Go back

Beş Kişi

35m 26s

Beş Kişi

Herman Roşak'ın merekkep testi, insanların duyu ve hatıra etkileriyle kendi yaşantılarını bir şeye benzetme eğilimlerini ortaya koyar. Bu süreç, bireyin kendi yaşamına nasıl uyum sağladığına dair bir farkındalık yaratır. Bu bölüm, hayatın önemli noktalarını şekillendiren beş kişiyi anlatır: biri, çocukluk döneminde karşılaştığımız ilk dönüşüm olgusu olan; ikincisi, bireyin hayatındaki en büyük kaybı olan; üçüncüsü, teknoloji ve medya içinde gelişen yeni dönemlerin etkisini yansıtan; dördüncüsü, eğitim sisteminin iç yapısına dair deneyimlerle tanıtılan; beşinci ise, bireyin yaşadığı her değişime karşı çıkan bir referans. Bu beş kişi, bireyin gelişiminde önemli rol oynar ve hayatını dönüştürür. "Arkadaş", "dost" ve "rehber" gibi kavramlar, sosyal ilişkilerin nasıl kurulduğu ve nasıl etkilediği konusunda ayrıntılı bir açıklama sunar. Bu bölüm, her biri farklı ama birbirine bağlı olmayan insanlarla yaşanan süreçleri, bireyin hayatı içindeki yeriyle ilişkilendirir. Bu süreç, yalnızca bir kişilere özgü değil, herkesin hayatında benzer bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bireyler, yaşamın her aşamasında faydalı olmak isterler, ancak bu, sadece bir ihtiyaç değil, hayatın anlamını ve değerini oluşturur. Bu bölüm, bireyin kendi hayatında geçirdiği dönüm noktalarına dair derin bir farkındalık sağlar. İnsanlara faydalı olmak, kolay değildir, ancak bu, her zaman mümkün olur ve her bireyin hayatında bir insanın etkisini hissetmesiyle olur. Bu olguda, bireylerin birbirlerine nasıl dokunabileceğini, ne kadar önemli olduğunu ve bu etkilerin hayatın içine nasıl girdiğini gözlemlemek, bu bölümün temel amacıdır.

Transcription

3921 Words, 27743 Characters

Turkish
[MÜZİK ÇALIYOR] Beni kategorisi etme başlıklı bir bölümde Herman Roşak'tan bahsetmiştim. Çocukluğunda eli yüzü üstü, başı sürekli merekkeptakıntısı yüzünden boyandığı için arkadaşlar ona klaks dermiş yani merekkeplekesim. Üniversitede psikatri eğitimi alan Roşak tutkusu tüm dünyayı ayırsın. Herkesin zihni de kendi gibi lekelensin diye 1921 yılında ve şu Roşak'tesini geliştirmiş. Tartışmalı fakat yaygım bir yöntemeyim, karşınızda da çıkmıştır böyle raskere damlatılmış merekkep bekesinin simetrik şekildi, katlanmış bir kağıt da çıkardı, şekil. Yani baktığında ve size çağırıştıkları sorulur. Bu neye benziyor? Size gösterilen şekil esansen bir şeye benziysin diye oluşturulmamıştır fakat duyu sall durumunuz gibi hatıralarınız gibi etkenler zihniniz on hepsini bir şeye benzetiverir. Verdiğiniz yanıtlar da gözemci için sizin hakkınızdaki izinimi oluşturur. Bu konu neden tekrar döndüğüme gelince, birçok farklı vesileyle aklıma Roşak'ın bu testi geliyor. Bir şey merak edip kafamda takıyorum ya da örneğin bu yayında bir şey deyim mi istiyorum? Karşıma sürekli o konuyla ilgili bilgiler kaynaklar, olaylar ve insanlar çıkıyor. Bir makale, bir kitap, bir olay, bir uzman, bir keşif artık her neyse. Algada seçicilik diyebilirsiniz. Demeyin ya, demeyin. Bir şey de mucizeden sayın kardeşim. Cenab-ı Rabbimiz'in lütfü deyin, ihsanı, rahmeti deyin, evren tüm imkanlarıyla sana çalışmış deyin. Saç sıra alakçaklanılan enerjakmış deyin ya da ne derseniz deyin işte. Size beş kişiden bahsedeceğim. Dört de olabilir değil dedi ama ben beş kişiden bahsedeceğim. Hayatımı değiştiren beni ben yapan ve hiç doğuma salardı. Yolları benimle hiç kesiş meseydi ve tam o gün, tam oz an, tam o saatte, tam o şeyleri yapmamış. O sözleri bana söylememiş olsalardı. Yaşamın beni ben başka bir noktaya savuracağı beş kişim. İsimlerini anayım midiye çok düşündüm. İsterler midi emin olamadım. Hayatımdan o kadar çok insan geçtik ki hiç isim vermesemde kulağıma çalınan herkes galiba benden bahsediyor dese. Böylece kimseye gücendirmesem dışarıda bırakmasam diye düşündüm. Sonra gerektiği gereksiz her şeyde bu kadar çok şeyi düşünüp yapmak istediklerimin yarısını bile yapamadığım aklıma geldi. Baş ver ya dedim. Bu seferde eksik kalsın. Diyeceğim o ki bu bölüm, diğer her bölümden daha kişisel. Fakat kişisel olan anlatacakların değil. İçinde mutlaka kendi hayatınızdan parçalar bulacaksınız. Anacığım ilk kişiliklerin başka isimlerde ve suur etlerde belki kendi hayatınızıza da girdiğini göreceksiniz. Bazılarımız onları görüyor, bazılarımız gözden kaçırıyor. Hatta görmezden geliyor. Ama herkesin hayatında o hayata anlam kazandıram bir avuçta olsa insan oluyor. Yapıp yapmamak konusunda epey tereddüt ettiğim ve muhtemelen haddini aşan yaşam referinin en uzun süreli bu bölümünün alacı. İşte bu farkındadığı tetik diyebilmek. Çevriye, olaylara ve insanlara başka bir gözle bakmak konusunda sizi kışkırtmak ve içte sürpriz olmayan bir başlangıçla. Evet tabii ki kavramlar sözlüğüne başlayacağız. Ama hani soyut kavramlardan çok çok bahsedeceğim. İçin burada sadece üç kavramı değineceğim bu bölümde. Arkadaş dost ve rehber. Aslında başka diğer bölümlerde de dolaylı olarak anlığımız konular şimdi. Arkadaş Türkçe çok da anlaşılır. Arkadaş yol taş gibi yani. Arkamızı sırtımızı dayadığımız işte arkamızı döndüğümüz. Daha doğrusu arkamızı dönebildiğimiz sırtımızı verdiğimiz anacığım. İngilizce de vardır ya o açmaya bak diye insanın sırtını kime döndüğü önemlidir. Kendini kime emanet ettiğiniyle bir çekildi anlatır. Tabii bu öz Türkçe tabirin bir başka karşılığı da diğer bir dilinden Türkçe'ye geçmiş karşılığı da dost. Ama arkadaş başka dost başka diyoruz değil mi o da ilginç. Türkçe'yi kurumuş sözü arkadaşı birbirilerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri. Hatta yol taş diye anlatıyor. Oysaki yol taş mesela bizde arkadaştan farklıydı mı? Siyasi sol siyaseti dair bir kavramdır. Nedense onlara hak görülmüş. Hani şey gibi halk millet ulus gibi kavramlar var ya özünde aynı şeyi anlatıyor gibi. Ama birini o taraf söylüyor, birini bu taraf söylüyor, birini işte halk eğitim verkizi var. Birisinin işte millet bahçesi var falan gibi. Neyse bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri. Refik yaren demek arkadaş. Dost fascam. O da arkadaş yar anlamına geliyor ama işte dediğim gibi yine de ayrılıyor. Biz sanki böyle arkadaşı giriş seviye tanıdık arkadaş dost gibi bir kademeleri ayırıyoruz. Sürptüğü kurumu dostu sebilen güvenilen gönül taş iyi anlaşılan kimse yar ve düşman karşıya olarak tanınıyor. Bir de son olarak rehber kavramlar rehber de farsçadan dilimize geçmiş yol gösteren kılavuz anlamına geliyor. Ama o da ilginç bir şekilde mesela rehber ve kılavuzu farklı kullanıyoruz değil mi mesela kullanım kılavuzu var. Böyle bir tabir ve kullanım rehberi demiyoruz. Tur rehberi diyoruz ama değil mi? Tur kılavuzu demiyoruz ama ilginç. Tütlü kurumu birinin mecazden birinin doğruyu bulmasına yardımcı olan yol gösteren kimse veya şey veya deliliyor rehber için. Yani tam da bizim mesle de birinin doğruyu bulmasına yardımcı olan yol gösteren kimse veya şey veya delil. İşte kavramlar sözümüz böyleydi. O zaman hadi başlayalım neymişlerdi misin? En başta alakasız gibi görünem bir ayrıntıyla konuyor gireyim. 94 yılından bu yanağı hayatın medyasektöründe bugünkü popüler tabiriyle içeri küreterek kazanıyorum. Gazetelerde dergilerde, sitelerde yazıyorum. Hazırladığım programlarda mikrofon ya da kamera karşısında konuşuyorum. Bunları hazırlanırken ya da sunarken aklımda hep aynı soru dönüp duruyor. Acaba okunacak mı? Acaba izlenecek mi? Acaba dinleyecek mi? Polittim halleri arttıracak bazı teknikler var elbette. Ama onlara yastanmaktı bir kişi teslimiyet gibi geliyor. İnsanın gücüne gidiyor. Daha çok izlensin diye bir konuyu daha kısa tutmak. İnsanlar sıkılmasın diye telaşçında anlatmak anlam yaratacak şey değil de ilginyorecek şeyi konuşmak bana hiç zerre kadar keyif vermiyor. Bazen de kendimi şöyle otuyorum. İnsan dediğin ona kıyamete dek rehberlik edeceğini da eden ve kutsal bellediği kitabını bile okunmamış bir bağırlık. Senin gazete yazını, podcast diye inanı, oyunu buyunu okumasını dinlemesini izlemesini beklemek. Ne büyük bir ki bir değil mi? Ne tuhaf düşününce böyle. Evet, konuyu kutsal bir kitabı bağlayacağım. Kur'an'da asaba keyif, cülkar neyin gibi bir takım böyle gizemli, ezotelik anlatılar var. Bunlardan biri ismi anılmayan ayrıcalıklı bir kul. Yine kez soresinde geçiyor. Musa Peygamber'in karşılaştığı gizemli, esrar en giz bir karakter. Öyle gizemli ki ismi dahi paylaşılmamış. Başka hiçbir insana verilmemiş yetkileri tanımmamış izinleri var. O kadar üstü kapalı anlatılmış ki, ulema bile bu Peygamber yoksa veliğimi şu güne de içinden çıkamamış. Fakat güncel yaşamda bir karşılığı var, üstelik islamiyet hastı değil. Hızır diyoruz ona. Hani şu her dara düştüğümüzde yetişen yol gösteren şifasından bereket getiren hızır. Zaman da yolculuk eden, her sualete bürünebilen ve her şeye gücü ve yetkisi olan o sırada işi varlık. Tevrat da, Grekmiterhojisinde, hindufokloruinde, her yerde kavşımıza çıkan her hıdır ellez bayramında. Belki de hiç bilmeden anlığımız, yad ettiğimiz hızır. Hızır kökünü, araçada yeşillik yaş, taze meyve sebezi anlamına gelen bir sözcükten alıyor. Popüler kültürü de yatsınmış ya da ben. İşte Roşet testi gibi bir okuma ile öyle olduğunu sanıyorum. İngiliz köklerine bilim kurgu kahramanı, Dr. Huudan bahsediyorum. Tardis adni makinesiyle, zamanda yolculuk yapan, herkesin derdine koşan ve sorunları çözen o meşhur karakter. Belki de bu kadin ve evrensel karakter yüzünden en zor, en üvretsiz, en beklem medikan da bir suurete bir ünmüş halde karşımıza çıkan. Doğrudan ya da dolaylı bir müydaileyle derdimizi çözenlere hızır gibi yetiştiliyoruz. Ben de bu olgunun kendi ayağı. hayatımdaki mecazi karşılıklarından bahsedeceğim. Siz de kendi hayatınızdakileri fark edin ya da fark ederseniz ya da denk gelirsiniz. Görmezden gelip onları yüz çevirmeyin diye. Hayatımı değiştiren ilk kişi duym, adil parlak. Üstelik bir de değil, iki kere. Belki de iki yüz yirmi iki kere. Ama ikisinden adım gibi imin. Okuma yazmayı çok erken yaşlı öğrendim. Evimizde küçük bir kitaplık vardı, hemen gecik çıkandım. Güm buyur sokaklarda ve apartmanlarda dolaşıp çöpe atılan kitap ve dergileri aradım. Özellikle okullar tatile girdiğinde kapı önleri ders kitaplarıyla dolar da evsini toplardım. Hep sinin son dura benim yatağımın kenara olurdum. Dayım hafta da bir o zamanlar bizi ziyarete gelirdim. Bu kitaplara dergileri okumaya ilgimi görünce beni doğan kardeş dergisini abone yaptı. Adını yapı kredi bankasının kurucularından kağzım taş kendini oğlu doğandan aldığını çok yıllar sonra öğrendim. İsviçle de yatılı okurken çı altında kalarak ölmüştü doğan. İsmi daha sonra İstanbul'un Galata Semtindeki Türkiye'nin en meşhur apartmanında ve doğan kardeş dergisini yaşayacaktı. Benim gibi on binlerce çocuğun kardeşi olmuştu doğan böylece. Beni de onunla dayım tanıştırdı. Böylece çocuk yaşımda azizlesinle muzaffer izgüyle gülten dayı oluyla böyle onlarca isimle tanıştım. Uçan adam süpermenle, ormanlar kırılı tarz anla. Sonra miniyet kardeş dergisi geldi hayatıma yine dayım sayısında. Yalnız koğu boyur etki, tafiye doksan dokuz, yoksa atmış altın mıydım. Uzay mazeraları, bilim kurgu öküleri daha neler neler. Daha ilk okula başlamadan tüm evreni elimde tutmuş, zihni mi yerleştirmiş gibiydim. Doğan kardeş ve min diye çocuk dergileri bana sözcüklerin yazının ve çizgilerin 20-20 gücünü gösterdi. Yaşamda tadacak, biricek ne kadar çok şey olduğunu, dünyanın ne kadim ve mucizi ve insanın bizim bu düzenle ne kadar küçük bir ayrıntı olduğumuzu öğrettim. Okulu aram hiçbir dönem hoş değildim. Arkadaşlarımla uyuşamadım, derslerden keyif alamadım. Ergenlik denen hormonluk, depremiyle birlikte tamam anlamıyla şiraz eden çıktığım bir döneme girdim. Hayatın içinde kaybolmuş, kendi içimi hapsı olmuştum. O dönem, dayım bana bir mektup yazdı. Ve o mektup, beni bir kanca gibi kavrayıp, hayatta olmam gereken yere doğru taşıdı. Yazınlasının üstünden, neredeyse kırk yıl geçtim. Belki size de yol gösterir. Okumak isteyenler için bulugundaki ilgili bir yazın bağlantısında bölüm notlarını ekleyeceğim mutlaka. Mektup bir akrabağımızı örnek vererek başlıyor ama ben burada tahmin edeceğini sebeplerle ismini anlayacağım. Hala her okudumda gözlerim doluyu ağılıyorum. Alamaktan utanmıyorum, bana insan olduğum hatırlatıyor ama hani öyle bir şey olursa da mazur göründüğüm yani çünkü bu satırların burada bahsede geçen her şeyin yani derinliğini de bildiğim için ben de ailej atınlıyor. Ama eminim size de geçecek. Ha, niye mektup gözü? Çünkü artık o kadar şiraz eden çıkmışım, o kadar arlamaz, ustalmaz bir hale gelmişim ki en son annem ve babamda beni evde bırakmışlar, tek başıma kalmışım. Hani bir nevi, tek başına kal, her madem her şeyi çok iyi biliyorsun. Ne halim varsa göre gelmiş olay, ben bir başımayim, küçücük bir çocuğum ve dünyada her şeyi çok iyi bildiğimi zannediyorum. Dünyanın en aptal anne, baba ve afrabalarına sahip olduğuma eminim ve dünyayı değiştirmeyi düşünüyorum, o sırada bu mektup enime geçiyorum. Ve okuyorum. Serdarcığım, falancı akrabalamız babasının gittiği yolu takip etti ve bugün toplumda çok saygın başarılı ve paralı bir meslek sahibi oldu. Ben ise bu yaşta, yok İzmir, yok İstanbul, ekmek parası peşinde sürnüp duruyorum. Arkadaşlarımın genel müdür, bakan, müsteşar veya milyarlık iş adamları olduğunu görüyorum. Ben ise doğmuş kuyruklarında itişek akışa, her gün biraz daha kişiliğimden ve insanlığımdan bir şeyler kaybedip, tabirca ise sürünüyorum. Serdar bunları sana niye anlatıyorum biliyor musun? Senin çok başarını biri olmanı ve benim çektiğim şu yokluk ve acıların hiçbirini çekmemeni istiyorum. Şu yıllarda çekeceğim biraz sıkıntı, geleceğini garanti altını alacak ve seni Türkiye'de hatta dış ülkelerde başarıdan başarıya koşan bir haline getirecektir. İnan o günler çok uzak değil. Biraz gayret edip, o fedakara babam ve anneni üzmeden toplumun kuralları dışına çıkmadan, sana ters gelse de bizim istediğimiz gibi olsan her şeyimizde yanında oluruz. Aman ha, kavga, kumar, hırsızlık, içki, uyuşturucu gibi şeylerden uzak yaşam. Öğrenciliğimde 24 saatlik ilk göz altımda, polisin ne büyük ve ne acımasız bir güç olduğunu, ne zahretteki 40-50 kişinin nasıl yırtıcı hayvanlar gibi birbirine ezdiğini görüp yüce Allah'a beni bir daha oralara düşürmemesi için dua ettim. Büyüklerimi dinleme önün cezasını bugün 1000 lira evine muhtaj olarak yaşamakluyduyu diyorum. Annemi cahil görmüş, yalvararak karşı çıkmasına rağmen tofaştan istifa etmiştim. Aradan 20 yıl geçti, hâlâ içim yanıyor. Annemi dinleseydim, bugün iyi bir maaşım, şoförlü bir aracım olacaktı. Kalan arkadaşlarının hepsinin evleri, arabaları, yazlıkları var, gelecekleri güven içinde. Ben ise gece kondu bölgelerinin ucuz minibüsleri içinde itire kalkıla, aylık ölmeyecek kadar bir gelinle yaşamaya çalışıyorum. Serdarcım, hayat çok uzun değil, bir de bakıyorsun yıllar geçip gitmiş. Bugün arkadaş değil peşine düştüğün kimseler, yüksek mevkidere tırmamış, iş güç sahibi olmuş, iyi evlilikler yapmışlar. 3-5 yıllık sıkıntıları göze alamayanlar ise onların emrinde çalışanlar olacaklardır, bu kural hiç değişmez. Aman Serdar, sen o birincilerin arasında ol, oğul ki hayatın ne kadar güzel olduğunu göresin. Oğul ki kendine ve etrafına faydalı olasın, oğul ki tıpkı iyi bakımlı ve fiydan gibi gelişerek giyminle, oturmanla, kalkmanla davranışlarınla etrafına örnek olasın. Akrabalarımız ve dostlarımız birinden bahsederken Serdar gibi değsin. Arkadaşların günde 10 bin lira aracı yolabilir. Bizim imkanımız bu kadar deyip kendine ayrı bir yolçiz, onlardan uzaklaş, mütawazı ol. İyi bir meslek edinmeye çalış, sıkıntılar içinde büyümüş, yokluğun ilgisizliğin içinde yaşamış anne ve babanı ne olur üzme. Serdarcığım, tekrar ediyorum ömür çok kısa, fırsat dediğimiz talihin kuşunu bir kez kaçırırsan, ikinci sınık bir vatandaş olarak onun bunun kapısında, başkalarının hayatlarına imre nerek yaşarsın. Ne olur bizleri üzme ve imkanlarımızı ölçüsünde her sıkıntında yanında olacağımıza inan. Şunu da unutma, eğer Allah korusun, başarısız olursan düşersen hiçbir Allah'ın kulu sana neyin var demez. Ben seninle övümmek, iftar etmek, yeğenim Serdar şöyle başarılı, böyle mevkilerde demek ihtiyacını hissediyorum, gözlerinden öpüyorum. Cihun'um dayım, ben de senin gözlerinden öpüyorum. Hayatım boyunca dayım ile böyle sayısız kesişim yaşadık. Fakat bu iki ayrıntı olmasaydı eğer, bugün sizinle yollarımız muhtemelen hiç kesişmeyecektim. Bu mektu bunu yarılarına rağmen birçok şey yaşadım. Çocuklarımın önünde biletlerime kelepçeyi burdular, demir parmaklıklar arasında insan demeye bile dilimin varmayacağı yırtıcı hayvan misali kişilerle ben zaman geçirdim. Çok kavgalar ettim, çok dayak attım, çok sopa yedim, dost bildiklerimin hiç bir şeyim olmadığını öğrendim. Yaşadığım her olay, beni bul satırlara biraz daha yaklaştırdı. Zamanla piştim. Aynen dayımın bahsettiği gibi hayatın ne kadar güzel olduğunu fark ettim. Kendine ve etrafına faydalı olmanın keyfini tattım, giyiminle, kuşamınla, oturmanla, kalkmanla ve davranışlarınla, başkalarını örnek olabileceğimi öğrendim. "Ara da konuşuyoruz, seninle iftar ediyorum." diyor dayım. O anlarda hayatta beni daha mutlu edebilecek, başka çok az şey olduğunu düşünüyorum. İkinci kahramanım, iyi koku öğretmenlerimden birim, kader, kaplan. Yeşi köy, arif şener iyi kokulunu emek tarlarından. Ama öncesinde çok kısa da olsa benim çocukluğumun eğitim sistemine dair birkaç ayrıntı paylaşmam gerekiyor. Bizim zamanımızda önlük diye bir. bir şey vardı. Bir sene öylence bir sene sabahçı olarak okur ve okula yürüyerek giderdik. Hepimizin boyunundaki iptan bir koriyonun içinde evinizin anahtarları olurdu. Her gün saç ve tırnak kontrolü yapılır. İki parmakta uzun erkeklerin saçı okula daha girmeden müdür tarafından makasla kesidir. Ya da doğrudan okula alınmayın. Ber veriyor olanırdı. Her öyle tane füsünde evden beslenme çantası ile getirdiğimiz yumurta, peynir, domates ve ekmeği yardık ve dayak denilen şey eğitim sisteminin doğal bir parçasıydı. Üstelik gayette faydalıydı. Bazen bugünkü eğitim sisteminin en büyük eksikliğinin dayak yoksunduğunu düşünüyorum. Böyle vakti yerinde ve oranı iyi tutturulmuş bir tokat bizi derhal bir kendimize getirdi. Bir de sırada yağdenen bir ritual vardı. Hepimiz yan yana sıraya dizilip avcımıza inecek metrelik, tahtalı, cetveli beklerdik korku içinde. Bunu gerektiren buna sebebi olan olayı sorumlusu genellikle ben olduğum için ilk sırada da hep ben olurdum ki en kuvvetle bana vurulsun diye. O dönemki veriyor ki toplantılarında ebeveyinler sınıfı alınır ve herkesin değerlendirmesi herkesin içinde topluca yapılırdı. Bizim için büyük bir gerilim kaynağıydı. Önce tüm ve diğiler beni öğretmene ve anne babama şikâyet eder. Sonra sınıfı öğretmenimiz, anne ve babama öldürücü darbeyi indirirde. Veli toplantılarının akşamları fena, fena gerilimle olurdum. Bir gün kader hanım sınıfı kümeler ayıracağını söyledi. Hiç birimiz için bir şey fade etmiyordu. Anlamadık. Hep birlikte sıraları o geneleksel gücandan koparıp kare şekline getirdik. Sanıyorum altı kare çıkmıştı. Sonra hepimiz kader hanımın uygun gördüğü kümere, yani karelere dağıtıldık. Her şey bittiğinde bildiğin hiçbir şey fark ettim. Zengin çocukları hemen orun karşısındaki kümede toplanmıştım. Hemen arkasında da notu iyi o olan çalışkanlar yer alıyordu. Onun yanında ise benim de bulunduğum kümeler vardı. Ben Aleks Nubar, Yasin, Antoine, Girol, Güngar ve adını hatırlayamadım. Birkaç kişiler hiç kız yok muydu ya bizim kümeler? Hatırlanıyorum. Var, olmalı. Neyse kapıyı yakın en son kümenin kapıcı çocukları olduğunu fark ettim. Çok rahsız olduğumu hatırlıyorum. Öyle ayrılana dek onlar. Hiçbirimiz onların bu özelliğini düşünmemiştik. Farkına bile varmamıştık. Kapıcıların çocuklarını, çalıştıkları apartman sakinlerinin çocukları ile aynı okulu ve sınıfta okutabildikleri, o güzel yıllar sonra heriyordu belli ki. Bizim kümenin ortak paylası neydi bilmiyorum. Orta halliler, meyamur çocukları mıydı? Olamaz. Yoksa zeki ama çalışmıyor, türvarlıklar mıydık çözemiyorum, bilemiyorum. Sonra bir gün kader Hanım, sınıftan üç kişi seçileceğini söyledi. Çok iyi bir özel öğretmen olmuştu ve onları özel olarak sınavı hazırlayacaktı. İlk iki isim tabii ki birinci kümeden çıkmıştı, sürpriz değildi. Ama üçüncü isimde sınıftan bir uğultu yükseldi. Serdar kuzu da oldu. O yaşamadık. Hiçbir şeyin beni o derni şaşırdığını hatırlamıyorum. Gözlerim kaldı böyle şaka gibiydi. Devamında kader Hanım ile aramızda bambaşka bir ilişki başladı. Bana kompozisyonlar yazdırıyor, bütün sınıfı okutuyordum. Özel günlerdeki okul terrenlerinde mikrofonu hep benim elimdeydim. Mandolun kursunun en başarılı üyesi koronu yıldızıydım. Gazet okuma hastalarımı fark etmiş ve sınıf gazetesini bana emanet etmişti. Her hafta canla başla. Neredeyse benden başka kimsenin umursamadığı, kimsenin okumadığı o gazeti hazırlıyordum, deliler gibi çalışarak. Dünyanın en mutlu öğrencisi bendim artık. Kadere öğretmen birkaç am neyle kaderimi değiştirmişti anlayacağınız. İçimdeki öfkenin kaynağını bulmuş. İçimi yakmasın diye dışarı akıtır. Faydalı bir şeylere yönelmesini anlamıştım. Mesleğimi de seçmişti müsteri. Gazeteci olacaktım. Ne yazık ki iyi kokul bitti ve kader hanım ile yollarımız ailelde. Her şey bervahı tonmuştu. Sürekli disiplin cezaları alıyor, sürekli okullardan atılıyordum. Daha da büyük bir boşlu ay varlanmıştım. Üniversiteye başlamış mıydım, yoksa hazırlanıyor muydum, tam hatırlamıyorum. Bir gün odamdan çıktığında böyle geniş bir aile toplantısında ben neyi ilgili konuşulduğunu duydum. Amcam. Fikret kuzul oldu. Yahu delirdiniz mi? Ne işe var bu çocuğun onun yanında gibi bir şeyler söylüyordu. Beni görünce herkes sustu. Sordum, sorularım da fayda etmedi. Amcam evden çıkarken ben yarın arkadaşıma soracağım dedi. Çok soru öğrendim ki bir balte hesap olamayacağıma ikna olan aile hikayeti. Beni bir hemşeremizin yanında işi sokmaya karar vermiş. Bahsediden kişinin oğlunu tanıyordum. Okul ve servis arkadaşımda aynı sınıftayı hemşerilik de vardı ama babasını tanımıyordum. Karlı bir İstanbul sabahında amcam beni siyasal bir giler fakültesinden bir arkadaşının yanına götürdü. Bir gazete çıkarmaya hazırlanıyorlardı. Bu çocuk iyidir, iki dil bilir, kalemi sağlamdır, okumayı sağlamayı sever çalışkandır dedi. Gelsin başlasın bakalım dediğim emettin masum. En büyük hayalim gerçek olmuştu. Üstelik en olmadığım şekilde en olmadığım zamanda artık gazeteciydim. Seneler sonra gazete de o arkadaşının babasının haberini ellerimle yazdım. Akşam yirmiği için eve dönerken makinalı tüfeklerle delik deşik edilmiştim. Yazı işlerinde fotoğraflara vaktim. Çoğu gazeteye basılacak türden değil de. Susurlu kazan sonrasında onu boranların özel hareket polisleri olduğu ortaya çıktım. Gizli bir operasyon de. Başsağılığı için adışım olan oğlunuz yerete gittiğimde nasıl bir uçurumun kenarından döndüğümü gördüm. O akşam ki aile sohbetinde amcamı olmasaydı. Bugün ben kimdim. Nerede idim diye düşündüm. Gazeteci diye o kadar çok sevdiğim ki eve gitmez oldum. Gazete binahsında yaşıyordum desem yeridir. Fakat bir andan da o güne de hiç görmediğim kadar zulüm çekiyordum. Hani şu bugünlerde mobin dediklerinden. Herkes beni Mehmet Bey'in adamı sandığı için kovamıyor ama yılıp ayrılmam içinde aklı gelmedik eziyetler yapıyordu. Oysa kadro'ya geçtim. 8 ay geçmesine rağmen bir maaşım bile yoktu maaş almıyordum. Teknik olarak orada çalışmıyordum anlayacağınız ama yılmadığım matba bölümüne bağlanan bodrum katı koruyduğurunda bir boşluk keşfetmiştim. Arada gidip orada dişlerimi sıkıf sinirlen ağlıyordum, ağlıyordum sonra kendime gelip tekrar işe koyuyordum. Bir gün Mehmet Bey yanıma geldi. Serdar anlatmak kim memnun musun? İşte maaşdan dedim. Maaş almıyorum ki Mehmet Bey dedim. Gözlerimi yedi. Müdürümüzü çağırdı. Dedi ki bu çocuğa maaş malı. Müdür de şaşırdı. Oğlum niye söylemesi maaş almadığını diye sordu odasında. Bir şey diyemedim ama benden üstü parayı steseler bulup buluşturur verirdim. Hayatımın hayalini, hayatım şekillendiren insanlar arasında yaşıyordum. Para bir şekilde kazanılırdı nasıl olsa. Artık maaşı vardı fakat zulüm bitmemiştim. Bu olay sayesinde Mehmet Bey'in aslında benle özel bir ilişkisi olmadığını anlayan o çakallar sülüsü tüm gücünü üstüme çullanmıştı artık. Bir akşam üstü yazı işlerini girdiğimde gazetemizin akşam sorumlusu cengiz sar aç. Yok ya o çocukta iş var benim yanıma yani siz onu diyordu. Ertesi gün öğrendim ki herkes toplantıda az birliği yapıp bir sürü yalan dolandı benim şikayet etmiş Mehmet Bey'e Mehmet Bey'de kaoğın gitsin o zaman demiş. Tam o sırada döveti devralmak için gelen cengiz abi de bunu duyup itiraz etmiş beni sahiplermiş. İşte böylece gececi oldum. Akşam altı sabah peşme sayısı illaç gibi gelmişti bana. Yavrum benim pravitanım. Cengiz abi hürriyetin yazı işlerinden emektiydi, kurt gibi gazeteciydi. Türkiye'nin en iyileri arasında yetişmişti. Pikajdan kadraja haber koklamadan en az mahalletti arabasını yapmaya kadar her şey hakimde. Onun yanında geçen her dakika neredeyse bir yıla yakın tecrüveye denkti. Üstelik öğretme konusunda muazzam bir sabrı be pecerisi vardı. Hayatımın tartışmasız en güzel dönemini yaşıyordum. Bir akşam cengiz abiye ne biçim bilim teklik sayfamız var ya bize hiç yakışmıyor diye derdi anladım. Çok biliyorsunuz tur sen yaptıydı. Sakin de bir geceydi gündama fiftim. Yattım bir sayfa verdim. Böyle beyaz avuç kağıda baktı baktı. Buralık bir kenara attım. Çok içerledim ama bir ses çıkarmadım. Birkaç gün sonra yanıma geldi. Bundan sonra bilim teklik sayfasını sen yapacaksın serdar dedi. Mer ilk başta gösterdiğimde şımar mühim bir beklentiye girmeyim diye öyle davranmış. Sayfayı alıp Mehmet yanımıza götürmüş. O da beğenmiş. benim işim olur vermiş. Bir kişinin iki dokunuşu ile nelerin değiştiğini görebiliyor musun sayatta? Çok seneler sonra yeni bir yol ayrımında buldum kendimi. Medya şekil değiştiriyordu. İnternetli ilk içerikleri üretenlerden biriydim ama artık geleneksel yapılan içinde bir şeyler yapmanın uzun vadede anlamlı olmayacağı da ortadaydı. Bir grup meslek taşımla yeni bir şeyler yapmaya niyetlenmiş fakat hiç olmadığım şeylerle karşılaşmış, kurduğum işimden de arkadaşlarımdan da olmuştum. Kurumsal hayatım bir okrasisinden dolayı hiçbir şey yapamadığımı görerek dönemin en büyük medya holdinglerinden birindeki yöneticiliğimden de istifa etmiştim. Aynı ay ikisi çocuklarım dünyaya gelmişti, kirada oturuyordu ve beş kuruşum yoktu. Hayatımdaki her şeyi adeta böyle domina taşları gibi birbirinin üstüne devrilmiş yok olmuştu. Bir akşam bir davet aldım. Resine bir davet sanıyordum. Değilmiş. O dönem orsa adlı haklar işkiler şirketini sahibi salim Kadı 5'e git evinde yemeye çağırıyordu. Kittim. Salim'in kabataş sahilindeki o evi ofisinin hemen karşı kapısındaydı. Muhteşem manzaralı bir balkunu daha da muhteşem manzaralı bir terası vardı. Mutfaktaki fırından nefis barık kokuları geliyordu. Yememizi yedikten sonra akşam ilerleyen saatlerinde güzel müzik eştiğinde sohbeti koyulduk. Ona hiçbir şeyden bahsetmemiştim fakat ben de bir şeyler olduğunun farkındaydı. Salon kenarında o özelliğini en sakil parçası olarak duran beyastatlarının başına geçti ve aynen şunu dedi. Şimdi hayatının kâin kısmını planlıyoruz serdar. Afalladım. O günete hayatımda hiçbir şey planlamamıştım. Hele ki bunu böyle bir beyastatada vik vik vik öten gazlık alemme yapmayı aklıma da iyi getirmemiştim. Salim'i çoralı olmadı. "Hadi hocam seni bekliyorum." dedim. O sayas sabahın ilk saatlerine kadar sürdü. Salim kapanışta beyastatlarının başına geçip kaderimde beni bekleyen yolların ve sapakların üstünden geçti tek tek. Ondan soranları bir kâda geçirdi ve elime tutuşturdu. Hayatımın duraklarını biliyordum ama güzel gaktan emin değildim. Rotası işte o akşam çizildi. Bununla ilgili hiçbir sorumluluğu olmayan kendisine hiçbir şey danışmadığım ve kendisinden hiçbir şey beklemediğim salim kadı beşe gün sayesinde. Sonra da öğrendim ki benim gibi nice insanın hayatına benzer şekildi dokunmuş o terastı kimlerin, kimlerin yolları çizilmiş. Ve ben de onlardan biri olmuşum. Ne vik bir ayrıcalık. Ne kadar uzun bir içtirkış oldu diyeyim ama uyarmıştım. O zaman hadi gelin toparlayalım. Ne anlatmaya çalıştım. Bunca hatırağından. Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bu bölüm hayatıma dokunan ve beni ben yapan beş kişiyi veya bende olsa ağırladım. Evet de hayatıma giren ve çıkar insanlar bunlar rastınır mı? Değil bu beş kişiyi sınır mı? Değil fakat olmamaları halinde hayatımda en büyük boşlu oluşturacakların başında işte onlar geliyordu. Bu bölüm öncesinde hiç bir lirine danışmadım. Hiçbirinden izin almadım. Haklarına herhaletsinler bir kere daha söyleyeyim. Peki bu bölümünün yazırladım. Belki de haddini aşan yaşam rehberi serisindeki gayretimin sebebi de budur diye düşünüyorum. Birilerinin hayatını dokunabilmek, anlamlı bir iz bırakabilmek, faydalı olabilmek. Üstelik senden hiçbir beklençisi olmayan, senin de hiçbir şeyi badetmediğin. Karşılığında hiçbir şey talep etmediğin insanlara. Yani belki faydalı olabilmenin en saf, en temiz haliyle. Daha da ötesinde, tüm hatsizliğimde, seninize ekmek istediğim tohum şu. Bazı durumlarda bir insan hiç hesapta yokken bir diğerinin hayatında umulmadık. Kendisini bile inanamayacağı izler bırakabiliyor. Kimi zaman iyi, kimi zaman kötü. Ve belki siz de o insanlaradan birisiniz. Birbirimizden bu kadar koptuğumuz, böylesin eve, bersiz kılavusuz kaldığımız bir dünyada, birbirimizden gayret tutunacak dalımız yok gibi değil mi? İnsanlara faydalı olmak hiç de kolay değil. Ama faydalı olabilecek bir insanın varlığı her zaman önümüzde. O bir insan, her zaman var. Ve doğru zamanda doğru kişiye denk gelen insanların kazandığı mükafatın eşi benzeri yok. Umarım yaşam sizi benim gibi güzel insanlarla karşılaştır. [MÜZİK]

Podcast Summary

Key Points:

  1. Herman Roşak'ın geliştirdiği merekkep testi, zihinlerin doğal olarak benzetmeye yatkınlığını gösterir.
  2. Bu test, bireyin duyu ve hatıra deneyimlerini bir şeye benzetmesiyle, bireyin kendi yaşantısına nasıl yansıdığına dair bir farkındalık yaratır.
  3. Yaşamın önemli noktaları, belirli insanlar sayesinde şekillenir ve bu kişiler, bireyin hayatını dönüştüren temel unsurlardır.
  4. "Arkadaş", "dost" ve "rehber" gibi kavramlar, Türkçe dilinde özgün bir anlam taşıyor ve sosyal ilişkileri anlamlandırmada önemli yer tutar.
  5. Her bireyin hayatı, benzer bir yapıya sahip olmakla birlikte, bu yapıların içeriğindeki farklar, hayatın kişisel yönünü belirler.
  6. Bir kişinin yaşamına dokunan beş kişi, o kişinin hayatını şekillendiren temel unsurlarını yansıtır.
  7. Yaşamın her aşamasında, bireyin faydalı olma arzusu ve diğerlere katkı sağlama isteği, hayatın anlamını güçlendirir.
  8. Bu bölüm, kişisel yaşamı anlatmakla birlikte, herkesin kendi hayatında benzer bir süreç yaşadığını vurgular.

Summary:

Herman Roşak'ın merekkep testi, insanların duyu ve hatıra etkileriyle kendi yaşantılarını bir şeye benzetme eğilimlerini ortaya koyar. Bu süreç, bireyin kendi yaşamına nasıl uyum sağladığına dair bir farkındalık yaratır. Bu bölüm, hayatın önemli noktalarını şekillendiren beş kişiyi anlatır: biri, çocukluk döneminde karşılaştığımız ilk dönüşüm olgusu olan; ikincisi, bireyin hayatındaki en büyük kaybı olan; üçüncüsü, teknoloji ve medya içinde gelişen yeni dönemlerin etkisini yansıtan; dördüncüsü, eğitim sisteminin iç yapısına dair deneyimlerle tanıtılan; beşinci ise, bireyin yaşadığı her değişime karşı çıkan bir referans.

Bu beş kişi, bireyin gelişiminde önemli rol oynar ve hayatını dönüştürür. "Arkadaş", "dost" ve "rehber" gibi kavramlar, sosyal ilişkilerin nasıl kurulduğu ve nasıl etkilediği konusunda ayrıntılı bir açıklama sunar. Bu bölüm, her biri farklı ama birbirine bağlı olmayan insanlarla yaşanan süreçleri, bireyin hayatı içindeki yeriyle ilişkilendirir.

Bu süreç, yalnızca bir kişilere özgü değil, herkesin hayatında benzer bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bireyler, yaşamın her aşamasında faydalı olmak isterler, ancak bu, sadece bir ihtiyaç değil, hayatın anlamını ve değerini oluşturur. Bu bölüm, bireyin kendi hayatında geçirdiği dönüm noktalarına dair derin bir farkındalık sağlar.

İnsanlara faydalı olmak, kolay değildir, ancak bu, her zaman mümkün olur ve her bireyin hayatında bir insanın etkisini hissetmesiyle olur. Bu olguda, bireylerin birbirlerine nasıl dokunabileceğini, ne kadar önemli olduğunu ve bu etkilerin hayatın içine nasıl girdiğini gözlemlemek, bu bölümün temel amacıdır.

FAQs

Roşak testi, bireyin zihninde oluşan hatıralar, duyu süreçleri ve algı biçimleriyle bir şey arasında benzerlik olan bir şeye benzetme eğilimini ölçer. Bu test, bireyin zihinsel yaşamına dair doğrudan bir anlatı ve duygusal bağlantı kurma eğilimini yansıtır.

Arkadaş, birbirimizi dayandıran, sırtımızı dayadığımız bir ilişkiyi ifade eder. Dost, daha derin bir sevgi ve anlayış içeren bir bağdır. Rehber ise bir yol gösterici, doğruyu bulmaya yardımcı olan bir kimse olarak tanımlanır ve bu kavramlar arasında farklılık vardır.

Hızır, hayatımızda bireyin doğru yolu bulma veya bir sorunu çözümleme sürecinde yol gösteren bir sembol olarak karşımıza çıkar. Bu kavram, insanların hayatının önemli dönüm noktalarında kendini gösteren, güçlü bir nitelik taşır.

Dayımın bana yazdığı mektup, beni hayatta bir hedefe yönlendirdi. Bu mektup, beni hayattaki gerçeklikle karşı karşıya bırakmamayı ve yalnızlığımdan kurtulmamı sağladı. Bu, benim hayatımı dönüştüren ilk kişi oldu.

Çocukluk dönemindeki eğitim sürecindeki dayak, disiplin ve sınıfların yer aldığı ortam, bana sadece okul dışı yaşamı değil, aynı zamanda kendi değerlerimi ve yaşam tarzımı şekillendirdi.

Gazetecilik deneyimim, beni bir insan olarak daha farkındalığa ve sorumluluk duygusuna taşıdı. Bu süreç, beni bir yaratıcı, düşünür ve toplumun fikirlerini yansıtan bir kişi olarak yönlendirdi.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.