Metin, önce Mistir Usta adlı bir hizmet platformunun reklamıyla başlar, ev işleri için pratik çözümler sunduğunu vurgular. Ardından, genç bir öğrenciden alınan içten bir mektup üzerinden, gençlere yönelik eleştirilerin aslında her dönem var olduğu ve nostaljik önyargılarla şekillendiği tartışılır. Sonrasında, toplumun aptallaşması (disgenik) korkusu ele alınır; filmler ve tarihsel örneklerle (Idiocracy, The Marching Morons) bu kavram irdelenir. Ortalama zeka ile toplumsal ilerleme arasındaki ilişkinin basit olmadığı, kurumların sürdürülebilirliğinin de kritik olduğu savunulur. Tarihsel süreçte, Francis Galton’un öjenik (iyi soy) fikirleri ve Henry Goddard’ın zeka testleriyle bu düşüncelerin nasıl göçmen politikalarını ve zorunlu kısırlaştırma gibi uygulamaları etkilediği anlatılır. Bu testlerin metodolojik kusurları ve önyargılı sonuçları vurgulanarak, insanlığın zeka seviyesi konusundaki endişelerin karmaşık etik ve bilimsel boyutları özetlenir.
Evde yapılacak onca iş var ama güvenilir ustamı bulamıyorsunuz. Ben içerim. Anlarmış gibi biraz bakarım. Sonra beceremeyince mistir ustaya giderim. Kurutemizlemeden kıleme bakımına, koltuk ve hali yıkamadan mobilya montajına, boyadan taşınmaya kadar her şey tek platformda. Tek tek usta aramak yok, teklif kovalamak yok, zamanında gelecek miderd yok. Netfiyatı görüp, branda bu saatini seçiyorsun, usta istediğin gün vesaatte kapına geliyor. Bu aya özel %50 indirim fırsatı varmış, kaçırmamak için hemen mistir usta komp tereyağe girip pod 50 kodunu kullanın her işi ustasına bırakın. Bana bırakmayın. Birkaç sen önce benim blog üzerinden 18 yaşındaki birlisi öğrencisinden şöyle bir mesaj almıştım, kendimi de popo hlaen bir şey ama başka bir amacı var, birazdan göreceksiniz. Merhaba, yazlarınızın bir çoğu kafamı kurcalayan soruları cevap niteliğinde, öncelikle bunun için teşekkür ederim. Olabildiğince çok kitap, blog dergi okumaya çalışıyorum, benden yıllar önce doğmuş, yaşamış, telcübeleri olmuş bir insanla aynı arayışlar içinde olmak bana haz veriyor çünkü. Uzunca bir süredir dünyanın herhangi bir yerine gidip orada yeni şeyler öğrenmenin, yeni insanlar, yeni hikayeler tanımanın ve kendimi keşfetmenin hayalini kuruyorum. Fakat ailevi sorunlar ve eğitim sisteminin getirdiği iç buğruhan nedeniyle bunun sadece bir hayal olarak kalmasından korkuyorum. Şu an daha hayatımda olup biten çoğu şeye tepkisizm ve anlamını sorguluyorum. Her sabah istemeye istemeye kalkıp gideceğim ve emeğimin karşılığını alamayacağım bir işte çalışmak için çabalıyorum. Ailen böyle istiyor çünkü. Taşçatta 60 yıl daha yaşayıp öleceğim. Ölmeden önce güzel ayattı, emeği geçen herkese teşekkürler diyerek son nefesimi vermek istiyorum. Hepsi bu. Biraz daha devam ediyor bu mektup ama bu kadarı yeterli. Ben on sekiz yaşındayken kendimi bunun yarısı kadar dahi dürüstçe ve düzgünce ifade edemiyorum. Bir kere her şeyden önce insanın bu duygu ve düşünceleri kendinde görüp tanımış olması lazım. Çoğunluk daha orada takılıyor. Daha sonra bunları bu şekilde bir incerikle kelimelere dökecek bir yetenek lazım. En sonunda da onları paylaşacak cesaret lazım. Hepsine birden sahip olmak zoruş. Şimdi normalde benim gençlerden şikayet etmem lazımken bunu övüyorum. Nedir ben de bir sorun mu var? Biliyorsunuz yeni nesillerden şikayet etmek bir atı sporudur. Sıkça sokrata atfedilen bir alıntı var. Şimdi ki gençler lükse düşkünler diyor. Davranışları, kapağı yaşlılarak, karşı saygısızlar ve çalışmak yerine lakla ketmeyi seviyorlar. Çocuklar artık evin hizmetkârları değil efendileri. Ana babalarına itiraz ediyorlar, bacak, bacak üstüne atıyorlar. Öğret benden de kapa davranıyorlar. Her ne kadar onun tıpka ananız babanız gibi şikayet ettiğini düşünmek eğlenceli olsa da bu alıntı orijinal değil. Yüz sen öncesinde yazılmış bir doktoratesinde, antik dönemlerde gençlere yönelik şikayetleri özetlemek için yazılmış. İnternette buna benzer alıntılar gırla. Kimi gerçek, kimi uydurma, kimisi de bağlamdan cımbızla çekilmiş. En çok şikayet sebebi olan konuların başında kıyafet ve dilin kullanımı geliyor. Bu aralar bir sesli kitap dinliyorum ben John MacWater diye bir dil bilimcinin Story of Human Language. Orada zaten sık sık görülüyor. Her nesil bir sonrakiini dili çürütmek de suçlamış. Ama yeni dillerde böyle meydana geliyorlar eskilerinin bozulması ile. Velası, şimdiki gençler serzenişinin bir evrenselliği var, bir ölüm süzlüğü var. Bunun bir sebebi'nin nostacı olduğunu düşünüyorum ben. Birkaç ay önce 80'ler ve nostacı üstüne bir bölüm yapmıştı, hatırlıyorsanız orada bol bol bahsetmiştim. Dönemeyeceğin bir geçmişe özlem duyuyorsun. Ve karşında özlediğin o şeyleri, o alışkanlıkları, o gelenekleri bozan veya onları umursamayan birileri var. İçten içe gıcı geliyor seni. Yani o gençler bu nostalcinin acı yanının sen bol oluyorlar bir nevi. Bundan alakası olmayan bir başka kısmı da var işin. Eğer bir konuda iyi olduğunu düşünüyorsanız, o konuda gençlerden şikayetiniz de artıyormuş. Yani çok eğitimli veya çok zeki olmayanlar, şimdiki nesilden o kadar da şikayetçi değiller. eğitimli zeki veya yetenekli olanlar ekstra şikayetçiler. Ve her ağır lükarda eğitimli olsanız da olmasanız da kendi geçmişinizi isabetli birçim daha hatırlamıyorsunuz. Şimdi çok mu kitap okuyorsunuz mesela ve gençleri yeterince okumadıkları için hazırlıyor musunuz? Ve büyük ihtimalle o yaşlarda siz de sandığınız kadar okumuyordunuz. İnsanlar şu anda kihalllerini alıp kendi geçmişlerine yansıtıyorlar. Sonra o hayalli genci, bugün ki gençlikle onun da en kötü örnekleriyle kıyasıyorlar. Bu şekilde hem kendilerini iyi hissediyorlar hem de nostacı duygularını tatmin ediyorlar. Olayın özeti bu. Vallahi bu etkiler bende de mevcut ve önceki nesilerin aksine geçerli bir sebebim olduğunda düşünüyorum. Çünkü internet var, internetin insanı attallaştırıcı, tembelleştırıcı, agresifleştirici bir çok yanı var. Ama bana o mesajı yazan o gencin durumunda olduğu gibi düzgün insanlar da gayet düzgün oluyorlar. Benim 28'in de belki ulaştığım kafa yapısına, yahut farklı görüşleri olan açıkla, 18'in de ulaşanlar var. Herhangi bir konuda dünyada okununun en iyisi olanlarla iletişim halinde büyüyorlar. Bu muazzam bir zenginlik. Bu arkadaşın mesajını okuyunca kafamda şu çakmıştı. Belki de yeni nesilerin %90'ının zombileşti, %10'un da übermençe döndüğü bir çağdayız. İşte bunları tekrar düşünürken bir vesileyle şunu merak ettim. Ya nesiler arası kıyas yapmanın o objektif bir yolu var mı? Mesela okuma alışkanlıklarını, günlük dilde kullanılan kelimi haznesini. Hadi daha da damardan girelim, zeka seviyeyilerini karşılaştırabilir miyiz? İnsanlık genel olarak aptallışıyor mu? Giderek aptallışıyor muyuz? Sorusunu konuşurken yaklaşık 15 sene önce çekilmiş bir komede filmi olan idiokrasiyle başlamak, kanunen zorununu biliyorsunuz. Bundan daha önce de bahsetmişim dyrkesin. Filmde askeri bir deney için iki sıradan insan donduruluyor ama tabii ki deney unutuluyor, bizimkilerde 500 sene boyunca uyku da kalıyorlar, sonra uyanıyorlar. Bir bakıyorlar ki etraflarındaki herkes aptallı ve her şey şirketlerine geçmiş, insanlar şirket logolarıyla dolu kıyafetler giyiyorlar, normal konuşmalarında bile suponsorluk mesajları alıyorlar. Sağlık hizmeti desen kumarlı iç içe, hastane lobilerinde suot makineleri var, orada oynayıp kazanırsanız bedava sağlık hizmeti alabiliyorsunuz. Bunun yanında dil yerlemiş, alt yapı çökmüş, tarım bitmiş, mahkemeler birer reyalete şov haline gelmişler. ABD Başkanında elinde makinada tüfekle gezen eski bir TV yıldızı. Bunlar için 500 sene beklemeye gerek yok gideceksiniz. Evet, bazıları çoktan gerçekleşti bile ama bunların iyice abartılığa halilerin düşün komede filmi sonuçta. Öyle çok ses getiren bir film değildi bu arada. Hep bir topu bir kaç milyon dolar bütçeyle çekilmiş zaten ve onu bile çıkaramamış, 500 bin dolar kazanmış sinemalardan. Ama ilk beş dakika ise EP'ye akıl da kalıcı. Toplumun aptallığı ile ilgili her konuda, her tartışma da tekrarlanan bir örnek oldu. O kısımda şundan ibaret. Eğitimli ve zeki bir çift, çocuk yapma hakkında uzun uzadaya konuşuyorlar ama bir türlü karar veremiyorlar işte. Yok kar yerimiz için şu noktada iyi değil, yok ekonomik kötüye gidiyor biraz her teriyelim. Böyle diye diye bunların soya acı kuruyor. Aptal ve fakir bir adam ise tavşan gibi ürüyor. Başka aptal kadınlardan bir sürü aptal çocuğu oluyor. Onlar da aynı şekilde davranıyorlar, soya acıları giderek kalabalıklaşıp tüm ekranı kaplıyor. Ve şu sene sonra da bütün dünya bunlardan oluşmuş zaten. Şimdi burada anlatılan kavramın genel bir ismi var. Dyscenix. Türkçesi yok sanırım. Özenik kavramının yüceniksin tersi. İstenmeyen kötü olan genetik özelliklerin yayılması demek. Tabii istenmeyen nedir kötü nedir? Bunlar su objective şeyler biraz. Doğa açısından bakarsak düşük zeka illa kötü bir şey olmak zorunda değil mesela. Çevresine harika uyum sağlamış ve milyonlarca yıldır başarılı birçinde ürüyen bir sürü gerizleki alayban var. Balık balık varsa yalnız da kulakların tıkayın ayıp olmasın. Yani başarılı olmak için zekaya gerek olmadığını mevcut türlerin zaten %99'u varlıklarıyla kanıtlıyorlar. Hatta zeka negatif bir özellik bile olabilir. Çünkü çevresel şartları değiştirmeyi sağlıyor. Eğer çevreni çok kısa sürede çok ciddi birçimde değiştirecek kadar akıllıysan. Ama onunla arandaki dengeyi koruyamayacak kadar aptal sen. Kendi bindiğinde alık esmiş oluyorsun. Sadece senin bindiğinde il başka bir sürü canlının da bindiği dalı. Biz o kadar zeki aptalları skezaten odalı keztikten sonra aşağı düşerken bir de odalı birbirimize satmaya çalışıyoruz. Sonra gayre zafi milli ağaslamız büyüdü diye seviniyoruz. Toplumsal mesaj kısmı bitti. Hadi çevre uyum bu bir kenara bırakalım. İnsan topluluklarının iç amacları açısından bakalım. Mutluluk, adalet, güvenlik, uzun yaşam özgürlük. Neyi önceliklendiriyorsanız artık. Düşük zeka bunları ulaşmayı engelliyomu, zorlaştırıyor mu? Çok düşük zeka sorun tabii ama zaten onokta da üremeyi engelleyici hale geliyor. O yüzden öyle sıfırladığına kadar türün zekasının gerilemesi gibi bir tehlikey yok. Daha gerçekçi soruşu. Ortalama zeka mesela yüzde onu artarsa. Daha mutlu veya daha özgür veya daha adi bir topluma yakınsar. Zekamız yüzde on azalırsa bu hedeflerden uzaklaşır mıyız? Bence bunun kolay bir cevabı yok. Bugün halkların ayki ortalamalarına bakarsanız en tepedekiler Singapur, Hong Kong, Taiwan, Güneiko, Japanese, Chin, en yaşanılacak ülkeler bunlar mı? Vaya en mutlu, en özgür halklar. Benim cevabım şu. Ortalama'dan ziyade dağılın belirliğici. Herkes aynı oranda aptallaşırsa sistem bir anda çökebilir tabii ama doğada işler öyle yürümüyor. Bir çan eğerisi var. Bunun ortalaması değişiyor sadece. Dolayısıyla askeri bir meritochresi olduğu sürece eğerinin bir ucundaki akıllı insanlar önemli mevkileri tutmaya devam ederler toplumda işler. Bu iddia ama biraz daha zayıf bir hali var o da şu. Ortalama zeka ile toplumun gelişmişliği doğru orantıl olabilir ama zekanın getirisi giderek azalır. Kurumların etkin ve çalışır kalması çok daha önemli. Medeniyetin başarısı için. Bu kurumların tabii en başta.
işte Meydana gelmeleri için yüksek bir zeka belki şart ama devam etmeleri için o düzelten kalmasına gerek yok ortalama zekanın. Aslında bu fikirlerin bir benzeri idiokrasinin ilham kaynağı olan ve tabi 950 bir de yazılmış bir bilim kurguromanında işlenmişti. The Marching Morons isimli. Orada da sıradan bir insan uzun bir derin uyku süreci sonunda kendine aptallaşmış bir gelecekte buluyordu. Fakat romanın farkı dünyadaki beş milyar morona karşılık hala birkaç milyon zeki insanın kalmış olmasıydı. Sistem bu insanların çabalarıyla ayakta kalıyordu. Yazar bunu ideal bir senaryolarak sunmuyor tabi ama ortalama birinin aptallaşmasının bir son olmadığını örnek olarak verilebilir. Çok daha geriye gidersek bunun utopik bir versiyonunu Platon'un devlet eserinde bulabiliriz. Orada toplumu gardiyanlar denen bir yöneticisi sınıfa ayakta tutuyor. Platon halkın zamanla moronlaşacağını düşünmüyordu ama onların hali hazırda yeterince aptal olduklarını daha doğrusu demogoklar tarafından kolayca aptallaştırılabildiklerin düşünüyordu. Hocası sokrata'nın idamı da bu ön yargısına tuz bir berekmişti. Toplumun düzgün idadesi için el et bir sınıf hayal etti. Özell malı mülki olmayacak sıkı bir eğitimden geçecek insanlarda bunlar ama eğitimlerinden de önce gelen bir kısım var. Çiftleşme. Gardiyanların çiftleşmesi planlı olmalıydı. İlla diğer gardiyanlarla eşleştireceklerdi ve meydana gelen çocuklarda ebeveynleri sınından değil onlardan uzakta diğer gardiyan çocuklarla bir arada bir komün olarak yetiştireceklerdi. Zira o çocuklar her şeyden önce devletin malıydılar. Milletin ortak kaynaklarıydılar. Eğer tüm bu planlamalara rağmen sakat veya kötü karakterli bir çocuk meydana gelirse grubtan hemen uzaklaştırılacaktı. Dolayısıyla Platon bir çeşit kominizim ve özenik kombinasyonu hayal etmiş. Yani seçici eşleşme ile bir eğlerin kayıtesini arttırmayın. Aslında sakat veya hasta doğanların toplumdan uzaklaştırılmaları çok yaygın bir şeyde. Platonun komşusu olan supportlar da bunu yapıyordu mesela. Bir sürü hayvan da bunu yapıyor. Aralarında memeliler de var. Bir sorun sezdikleri yavrularına ekstra bakım sağlamak şöyle dursun onları süt vermiyorlar. Çünkü onlara verecekleri her şey diğer yavrulara gitmeyen kaynak demek. Hatta bazı durumlarda onları öldürüpiyorlar. Bu olduk zamanlarında işler kolaydır ama kıktık zamanlarında öyle aaycanım cıcım diyecek lüksün olmuyor. E hangi zamanın bolluk hangisinin kıtlık getireceğini de önceden bilemiyorsun. O yüzden birçok hayvan bu yavrulara karşı aşırı ön yargıl olacak şekilde uyum sağlamış. Tabii sakattık doğum sonrası hemen fark edebilen bir şey. Zekanın geriliğini veya karakterin bozukluğunu görmekse zaman alıyor. O yüzden baştan daha iyi planlama yapmak gerekiyor. Bu açıdan aristokrasinin sürekli birbirle çiftleşmesin de bir özenik denemesi olarak düşünebiliriz. Elbette malların yabancıya gitmemesi veya taht savaşlarının engellenmesi daha kök sebepler bu uygulama için ama o soyun kirlenmemesi muhabbeti bu kök sebeplerin bir aracı haline gelmiş. Onlara eşlik etmiş. Tabii irionik olarak üst üste gelen akraba evlilikleri müthiş özellikleri olan çocuklara yol açmıyor. Sakattık ve zinsel engell ihtimalini artırıyor. Özellikle de aristokrasinin piramidinde tepeye tırmandık çaburiz kartıyor. Çünkü eş havuzun da aralıyor. Bir kraliyet ailesi mensubulunu evlenebileceği insan sayısın düşünün düşük bir seviye aristokratın kine göre daha azdır. O yüzden binokta da bütün Avrupa monarşileri birbirileri akraba halıyorlar. Velhası bu tip girişimler epedir var demek istediğim bu. Ama doğal seçilimi hızlandırma ve yönlendirme fikrinin yayılması için sistematik bir uygulamaya dönüşmesi için bazı şeylerin sindirilmiş olması gerekiyordu. Özellikle de genetik biliminin ve darvinizmin. Yine adalongosferde glamping diye bir şey yapıyorlar. Konforlu kamp olarak çevirebiliriz. Öyle ayılarla dövüşmeden yılanlarla tartışmadan, delik çadırlarla uğraşmadan rahat rahat doğanın içinde kalıp orada yürüyüş türleri yapmak, safaraya katılmak ateş başında birbirinize yarısı uydurma hikayeler anlatmak, ilginç yemekler yemek gayet mümkün. Üstelik şimdi sıcak havuz, hamam ve savuna da eklemişler, ilginizi çekebilir. Code 10 Code'uyla %10 indirimden yararlanmak için longosfer noktakomu ziyaret edin. Dönemin her buku bilen adama olan Galton, uzaktan kuzeni olan darvinin çalışmalarını okuduğunda kalıtım konusuna kafayı takıyor ve çeşitli özelliklerin ne kadar kalıtsal olduğunu araştırmaya koyuluyor. Bir sürü deneye yapmış, genelde genlerin çevreye baskın çıktı sonucuna varmış. Ama kendinde çok ciddi almıyor çünkü diyor ki esasen farklı ortamlarda yetişen ikizleri ve başka rıklardan çocukları evlat edinenleri gözlemek gerekiyor. Kendinden sonra gelenler bu dediklerini yapacaktı bu arada. Onun zamanında bu tip araştırmaları için gerekli olacak istatistik ya araçlar da iyi yok enüz. Onları da kendi geliştirmiş, hatta Yüceniks kelimesi de onun iyice adı. Yunanca EU yani iyi ile genus yani soy kelimelerini birleştirmiş, iyi soy, sağlam soy. Bu Galton'un fikirleri ABD'ye ithal edildiğinde öyle üstün ırk yaratma derdinden çok insanlığı dizjenik istelikesinden korumak için bir çare olarak görülüyordu. Çünkü 19' üzere gelindiğinde bir takım değişiklikler oldu toplumda. Bir kere nüfus artıyor, çocuk ölümleri azalıyor, sosyal devlet kavramı oturmaya başlıyor. Bir yandan da 1800'lerin ortalarından beri, zeka seviyesi ile çocuk sayısının ters orantılı olduğu fikri tedavirde. Her durumda geçerli değil bu tabi ama istatistik bir ortalama olarak böyle olduğunu düşünüyorlar. İlk zeka teslerinin yaygınlaşmasında çok etkin bir isim olan Amerikalı Psikoloch Godard var. Diyor ki, ulan böyle giderse aptallık bir salgın hastalık gibi yayılacak, toplum çökecek çünkü sosyal politikalar ve artan zenginlik sayesinde, aptallar hayatta kalabiliyorlar, aptallıklarına orantılı olarak da ürüyorlar, kısacası medeniyetin doğal hali dizjenikse kayıyor. Bununla aktif şekilde mücadele edilmesi gerekiyor. Burada önemli bir nüans var, Godard'ın en çok korktuğu kişiler aslında en aptallar değiller. Onlar zaten soylarını devam ettiremiyorlar, o yüzden türün kalanı için sorun teşkil etmiyorlar. Hayatlarını yaşayıp gidiyorlar, kimseye zararları olmadan devletlerin de onlara bakacak imkanları var. Asıl sorun moronlardı. Bu kelime illiteratüre sokan da kendisi bu arada. Moronlar normalden biraz daha aptallalan grup, zekaya yaşı 8 ile 12 arası olan yetişkinler olarak tanımlamış onları, üreyi biliyorlar, suç işleyebiliyorlar, çeşitli siyasi hareketler tarafından organiz edilebiliyorlar, yani aptallık ve tehlike kat sayısı en yüksek olan grup bunlar. Şimdi Godard'ın elinde güvenilir bir zeka testi veya bir kişilik testi yoktu. Ama yine de bu düşüncelerle bir takım uygulamalara geçildi, hangyalanda ilk in göçmenlik alanında? Göçmenler, genetik standardığımızı düşürmesinler. Bu fikir uygulanması en kolay politika çünkü göçmenlerin henüz bir siyasi gücü yok itiraz edecek. Avrupa kıtasından gelen milyonlarca insanın işlendiği elisada sında 1913 yılında çeşitli zeka testleri deniyor Godard. Burada biraz sıkıntılı bir durum var. Metodoloji sağlam olmadığından kafalarına göre bir grup seçiyorlar. Bu gruplar ortalama iyi temsil etmiyorlar. Biraz sorunlu gözüken tiplerden oluşuyorlar genelde. Zaten birinci ve ikinci sınıf gemi biletleri olan kimseye almamışlar çalışmalara hep fakir kesimden seçilmiş adaylar. Bir örnek var mesela 35 Yahudi 22 macer 50 İtalyan 45 Rus denekler bunlar. Her bir alt grubun %80'in de belli bir dereceye kadar ziyinsel gerilik tespit etmiş. %80. Bu sonuçları kendi de güvenmeyince biraz raz gele bir şekilde moronluksınırını kırka çekecek şekilde yeniden düzenlemiş testleri. İşin daha kötü kısmı şu. Bu sonuçlar geneleyi ansıtılarak gelen göçmenlerin %80 veya %40 moron şeklinde yayılmış her yere. İnsanları öyle anlamışlar. Şimdi daha sonra yapılan tespere bakıyorsunuz Yahudiler, aşk genel ziyahudileri ortalama üstü çıkmaya başlıyorlar. Öyle de kalıyor. O zaman ki tespere ne kadar isabetiz olduklarını, metodların ne kadar güvenilmez olduklarını ve o halleriyle bile sonuçların hakt tarafından yanlış yorumlandığını anlamak önemli. Genelde Godardın bu deneylerinin göçmenlik yasasına etkilediği düşünülüyor. 1924'te bir yasa var. Asyalı göçmenlerin eredeyse tamamen yasaklamış. Diğer bir çok ülkeye de kota getirmiş. Ama bu kotaların kıstası zeka testi değil. Önceki yasalara baktım mesela 1917'de bir göçmenlik yasası var. Hastalıklı ve ziyinsel engelli göçmenlerin girişini yasaklamış. İngilizce okuyabilmelerinde şart koşmuş. Bunun da öncesinde 1882'de bir yasa var. Orada da ziyinsel sınırlar var. Şöyle diyor alkolikler, suçlular, sarah hastaları, aptallar, okuma yazma bilmeyenler, deliller, bedelsel özürlüler, anaşistler, hayat kadınları ve poligam ister. Bunlardan ne alakayza birbirlerle. Almıyoruz sen diyor. Vatandaş şartları değil mi bakın? Göçmenlerin ülkeye kabul edilip edilmeme kıstası. Godardan önce de oradaki memurlar kafalarına göre bir ziyinsel test yapıyorlar yani. Şöyle bir bakıyorlar, seni tartıyorlar. Sonra bu sebeplere göre seni reddedebiliyorlar. Tabii hiçbir eğitimden geçmeden o testlere bir standart getirirmeye çalışılmış işte. Hatta yine bu tester sonucu hale hazırdı ülkeye alınmış bazı göçmenler de sınır dışı ediliyorlar. Yani evet bakın fazla aptal olduğunuz için bir ülkeye alınmadığınız. Alınmış sanızda sınır dışı edildiğiniz dönemler vardı. Bu arada Godardan tek derdi moronları filtrelemek değil yani öyle bir karakter değil. Çünkü gün ziyinsel engellerle birlikte çalışıyor. O yüzden okullarda onları özel bir eğitim verilmesi gerektiğini savunuyor. Bunun kampanyasını yapıyor. Üstüne cezayı eyleyet kavramını halkatanıtıyor. Yani tamamen deli biri bir suç işlerse sorumluluğu aynı olmamalı diyor. Aynı zamanda askeriye gibi kritik kurumlara girişte zeka testleri yapılması gerektiğini savunuyor. Fakat özenik politikalarının daha sert bir boyutu var. Vatandaşlara yapılan zorunu kısırlaştırmalar. Atmış bin insan orantısız bir kısmı da kadın veya zenci bu şekilde kısmı da. Heps de IQ yüzünden kısırlaştırılmıyor ama esas kısmı böyle. Hatta bu yönde bir anayasa mahkemesi kararı bile var. 1927 tarihli. Zorla kısırlaştırılan bir kadının kendisi de, annesi de, ananesi de, doktorlara göre embesil. Yargışlardan biri bunları bakıyor. Üç nesil embesilik yeter deyip kısırlaştırmaya haklıkılıyor. Bazı eyaletlerin programları 1980'lere kadar devam etmiş. Başka ülkelerde de benzer programlar var. Ama çoğunluğu ikinci dünya savaşından sonra kuruyup kalmış. Zira kavgam kitabında ABD'deki uygulamaları yetersiz görse de övüyor hitler ve nihayetinde tabii onları benimseyi bjılgını çıkarıyor. Özenlikte bir tabuh haline geliyor. Bazen düşünüyorum özenlik nazizimiyle özleşme seydi ne olurdu diye. Belki şu an marşıdaydık. Belki de çok daha beter şeyler olurdu. Yani tabulları kralım edelim diyoruz hep ama tabu dediğin şey, teknolojisi anlayışından önde olan toplumlar için gerekli. En azından kısa bir sürediyle. Şimdilerde yeni yücenik istenen bir akım var. Benim gördüğüm kadarıyla yirmi yüzyıldaki uygulamalara kıyasada dört büyük farkı var. Birincisi ve en barizi, ırkla, mırkla işi yok. Parayı bastıranın genetic özelliklerini illeştirelim mantığı hakim. Grupçu değil bir eci. İkincisi devletin bu işe karışmaması gerektiği düşüncesi hakim. O embriyonun sahib kimse onlar karar verecek. Grupçuncusu yasaktan ziyade teşfiye dayalı. Yani istenmeyen kendlerin yayılmasını engelleyici politikaları odaklanmıyorlar. Nazilerle özleşleştirilmemek için onun yerine sağlıklı, zeki, toplumla uyumlu kişilerin üremesini sağlayacak, çeşitli, finansal veya teknolojik teşviklerden yanalar. Buna pozitif öcenikleniyor. Dördüncü ve bence en önemli fark, artık üreme odaklı bir yaklaşma gerek olmaması. Gennere doğrudan etki edecek teknolojiye, kınzamanlara kadar olmadığı için, hep üreme üstünden ilerlemiş bu tartışma, eşleşme, çiftleşme, heyse. Ama artık nesiller arası deneyler yapmana gerek yok, doğrudan gennere üstünde oynamaya pabiliyorsun. Bence bu işlerin artık tabi olmaktan çıkıp konuşurması lazım. Zaten zorunu da olacak konuşma. Bu gendiği iştirme teknolojileri ucuzlayıp ayağa düştükçe, çocuklarının veya kendilerinin geri kalmamasını isteyen aileler talep edecekler. Herkesden önce bunu zorlayacaklar. Bu konu hakkında Fiskalok Robert Plomin'in bir sürü YouTube'da video var. Çok da rahatlatıcı ve rahat anlaşılabilir bir konuşması var. Onları tavsiye ederim. Ama herhalüklerde birkaç sorun var. Yani yeni öcenik daha güzel ama bazı sorunlar hailen geçerli birincisi bir ölecek. Şu gendiği bir bu gendiği kötü bir diye seçim yapmanın bilinmeyen uzun var da etkileri olabilir. Özellikle de bu seçimler bir kültürel normal yakın sırayacakları için. Yani çoğunluk benzer seçimler yapacağı için, genç eşitliği azalacak. Bunun etkileri önceden bilinemez. Belki sizi daha zeki yapan birkaç gel var. Ama bunlarla oyna ince erken alzaymır ihtimali artacak veya narsesiz kişilik bozukluğu ihtimali artacak veya aynuz bilinmeyen bir salgın hastalığa karşı başkılık düşecek. Tanrı olmadan tanrıya oynamak zor iş. İkinci size devletlerin işe karışmasını engellemek çok zor. Yani kağıt üstünde bunu herkes diyebilir ama pratikte çok zor bir şey. Devlet her şeye karışır kardeşim. Şöyle bir senaryo yudurayım. Diyelim ki sosyal uyum gene gibi bir şey bulundu. Buna sahip olanların çıkıntılık yapma ihtimalleri azalıyor. Devlet açısından buna sahip olanlar tabii ki istenen vatandaş tipi. Ne diyecek devlet biliyor musunuz? Valla ben kimseye zorlamıyorum. Ama çocuklarınız bu gene sahip olurlarsa. Size vergi indirme yapacağım. İşte teşfikse teşfik, pozitif özenik. Bir şekilde devletin işe karışmamasını sağladık diyelim. Ama bu dünyanın asıl büyük meselesi, sınıflar arası uçurum. Özeninin serbest olduğu ve iyi işlediği de bir dünyada. Kimlerin çocukları daha üstüne olacak? En iyi mevkilere gelmenin şartı, mesela genetik hastalık riskinin sıfır olması ise. Bunu da ancak pahalı prosedürler sayesinde sağlayabiliyorsan, kimlerin çocukları o mevkilere gelecek? Aradan 25 sene geçmiş ama, gata kağı hala bu konudaki en iyi filmlerden biri tavsiye ederim kesin. Aslında orada eriştirilen düzeni kısman yaşıyoruz. Yani şöyle denilebilir. Bir çok mevkiye gelmek için. Dünya kadar kontrolden geçiyorsun hali hazırdı. Gittiği üniversite, krediskorun, siciliğin, sağlık raporun, türlü türlü kişilik testleri, hatta bazen zeka testleri, bunlar yapılıyor. Ve ortalama da zaten üst sınıflar avantaj sağlıyorlar. Bunlara genetik testlerin eklenmesi niye kötü olsun ki? Benim bu argümanlı derdim şu. Günümüzde zengin fakir ayrımı veya yönetici yönetilen ayrımı bunlar raskere şekilde oluyorlar birazcık. Yani toplumun en düzgün kesimleri başarılı olup da daha zengin olmuyor. Özellikle Türkiye'deki yeni zengin tayfaya bakarsak bu bariz. 10 tane bakkal dükkanımı olsa birini teslim etmeyeceğim insanlar ülke yönetip milyar dolarla batırıyorlar, milyon dolarla kazanıyorlar. Bu barbarların çocuklarıdın hali hazırda geri kalanlara göre devasa avantajları var. Şimdi böyle bir dünyaya özenik teknolojisi vermek demek. Ona parası yeteceklerin çocuklarıyla diğerleri arasındaki farkın bir daha hiç kapanmaması demek. En hak etmeyen tiplerin çocukları kalıcı bir yönetici kastı olacaklar. Nerede platonun utopik gardiyanları nerede bunlar? Hepimiz sosyal merdivenleri tırmanmaya çalışıyoruz ve hiçbir dönemde bu yarış adil değildi. Ama merdivenin bir noktada bittiğini düşünün. Çıktınız, çıktınız, en hızlısızsınız, en tepsiz vardıınız merdiven bitti. Sonra yanınızdakine bakıyorsunuz sırtına bir jet pek geçirmiş, düğmeye basıyor, roket gibi yükselmeye devam ediyor. Siz de kalıyorsunuz geride. Bizdeki durmuta asivrediyorsak o jet pek in parasında siz ödemişsiniz us delik. Örcenin etkisi bu olacak. Ben bu noktada ideokrasif ilmine dönüş yapmak istiyorum. İşin komik yanına biliyor musunuz? Distopya diye sunulan o sistem. Bizim şu anda yaşadığımızdan daha meritokratik bir sistem. Çünkü zeki ve bilgili insanları depaya çıkarıyor. Kahramanımızın zeka testi sonucu belli olunca onu bakan yaptılar. Ve toplumu ilgilendiren en ağacıl meseli çözmekle görevlendirdiler. Üstüne de yaptığı öneriyi dinlediler ve uyguladılar. Yani filmini en gerçek dışı yanı insan ırkının o kadar aptallarlaşmış olması değil. Aptalların aptal olduklarını farkında olmaları ve akıllılara bilgilere şans vermederiydi. Bizim böyle bir lüksümüz yok. Yani asıl ideokrasi de yaşayan bizdiriz. Peki hakikaten de toplumun bu şekilde giderek aptallarışma riski var mı? Bilimsel olarak bakarsa gerçekten de böyle bir şey var mı? Kapanışı bunu yapalım. Evet, dizcenik doğurganlık bir gerçek. HBD'den bir araştırma ekledim açıklamaları. 1900 yılıyla 1979 arasında doğum yapmış farklı gruplar. Nesir'den nesirincelenmişler. İstikrarlı bir biçimte doğum oranıyla zeka arasında bir negatif korelasiyom var. Gördüğüm kadarıyla bu etkinin her nesilde sıfır nokta 9 ay kuyup oğanı düşüşe neden olduğu sanılıyor. E filmdeki gibi de 500 sene böyle gittiğini farz edersek, 25 sene de bir nesir diye hesaplarsak, toplam 18 ay kuyup oğanı düşüş demek gayet ciddi aslında. Ama gerçekten oluyor biliyor musunuz? Bu hesaplara veya sosyal medyada gördüklerinize ters olarak IQ'u skorlarında düşüş değil artış var. Hem de her nesilde 9 puanlık bir artış var. Yani dizcenik doğurganlığın etkisinin 10 katı büyüklüğünde pozitifiyonun bir etki. Son 100 sene de 30 puan artmış skorlar. İşte gelecek bölümde flin etkisidenen bu artışa bakacağız. Gerçekten de daha zekihale gelmiş miyiz? IQ testleri zekâyi nasıl ölçüyorlar? Benim IQ niye bu kadar yüksek? Bu soruların hepsini gelecek bölümde cevaplayacağız. O zamana kadar kendinize iyi bakınız. Yüksek zekâlı patronlarıma teşekkür ediniz. Özay demirezen, Furkan Polat, Tuncai Baylan, Niger Ceylan, Neslihan, Başak Paşa'lı, Mehmet Ceren, Barış Pazarbaşı, Murmur, Gökhan Kazjılar, Zerrin'e, Uğur aledinler, Atlas Pera ve Elif Koca Taşkın. Her zaman ki gibi sizlerin ve diğer patronların süre gelen desteği için çok teşekkür ediyorum. Yakında tekrar buluşmak üzere.
Podcast Summary
Key Points:
Reklam
Gençlik ve Nesil Eleştirisi
Zeka ve Toplum
Tarihsel Bağlam
Etik ve Uygulamalar
Summary:
Metin, önce Mistir Usta adlı bir hizmet platformunun reklamıyla başlar, ev işleri için pratik çözümler sunduğunu vurgular. Ardından, genç bir öğrenciden alınan içten bir mektup üzerinden, gençlere yönelik eleştirilerin aslında her dönem var olduğu ve nostaljik önyargılarla şekillendiği tartışılır. Sonrasında, toplumun aptallaşması (disgenik) korkusu ele alınır; filmler ve tarihsel örneklerle (Idiocracy, The Marching Morons) bu kavram irdelenir.
Ortalama zeka ile toplumsal ilerleme arasındaki ilişkinin basit olmadığı, kurumların sürdürülebilirliğinin de kritik olduğu savunulur. Tarihsel süreçte, Francis Galton’un öjenik (iyi soy) fikirleri ve Henry Goddard’ın zeka testleriyle bu düşüncelerin nasıl göçmen politikalarını ve zorunlu kısırlaştırma gibi uygulamaları etkilediği anlatılır. Bu testlerin metodolojik kusurları ve önyargılı sonuçları vurgulanarak, insanlığın zeka seviyesi konusundaki endişelerin karmaşık etik ve bilimsel boyutları özetlenir.
FAQs
Kurutemizleme, kıleme bakımı, koltuk ve halı yıkama, mobilya montajı, boya ve taşınma gibi ev işleri için tek platformda hizmet sunuyor.
Net fiyatı görüp, randevu saatinizi seçiyorsunuz; usta istediğiniz gün ve saatte kapınıza geliyor.
Nostalji ve geçmişe özlem duyulması, yeni nesillerin alışkanlıkları bozması veya umursamaması bu şikayetleri yaygınlaştırır.
Film, aptal insanların hızla üreyip toplumu ele geçirdiği bir distopyayı konu alıyor; bu, dysgenics (istenmeyen genetik özelliklerin yayılması) kavramını işliyor.
Ortalama zeka düşse bile, dağılımın uçlarındaki zeki insanlar kritik mevkileri tutarak sistemin işlemesini sağlayabilir; kurumların etkinliği de önemlidir.
Öjenik, 'iyi soy' anlamına gelir ve genetik özellikleri iyileştirmeyi amaçlar; tarihte göçmenlik yasaları ve zorunlu kısırlaştırmalarla uygulanmıştır.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.