra. Ama Amerikan ve Japon bebekleri, gerek reyeleri, gerek reyeleri olunca ayak kadar aynı şekilde algılayacaklar. Taki artık on bir onuk ince hayda eee ana dillere eee yönelik sesler antifiye edilip fonolojik olarak eee anadil olmayanlar baskılan ana kadar bu arada multilin bu halde olabilir. Bebek o zaman eee nemenin aynı yeri eee her iki dilinde de yavaş yavaş geliştik. Peki ben de en son şunu söyleyeyim son bir dakika için eee sözü yine bilen tabirakayım. Şimdi bunu da başıma bir şey gelmeyecekse söylüyorum. Yani bu çomsriyi evrensel giremeden bahsederken buna yakın gelecek şeyler söylüyor. Ama bir taraftan da işte lakan için şarjlatan demiş falan diye sizi sevmiyorsunuz eee falan. Yani biz buna dikkat çekmiş olayım galiba artık bitiyor. Üzü ama bilen son sözüne sende olsun. Peki ya benim çomskiyle problemim eee şey ile tane şarjlatan demesi değil. Ne olacak der? Yani benim ciddi adım bir sürü yazar var. Marksa hıyarın teki diye biliyor. Eee yani ben de Marksistim. Eee ben onları ciddiye aldığı verdiği ciddiye aldırım. Marksa hakaret etmeye kalktığı zamanda eee düğmesini kapatır. Eee bunlar çok önemli şeyler değil eee lakanın bence büyük sorunu eee lakanın o lakanın çok sorunu verdi yani burada değil eee çomskinin temel sorunu bence eee dilin bir uznul olduğunu iddia etmesi. Yani değil nasıl ortaya çıktının sürecini anlamaya ve anlatmaya çalışmaktansa. Değil bir yerde eee çomskinin zuhur eder. Eee burada sanıyorum denet. Tüm de ona denk düşen bir kaburlu var ama işte o yüzden ben soru da hep tercih ediyorum. Eee çünkü onu da zuhur etmez. Yani dil zaten vardır. Başka bir fonksiyonun için vardır. Başka bir amaçlı kullanılmaya başlar. Eee benim temel problemin bu. Dil ve bilinç derken özellikle de o eee şey eee tekrar vurgulayım. Yani düşünce denilen şey. Muhtemelen eee bütün eee dilişkin memelerde variciz zaten. Yani zihin de olayları arka arkaya algıları ve algılardan doğan eee düğünları arka arkaya dizip onlarda bir anlam çıkarmaya çalışma. Zaten bence hep vardı. Sadece ifadesi yoktu. Bir andanda o işaretleşme sistemleri ama artık işlepsiz kalmış olun. O işaretli meşistemleriyle. Bu bir araya geldiğinde, çöküştüğünde eksekt ettiğinde. O zaman dil ortaya çıkıyor. Bu anlamda da yeni güvenmiş soracak oldu. Yok, tamam. Bence çok iyi bir şekilde aslında. Hem özetledin hem topayladın. Yani programın bir çiğ içinde bence çok uygun oldu. Benim ise bazı itirazlarım var ama bir sonraki programda. Peki zaten ııı olacak olan o anlaşılan bir programda bülen somayla ııı konuşacağımız bütün konuları bitirmemizli zaten beklemiyorduk ve fakat bu böyle bir ilk ııı filörtümüz olsun ııı ikinci sezonunda muhakkak başka konularda da yani daha ııı şeye yeni başladık ııı dilin ııı meselesini aslında yeni başlamış olduk. Belki buradan ııı anne baba aile toplum ııı meselerine de son kitabı vesilesiyle ııı başka bir oturumda programda gireriz muhakkak diye tahmin ediyorum. Takat burada kapatmak zorundayız. Bülen somaya konumuz olduğu için çok teşekkür ediyoruz ııı bir sonraki programı. Yeniden bir arada olmak üzere herkesi iyi günler. Hoşçakalın. Teşekkürler sen yor. İyi günler.

Podcast Summary

Key Points:

  1. Program, bilinç ve aklın gelişimini, özellikle doğal dilin ve yapay zekanın etkisiyle insan kavramını ele alıyor.
  2. "Sentient" ve "sapiens" bilincinin ayrılmasıyla, hayvan ve insanlar arasında bir fark ve genişleme ortaya çıkıyor.
  3. Dil, insanın kavramsal gelişimini ve kültürel yapıyı şekillendirdiği için, dil öncesi bir kültür düşünülemez.
  4. Maymunlar gibi hayvanlar, belirli leksikon ve sentaks sistemleriyle iletişim kurabiliyor, ancak bu sistemlerin gelişmiş bir düşünce diliyle ilişkisi yoktur.
  5. Fodor’un "düşünce dil" teorisi, bilinç dışı düşünceyi dille ifade edebileceğini savunuyor, ancak bu teori modern felsefede tartışmalı.
  6. İnsan bebeğinin ilk günlerinde anne sesine tepki vermesi, dilin evrim sürecinde temel bir rol oynadığını gösteriyor.
  7. Dil, düşünceyle birleşmeden önce bir iletişim aracı olarak işlev görür, sonra bu iki süreç birleştirilerek kognitif gelişim başlar.
  8. Uzayda başka akıllı varlıkların varlığına dair kesin bilgi yok, ancak bu konuda bilgi ve iletişim sınırlarının varlığı dikkat çekiyor.

Summary:

Program, insanın bilincinin ve aklının gelişimini, doğal dilin etkisiyle nasıl şekillendiğini ele alıyor. "Sentient" bilincin (canlıların paylaştığı bilinç) ve "sapiens" bilincin (insanın düşünce, karar ve dil mekanizmaları olan) ayrımını vurguluyor. Bu süreçte, dilin sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda kavramsal, kültürel ve kognitif gelişimin temelini oluşturduğu belirtiliyor.

Maymunlar gibi hayvanların belirli ses işaretleriyle iletişim kurabildiği, ancak bu işaretlerin düşüncenin dilini yansıtmadığı görülmekte. Fodor’un "düşünce dili" teorisi, bilinç dışı düşünceyi dille ifade edebileceğini öne sürerken, bu görüşün tartışmalı olduğu anlatılıyor. İnsan bebeğinin annesinin sesine tepki vermesi, dilin evrim sürecinin başlangıcı olarak gösteriliyor.

Ayrıca, yapay zeka ve uzayda başka akıllı varlıkların varlığına dair kesin bilgi yok, ancak dil ve bilinç arasındaki ilişki, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriliyor. Program, bilinç ve dilin gelişimini birlikte ele alarak, kavramsal derinliği ve toplumsal etkilerini açıklayan bir analiz sunuyor. Bu süreç, insanın yalnızca doğa yasalarına değil, kendi iç dünyasına da nasıl bir yapı kazandığını vurguluyor.

FAQs

Beyinden bilinci, bilinç ve düşünce ile ilgili temel kavramları anlatan bir felsefi yaklaşım. Aklı başında konuşmalar ise bu konuları derinlemesine tartışan bir programdır.

Sentient bilinc, doğada çeşitli canlılarda ortak olan temel bilinç seviyesidir. Sapient bilinc ise insanlar için özgü olan, düşünme, karar alma ve dil gelişimiyle oluşan ileri düzey bir bilinçtedir.

Doğal dil, insanlar arasındaki iletişim ve kültür üretme sürecinde temel bir rol oynadı. Dilin gelişmesi, düşünce sistemlerinin gelişmesini ve bireylerin topluluk içinde birbirlerine anlam sağlayabilmesini sağladı.

Yapay zeka, insan aklının ilerisinde olabileceği bir konudur. Ancak bu konuda kesin bir bilgi yoktur. Programda bu konu tartışılırken, yapay zeka ile insan aklının farklılıklarının nasıl olduğunu gündeme getirilmiştir.

Uzayda akıllı varlık var mı? Şu anki bilgilerle bu soruya net bir cevap verilemiyor. Uzaylıların varlığına dair bilimsel kanıt yoktur, ancak bu konu felsefi olarak tartışılır.

Dilin gelişmesi olmadan insanlar bazı temel düzeyde düşünme yeteneği olabilir. Ancak bu düşünceyi ifade edebilmek ve anlamlandırmak için dil gerekli olmaktadır.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.