Metin, öncelikle klasik nehir geçme bulmacaları (kurt-kuzu-ot ve misyoner-yamyam) ile meşaleli köprü geçme problemini örnekleyerek, bu tür problemlerin çözümünün genellikle belirli bir kavramsal engeli aşmayı gerektirdiğini açıklar. Bu, kurallar dahilinde beklenmedik bir çözüm yolu fark etmeyi içerir. Ardından, yapay zekanın bu alandaki yetenekleri ele alınır. Dil modellerinin karmaşık problemleri parçalara ayırıp sistematik olarak deneme yapabildiği, ancak çoğunlukla eğitildiği binlerce metindeki düşünce kalıplarını tekrarladığı belirtilir. İnsan zekasının ayırt edici yanının, "dokuz nokta" bulmacasında olduğu gibi, varsayılan sınırları yaratıcı bir şekilde aşabilmesi olduğu vurgulanır. Son olarak, Apple araştırmacılarının makalesi ve ARC testi versiyonlarındaki performans farkı referans gösterilerek, mevcut büyük dil modellerinin gerçek anlamda esnek bir akıl yürütme yetisine sahip olmadığı, ileri düzeyde örüntü tanıma yaptığı sonucuna varılır. Testler zorlaştıkça modellerin performansının aniden düştüğü, hatta kendilerine verilen çözüm yolunu bile takip edemedikleri ifade edilir.
Sandağınızla karşı kıya bir kurt, bir kuzu ve bir balya ot taşımanız lazım. Niye diye sormayın lazım işte. Tutturduğunuz ayple zahiyatı bana göre değil, Tayland'a gidip balıkçılık yapacağım, kendimi tanıcam diye şimdi uğraşın bunlarla. Yalnız sandal küçük her seferinde sadece birini taşıyabilirsiniz. Ve başı boş bırakıldıklarında kurt kuzuyu, kuzu da otuyu yiyor. Öyleyse hepsini sağ salim karşıya nasıl geçireceksiniz. Muhtemelen daha önce duyduğunuz bunu, hatırlamıyorsanız kaydı durdurup biraz düşünebilirsiniz. Başlangıcı kolay nas olsa. Kurt ile o tarasında bir gerginlik yaşanmayacağı için onları geride bırakıp önce kuzuyu taşıyacaksınız. Ama devamında işler karışıyor. İkinci seferde kimi götürürseniz götürün kuzunun yanına bırakamazsınız. Ta ki, dönün şu yolunda da bir şeyler taşıyabileceğinizi akıda dene kadar. Bir kez o ampul yandımı gerisi görecek olay. İkinci seferde kurdu taşııp kuzu geri getirin, sonra otu taşıyan, sonra da dönüp kuzuya alarak işi bitirin. Bu noktada telefonunuzu geride bıraktığınızı fark edeceksiniz sakin ol, sandal devirmeyin. Nehir problemleri olarak bilinen bu bulmacaların kaynağı. Şarlı meyinin sarayına davet edilen bir İngiliz Rahib'in çocukların eğitimi için hazırladı. 53 sorduk bir koleksiyon. Bak sekizinci yüzyıldaki din adamı, milletin aklı çalışsın. Eleştirel düşünce gücü gelişsin diye mantık bulmacaları hazırlamış. İşi bu. Farklı versiyonlarına daha son alır başka kaynaklarda da rastlanacak. Demek ki insanın merakını cezbeden bir yanı var bunların kültürden bağımsız olarak. Örneğin biraz daha zor bir versiyonunda, üç misioner ve üç yamyan nehir geçmeye çalışıyorlar. Sandal yine iki kişilik. Sorun şu ki, herhangi bir kıydan misionerler azınlıkta kaldıklaran yamyanlar onları yiyecek. Kimseyi kimseye yedirmeden, barış içinde, kardeşlik içinde, karşıya geçmek için minimum kaç sefer yapmanız lazım. Yine hesap gücünden ziyade, belli bir kavramsal eşi aşmanız bekleniyor. Hem önceki gibi dönüş yolunda da birilerini alabilirsiniz. Hem de artık sandalık kullanan aynı kişi olmak zorunda değil. Bu sefer cevabını vermeyeyim siz bul, 11-11-11-11. Selam flersizler. Nasılsınız görüşmeyelim. Dürüst olmam gerekirse epeydir tıkandım. Bazen oluyor böyle, yaratıcılığın sıfır ödüşüyor. Ekrana saatlerce boş boş bakıyorum. Sonra bir şeyler yapmış olmak için üretkenmiş gibi hissetmek için evi toplamaya başlıyorum. Sonsulu tamir etmeye çalışıyorum. Bilgisayarı açıp fanların tozunu almaya başladım, artık hiç oradaya geldi. 250 bölüm oldu aşağı yukarı. Onun etkisi var tabii. Biraz yas programının etkisi var. Tatile çok çıkmadık da gelen çok oldu. Misafir haneye döndü ev. Temizlikçimiz de senelik ibiza tatilinde. Öyle de fantastik bir temizlikçimiz var. Her gün etrafı toplayıp çarşaf yıkıyoruz. Biraz da gündemin etkisi var. Yani birkaç bölümdür gündemle alakalı şeyler yapmıştım. Ve olaylar giderek kötüleşiyor. Bu problemler giderek derinleşiyor. İşte Türkiye'deki hukuk suzluğun ve mutsuzluğun boyutunu çeşitli kıyaslamalarla anlatmıştım mesela. Dalga dalga tutuklamalar, saçma sapan göz altılar, hala devam ediyor, artarak devam ediyor. Ondan sonra ne yaptık? Amerika'da yaşanan bir istihbarat skandalı vardı. O bahaneyle ne zamandır hakkımda olan bir fikri işlemiştim. Dünyanın sandığımızdan daha aptalca yönetildiğine dair. Onun bir kısmında teknoloji elitleriyle populist milyaçlar arasında git çatışmaya deyilmiştik değil mi? Kısıl süre sonra ne oldu? Dünyanın en zengin insanı ve dünyanın en turuncu insanı. O güne kadar aşk yaşıyorlardı, birbirlerini yere göğsü duramıyorlardı. Bir anda sahibi oldukları sosyal medyap platformları üstünden kavgaya tutuştular. Ama öyle böyle kavga değil. Maskdi yerinin resmen pedo olduğunu imah etti. Epstein'de o sayısına atıfta bulunarak. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi "Ya biraz abarttık sanırım." diye barıştılar. Sonra tekrar kavgaya tutuştular. Mahalle kavgası gibi ama mahalle tüm dünya. O uzun uzun konuştuğumuz ticare savaşları aynen devam. Gerçek savaşları da devam. Bu ikisini tek cümlede birleştiren biti biti bit okudum demin. Şöyle diyordu. Amerikan sanayisi o kadar gerilemiş ki. Artık kendi irademizi bile üretemiyoruz. Manifekçerin konsent kalıbını kullanmışlar. Çombskinin meşhur kitabına itafen. Propaganda sistemimizi bile off şorettik. İsrail bizim adımıza savaşa girmemiz için gerekli iradeyi üretiyor demeye getirmiş. Yani bir kere daldıktan sonra çıkamıyorsun bu konulara. Devam etmek için birkaç iyi hazırladım içim darala darala. Onları da beğenmedim. Hani resim yapıp resmini beğenmeyen buruşturup atan dahi sanatçı pozları kezice mi ama? Buruşturup atacağım bir şey yok. Dili ittuşuna basıyor bu kadar. Aynı etkiyi vermiyor. Ben hiç güdülerime güveneyim arkadaşlar. Sizi daha sakin bir paralel evreni ışındayım. Tüm bu konulardan önce. Kaldığımız bir nokta vardı. Akıl yürütmesini beceren yeni yapay zekalar gündem olmuştu. Onu konuşuyorduk. Biraz önceki bulmacaları mesela. Sadece bir sene önce çatçi pitiye sorduğunuzda çözemiyordu. Üstelik interneti dünya kadar yazılı örneği olmasına rağmen. Onları hatırlayarak ikna edici bir şekilde başlıyor ama bir yerlerde bir kelime yanlış tahmin etse gidişat bozuluyor. Yoldan çıkan bir karınca yüzünden onun kokusunu takip eden diğer tüm karıncalarında yoldan çıkması gibi. Hele hele soruda ufak bir değişiklik yapsanız. Sandalın yeterince büyük olduğunu herkesi birden taşıyabileceğini söyleseniz. İnsanlar bu yeni şartları hemen adapta olurken makineler eski bildikleri kalıpları takip etmeye devam ediyorlardı. Burada geçmiş zaman kipi kullanıyorum çünkü yeni modeller farklılar. Bir balıkçının kurtta ne iş olur arkadaş, evcil hayvan mı bu diyemiyorlar henüz. O kadar ukala değiller ama karmaşık problemleri çözülebilir parçalara ayırabiliyorlar. Amacımız ne, kim kimi yiyor, bunları bir tekrar ederek işe başlıyorlar. Sonra kendi kendilerine soruyorlar. Acaba şunu denesek olur mu? Olmazsa neden uygun olmadığını yazıp geri dönüyor, başka bir şey deniyor. Bir anlamda sesti düşünerek problemi çözüyorlar. Bunları gördük. Şansına geçen günlerde, Apple araştırmacıları, Epe yanku uyandıran bir makalia yayınladılar, düşünme ilizyonu isimli. Kısaca bu akıl yürütme modellerinin akıllı filan olmadıklarını, hiçbir şey yürütmediklerini, sadece çok ileri bir örüntü tanıma sisteme olduklarını iddia ediyorlar. Tabii bu da insanın akıl yürütmesine farklı olup olmadığı hakkında bir tartışma başlattı. İnsan gibi akıl yürütmek ne demek? Bunun üstünde bir fikir birliği yok. Ben de bu tartışmalardan gaza gelerek, bu makaleden gaza gelerek konuya dönmek istedim. Burdur ya ne oluyor? İntro'yu yapmıştık zaten. Normal devam ediyoruz. Şimdi. Bazı problemler sistematik biçimde çözülebilir. Tek yapman gereken belli kuralları takip etmek. İki büyük sayı çarpmak gibi, haritada iki nokta arasındaki en kısa yol bulmak gibi. Yavaş olabiliriz, ama yöntemini bildiğimiz için çalıştıkça adım adım cevaba yaklaşırız. Nehir problemlerinde ise böyle sürekli ilerlemek zor. Bir noktada probleme yeni bir açıdan bakabilmek gerekiyor. Herhangi bir hile yapmadan, kuralların izin verdiği bir şeyi fark etmek gerekiyor. Kendi üstümüzde deneyelim bir kezda. Artık sandal mandal yok, devirde işmiş, nehre köprü yapmışlar. Fakat pek salam durmuyor. Aynı anda sadece iki kişiyi taşıyabiliyor. Sizse dört kişisiniz. Normalde bu bir sorun olmazdı tabii ama hava kararmış ve yanınızdaki tek ışık kaynağı, yıllardır cebinizde taşıdığınız meşale. Arkadaşlarınız hep dalga geçiyorlardı, işte sonunda işe yaradı. Yalnız sadece 15 dakika yanabiliyor. O süre içinde hepinizin karşıya geçmiş olması lazım. Ve tabii herkes aynı hızda yürümüyor. Grubun en hızlısı sizsiniz, bir dakika da geçiyorsunuz karşıya. Diğerler ise iki, beş ve sekiz dakikada. Sulu basit, hangi sırayla geçeceksiniz? Herhalde herkes gibi benim de ilk aklıma gelen en hızlı kişiye meşaleyi verip, herkese teker teker eşlik etmesi. Sırasıyla iki, beş, sekiz dakikada geçecekler. Toplamon beş. Yalnız iki dönüş seferini ekleyince on yedi ediyor, o yüzden olmadı. En yavaş ikiliği beraber yollasak, bu sefer meşalenin geri gelmesi uzun sürecek. Yine tıkandık. Taki, misioner yamyan problemine epi benzetini fark edene kadar. Sandal yerine meşale gidip geliyor. Dolayısıyla onu hep aynı kişi taşımak zorunda değil ve insanlar da aynı yolu iki defa gidebilirler. Bu kadar ipucu yeter mi? Önce hızlılar beraber geçsin, bir tanesi dönsün sonra hangisi fark etmez, siz dönün mesele? Meşaleyi devredin ve şimdi en yavaş ikili beraber geçsin. İlk seferde karşıya gidip orada kalmış diğer hızlı koşucu meşaleyi size geri getirecek. Son bir defa tekrar birlikte geçeceksiniz. Sadece bir değil, iki kişinin geri dönüp aynı yolu tekrarlaması biraz ters geliyor ama yolculuğu on beş dakika yasıldırmanın tek yolu bu. Bence biraz daha zor bir problem olmasına rağmen. Eminim aranızdaki doğru cevap oranı şimdi daha yüksekte. Çünkü artık aramanız gereken şeyi biliyorsunuz. Ampul yakacak düğmeyi elinizde yoklayarak bulabiliyorsunuz. Peki gerçekten de bir ampul şart mı? Aslında bakarsanız gayet aptal makinalar da bunları çözebilirler. İlla insan zekasına gerek yok. Kuralları net biçimle tanınladığınız sürece problemlerdeki olası durum sayısı sınırlı. Sadece birkaç yüz tane geçerli hamle sekanısı var. Tek tek deresinler. Ya da daha iyisi bir gram daha zeka ekleyelim. Bu işler için uygun algoritmalar var. BFS gibi. Öyle rastgele harfleri sıralayabileceksiniz. Bunlar tüm seçenekleri tüketmeye gerek kalmadan en iyisini en hızlısını neyse artık problemi istediği şey onu buluyorlar. Hem de her defasında. Zaten millet onları öğrensin diye bu örnekler programlama eğitimlerinde popular. Ya nasıl ki hesap makinesi toplamı çarpmayı hızda yapıyor? Bu problemlerde hızla çözen basit araşlarımız var. Bu açıdan sıkıcılar. O araçları kullanmadan çözmeye çalıştığımızda bize ilginç geliyor problemler. Çünkü pratik zekamızı kullanmaya yateniyoruz. Ve onlarda pratik zekamızın sınırları dışında kalacak şekilde tasarlanmışlar. Dolayısıyla bakıp bakıp bir anda edindiğimiz o içgiri. O aha anı aslında kendimize getirdiğimiz kısıtları açtığımız an. Bizim esas numaramız esnekliğimiz. Bir kere o araç geleçleri yapan biziz oradan belli oluyor. Bir de şöyle bakabiliriz. Demin bir şey söyledim. Kuralları net biçinde tanımladığınız sürece dedim. Ama hayat karmaşık her kurallı belli değil. En meşhur içgiri problemi tam da bu belirsizlik hakkında. Telefon tuşları misale 3-3 dizilmiş toplam 9. noktayı gözünüzde canlandırın bir. Elinizi kaldırmadan sadece 4 çizgi çizerek. Tüm noktaları birbirine bağlayabilir misiniz? Başka bir şart şurt yok. Şu ana kadar ki en basit soru. Yine durduğum kaydı isterseniz ben beklerim sorun değil. Normal bir çözümü olmadığını çoktan tahmin ettiniz. İllaki 1000 okta dışarıda kalacak. Şimdi noktaları hayal etmek yerine bir kağıda çizin. Ama kağıdın ortasına değil bir köşesine. Ne yapmış olduk? Görsel sınırlarımızı genişletmiş olduk. Aha! Çizgileri noktaların ötesine de uzatabileceğinizi fark ettiniz. Artık hepsinin üstünden geçecek açıları yakalamak mümkün. Yaklaşık %5'imiz, %5'imizden biraz azımız. Herhangi bir yardım olmadan kelimenin tamamlamıyla kutunun dışında düşünerek çözümü görüyorlar. Zaten bu İngilizce kalabının kutunun dışında düşünmenin kaynağı bu bulmacı olabilir. Azıcık bir ipuca aldık mı, başarı oranımız epe yükseliyor. Hatta şimdi başka bir soru sorsam. Çözüm için mesela kağıdın kıvırmanız gereken bir versiyonunu sorsam. Eminin bir çoğunuz onu da başaracak. Bir başka değiştire ampulün yanması bazen zor olabilir. Ama bir kez yandı mı? Sadece o odayı değil, tüm evi aydınlatabiliyor. Basit araçlarımızın böyle bir esnekli yok. noktaları temsil eden sayıların ötesinde bir şey yok ki. Çizgi uzatsınlar, kağıdın kıvırsınlar, uzayı büksünler. Özel olarak programlamadıkça o eşi kendi kendilerine geçemiyorlar. Ama bugüne kadar geliştirdiğimiz araçlardan bir tanesi bu esnekliğimizi, dünya hakkındaki bilgilerimizi epeyi taklit ediyor. Çünkü yazıp çizdiğimiz her şeyi hatmetmek için geliştirilmiş. Tekrar geldik büyük dil modellerine. Ben de deminki problemler hakkında ÇatGPT ile birkaç saat süren muhabbetler yaptım. Birkaç saat sürdü çünkü soruları sormakla kalmadım. Farklı stratejileri konuştuk, onları hiç görmemiş bir doğal değil modelinin performansını tahmin etmesini istedim. İnsanların yaklaşımı ile kıyaslamasını istedim. İstedim de istedim, bayağı bir konuştuk. Arada yemek tarifi hizetiyosu filan da istedim. Hazır yakalamışken. Bunları da sadece o anda kendisiyle konuştuğunu sana insanlar vardır kesin. Hazır yakalamışken her şeyi sorayım diyorlardır. Bir andan bayağı etkileciydi. Çünkü eskisi gibi ansiklop edik cevaplar yerine. Yaklaşımının net biçimde parçalara bölüyor, açıklıyor. Kodunu yazayım, resmini çekip çerçe verelim, adeta hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyor. Yalnız bir yandan da klasik sordunlar devam ediyor. Örneğin dokuz nokta problemini konuşurken, bilerek kendisini o noktalarla sınırlamasını istedim. Deşarda bir dünya olduğunu bilmediğini farz etmesini istedim. Başlangıç adımı olarak çizebileceği alt tarafı 28 farklı çizgi var. Ne zaman pes edeceğini merak ediyordum. Fakat garip bir şekilde 16 farklı çizgiyle başlayabileceğini söyledi. 16 diye kestirip atmıyor, açıklıyordu güzel güzel. Biraz ara verdim, yeni bir muhabbet açtım. Bu sefer neredeyse aynı açıklamalarda 30 dedi. Google Gemini'nin vardı sonuç 60 şikayıdı sanırım. Kendimden şüphe etmeyi başladım ya tekrar tekrar sayıyorum. İşin komik yana, ya 28 değil mi işte bak böyle saydım diye adım adım anlatınca. Vay süpersin hocam, ince görmüşsün. Siz insanların eline su dökemem valla diye yıkıma yağlamam oduna geçiyor. Ya hatırlıyor musunuz acaba? South Park'ın yıllar önce şahane bir bölümü vardı. Japon bir şirket, Pokémon oyuncaklarının içine gizli sesli mesajlar yerleştirmiş, çocukların beynini yıkıyor. Onları askere yazdıracaklar, Pearl Harbor'ın intikamını alacaklar. Ne zaman ebeveydilerden bir mesajları duyup şikayet etse, şirketin yetkileri gelip çeşitli övgilerle konuyu dağıtıyordu. Bizim yapay zekalar da böyle aptala yata yata, dünyayı ele geçirme güzel olabilirler. Ama burada daha genel bir problem var. Hafıza ile akıl yürütmeyi ayıklamanın zordu. Neyi hatırladığı için yaptığı, neyi akıl yürüterek yaptı. Bir dereceye kadar bizde de aynı durum söz konusu. Bunlar hep birbirinin içine geçmiş şeyler. Sonuçta hiçbir şey hatırlamadan akıl yürütemeyiz zaten. Ama doğduğumuzdan beri görüp duyduğumuz şeyler, peysinırlı. Ya ben bu problemi hakikaten görmedim, deyince inanıyoruz insanların şu anda. Dil modelleri ise her konuda olduğu gibi, bu bulmacalar hakkında da binlerce metin okuyarak yetiştiler. Ve oradaki düşünce kalıplarını kullanıcıya "Hadur bir dakika şimdi buldum." diye yansıtacak şekilde itildiler. İlk tepki bizine öyleyse internet'te olmayan bir dizi bulmacı hazırlamak. O şekilde ölçmek bunların kabliyetini. Ama düşünüyorum da esas mesele o bile değil. Yani internet değil. Ortada şöyle bir paradox var. Bir problem tipi ne kadar orijinalse, ne kadar işlefselse o kadar kısa sürede işlebini kaybedecek. Çünkü her ekip o eşi geçmek için yarışacaklar. Bunun en kısa yolu da onları benzer sorularla eğitmek. Kimsenin soruları internetesizdırmasına gerek yok. Tes sürecinde bulunan insanların onları hatırlasalar yeter. Ertesi gün benzerlerini modeli yedirmeye başlayacaklardır. "Ark" diye bir test vardı, onun ilk versiyonuna böyle oldu. İnsanların kolayca yapabildiği bir görsel akıl yürütme testiydi. Bizim IQ testlerindeki görsel sorulara benziyordu. Yapay zekaların performansı rezal etti. Zamanla score inflasyonu oldu, özellikle bu akıl yürütme modellerinin performansı çok kısa süre içinde artarak insan seviyesine geldi. Şimdi bunu nasıl yorumlayacaksın? Ortada gerçek bir gelişmenin olduğunu düşünabilirsin. Yağut modellerin eğitiminin o sınavı geçmek üstüne kurulu hale geldiğini düşünabilirsin. Bizim gerçek eğitim sistemimiz gibi. Hangi yorumun doğru olduğunu nasıl belli olacak? Ark testerin bu sene çıkan ikinci versiyonuyla belli oldu. Pransip yine aynı bir takım gizli sorular var, görsel sorular, yine insanlardan oluşan küçük grupların başarı orana yüzde yüz. Hatta bazı birerler tek başına yarışan birerler, tüm soruları doğru cevaplayabiliyorlar. Modellerin başarısı ise tekrar yüzde sıfırlara düştü. En son baktımda yüzde beşin üstünde sukoru olan yoktu. Şimdi "Ark" bir ve "Ark" iki arasında insan performansı açısından fark yok. Ama yapay zeka performansı açısından dünya kadar fark var. Demek ki makul yorum, bunların henüz esnek bir akıl yürütme kabiyeti kazanmadıkları yorunda olur. O dönem popular olan teste göre, Benç Mark'ı göre optimize edilmişler sadece. Tamam, artık Apple araştırmacılarının şu meşhur makalesine gelebiliriz. Arka planımız hazır. Meşur diyorum çünkü yayınlanınca hem alandaki uzmanlar kritiğini yapmaya koştular hem de klik bait başlıklar sayesinde genel medyada yayıldı. Araştırmacıların yaklaşımı arka testinin yaratıcılarının kinden farklıydı. Tamamen orijinal ve gizli bir test hazırlamıyorlar. Onun yerine, Demek ki gibi bulmacıları sorup düşünce tokınlarına, yani modelin iç seslerine bakıyorlar. Seçtikleri bulmacıların bir özelliği var yalnız, karmaşıklık seviyesinin kolayca ayarlanabilmesi. Mesela o yamyan bulmacasını, üçer değil de dörder beşer kişiyi ile dörder beşer çiftle tekrarlayabilirsiniz. Sandalın kapasitesinde arttırdığını sürece, aynı sandalda çözüm imkansız. Efendim, kıyılar arasında bir adaya leştirebilirsiniz, geçici durak olarak kullanabilecek, bu tip ufak değişimler hem problemi zorluğunu aktırır, hem de modelin hafızasına olan bağınlılığını azaltır. Yani evet, kresik versiyonları binlerce defa anlatılmış. Ama bu zor versiyonlarındaki stratejileri anlatan metinler yaygın değil, o çözümleri kendi akıl etmesi lazım diye düşünüyorlar. Yeni bir örnek üstünden giderim. Makalede kullanılan ve bizim henüz görmediğimiz Hanoi kulesi üstünden. Hanoi kulesi, kulesik bir programlama egzersizi. Belki oyuncak halini görmüşsünüzdür, tahtadan yapılıyor genelde, yan yana üç tane dik çubuk var tahtadan, onların içine geçen farklı büyüklükte diskler var. Başlangıçta tüm diskler sırayla ilk çubuğa geçirilmiş, piramit gibi kule gibi daha doğrusu duruyorlar, en alttaki en büyük olacak şekilde. Oyunun amacı tek tek kaldırarak diskleri en sağdaki çubuğa aynı sırayla dizmek. Yalnız önemli bir kural var, hiçbir zaman disklerden biri daha küçük bir tanesinin üstünde duramaz. Ya boş bir çubukta duracak ya da altında daha büyük diskler olacak. Örneğin iki diskli hali kuralları anlamak için kolay. Küçük diski alıp orta çubuğa koyacağız, sonra büyük diski sağ çubuğa, sonra da küçük diski orta çubuktan sağ çubuğa. Tab pek zekli bir oyun değil, genelde giriş seviyesi üç diskli halinden oluşuyor, onu çözmek için gereken minimum hamle sayısı yedi. Muhtemelen gözünüzde canlandırarak çözersiniz. Dört diski de zar zor gözümde canlandırarak çözebiliyorum, orada en kısa çözüm yolu 15 hamle fakat ötesinde zorlanıyorum. Çünkü eklenen her disk çözümün uzunluğunu ikiye katlıyor. 10 diskli oynuyorsak mesela tam bin yirmi üç hamleden oluşan doğru sekansı bulacağız. O da sayısı zalterneti farasından. Başta akılcı gözüken birçok dizinin sonu çıkmaz sokak. Kız acası problemi zorlaştırmak kolay. Makalenin bulguları şöyle, kolay soruları tüm modeller şaklaya çözüyor. Muhtemelen ezberden çözüyorlar. Orta seviye zorlukta akıl yürütmek için eğitirmiş modeller daha başarılı. Çünkü problem zorlaştıkça daha çok düşünüyorlar. Tıkandıkları yerden dönüp çözüyorlar. Güzel, yalnız belli bir zorluk seviyesine gelince performans bir anda çakılıyor. Performans derken de sadece doğru cevap oranı değil, düşünce tokınları da çakılıyor. Pes ediyorlar resmen. Daha da kötüsü çözüm yolu kullanıcı tarafından verildiğinde dahi onu takip edemiyorlar. Dolayısıyla bunlar hailen epi aptalır. Vardıkları sonuç bu. En azından verilmiş çözümü takip edebileceklerini düşünürdüm. Detaylere ineyim dedim. Zaten şüpheliydim araştırmadın kaynağı epil olduğu için, yapay zekaya yarışında en geride kalmış oyuncu bunlar. Tam da kendi çıkarlarını olacak bir sonucu varmışlar netesadüf. Birkaç sorun var. Bazıları teknik sebepler onlar çok ilginç değil. Aslında ilginç yani araştırmanın ne kadar yanlı bir şekilde yapıldığını açıklamak için zor sorular soruyorlar açıklaması çok uzun sürecek. Fakat yeterli kontext window vermemişler. Bir başka değişti diyorum ki sadece 10 kelime konuşabilirsin bana suç ve cezayı anlat. Başkaları deneyleri tekrarlayınca daha yüksek kontext windowlarla daha başarılı sonuçları varmışlar. Bilimin güzel yanı bu zaten yani bir saçma sapan makaleye yayınlayınca de deneyin şartlarını şeffaf biçimde açıkladığı sürece onu tekrarlamaya çalışıyor insanlar. Yalnız burada daha ilginç sorunlar var. Dediler yani zorluk seviyesi artınca bir anda düşünmeyi bırakıyor diye. İnsanlarında böyle olmadığını ima ediyorlar. Kendinize düşünün mü bana basit bir soru soru. İzbimi sor, ne giyiyorsun diye sor. Nerede yaşıyorsun hepsinde de yalan söyleyeceğim. İki artı ikine diye sor mesela. Bunların hepsine ezberden söylüyoruz. Birazcık zorluk seviyesini arttırınca ezberle akıl yürütme karışık gidiyor. Ama çok zor bir soru sorarsa. Beş buçuk milyarın karesini al gibi bir şey söylesen bir saniye düşünürüm sadece. Bulan ben bunu hayatta yapamam derim. Ondan sonra da bırakıp gidiyorum. Yani zorluk seviyesi arttıkça düşünce süresinin de artması, akıl yürütme süresinin de artması tamamen yanlış bir varsayım. Biz de böyle davranmıyoruz. Şimdi bir seviye daha değerine inelim. Hanoi kulesini bilerek seçtim. Makalda kullanılan tek örnek bu değildi çünkü. Ama bu çok güzel bir örnek. Test içinde başka bir saklı test var. Disksayı sağlıkça bir yandan ikinci bir akıl yürütme devreye girecek. Dur bir dakika ya bir şeyler tanıdık geliyor diyeceksin. Çünkü elindeki problemin çözümü, kısmen önceki versiyonun çözümünden oluşuyor. Dört tane disk taşıyacaksınız diyelim. Bu problemi birkaç parça halinde düşünün. Birinci kısım ilk üç diski orta çubuğa taşımaktan oluşuyor. Sonra kalan en büyük diski sağ çubuğa kaydırılacak. Bu zaten tek hamle. Ondan sonra ortadaki o üç diski. Yine bu büyük diskin üstüne taşıyacağız. Demek ki problemin üç diski versiyonunu çözmüşseniz aynı hareketleri bu sefer iki defa tekrarlayacaksınız o kadar. Tüm bu hareketlerde beş diski versiyonunun çözümünün parçaları olacak. Böyle de gidecek. Artık korkacak bir şey yok. İsterlerse bin tane disk taşındesinler. Hesa paçısından karmaşıklık artıyor evet. Bizim kapasitemize aşıyor ama mantıksal zorluk seviyesi hep sabit kalacak artık. Dolayısıyla buradaki esas test, rikörcünüyle genel bir çözümü ulaşılabileceğini anlamak. Bir prensip ortaya sürebilmek. Bu modeller peki rikörcüne en kolay nasıl ifade edecekler? Bilgisayar koduyla. Bunu da yapabiliyorlar. Herhangi sayı da bir diski içeren Hanoi kulesini çözen kod yaz desen anında yazıyorlar. Hatta bu diskleri oynatan bir animasyon programla desen yapacaklar. Fakat araştırmacılar modelin kendini bu şekilde ifade etmesine izin vermemişler. Herhangi bir alit edevat kullanmasına izin yok. Bu önemli bir karar. Demin dedim ya bize de zor bir matematik sorusu sorsan tıkanırız dedim. Aslında bu tam doğru değil. Elimi sesap makinesine gidecek. Çeşitli prensipleri kullanabilmek için araçlar geliştirmişiz. İşin ameleliğine onlar yapıyorlar. Biz aptal mı işimde? Yani düşünsene bir maymun aikü testine sokuyorsun. Çaktırmadan telefonundan cevaplara bakmaya çalışıyor. Arkadaşını aramaya çalışıyor. Neyse sonra telefonu elinden alıp fırlatıyorsun. Sınavdan çakıyor. Aptalmış bu hayvan diyorsun. Maymun da sorun yok senin testinde sorunlar. Tabi araştırmacıların neden böyle alit edevat kullanmayı yasakladıklarında anlıyorum bir yandan? Başta bahsettiğim o genel engele takılıyorlar çünkü. Hafızayla akıl yürütmeyi ayıklamaya çalışıyorlar. Sonuçta internet o kod örnekleriyle dolu. Rikörcün kavramını anlatan hem de tam da bu bağlamda anlatan metinlerle dolu. Çatçip itigayet güzel anlatıyor. Ama o anda aha diyip rikörcünü çözdüğü için değil. E itiminde öğrendi için. Kısacası arkadaşlar. Bu araştırmanın detaylarına bakınca vardıkları sonucu varmak imkansız. Ama sadece o değil öyle bir sonucu varabilecek bir araştırma tasarlamak da çok zor. Onu anlıyoruz esas. Emin olamıyorsun yani hiçbir zaman. Bu da beni belki de varabileceğimiz en genel sonucu çıkarabileceğimiz en genel derse getiriyor. Neden bu teslerle uğraşıyoruz? Ya yıl olmuş 2025. Bu alanda geçen her senin normalde 7 yıl adı engelliyor biliyorsunuz. Epeği zaman geçmiş yani. Hala efendim tesettik gerçekten de akıl yürütemiyorlar. Demenin manasını anlamıyorum ben. Sen ben yazarız, konuşuruz onlar başka. Ama indüstürdeki profesyonellere yönelik makale olarak yayınlamak acayip. Kaç kişi var ki böyle direten. Hayır akıllılar tam da bizim gibiler diye direten. Epeydir bu konuda ki felsefi tartışmaları uzaktan takip ediyorum. Öğrendiğim bir şey varsa o da tartışmaların büyük kısmının. İnsanların aynı kelimeleri farklı şeyler ifade etmek için kullanmasından kaynaklanması. Akıl yürütüme zeka, yaratıcılık bunların hiçbirinin belli bir tanımı olmadığı gibi. Kendimizde tutarlı biçimde kullanmıyoruz. Mesela biraz daha objektif biçimde çerçevelemeye çalışmak daha verim ne olacak. Örneğin yapay zeka gerçekten de akıl yürütüyor mu yerine? Bizim akıl yürüterek hallettiğimiz işleri ne kadar ibeceriyorlar diye sormak daha pratik. Akıllı ve yaratıcı bir insanın yaptığı işlerin ne kadarını devredebilirim. Kendisine verilmiş bir hedefe ulaşmak için çok adımlı planlar yapıp elindeki araçları etkili biçimde kullanabiliyor mu, kullanamıyor mu? Esas kıstas bu. Uzun zamandır bu milyar dolarlık dilmodellerinin mesela dört işlemde ne kadar kötü olduklarıyla dalga geçiyordu. Ama bir hesap makinesi kullanmaya başladıkları an, o kahkahalar yerine gergin gürümsemelere bıraktı. Uzun uzun kompozisyonlar yazmasına rağmen tek bücümledeki kelimeleri bile sayamıyordedik. E basit bir kelimesayacı programı ile entegre ettin mi işbitti? Türlü türlü aracı erişimleri var artık. Bakın daha şimdiden videoların ve podcastlerin çoğunu neredeyse hiç insan kontrolü olmadan yaratabilecek seviyeye de olduklarına inanıyorum şahsen. Notebook elemin bir demosu vardı, istediğin makaleyi videoyu kitabı yükliyorsun. Onu gayet düzgün bir şekilde özet dediği yetmiyormuş gibi. İki tane yapay sunucunun konu hakkında gayet doğal bir muhabbet yürütü bir podcast bölümü yaratıyordu. Şak diye. Ve bu geçen seninin teknolojisi. Ve şimdilik daha standard biraz daha düz içeriklerde sırıtmadan çalışıyor ama 2-3 sene içinde nere de olacak? Benim bu araya sıkıştırdığım saçma sapan göndermeleri de Beyhan bu da kesplerlerinde takredecektir. Düşünce işçilerinin işsiz kalması için illa gerçekten de düşünen makinalara ihtiyacımız yok. Düşünülmüş gibi yapanları yeterli. Bu yeni dünyada insanın işi üretimden ziyade üretilenleri kontrol etmeye evrilecek denir hep. Ama ben ondan da şüphelim. Zira işin kontrol kısmı da büyük ölçüde automatize edilebilir. Tek bir yapay zekaylasınırdı değiliz ki. Bir tanesi mesela işimiz için ayrıntılı bir rapor çıkardı. Bir diğeri de o raporlardaki kaynakları kontrol etmek için uzmanlaşmıştır, fact-checking robotudur. Bir başkası hukuki sorun teşkil edebilecek kısımları işaret demekle görebilir. Bir başkası raporun anlaşılabilirliğini veya önceki raporlarla uyumunu kritik etmek için eğitidir. Original raporu üreten de o eleştirleri dikkate alarak yeniden yazar. Bizim işimiz ne olacak? Herhalde kontrolörleri kontrol etmeyi dönüşecek. Ne demiş hayır? Unutulanlar, unutanları asla unutmazlar. Al işte bu salak espri yapmak için illa mükemmel bir insan zekasını gerek mi var şimdi? Tamam işin pratik kısmını anladık da yine de herhalde aklınızın köşesinde bir yerde bu soru devam ediyordur. İyi hoş da hakikaten de düşünüyorum bunlar bir cevap ver. Bu soruyu insanın neyi farklı yaptığına odaklanmak için bir bahane olarak kullanabiliriz. Mevcut dil modellerini bir korelasyon makinesi olarak düşünmek lazım. Yani kelimeleri, görselleri, kavramları sayılarla temsil ediyorlar. Her birini bir sürü sayıyla, yüzlerce binlerce sayıyla. Ve bu sayı dizileri arasında ilişkiler bulmaya çalışıyorlar. Bunu fullarsız felsefe kitabında da yazmıştım. Örneğin çatçı ipiti düşmek kelimesinin mâneasını muhtemelen bilmiyor. Onun bildiği şey düşmek ile diğer kelimelerin arasındaki sayısal ilişkiler. Düşmek kalkmak, alçağılmak yükselmek böyle benzerlikler olduğunu biliyor. Bunlar sadece zıttık ilişkisi tabii. Onun gibi binlerce farklı matematiksel ilişki kuruyor. Ve bu ilişkileri bağlama göre değiştirebiliyor biraz. Biz de aynısını yapabiliyoruz. Ama bunun yanında, yıllardır edindiğimiz düşme tecrübesinde işin içine katıyoruz. Bizim için düşmenin başka kelimelerle, başka kavramlarla açıklanmayan, sırf kendisine bağlı bir tarafı da var. Yüksek bir yerden düşünce örneğin, korku hissi, içimizin çekilme hissi, efendim yere düşünce yaşadığımız acı. Yani işin, sujektif, tecrübe kısmı temeli oluşturuyor. Yapay zeka da bu kısm yok. Kavramların temeli yok bir çapası yok. Korelasyon makineleri oldukları için, korele ettikleri şeyde sembollerimiz olduğu için onların işaret ettikleri şeyler arasındaki gerçek ilişkileri bilmiyorlar. Örneğin battaniye satışlarıyla kart hatilere arasında kuvvetli bir bağ var diyelim. Biri artınca diğeri de artıyor. Bu ilişkinin gerçek doğasını hayat tecrübenizden biliyorsunuz. İkisi de kış aylarının bir sonucu. Bir yapay zeka için ise battaniyeler kart hatiline sebep oluyor olabilirler veya tersine, kart hatililerinin artışı battaniye satışlarını arttırıyor olabilir. Onun açısından ikisi de aynı oranda geçerli. Bizim akıl yürütmemizin farkı, her türlü senbole temellendiren o sujektif tecrübelerimizi zaman içinde edinmemiz. Onları bir zaman çizgisini oturabilmemiz. Böylece neden sallik ilişkileri kurabiliyoruz. Bu arada neden salliğın gerçek olup olmaması ayrı bir mesele. Onun hakkındaki felsefi tartışmaları işlemiştik daha önce. Ama en azından öyleymiş gibi yapmak, dünyaya öyle modellemek mümkün ve bu işe yarıyor. Bu sayede sadece olan bitene mahkum değiliz. Kafamızda senaryolar kurabiliyoruz. Şu olmasaydı nasıl olurdu diyoruz. Eğer boşluğa adımıma atmasaydım, düşmeyecektim. Düşmeseydim, ayağım kırılmayacaktı. Ayağım kırılmasaydı, canım acımayacaktı. Bu farazı senaryolar neden salliği netleştirmemize yardımcı oluyor. Aynı zamanda doğru seviyede ki neden sallik ilişkilerini kurmamızla yardımcı oluyor. Yani biraz düşünürseniz, ayağımı kırdıktan sonra duyduğumu acıyı meydana getiren bir sürü sebep var. Yer çekiminin açıklaması olan gravitonlardan tut, beynimdeki nöret transmitterlerin yapısına kadar milyon tane şey var. Neden canın acıyor diye soran birine tüm fizik ve bir yorajı ansiklop edilerini baştan okumuyoruz. O an ki en alakalı bir iki sebebi odaklanabiliyoruz. Düştüm kırdığım işte kardeşim, an bulansçaer diyoruz. Aha, bulduğum işte, bu andan bahsediyorduk ya. Bunun en ünlü örneğin düşünün. Tarihteki en ünlü örneği herhalde arşimet ayıttır. Biliyorsunuz günün birinde hamama girince bir anda suyun kaldırma kuvvetini anlamış. Öyle denir genelde ve aşırı dozda topa min yüzünden çırılçıplak dışarı çıkmış sokaklarda koşturmuş. Hikâyinin sonu bu aslında. Öncesine bakmak lazım. Arşimet'in çözmeye çalıştığı mesele, hakkında olan mesele, altından yapılma şeylerin saflığına anlamaktı. Sira küzün kralı, taç yapsınlar diye birilerine bir miktar altın vermiş, yapıp getirdikleri taç hakikaten de güzel ve verdiği altında aynı ağırlıktı. Ama ya içine gümüş karıştırdı varsa diye şüpheleniyor. Birkaç gram altını çalıp, birkaç gram gümüş koymuş olabilirler. Tacın hacmini değiştirecektir tabii bu. Ama kim fark edecek ki? Arşimet onun yolunu buluyor işte. Fark ettiği şey, taşan suyun her türlü cismin hacmini ölçmekte kullanılabileceği. Önce tacı, sonra da aynı ağırlıktaki som altını batır. Farklı miktarda su taşıyorsa, taç farklılır hile yapmışlardır. Şimdi cismlerin hacmini, suyun davranışını, üç boyutlu uzayın nasıl davrandığını bilmeyen bir zekadan aynı mantıksa sıççamayı yapmasını bekleyemeyiz. Ben başka şeyler arasındaki o anolojiyi kurması için o tecrübeler şart. Ne olabilir? Onları bedenlendirirsek, bir robot içine veya iyi bir sanal gerçeklik içine koyarsak. Ve o dünyaları algılamalarını sağlayacak duyular verirsek. O duyuları da mevcut bilgileriyle harmanlamalarını sağlayacak yeni miyimariler üretirsek. Belki bizim gibi subjektif tecrübeye sahip olmayacaklar. Ama en azından o nedensellik ilişkilerini en temelden kurmaya başlayabilirler. Ve bu sayede bizim gibi akıl yürütebilirler, iyisiyle kötüsüyle. Evet, fullarsızlar. Bu akıl yürütme konusunun sonuna geldik diyecektim. Fakat çok uzun zamandır sizle beraber olmamımızın etkisiyle de şöyle iginç bir şey yapayım dedim. Bir bonus kayıt ekleyim. Zira tüm bu muhabbetlerin çıkış noktası ta ocak ayında gündeme bomba gibi düşen diyipsik firvasıydı. Başta da dediğim gibi onun hakkında bir bölüm yapmıştım zaten. Ama getirdikleri teknik yeniliklerden bahsetmemiştim. Şimdi diyorum ki o yeniliklerden başlayalım. Sonra piyasayı neden bu kadar etkilediklerinden. En vidyanın rolünden mesela oradan devam ederiz. Stargate projesine değiniriz. Yeri gelmişken bunları da toparlarız. Eğer ilgilenmiyorsanız sorun yok. Yani bu noktada beni bırakıp giderseniz alınmayacağım. Söz veriyorum. İş sanat sahnesi Shubat ayında gremi ödüldü. Kremarahta Bahtika ve stradaşı pianist Luka Debarga ağırlıyor. Bahan Mozart'a uzanan büyüleyici müzik yolculuğu 19 Shubat perşem bakşamı iş kuleleri salonunda. Biletler biletikse. Bu diyipsik olayında medya olan bitenin detayına hakim olmadan haber yapma telaşı içinde onları öyle bir resmetti ki. Sanki bir grup Çinli öğrenci bir garajda toplanmışlar. Makkayvur misali videolardan, ateşlerden, derme çatma bir süper bir gisayar yapmış. Ve herkese geride bırakmışlar. Millet biraz da uyuzdan panik olmuştu. Ve bir iki gün içinde borçlalardan trilliyon dolarlık değer silinmişti. Halbuki arkalarında çok ciddi bir kaynak vardı. Esas işleri yapay zekaya yardımıyla fon yönetimiydi. Oradan parayı vurduktan sonra daha genel yapay zekaya girişimlerine daaldılar. İlk denemelerde 2023'teydi. 2024'ün sonuna gelindiğinde 3. versiyonlarını çıkarmışlardı. V3 diyeceğin bu model, hiç de öyle garajınızda yaratabileceğiniz bir şey değil. En ileri rakiplerle aşık atan tam 670 milyar parametleden oluşan ve trilliyonlarca kelime ile eğitilmiş bir def. Biliyorsunuz bu alanda boyut önemli. Her alanda önemli, bu alanda özellikle önemli paramet resayısı, sistemin karmaşıklığının en önemli ölçüti. Ben dil modellerini hiç bilmeyen tanıdıklarıma şöyle anlatıyorum. Bir takım sayıları alıp başka sayıları dönüştüren bir karakutu gibi düşünün. Kutunun içinde milyarlarca ayar düğmesi var, eğitim sırasında ayarlanıyor bunlar. Ona göre çalışıyorlar. Basit bir şey mi soruyorsunuz? Mesela dünyadaki en uzun ağaç hangisidir gibi? O soruları sayıya çevirdikten sonra onları öyle bir değiştirecek ki çıkan sayılar, high piri yanı kelimesine karşılık gelecek. Dünyadaki en uzun ağaç. Orta doğu ve balkanların en iyi podcasti nedir diye sorsanız peyham budak diyecek. İşin ilginç yanı aynı kutuya bilgi sorular yerine gayik muhabbetiyedirseniz bu sefer gayik cevaplar çıkacak. Monesti ile ağaç resmi yapteseniz o resmin piksellerini temsil eden sayılar üretecek. Her türlü soruyu aynı ayarlarla halledebiliyor. Dolayısıyla hiçbir ayrıntı bilmeseniz dayı. Bu derece bir esneklik için, kutunun içinde çok fazla ayar düğmesi olması gerektiğini akıl edebilirsiniz. 670 milyar kadar mesele. Tabii bu dünyada hiçbir şey bedava değil. Bu podcast dışında, eklenen her ayar içeride dönen işlem sayısını birkaç kadar tıracak. İşlem sayısıyla eşittir, para ve zaman. O yüzden kendi nükler, reaktürü olan veri merkezleri yapmaktan bahsediyorlar. Rakibinden bir gıdım daha iyi performans için kat ve kat fazla kaynak harcımı, gözü alacak kadar gözü dönmüş ve cebiş işmiş şirketler var. İşte V3'ün tüm numarası, performansı etkilemeden malyeti düşüren bazı hilelere başvurmasıydı. İlk önemli hile, lobotomi. Yani beyin deki bazı bağlantılırı keserek onu ufak parçalara ayırmak. Demin öğrendiğimiz üzere, ne sorarsan sor, doğru ilişkileri kutudan çekip çıkarmak için her şeyin çalışması gerek. Yani içerdiği bilgiler, bilgisayarlarda olduğu gibi, dosya dosya, dosya, belli yerlerde depolamıyorlar. Her şey tüm kutuya dağılıyor. Make sure of experts veya uzmanların karışımı denen yaklaşımda ise, sistemin farklı kısımlarını farklı işler için eğitiyorsun. En uzun ağaç gibi dünya hakkındaki tırvırı bilgiler, sadece ayarların bir kısmına kodlan salar mesela. Yok, eğer mantık bulmacası soracaksak, onun üstüne uzmanlaşmış kısım çalısı. Elbette tıpkı beyin de olduğu gibi, bazı bölümler müthemaadeni aktif olacaktır. Mesela dilin temel kurallarını içeren kısımlar, konu ne olursa olsun ilaki gerekliler. Onlar olmadan iletişim kuramıyor. Ama içeriye bağlı olarak başka başka modüller aktive edilebilir. Bu yeni bir fikir değil bu arada, yalnız yönlendirme zor bir iş olduğu için pek pratik değildi. Çok assaydı uzman oluyordu, az miktarda tasarruf oluyordu. Dipsi ikin modeliyse, her an en fazla 37 milyar aktif parametri olacak şekilde itirmiş. Yirmi de birlik bir düşüş yani. Bir sürü uzman var, ne zaman hangisini uyandırıp ağacı ile çağıracaklarını çözümüşler. Bu tek başını önemli bir yenilik ama daası var. Kutunun içinde dönene o işlemlerin ciddi bir kısmı o anki muhabbetin bağlamını kestirmekle alakalı. Sizin veya modelin ettiği her kelime öncesindeki ve sonrasındaki kelimelerin anlamını biraz değiştiriyor. Bunun hesabı da bir dizi çarpımdan ibaret. Her şeyde olduğu gibi, o kadar basit ki yani insan ilk defa okuyunca biraz hayal kırıklığını uğruyor. Ulan bizi taklit etmek bu kadar mı kolay yani diyorsun? Hani çöpa damlardan ibaret bir portrenin uzaktan bakınca ultra gerçekçi gözükmesi gibi bir şey. Neyse, bağlam genişledikçe yalnız gereken hesap sayısı geometrik olarak artıyor. Yani iki kat fazla şey hatırlaması için her yeni kelimenin dört kat fazla işleme sebep olması lazım. Binokta da fark ediyorlar ki birçok sayı aslında aynı kalıyor. O kısımları tekrar tekrar hesaplamak yerine hafıza da kaşelemeyi akıl ediyorlar. Güzel. Ama hafıza da sınırlı kaynak. Onlarca bazen yüzlerce Gigabyte gerekli tek bir hesapluru için. Ucuz heartlisklardan bahsetmiyorum. GP'yi üstündeki hafızadan bahsediyorum. Deepseek bunu da küçükten bir teknik ical etti. Bir sürü boş değer içeren devasa matrisleri daha küçük boyuttu. Ama yoğunlaştırılmış matrisler haline getirip depoluyorlar. Sıkıştırma yapıyorlar bir nevi. Meraklısı varsa multi head latent etençindiği aratabilir. Dolu dolu bir ismi var. Mesela iyi güzel açıklayan bir videoyu ekledim notlara. Başka teknikler de var. Mesela eğitim esnasında hep bir sonraki kelimeyi tahmin etmeye çalışmak yerine. Sonraki birkaç kelimeyi aynı anda tahmin etmeye çalışmak gibi. Yağut daha basit bir sayı formatı kullanmak gibi. Sonuçta sürekli sayılar uğraşıyoruz. Her şey sayı. O saylarında bir kısmı logaritmalarla, eksponençıllarla alakalı. O yüzden sıfır nokta 70-38 gibi çirkin çirkin sonuçlar çıkıyor. Ve sıfırdan sonra kaçıncı basamak kadar onları akılda tutacaksın. Bu da bir tasarım karar. Bizimkiler yine iyi bir alternatif bularak. Hesapların çoğunu basitleştirmişler. Ama kullanıcı tecrübesine etkilemesi daha ola sahi hesapları fark edip. Onlar için ayrıntılı format kullanmaya devam etmişler. Yani genel olarak hep bir şeylerden feragat edip başka yerlerden kazanıyorsun. Bu zeki arkadaşlar da daha çok kazanmanın yolunu bulmuşlar. Çok daha az işlem, çok daha küçük hafısı ama neredeyse aynı performans. Hatırlatayım hala ve üçten bahsediyoruz. Haberleri konu olan şey değil bu. Peki haberleri konu olan modelin olayı neydi? Mimar'ya açıdan hiç de farklı değil. Ve üçün üstüne getirilmiş bir akıl yürütme eğitiminden ibaret. Yani çok verimli bir bazı modeli alıp extra bir takım örneklerle eğitiler. Ve bir anda dönemin eniliri, en pahalı, yapay akıl yürütme modeli olan opuneyeyi modelini yakaladılar. Yalnız teknoloji habercileri burada sınıfta kaldı net biçimde. Kafaları karıştıran bir etmen deep seeking o dönemde benzer isimlere sahip üç farklı şey çıkarmasıydı. Çok haber kaynağı bunların ayrımını yapmadan hepsinin özelliklerini karman çormanı ederek anlattı. Halbuki üçü de ayrı ayrı ilginç. Arvan ziro dedikleri en basiti. Bazı model artı otomatik eğitim. Otomatikten kastım, cevabı bilinden bir takım matematik veya kodlama problemlerini kullanıyorlar. Modelin bunlara getirdiği çözümleri insan müdahalisi olmadan ödüllendirip cezalandırmanın yollarını bulmuşlar. Böylece modelin kendi kendini akıl yürütmeyi öğrenmesini sağladılar. Mesela hata yaptığını anladığında geri dönüp varsayımlarını gözden geçişmesini kendi akıl etmiş. Kimse ona öyle programlamamış özellikle. Asgari seviye bu. Bunu alıp biraz para harcayarak daha emek yoğun yöntemlerle ince ayar çekince ortaya çıkan modeli Arvan dediler. Kendi başına bulması uzun sürecek olan çözüm yöntemlerini insanların yardımıyla daha çabuk öğreniyor. Genel performansı da bir gıdım artıyor. Bunların yanında saldıkları üçüncü ürün biraz farklı. Arvan distil dedikleri bir grup model. Distillation, yani damıtma, alkolikler bileceklerine yaygın bir teknik. Büyük bir modeli kullanarak daha ufak ve ekonomik bir modeli eğitmek demek. Süper bir fikir asla düşünseniz. İnsanların tüm kültürel çıktılarına tüm internete en baştan başlayıp özümsemek zor bir iş, pahalı iş ama bunu hali hazırla yapmış bir öğretmenin parlak bir öğrencisi olmak görecek olay. Kendi modellerini öğretmen olarak kullanmamışlar yalnız. Başkalarının açık kaynak modellerini damıtmışlar. Hatta büyük ihtimalle kapalı modelleri de damıtmışlar. Zira bu konuda opune yayıyla kavgalılar. Tahmin edeceğiniz gibi dünya kadar para harcıp geliştirdikleri modellerini başkalarını öğretmenlik yapmasını yasaklıyor opune yay. Onlara göre geçen sene çin kaynaklı bir takım hesaplar. APA üstünden dünya kadar veri çekerek bunu denemiş. Tabi bir bakıma opune yayın başkasını hırsızlıkla suçlaması gayet ironik. Çünkü kendi eğitimlerinde kullandıklar veriler için tehlif ödemediler. Kulanın mesnasında da tehliften muhaflar. Bir eserin neredeyse aynısını üretirlerse kullanıcının isteği doğrultusunda. Bunun bir kopya değil de orijinal üretim olduğunu savunuyorlar. Çünkü hafıza da dep olanmış bir resmi veya bir kitabı olduğu gibi sunmak yerine onun içindeki ilişkileri kullanarak onu sıfırdan oluşturuyorlar. Neyse sonuçta bu alanda gruy bölge çok geniş. Herkes birbirini sömürüyor ili ne kadar. Diye psikte damıtma yoluyla ufak modeller oluşturduktan sonra onlara akıl yürütmesini öğretmek için kendi arvan modelinin ürettiği soru cevapları kullanıyor. Yani şöyle düşünebiliriz. Bu öğrenciler önce dışarıdan üniversiteyi tamamladılar. Sonra iyi bir uzmandan özel ders alarak bir takım ekstra şeyler öğrendiler. E ne oldu şimdi? Koca koca profesörlere yaptıracağın işin yüzde doksanı yüzde doksan beşini bu doktarı öğrencilerine ucuza yaptırabiliyorsun. Mesela bu. Tüm bunlarda ortak tema, performansdan azıcık ödün vererek çeşitli maliyet boyutlarında büyük kazanımlar olmasın. Tam olarak ne kadar kazanından bahsediyoruz. Medya'nın sınıfta kaldı bir konuda bu para konusuydu zaten. Haberlerde sıkça karşımıza çıkan bir fikir var. Beş buçuk milyon dolar. Her şey sadece beş buçuk milyona yaptılar diye anlattılar. Ve borsa da on milyarlarca dolarını elde iştirmesine sebep oldular. Gerçekler o kadar dramatik değil. Sakin makalesine göre bir bazı modeli eğitmek için iki nokta sekiz milyon saattik GPU kaynağı gerekmiş. Saati iki dolardan kiralanabileceğini var saymışlar. 5.6 milyon dolarlık bir etiket ortaya çıkmış. O kadar. Op'un e'nin bilmem Google'ın veri merkeze harcamaları ile kıyasıyorlar şapşal gibi. Ya onlar sermayya gider. Diğipsikin de zaten öyle masrafları var. Bir de bir dünya arge maliyeti var. Sonuçta bahsettiğimiz bunca teknik, bunca ilerleme, gökten zembilleyinmedi. Bir yirç sürü model eğiterek buldular. Hepsi paraydı. Sadece tek bir versiyonunun, tek bir eğitim roundunun masrafını açıklamışlar. Millete on üstüne atladı. Yoksa öyle milyarlara karşılık milyonlar seviyesinde bir fark yok. Ama yine de ciddi bir fark var. Bunu zaten son kullanıcıya yansıtlıktıkları fiyatlarda da görüyoruz. Arvan'ın kullanımı Op'un e'nin benzer modeline göre 25 kat ucuzdu. Zaten bu yüzden Op'un e'nin kıça tutuştu. Birkaç gün içinde fiyatlarını düşürdüler ve eskiden paralı olan bazı özellikleri bedava kullanımı açtılar. Yani düşüdün Apple'ın en son model telefonu çok popüler diyelim. Sonra bir çıkıp neredeyse aynı performansı 25 kat ucuzda sunuyor. Aslında Android telefonlar bunu yapıyor. Hadi o neyse boş ver. İsterseniz kendi telefonunuzu tasarlamayı da öğretiyor. Esas kritik nokta bu. Deepse ki ne yaptığı her şey halkı açıktı. Bütün kodlarını, ayarlarını, mimarlarını, kopyalayıp çat diye kullanmaya başlayabilirsin. Doğal olarak ocaktan beri bir dünya model ortaya çıktı. Say say bitmiyor, hepsini takip etmek akıl kârı değil. Peki, tüm bunların Nvidia ile alakasını. Niye kısa vadede en çok zararı onlar gördüler. Şimdi durumları gayet iyi de o zaman krize girmişlerdi. Nvidia GPU üretecesi biliyorsunuz. Biliyorsunuz da GPU nedir onu biliyor musunuz? Veya GPU sizin kim olduğunu biliyor mu? En baştan başlayalım. Dünya bir toz ve gaz bulutuydu. Ve bu buluttaki her bilgisayarın bir merkezi işlemcesi var. CPU'den. Öyle her işi yaparım abi diyen biri gerçekten de yapabiliyor. Ama bazı işler biraz özel. Grafik bunlardan biri. Çünkü aynı anda yapılan bir sürü basit hesaptan oluşuyor. Bir sürü derken PlayStation 5 mesela saniyede 10 trillion grafik işle mahalledebiliyor. Pahalı PC kartları daha da yüksek kapasitesi aypler. GPU sırf bu iş için üretilmiş bir işlemci. Başka bir şey yapamıyor ama bu işleri çok iyi yapıyor. En video binokta da fark ediyor ki bunca işlem kapasitesini sadece grafik işlemek için kullanmak zorunda değiller. Doğru desteyi sağlarlarsa yüksek derece paralellik gerektiren her şeye uygunlar. Bioloji olur, crypto mining olur ve tabi yapay zeka olur. Ama kendilinden olmaz. Ekran kartını taktım. Hadi şimdi gelsin bitkoyunlar, gitsin skeinletler diyemiyorsun. En basitinden tam olarak hangi işlemler GPU'ya yönlenecek kontrol etmen lazım. Hadi oraya vardı işlemler, onun içi baya karışık. Her biri bir sürü transistörden oluşan binlerce koru var. Hangi işlemlerin, hangi sırayla nerelere dağın acı. Sonra oralardan nasıl toplanacakları, nere de tutulacakları. Bunlar yaptığın işe göre biraz değişiyor. Ve bunları optimize etmekle mi uğraşacaksın şimdi? Biraz daha üst seviyeye çıkın. Biriden fazla GPU aynı anda kullanabilmek da ayrı bir mesele. Protein analizli yapacaksın mesela işin bu. Bir veri merkezindeki binlerce GPU'yu kullanmak istiyorsun. Her seferinde aralarında nasıl konaşacaklarını mı ayarlayacaksın? O işi öğreneceksin, yoksa kendi işin emodaklanacaksın. Tüm bu farklı seviyelerde kontrol sağlayan araçlar var. Ben eskiden sanıyordum ki en video, en hızlı, en müthiş kartları yaptığı için lider konumda. Hay bu ki esas silahları bu yazılım ekosistemine taa 2006'dan beri yaptıkları yatırım. Kuda dedikleri şey. De facto monopoli olmuş faziyetler. Herkes buna uygun koddamaya alışmış. Bu da Nvidia kartlarını kullanılmasını gerektiriyor, satışları ittiriyor. İşte böyle bir durumdayken, ocak ayında bir anda yaklaşık yarım tırlyondolarda yer kaybettiler. Bu kısmen ilk anda kabellerin yanıl tıcılığından kısmen de ticaret savaşından kaynaklanmıştı. Zira ileri grafik çiplerinin iracı yasaklı. Yani Nvidia en iyi kartlarını doğrudan satamıyor içine. Onların performansını düşürüyor ama çok da düşülemiyor yoksa piyasayı huaveye kaptıracak. Bunun sonucunda grafik kartlarında karaborsa oluştu. Resmen kokayan getirir gibi bazıları kaçak kaçak grafik kartları getirip satıyor çevre ülkelerden. Daha önemlisi, çinliler bu kısıtlar yüzünden bir süre yenilik geliştiriyorlar. Zorunluluk iyice atların anasıdır derler. Doğru da derler. Gördük neler yaptıklarını. Bu yasakları bir yana koyup daha genel bakar sak. İlk bakışta diyipsi ikini yaptığı o ilerlemeler. Zorunluluktan yaptıkları ilerlemeler tüm çip üreticilerinin aleyine gibi görünüyor. Çünkü sonuçta çip üreticileri açısından en iyi senaryo nedir? Belli bir işin ancak çok yüksek sayıda çipler lalledilmesi. Bu sayı da çok satacaklar. Verimlilik artarsa donanıma olan ihtiyaç azalır gibi bir mantık var. Ama bu her şeyin sabit kaldığını varsayıyor. Yani verimlilik artışı piyasaya giriş par yerine aşağı çektiği için bir süre yeni oyuncuya fırsat verecek. Çiplere rağbet yine yüksek kalacak. Hiç bir yavaşlama görünmüyor ufukta. Çünkü diyipsi ikin kaydettiği tüm ilerlemeleri tüm bu verimlilik artışlarını herkes gibi dev oyuncular da kopyalayacaklar. Dehanız için teşekkür ederiz. Yaratıcılığınız için teşekkür ederiz. Şimdi ben buna 1 milyar dolarlık donanımı gömeceğim. Ne 1 milyar 100 milyarlık donanımı gömeceğim. Daha iyi modeller çıkaracağız. Eyvallah diyecekler. 100 milyar da uydurmadım, Stargate projesi işte. O da ilginç bir zaman namaylı Stargate'in açıklanmasından birkaç gün sonra bu şok yaşanmıştı. Yıllardır planından bir proje, sağ sola bir dünya verimlerkesi koracaklar işte. Basitçe bu. Arkasında Japonya merkezi softbank var, o puneye ve orakıl var. 100 milyar doları yakında olmak üzere 500 milyar dolarlık yatırım sözü verdiler. E bu projenin teknoloji partnerler arasında kim var peki? En video. O verimlerke üzerini bunlarla dolduracaklar. Bu arada Stargate açıklaması Trump ile mask arasındaki ilk açık gergeniklerden biriyle belki de ilk iddi. Çünkü açıklamayı Trump yaptı ve başkanlık yetkilerini kullanarak bu inşaatları hızlandırma sözü verdi. Ama tüm proje maskın XEI şirketine karşı bir hamle. Zaten mask hemen sonrasında açıklama yaptı. Ya bunların o kadar parası yok, 10 milyar dolarları bile yok, ne 500'ü diye. Diğerleri de yalanladılar. Hiç de bile var bizim paramız dediler. Ve lazım bu yarışın belli bir bitiş noktası yok. Ve herkesin insan seviyesindeki zeka beklentileri biraz öne çekildi. Akıl yürütme bu işin ciddi bir kısmı olduğu için. Tekrar hatırlatayım, benim için insan seviyesi demek, insanla aynı demek değil. Yani insan gibi düşünüp hisseden değil de bizim düşünce ve isterimiz yardımı ile yaptığımız işleri kabul edilebilir seviyede yapabilen bizden onları devralabilecek sistemler demek. Son olarak yeni bir şeyden bahsetmek istiyorum ama aslında bu sayede konuyu baştaki bir fikre bağlayacağız. Yani yapay zekadın, alet edevat kullanabilmesine bağlayacağız. Vahsettiği modellerin hepsi reg denen bir yöntemle daha fazla kabliyet kazanıyorlar. Atıyorum büyük bir şirketin mesela o şirketin iç dokumenları hakkında. Daya bir hukuk şirketisin elindeki davalarla alakalı olabilecek emsel kararlar hakkında bir sorgulama yapıyorsun. Ve asıradan bir kullanıcısın işte en son bilimsel gelişmeleri merak ediyorsun. Soru sordun değil mi? Bu soru doğrudan modele gitmiyor. Umarım bu noktada artık kafanıza kazanmıştır. Dil modelleri bilgi depolayıp gerektiğinde onu kusursuzca geri sunan veri tabanları değiller. Her geri sunuşta her şey yeniden yaratıyorlar. O süreçte biraz fazla yaratıcı olabiliyorlar. O yüzden bu tip sorular bir ön işlemden geçiyorlar. Alakalı olabilecek kaynaklar tespit edelim. Oralardan çekilen bilgiler senin sorunun bir parçası olarak modele iletiliyorlar. Yani dandik bir soru sormuşsan gerekli bağlamı sağlıyor modeli. Bunun yararı, hem isabet, hem de modelleri tekrar tekrar eğitmeye gerek olmadan onları güncel tutabilmek. Şimdi bunu bir seviye ileri götürür. Bu seninin hype konularından biri acanlardı. Ragdaki gibi yapay zekayı belli bilgi depolarına bağlamakla yetilmeyip çeşitli yazılımlara hizmetlere bağlamak. En klişe örneklerden beri çok basit olduğu için herkes anlıyor. Bağlı herkesin takvimini ve sayat acente su uygulamasını bağlı. Herkesin iş sayatlerini en iyi şekilde ayarlayabilir. Senin özel bir isteğin varsa normal insan da konuşurmuş gibi yapıyorsun. Ama o insanın yedi yirmi dört uygun olduğunu düşünün. Ve aynı anda bir sürü çalışan da konuşabildiğine her şeyi organize edebildiğini düşünün. Akıl yürütme burada işin içine giriyor çünkü uzun dönem planlama yapabiliyorlar. Hangi âleti, edevata, hangi hizmeti, ne iş için nasıl kullanacağını planlıyor. Ve la sıl ilginç işler. Yani bu konu bir kere anlattık bitti diye bileceğimiz bir konu diye sürekli yeni şeyler çıkıyor. Sürekli heyecan verici şeyler çıkıyor. Bu iki ayrı içeriyi aslında birleştirmiş olduk. Uzun bir bölümle paylaşmış oldum sizinle. Aylar sonra bakar istekler ne oluyormuş bu alanda. Bu saçma sapan gündem arasında Türkiye ve Uluslararası gündem arasında vakit ayırdığınız için. Hepinize çok teşekkür ederim. Ve tabi patronlara da ultra platinyum preste iş teşekkürler. İsim Sami'in bu sefer zaten yeterince uzattık. Ama şunu söyleyeyim. Normal akışımıza aşağı yukarı haftalık akışımıza dönüyoruz. Sizin güzel isimlerinizde o yüzden bol bol duyacağız.
Podcast Summary
Key Points:
Geleneksel nehir geçme bulmacaları (kurt, kuzu, ot; misyonerler ve yamyamlar) ve meşale ile köprü geçme problemi, problem çözmede "kavramsal eşik" aşmanın önemini gösterir.
Yapay zeka modelleri, bu tür mantık bulmacalarını çözmede ilerleme kaydetse de, genellikle ezberlenmiş kalıpları takip eder ve özgün, esnek akıl yürütmede sınırlı kalır.
"Dokuz nokta" bulmacası gibi problemler, düşüncede yaratıcılık ve varsayılan sınırları aşmanın ("kutunun dışında düşünme") insan zekasının ayırt edici özelliği olduğunu vurgular.
Apple araştırmacılarının "Düşünme İllüzyonu" makalesi ve ARC testinin yeni versiyonundaki performans düşüşü, mevcut dil modellerinin gerçek anlamda akıl yürütmeden ziyade gelişmiş örüntü tanıma yaptığını savunur.
Summary:
Metin, öncelikle klasik nehir geçme bulmacaları (kurt-kuzu-ot ve misyoner-yamyam) ile meşaleli köprü geçme problemini örnekleyerek, bu tür problemlerin çözümünün genellikle belirli bir kavramsal engeli aşmayı gerektirdiğini açıklar. Bu, kurallar dahilinde beklenmedik bir çözüm yolu fark etmeyi içerir. Ardından, yapay zekanın bu alandaki yetenekleri ele alınır.
Dil modellerinin karmaşık problemleri parçalara ayırıp sistematik olarak deneme yapabildiği, ancak çoğunlukla eğitildiği binlerce metindeki düşünce kalıplarını tekrarladığı belirtilir. İnsan zekasının ayırt edici yanının, "dokuz nokta" bulmacasında olduğu gibi, varsayılan sınırları yaratıcı bir şekilde aşabilmesi olduğu vurgulanır. Son olarak, Apple araştırmacılarının makalesi ve ARC testi versiyonlarındaki performans farkı referans gösterilerek, mevcut büyük dil modellerinin gerçek anlamda esnek bir akıl yürütme yetisine sahip olmadığı, ileri düzeyde örüntü tanıma yaptığı sonucuna varılır.
Testler zorlaştıkça modellerin performansının aniden düştüğü, hatta kendilerine verilen çözüm yolunu bile takip edemedikleri ifade edilir.
FAQs
Önce kuzuyu karşıya geçirin. Sonra kurdu geçirip kuzuyu geri getirin. Ardından otu geçirin ve son olarak kuzuyu tekrar alarak karşıya geçirin.
Minimum 11 sefer gereklidir. Misyoner ve yamyamları, hiçbir kıyıda yamyamların misyonerlerden fazla olmaması koşuluyla, sandalla karşıya geçirmelisiniz.
En hızlı iki kişi önce geçer, biri meşaleyle döner. En yavaş ikili birlikte geçer, diğer hızlı kişi meşaleyi geri getirir. Son olarak en hızlı iki kişi tekrar birlikte geçer.
Diskleri, hiçbir zaman küçük bir diskin üzerine büyük disk koymamak koşuluyla, bir çubuktan diğerine taşımayı amaçlar. Diskler başlangıçta boyut sırasıyla dizilidir.
Modeller, problemi parçalara ayırıp kuralları tekrarlayarak çözüme ulaşır. Deneme-yanılma yaparak olası hamleleri değerlendirirler.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.