Go back

2: Bağ kurmak üzerine düşüncelerim ve biten toksik ilişkim

10m 29s

2: Bağ kurmak üzerine düşüncelerim ve biten toksik ilişkim

Bu metin, bağ kurma kavramını kişisel deneyimler ve bilimsel bulgular ışığında ele alan bir podcast bölümünün özetidir. Konuşmacı, hayat boyunca bağ kurma çabasından vazgeçmediğini, düşüp kalkmanın, yaralanmanın ve yola devam etmenin yaşamın doğal bir parçası olduğunu ifade ediyor. Sosyal sinir bilim araştırmalarına atıfta bulunarak, bağ kurma anlarında beynin empati ve ödül merkezlerinin birlikte aktifleştiğini; oksitosin hormonunun güven ve sakinlik hissi verdiğini, dopaminin ise ödül hissi yarattığını anlatıyor. Ancak mutsuzluğun asıl kaynağının bağ kuramamak olduğunu savunuyor. Kendi beş yıllık ilişkisini bitirme sürecinde, karşı tarafın sürekli kendini üstün göstermeye çalıştığını ve bu yüzden gerçek bir bağ kuramadıklarını fark ettiğini söylüyor. Ayrılığın ardından, görülmemenin ve karşılıksız emeğin yarattığı tükenmişliği; yüksek empati sahibi insanlar için bunun kimlik kaybı gibi hissedildiğini aktarıyor. Bugün geldiği noktada, kendi duygularını saklayan, suçlu hissettiren ve egosunu merkeze koyan insanlara kapalı olduğunu; içindeki iyi insan olma kuralını hiç kimseye yıktırmayacağını ve hatalarından ders alarak yola devam edeceğini vurguluyor.

Transcription

1096 Words, 8217 Characters

Turkish
Bağ kurmak üzerine o kadar çok düşük kalktım ki yine de vazgeçmedim yeni bir ilişki yaşamaktan, yeni bir arkadaşlık kurmaktan. Denemekten yanılmaktan çünkü hayat böyle bir yer düşeceğiz, kalkacağız, yaralanacağız, çakırlı tozlu toprak yollardan geçeceğiz. Dağları aşacağız, denizlerde yüzüceğiz, heybamızı yıkları alacağız, yorulduğumuzda güneşleneceğiz, hayatın tadını çıkarıp yükleriye bırakacağız. Sonra başka yıklar, ben olduğumu zannedeceğiz, bahaden, her sekerinde olmadığımızda yüzleşeceğiz, yaşımız kaç olursa olsun bu böyle devam edecek. Dünyaya yaşamaya gelmedik mi, sevmeye, sevilmeye, görülmeye, birbirimizi görelim, dertlerimizi paylaşalım, sorunlarımızı çözelim. Dünyaya bu yüzden kurulmadımı yaşamak için insani bakış açısıyla bakacak olursak, sosyal sinir bilim araştırmaları, bah kurma anlarında, beynin, empati ve ödül merkezlerinin birlikte aktive olduğunu gösteriyormuş. Noro bilimsel olarak da bu karşılıklı, görülme hali, beynin aynen örül sistemi ve ventrometer, profondial cortex biri, empatiyle ilişkili bölgeleri aktive ediyor. Teyvedeyiğimiz bir ile temas ettiğinizde, ya da güvenli bir ilişki içindeyken, oksitesin adı verilen, bağlanma hormonu sanmıyormuş. Oksitosinle, hem sakinleştirici, hem de güven duyguysun pekiştirici etki yaptığı için kaypatışlarını düzenmiyor, sitresi azaltıyor, empatiği arttırıyor. Aynı zamanda, topamın sisteminde devreye sokuyor. Topamın ise, bağ kurmanın ödül hissini yaratıyormuş. Yani birine yakınlık hissettiğimizde, beynimiz tıpkı bir başarı ya da haz ağanında olduğu gibi sürekli topamıyı salgılıyor. Bu nedenle ilişkiler sürdürüvdükçe beyn bu tatmin duyguysunu yeniden abiyom. Peki, mutsuzluğumuzun en büyük sadebi, bu olabilir mi? Bağ kuramamak. Ben ne zaman içten birine? Bu konuda elimden bir şey gelmiyor. İnsanım desen karşı sırrı hep bana ben de şu konuda bir şeyler yapamıyorum. Demek yerine, kendisinin çok daha iyi olduğu konulardan bahsedip, bak ben böyle yapıyorum, sen de öyle yaptıyor. Ya da bu daha ne ki, sen dehaneler göreceksin gibi, cümleler kuruyor. Ve bu bana hiç gerçek bağ gibi gelmiyor. Yani kişi kendisine üstün göstermeye çalışıp, kendisini tatmin etmek üzerine hep bir ilişki kurmak istiyor. Halbuki, kabak gibi, o da ortada. Geçenlerle seda dedim kendi kendime, en son ne zaman içten biriyle gardalmadan sohbet edebilirdim. Hiç edememiş. Yıllarca böyle sürük gibi. Kalbim kırılmış, arkadaşlarıma çözüm bulmaktan, acılarını dindirmekten anlamaya çalışmaktan, ailemi sorunlarına koşmaktan sadece dinlemiş. Bir de eşlik etmişim, öfkelenmişim, öfkelenmişim, kırılmışim, durduysa durmuşum. Ama kendime gelince hiç bana sıra gelmiş. Bu ihtiyacım üzerine hiç düşünmemişim bile. Yakın zamanlarda beş senelik uzun ilişkimi bitirdim ben. İnsan ilişkisinin içindeyken, görülmediğini fark edemiyor. Çıktıktan sonra anlayabiliyor iyice derdini ne olduğunu giderken bile ben suçlu oldum. İnsan neden giderken suçlu olur, neden insana suçlu hissettiler. Aylarca derdim anlatmaya çalıştığım. Bunlar bunlar varsa ben yokum dediğim ilişkide. Aynı şeyler tekrar ediyorsa bitirmem en doğal olanı. Çevremdeki insanlar şöyle söylüyor. Bir insan neyse olur değiştirmeye çalışma, kilişesine inanıyor. Ama insan değişik dönüşebilen bir canlı. O yüzden ben bunu inanmıyorum. İsterse değişir şimdi. Her ilişkin bittiğinde ben çok farklı bir insan oldum. Her seferinde büyüdüm. Geliştim, öğrendiklerimden deneyimler edindim. O yüzden artık benim kafamda şu oluştum. Hayır, değişmek ve gelişmek isteyen insanlar sadece ilişkilerini yürtebiliyor. Birbirine eşlik eden insanlar, birbirini görebilen insanlar. O neyse, o dur dediğimiz kişi bağı kuramıyor aslında. Bağı kurmak de onu da bilmiyor. Öyle duruyor, takılıyor, kapısına göre, günün sonunda çıkar ilişkisi kurulmuş. Hiçbir ilişkide bulup getirmiyor. Prenses, masallar da sadece masallar da. Denk olma kavramı da benim için çok daha nefak kalktı. Artık günümüz dünyasında bir kişinin üniversite meyazunu olması eşit miktarda para kazanıyor olmamız. Bunlara inancım o kadar sıfırlandık ki benim artık. Çünkü gerçekten de böyle bir ilişkiyi bitirdim. Asıl ilişki, inmanlarımızı, statülerimizi, bir kenara bıraktığımız, birbirimizi iki insan olarak destek olabildiğimiz ilişkiler. Farklı yönlere bakarken bile yan yana kalabildiğimiz. Farklılıklarımızı kabul edebildiğimiz. Alanın açarken iki insan da o ilişki içinde olmasını izin verdiğimiz ilişkiler türüyor. İlişkimin bitmesinin asıl köksörü birine gelecek olursak bana göre ben kişiyi bulduğum yerde bulduğum gün ki gibi bıraktım. Ama bu sohbet anlamında, günlük rutinler, sosyalleşememek, konuşmaların azalması, benim fazla hareketli bir insan olmam. Belki de her şeyi öğrenme istiyim. Hadi birlikte şunu yapalım, açlığım. Sen de bana öğret. Ben de sana birdiklerimi öğreteyim. İsteyim. Pazda egosuz bir yerdenken karşı tarafta bu hiç böyle değildi. O hep en iyisini biliyordu, en iyisi oydu, paylaşırken de asla egosundan ödüm vermiyordu. Tek geçen ben olmuşsun bir somut olarak tabi ki, duygu salakçıdan eminim o da çok geçmiştir kendince, bilmiyoruz onu. Biz kendi duygularımızdan sorumluyuz, bu hayatta, bizzalarların insanları duyguları bizi ilgilendirmiyor artık. Ama o gün için hem özgünüm sarsılmıştı, hemle tek başımaydım. Tek başımı bir ilişki ileri atmaya çalışıyordum. Aramızdaki bağı, gittikçe uzaklaşmıştı. Ben yakın olmak istedikçe, yani karşılıklı birilerinin, haklı çıkmadan sadece farklı görüşlerin olduğu bir ilişki biçimi hayal ettikçe, benim talebimle karşı tarafın akılamaz egosu arasında ilişk yıllarca savrulup durmuş mu? Aşkın o büyülü hali üç yıl diyorlar, kesinlikle öyleymiş, son iki yılı ise çatışmalarla geçen tükenmişlikten başka hiçbir şey değildi. Saman geçtikçe, karşı taraf kaçındıkça kaçınıyordu ve ayrılmak istediğimde ise bir türlü beni bırakamıyordu. Ben de artık çok yorummuştum, bunu söylediğimde de kabul etmiyordu. Her seferinde aynı kısır döngü vardı anlayacağınız. Kadınların sessizleştiğini söylerlerdi, içindeki sevgibitmeye başladığında hiç deneyimlememiştim. Gerçekten sessizleştim, kendi içimde ilişkim devam ederken, yaz tutmuşum, son geçtiğimiz bir buçuk iki yılmeler, yeni fark ediyorum. Yüksek sadak, katil sahip ve empati seviyesi yüksek insanlar için ayrılık. Sadece birini kaybetmek değilmiş, psikoloji biliminde. Bu kimliğinin bir parçasını kaybetmek gibi hissediliyormuş. Yani sürekli yetişim kurmaya çalışmak, enerjini vermek, bütün ilişkiyi ayakta tutmaya çalışmak verilen emin karşılıksız kalması. Bunun sonucunda zihin parçalanmış bir bütünü kisiyle kalıp kişinin kendisini yeniden tanımlanmasına taba buluyormuş. Bunu ilk okuduğumda yaz sürecinde en azından bu koca dünyada ne yaşadığımı ışık tutmuştu. Kimliğimin o parçasında kabul ettim, yaşandığı ve bana öğretikleriyle bu ilişkide iyi kötü anılarla sonlandığı bitti. Ve bugün geldiğim noktada da öğrendiklerimi artık eklemek isterim ki. Bilikte yara saramadığım ilişkileri ben artık müsait değil. Kendi duygularımı saklayıp, sadece benim kalbimin ortaya koymama bekleyenler de müsait değil. Kalbimdeki karanlıklara bir sandalye bile çekemeyenlere, duygusun olarak yarı yolda bırakıp başka diyaları yola aldığında yolumu nasıl gideceğini soranlara müsait değil. Çıkı nasıl yola aldığım bitmiş bir şeyden sonra sadece beni ilgilendirir. İçimdeki yarıları ezberleyip vurmaya çalışanlara suçlu hissettirenlere müsait değil. Suçlu da hissetmiyorum. Kendi doğrularımı yaşadım içineden suçlu hissedeyim ki. Sadece kendisi hakkını konuşmak isteyen. Sadece kendisini düşünen, kendisini dünyanın merkezine koyan insanları da müsait değilim artık. Bu dünyada ne yaşamış olursam olayım. Hangi durumda ve şartlarda olursam olayım. Kendime verdiğim bir söz var ki çocukluğumdan bu yana. İçimdeki iyi insan olma kuralımı hiç kimselere yıktırtmayacağım. Hatalar yapabilirim, derslerimi alıp, sorumluğuklarım da heyebimi alır, devam edelim. Hakkımda, kimin ne düşündüğünün, günün sonunda. önemi kalmaz. O yüzden bu bölümde bağların ikili ilişkilerine kadar önemli olduğunu her şeyden çok daha önemli olduğunu anlatmak istedim. Aynı zamanda yara alma ve yola devam etmedi diye indim. Bitsik belki kendi hayatımdan örneklerle bu bölümünde yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Ben podcast kaydetmeyi çok hızlamışım. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle

Podcast Summary

Key Points:

  1. Bağ kurmanın önemi ve insanın vazgeçmeden ilişki kurma çabası vurgulanıyor.
  2. Beyin ve sinir bilim araştırmalarına göre, bağ kurma anlarında empati ve ödül merkezleri birlikte aktifleşiyor; oksitosin ve dopamin hormonları bağlanmayı güçlendiriyor.
  3. Gerçek bağın, ego ve üstünlük kurma çabasından uzak, karşılıklı görülme ve kabul üzerine kurulduğu belirtiliyor.
  4. Uzun bir ilişkinin bitişi, görülmeme ve karşı tarafın egosu nedeniyle yaşanan tükenmişlikle açıklanıyor.
  5. Ayrılık, özellikle yüksek empatiye sahip kişilerde kimlik kaybı gibi hissediliyor; bu süreçte kişinin kendini yeniden tanımlaması gerekiyor.
  6. Konuşmacı, kendi duygularını saklayan, suçlu hissettiren ve kendini merkeze koyan insanlara artık kapalı olduğunu ifade ediyor.
  7. İçindeki iyi insan olma kuralını koruyarak, hatalardan ders alıp yola devam etme kararlılığı vurgulanıyor.

Summary:

Bu metin, bağ kurma kavramını kişisel deneyimler ve bilimsel bulgular ışığında ele alan bir podcast bölümünün özetidir. Konuşmacı, hayat boyunca bağ kurma çabasından vazgeçmediğini, düşüp kalkmanın, yaralanmanın ve yola devam etmenin yaşamın doğal bir parçası olduğunu ifade ediyor. Sosyal sinir bilim araştırmalarına atıfta bulunarak, bağ kurma anlarında beynin empati ve ödül merkezlerinin birlikte aktifleştiğini; oksitosin hormonunun güven ve sakinlik hissi verdiğini, dopaminin ise ödül hissi yarattığını anlatıyor.

Ancak mutsuzluğun asıl kaynağının bağ kuramamak olduğunu savunuyor. Kendi beş yıllık ilişkisini bitirme sürecinde, karşı tarafın sürekli kendini üstün göstermeye çalıştığını ve bu yüzden gerçek bir bağ kuramadıklarını fark ettiğini söylüyor. Ayrılığın ardından, görülmemenin ve karşılıksız emeğin yarattığı tükenmişliği; yüksek empati sahibi insanlar için bunun kimlik kaybı gibi hissedildiğini aktarıyor.

Bugün geldiği noktada, kendi duygularını saklayan, suçlu hissettiren ve egosunu merkeze koyan insanlara kapalı olduğunu; içindeki iyi insan olma kuralını hiç kimseye yıktırmayacağını ve hatalarından ders alarak yola devam edeceğini vurguluyor.

FAQs

Bağ kurmak, insanın kendini görülmüş ve anlaşılmış hissetmesini sağlar. Sosyal sinir bilim araştırmaları, bağ kurma anlarında beynin empati ve ödül merkezlerinin birlikte aktive olduğunu gösteriyor.

Oksitosin, güvenli ilişkilerde salgılanarak sakinleştirici ve güven verici etki yapar, stresi azaltır ve empatiyi artırır. Dopamin ise bağ kurmanın ödül hissini yaratır ve ilişkiler sürdükçe bu tatmin duygusu yeniden yaşanır.

Evet, bağ kuramamak, insanın kendini yalnız ve anlaşılmamış hissetmesine yol açabilir. Karşılıklı görülme ve anlaşılma olmadan ilişkiler yüzeysel kalır ve bu da mutsuzluğa neden olur.

Ego, ilişkilerde bağ kurmayı engeller çünkü kişi kendini üstün göstermeye çalışır ve karşı tarafı dinlemek yerine kendi tatminine odaklanır. Gerçek bağ, egoyu bir kenara bırakıp iki insanın birbirini desteklemesiyle kurulur.

Evet, insan değişebilen ve dönüşebilen bir canlıdır. Değişmek ve gelişmek isteyen insanlar ilişkilerini yürütebilirken, 'o neyse odur' diyenler bağ kuramaz ve ilişkileri çıkar ilişkisine dönüşür.

Yüksek sadakat ve empati seviyesine sahip insanlar için ayrılık, sadece birini kaybetmek değil, kimliğinin bir parçasını kaybetmek gibi hissedilir. Bu süreçte kişi kendini yeniden tanımlamak zorunda kalır.

Chat with AI

Loading...

Pro features

Go deeper with this episode

Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.