Ahmet Altan, Seva Şahin'in sunduğu programda "Zarlar" adlı romanını anlatıyor. Roman, 19. yüzyıl sonu Osmanlı döneminde geçer ve kumar metaforu üzerinden tarihin nasıl bir "zar atışı" gibi değişebileceğini işler. Ana karakter Ziya, genç yaşta abisinin intikamını almak için cinayet işleyen, şiddete meyilli, ancak kadınlar karşısında derin bir çekingenlik ve korku yaşayan karmaşık bir psikolojik portredir. Altan, böyle bir karakteri sezgiyle yazmanın zorluklarına değinirken, edebiyatın insan duygularını anlatmadaki gücünü vurgular. Ayrıca, tarihi gerçeklerin Türkiye'de genellikle edebiyat aracılığıyla daha iyi anlaşılabileceğini, resmi tarih anlatılarının eksik ve yanıltıcı olabildiğini savunur. Roman, bireyin iç dünyası ile tarihsel arka planı birleştirerek, şiddet, erkeklik, intikam ve unutuş gibi temaları derinlemesine inceler.
Günün ve güncelin edebiyatı. Romanlar, hikâyeler ve kahramanlar. Hazırlayan ve sunan Seva Şahin. Merhaba, ben Seva Şahin, apaçık Radyoda, Günün ve Güncelin edebiyatı programındasınız. Bugün konuğumuz Ahmet Altan, Merhaba Ahmet Bey, hoş geldiniz. Hoş bulduk, nasılsınız? Teşekkür ederim. Ahmet Beyle biri, bugün Türkçe'de son yayınlanan romanı zarları konuşacağız. Bu roman, ölümmeye yaşam, katil ve kurban tarif ve kadar. Ve bunun bir nevi kumarlı, metaforlaşmasını anlatan 19. yüzyıl sonu başından onlara kadar, biraz onları geçen bir döneme anlatan bir roman, bir raman, bir raman, bir raman. Burada, kitap adındanlaşıldı üzere zarlar, yani bir kumar ve zar atmak metaforuyla kurulmuş. Ve bu metafor etrafında, trans, fader ve bazen de bütün bir imparatorluğun kaderini etkileyecek tek bir kişinin kurşunu ve bunun beraberinde geçirdiği, bir nevi, değişen tarih, bunların hepsini, bir zarlar metaforuyla, kumar metaforuyla anlatan bir kitap, bu kitap da siz gerçekten tarihin bir zar atışıyla değişeceğini düşündünüz mü? Bu kadar basitme, ya da bu kadar, olabilir mi? Hayır, böyle düşünmedim tabii. Bu kitap da tarihten ziyade, kitabın kahramanı benim ilgimi çekti. Bu hem tarihte, hem de edebiyatta çok fazla rastlanan bir karakter değil. Hatta bildiğim kadarıyla sen benden daha iyi bilirsin ama edebiyatta ziyaya benzer bir karakter yok bugüne kadar, bildiğim kadarıyla. Bu edebiyacından bir yazar için çok çekici ve zor bir karakter, yani psikopak bir katili anlatmak ve çok genç bir katili anlatmak, o kadar kolay değil. Ve insanlar genellikle tarihten daha fazla ilgimi çekiyorlar, kitap yazarken. Bu kitap da da ziyah karakterini anlatmak. Onun nasıl bir şekilde kendisini ve kişiliğini inşa ettiğin ortaya koymak, hayatla ve ölümle ilişkisini anlamak, öldürmekle ilişkisini anlamak, öldürülmekle ilgili ilişkisini anlamak. Çünkü insanın kendi öldürülebileceğini kabul etmesi o kadar kolay bir şey değildir. Bu çok az insanın yapabileceği bir şey. Ziyah, ölebileceğini, vurulabileceğini, öldürülebileceğini daha 16 yaşında kabul eden ve kendisini korkun bir maceraya atan bir karakter. 16 yaşındayken bu çocuk mahkemede yüzden fazla arnavut silahşörün olduğunu bir duruşmada abisinin katilini vuruyor. Daha 16 yaşında ve bunu vururken oradan saat çıkma ihtimalinin çok az olduğunu da biliyor. Böyle bir karakterden söz ediyoruz. Ve bu adam için gurur çok önemli bir şey, abisinin intikamını almak çok önemli bir şey. Hayatını zarlarla değiştirmiyor, hayatını silahlarla değiştiriyor. Silahları kullanmadığı zaman kumar, o silah kullanırken duyduğu heyecanın yerini alıyor. On hayatında çok önemli bir yeri var kumarın. Bir metapordan daha fazla bir yeri var. Çünkü o zarlar dönerken duyulan heyecan, o çok kısa anda duyulan heyecan, hayatı ve ölümü unutmak. Onun için çok önemli. Bu kumar ilgi çekici bir konu, çünkü kumar genellikle paraka ve kazanç üzerinden anlatılır. Ama ziyanın hayatında benim gördüğümü sedebildiğim kadarıyla kumar paradan ve kazançtan çok daha öte bir iş. Yani zaten oradan oradan birisi söylüyor. Para kazandığı için kumarı bırakan kimse yok. Kumar başka bir şey yaşatıyor bu insanlara. Başka bir heyecan bir unutma yaşatıyor. İnsanlar hayatları boyunca sürekli olarak zaten bir unutmayı ararlar. Hepsi aşk bir unutmadır, kumar bir unutmadır, cinayet bir unutmadır, yazı yazmak bir unutmadır. Siyaset bir unutmadır. Çünkü hayatını anlamsızın, netkede cevap veremeyeceğimiz bir saçmalık yaşıyoruz değil mi? Öleceğimiz bir hayata niye geldik? Niye bizi öleceğimiz bir hayata getirdiniz? Sonunu biliyoruz. Sonunun çok uzun olmadığını da biliyoruz. Bu hayata anlamlı bir şekilde yaşamak çok zor, bu görültü, bu gerçeği sürekli taşımak da çok zor dur. Onun için unutuşlara ihtiyaç var ve unuttuğunuz zaman rahatlarsın. Aramızdaki fark ziyayla, diğer insanlarsındaki fark o bu unutuşu cinayetlerde bir kumar da yaşıyor. Onun için çok bir gibi çek. Ayrıca şu da bir soru önemli bir soru benim için. Böyle bir adam başka bir ortamda doğursaydı, acıvada değişik olabilir miydi? Çünkü doğduğu ortam çok ünlü bir kabadayının kardeşiz ya, abisi öldürülüyor ve onun intikamını almak bir erkeğin görevi burada bir erkeklik anlayışı var. Evet, burada dediğiniz gibi bir erkeklik meselesi de var. Şimdi kumarla birlikte başka bir zaman sallık da oluyor. Sadece bir tutku ve var olan yaşam değil, farklı bir zaman sallık eratmak da mümkün oluyor. Evet, evet. Zaman insanların en büyük düşmanlarından biri, belki de en büyük ve en başa çıkılması. Zamanla başa çıkmak çok zordur. Zaten en büyük cezalardan biri, senin hapsane olması, hapsende zamanın durmasındandır. Zaman durduğu anda o felakette karşı karşıya kalırsın. Ve insanlar bu zamanın baskısından bu zorbalığından et de kurtulmağa çalışırlar. Dediğim gibi çeşitliği öntemler mesela, yazı yazmak bundan ciddi bir kurtuluştur ve yatta çok sevdiğim bir işi yapmak, bundan çok ciddi bir kurtuluştur. Aşık olmak, sevişmek, zamanın baskısından kurtulmakta ve insanlar bunları isterler. Ararız, bu saçmalıktan kurtulmağa çalışırız. Dediğim biz ya bu anlamsızlık bu şekilde birleşip, bir şekilde algılayan bir çocuk değil. Amanetiyece de bütün insanlar, bütün canlılar gibi, baskıyı yaşıyor ve obundan cinayetle ve kumarla kurtulmak istiyor. Dediğim gibi. Ayrıca bu karakterimim ilk ilgimi çekmesi, ben hapsane deyken bir savcının yazdığı bir kitap getirmişlerdi. İbrahim Çiçek'in yazdı, Mams şevket Paşa cinayet ile ilgili ve belgeleri dayalı. Orada idama gidecekleri anlatırken iki kardeş vardı ve ben iki kardeşin aynı gece, aynı saat, aynı dakikada, idam edilmek üzere, yan yana beklemeleri çok ilgimi çekti. Bu nasıl yaşandığı bir merak ettim, o geceyi bunlar nasıl yaşadılar. Sonra bu ziyave hakkım, bir yerden hatırladığımı düşündüm. Ve ne? Sonra nereden hatırladın mı buldun? Ben çocukken reficevat olunayın sayılı fırtınalar kitabını okumuştum. Bununay o kitapta Arif Bey'i ve Maklılay'la olan macerasını anlatır. Ziyanın kardeşi olduğunu bu iki kitap birleştirmek anlayınca hikaye değişti. Ayrıca burada tarihi bir başka gerçekte hava var. Sunu söylemeliyiz. Bu ülkede eğer tarihi gerçekten öğrenmek istiyorsanız, tarih kitaplarını değil, romandarı okumanız gerekir. Çünkü burada tarihi kitapları gerçekleri anlatmıyor. Ben bunu yazdım her kitapta. Ne zaman tariyle ilgili bir kitap yasam? Bize anlatılan gerçeğin arasında çok büyük bir farklar olduğunu gördüm. Ve 30-lil marti yazdımda, 31 marti bize anlatılan bir şey olmadığını görüyorsun. Balkan savaşlarını yazdımda, bugün hala Türkiye Balkan savaşlarını ne olduğunu bilmiyor. İttatçılar dönemine baktığında, o da tamamen gidiyor. Çünkü bütün İttatçlardan sonra giden bana göre İttatçı anlayışıyla bugün de dahil. İttatçı anlayışıyla yürütülüyor. Onun için de tarih. Şimdi ben Çanakkale ile ilgili bir kitap yazacağım. Yapay zekaya sordum. Yapay zekaya. Çanakkale savaşını kim kazandı? Aradan yükseğinden fazla geçtim. Mustafa Kemal kazandır diyor. Başka hiç kimse yok. Şimdi Mustafa Kemal orada önemli bir görev yaptı ama savaş kazanan tek bir kişi savaş kazanamaz. Ama bunu böyle anlatılıyor. Onun için ancak Türkiye gibi ülkelerdi tarih edebiyattan öğrenebilir. Tarihçiler gerçeği anlatamıyorlar. Çok baskı altındalar ve çok çekingenler. Onun için Kemal Tahir mesaihiz mesaihizm ve suikasını anlatmaya çalışıyor. Ona bakıyorsun. Eğitli işte dinam o kutsal savaşta, çerkez etemin kim olduğunu kutsal savaştan ancak görebiliyorsun. Başka yerlerde göremiyorsun. Bu alayda Mahmut Çevket Paşa'nın yani Osmanlı Sadrazaman'ın öldürüldüğü olayı bir arka planı var. İtti atçılar. Mahmut Çevket Paşa'nın öldürüleceğini ve bir darbe hazırlığı olduğunu daha bu örgüt oluşurken biliyorlar çünkü içlerinde adamları var. Mahmut Çevket Paşa'nın kim tarafından öldürüleceğinin ne zaman öldürüleceğinde biliyorlar. İstanbul emniyet müdürü İstanbul mafıza olan Cemal Paşa'ya gidip Mahmut Çevket Paşa'yı vuracaklar bir darbe hazırlıyorlar dediğinde Cemal Paşa'yla emniyet müdürünün ilk yaptığı şey ne biliyor musunuz? Oturup bu suyikasteden sonra tutuklayacakları muhaliflerinin sesini yapıyorlar. Üç yüz kişilik bir liste. Cinayeti Çalakası olmayan insanlar bunlar yazarlar muhalifler. Sonra Cemal Paşa, Mahmut Çevket Paşa'nın vurulacağı sabah harbiye nezaretine gidiyor. Öldürüleceğin gün, Cemal Paşa'nın kendisine öldürüleceğini söyle diye gün. Onun harbiye nezaretinden başbakanlar yediğin yol üzerinde bir tek polis bile yok. Bir tek asker yok. Onun vurulmasını bekliyorlar ve onu vuracakları yol açıyorlar ve ondan sonra onları hemen yakalıyorlar ve bütün muhalisleri de tutuklıyorlar. Bir ara verelim diyecekler. Bir şey çalalım ve çalalım ne istersiniz bugün. Mesela da Fransa da bile yasaklanmış bir şarkıydı ama ben sadece hikayesindiği bunun melodiesini ve mülocunun sesinde çok severim. Merhaba. Ben Sevay Şahin. Günün ve güncenin dediği bir atında. Bugün Ahmet Altan ile birlikte son romana zarları konuşuyoruz. Programın ilk kısmında bu programın Teticçi, Tuikasıçi, Kahramanı, Ziyayı ve Ziyanın erkek olmakla gururlu bir erkek olmakla ve bir taraftan kumarla yarattığı kumarba zomakla yarattığı farklı zaman sallıklarla ve romanın yapısıyla ilişkisini konuşup tarih ve edebiyat arasında ilişkinin ve tarihi gerçeklikle edebiyatın gerçekli ilişkisini. Konuşmaya başlamıştık ve en son ben Ahmet Bey'in sözünü Mamut Şerket Paşa suikasinin tarihi gerçekli olan suikasinin anlatırken orada bırakmıştık. Buyurun Ahmet Bey. Edebiyah açıdan ise böyle bir karakteri yazmak başlığına söylediğim gibi yazar için zor amaizanda çok çekici. Dediğim gibi en azından ben bu karakterin benzerinin edebiyatta bilmiyorum belki vardır ama benim cihaletimden dolayı. Ben farkına varmamış olabilirim. Bunu yazmak çok zor ama aynı zamanda çok zevkli. Çünkü o iki türlü roman yazma bir kimi vardır. Benim bilebildiğim kadarıyla. Biri düşünerek aklıyla yazılan romanlar vardır. Modern romanlar da aklı ve düşünceye çok fazla görürüz. Bir de sezgiyle yazılan romanlar vardır ki bu da klasiklerde daha fazla gördüğümüz bir anlatım tarisidir. Ben sezgiyle yazılan kitapları daha çok severim. Fakat sezgiyle yazarken anlattığım kahramanı düşünerek bulamazsın. Çünkü insanların duygularına düşünerek ulaşmak imkansızdır diye düşünüyorum. Yani düşünerek birisinin ne hissettiğini bulamazsın. Sezgilerinle bunu bulabilirsin. Sezgilerin içinde o karakterin kimliğini bir şekilde giyinmen gerekir. Yani bir katili bir psikopat katili yazıyorsan onun kimliğini bir şekilde giyinmen gerekiyor. Onun insanı öldürmeden önce ne hissettiğini sezgilerinle bulman ya da hissetmen gerekiyor. Bunlar zor. Hacı bu hissettiğini bir de yazıya getirmen anlaşılığı cümlelere dönüştüm ben gerekiyor. Bu açıdan bu kitap benim için önemli bir kitap oldu. Anlatması zor bir karakter, kolay unutulacak bir karakter değil. Çünkü bir de gerçek. Ve çok maceralarla dolu bir hayatı var. Tregik bir hayatı var. Ve Osmanlı'nın çok önemli dönemlerinden birinde bir rolü var bu adamın. Ve tarihte de yeri yok. Bugüne kadar hiç kimsiniz ya da çok bahsetmemiş. Kim oldu? Nasıl bu işlere girdiği? Nasıl bu kadar rahat adam öldürdüğü? Çok rahat adam öldürüyor. O şiddet vahşete düşkünlüğü, vahşete kendi içinde taşıması vahşete onçın derdisi masum bir şey. Onun bir vahşet olduğunu bile farkında değil. Yapısı oraya akıyor, o şiddete akıyor. Onun için bu kitapın ilginç bir kitap olduğunu düşünüyorum. Benim için okuyucu için bilmiyorum. Benim için çok ilginç bir kitaptı. Böyle bir karakteri yazmak, kitap da böyle bir karakter yazdım. Ve izleyen etiği bir alışverişimiz oldu. Onu yazarken. Bence çok başarılı bir kitap. Ben çok okurken de çok düşündüm. Bir de kitabın bismetrisi de var diye düşünüyorum. Burgusal olarak. Yani sadece bir hayatın gerçekliğe, tarihin gerçekliği düşünülmemiş. Bilirli bir ziyanı ruh haliyle okumarını yarattığı zaman sallık ve biraz it dönümde bahsettiğiniz, edebiyat tuttula öğrenilen gerçeklik ve tarihinde da bir ilişki kurularak sanki zararı bir taraftan öyle de atıyor. Mali de var kitabın. Yani hem ziyanın adının da sen bolize ettiği ziyah yani ışık aydınlanmanın hem ziyanın hayatını biraz aydınlatırken aynı zamanda tarihin karanlık bıraktığı bir şeyi edebiyat aracılayla aydınlatmak ve edebiyatın o nasıl görebileceğini göstermek de bize atmak demek. Birte haftan yazmak açısından düşündüğümüzde böyle değil mi? Bu da bu zor tabii bu yani kaybetmeyi gözle almadan yazılabilecek bir karakter değil. Bir felakete de dönüşebilir çünkü yani anlatamayabilirsin ve bir bulamaca da dönüşebilir. Onun için zor bir iştir ama benim edebiyat anlayışımda çok değişik edebiyat anlayışlar var. Yani bir tane edebiyat anlayış olduğunu söyleyemeyiz. Bir tanesinin en iyi olduğunu da söyleyemeyiz. Bu ancak benim için diye başlayabilecek kümnelerle anlatılabilecek bir şey. Ama benim için edebiyat insanı merkezi alan bir anlatımdır. Benim sevdiğim edebiyat budur. Bütün gerçeklerden daha önemlidir benim için bir insanı anlatmak ve anlatabilmek. Modern edebiyat ve pos modern edebiyat da az yani hele pos modern edebiyat zekaya bir buluşa dayanan bir edebiyat. Düşüncenin çok öne geçtiği bir edebiyat. Modern edebiyat da öyledir. Yani modern edebiyat da siz yazarları kahramanlarından daha fazla tanırsınız. Yani coysu kendi kahramanından daha fazla bilirsin, seldiğini kendi kahramanından daha fazla bilirsin. Klasikler dediği de tam tersidir. Annak kahramanla dediği de tost doyulamana gerek yok. Gorovova dediğinde bazak demene gerek yok. Daha geriye gidersek hamlet dediğinde şekst bir demene gerek yok. Kahramanlar klasikler de romancıların önündedir. Çünkü onu anlatmak istiyor. O adamı anlatmak istiyor. O kadını anlatmak istiyor. Onun nasıl hissettiğini anlatmak istiyor. İnsan duygularını anlatmak edebiyatta zor bir iş ve bunu eğer başarabiliyorsan bu iyi bir edebiyattır bence. Çünkü duygul dalgalanmalarımı değişimleri çok küçük ölçekli de olabilir. Bazı çok küçük duygul değişimleri çok büyük sonuçlar verebilir insan hayatında. Bu bağlantları yakalayabilmek benim için, benim anladığım edebiyat için çok önemli bir şey. Böyle kitapları severek büyüdüm. Böyle kitaplar yazmaya çalıştım. Tarih'i bir gerçekte bir arkada şeyde duruyor. Bir dekoru var. Her insanın bir dekoru var. Hepimizin bir dekoru var değil mi? Arkamızda duran. Bu dekor da önemlidir ve o dekoru görmeden o adamı ya da o kadını ya da onun duygularını anlamak zordır. O dekoru da birirsin ama bütün bunlar o insanı anlamak içindir. O insanı anlatmak içindir. Benim edebiyat anlayışım bu. Ziyada bu kitapta benim bu anlaşıma uyuyor. Evet bir de Ziyanın kitabdaki bilinç sunumu o bahsettiğiniz şiddetin de en yoğun görüldüğü yerler. Yani kendisine düşündüğü ve ne olduğunu ifade edemediği ya da çıkaramadığı bu halleri o şiddetin. Belki de farkında olmadan yaşadığı şiddetin, maruz kaldığı şiddetin, yansıması olarak ortaya çıktığında diye ayrıca gerçekçi bir karakter olarak da. Yani böyle birisi sanki ayakla öyle anlatılabilir gibi. Bunun için teşekkür ediyorum, bunu duyduğuma çok sevindim. Burada bir de çelişkisi var aslında çok hoşuma giden. Ziyah, erkekleri korkutabilen bir adam. Çünkü katil, çok rahat adam vuruyor. Şiddete çok yatkın, çok ünlü bir kabadayının kardeşi, çok ünlü bir kabadayı vurmuş ve kendisine çok ünlü bir kabadayı. Fakat bu çocuğun kadınlar karşısındaki duruşu, bu bütün erkekleri korkudan olan kadınlar karşısında dilsize dönüyor. Onlarla konuşmak da çok zorlanıyor. Bir anlamda onlardan korkuyor. Çünkü erkekler rekaçı ne yapacağını çok iyi biliyor. Erkenisini kızdırırlarsa onları öldürür ya da döver. Şiddetle onları ezer. Fakat kadınlar karşısında ne yapabileceğini bilmiyor. Her zaman aşağılanabileceğinden korkuyor ve bunun cevabı yok. Bugün ki Türkiye'de çok rahat kadın vuruyorlar ama bu kabadaylar için ki bütün bu vahşetlerine bir psikopat olmalarına rağmen, bizim kabadaylık raconu batının şovalelik raconuna çok benzerdi. Şimdi artık öyle değil ama eskiden kadına, kadın çok onlara göre fiziksel var, çok zevk. Kadına bir şiddet uygulamak, onlara bir övünme vesilesi değil. Birisini yandiklerinde övülmek, övülmek de isterler, övülmek de isterler. Kadın onlara bu övgüyü getirmiyor. Çünkü kadına karşıiddet uygulamıyorlar. Zaten kendi mahallelerinde sadece faişelerle ilişi kuruyorlar ve kendi mahallelerindeki hiçbir kadına, hiçbir kadına, hiçbir şekilde rahatsız edici bir davranışta bulunmuyorlar. Zaten eğer böyle bir şey yaparlarsa kendi camyalarından ve mahallelerinden aforoz edilirler. Onlar mahalleyim, mahallenin kadındığını, korumakla yükümlü kendini hissediyorlar ama kanlara yaklaşamıyorlar da ve kanlardan korkuyorlar. Ziyah ile kadınlardan çok korkuyorlarla ne yapacağını hiç bilmiyor, nasıl konuşacağını bilmiyor. Ve onu bu çelişki de benim çok ilgimi çegiyor. Erkekler dünyasında bu kadar atılıkan, başkıyı, şiddete dönüyor, korkutan ne yapacağını çok iyi bilen bir izinin, kadınlar karşısında küçüdük bir çocuğa dönmesi, kadınların karşısında ne yapacağını bilmemesi, aslında bizim dünyamızda, bizim tür dünyalardaki erkeklerin girdiği çıkmazları da iyi anlatıyor. Bugün de erkeklerin çok, bugün mesela kadın cinayetlerinin çok fazla olduğu bir tönem diye şöğüz, erkekler kadınları öldürüyorlar. Bu aslında benim görebildiğim kadarıyla bu işle daha yanına daha iyi bir yorum yapabilir. Anadolu varoşlardan ve köylerden ve taşladın, büyük şehirleri kalabalıklar geldi son dönemde. Başka bir hayat tarzıyla karşılaştılar, kadınlar bu hayat tarzına çok çabuk uyum gösterdi, erkekler o kadar uyum gösteremedi. Kadınlar karşısında ne yapacaklarını bilmedikleri için, bu hayat uyum gösteren kadınları nasıl eskisi gibi eziceklerini bilmedikleri için de cinayetler arttı, ben öyle düşünüyorum. Ama eskiden benim görebildiğim kadarıyla okuduğun kitaplara baktığımda kadın cinayet ediyor bir şey hemen hemen hiç yok. Ya kadınları böyle bir şey yapmıyorlar, belki o faişeleri bir tane bulmuş olabilir, o öyle bir şey bile görmedim. Ama kadınları karşı hiçbir zaman şeyde duygulamıyorlar, çünkü kabadayla aykırı ama onlardan aynı zamanda korkuyorlar da. Çekiniyorlar da ve onlarla ne yapacaklarını bilmiyorlar. Ziya kadınlar karşısında çok çekingen olan bir çocuk. Bütün o tarihe geçen kimliğine rağmen kadınlar karşısında çok çaresiz. Evet, üç kadın karşısında da çok çaresiz, gerçekten. Amet Bey çok teşekkür ederiz. Ellerinize sağlıklar. Ben teşekkür ederim. Hızlı hanımeh eserleri okumak için sabırsızlanıyoruz, programını bitirirken zararlardan bir bölüm okuyarak bitireceğiz. Neyle bitirelim bugün hangi bölüm? Ben şuradan bir bölüm okumaya çalışayım, zamanda olduğunda sen de bana söyle. Peki şimdi durdu diye. Çok teşekkür ederim. O günden sonra hayat yeniden ama bu sefer farklı biçimde başladı. Gündüzleri meyve bahçesinde dolaşırlardı, sık sık norayla karşılaşıyordu. karşılaştıklarında Ziya hemen elini uzatıyordu. Bu norayı güldürüyordu. Onun gülmesinden anlamadığı bir şekilde hoşlanıyordu Ziya. Yüzünü bir bütün halinde aklında tutmayı başaramadığından her seferinde bir başka parçasını, bir gün saçlarını, bir gün gözlerini, bir gün kaşlarını, bir gün dudaklarını aklında tutmaya çalışırdı. Ama onları bir araya getirmeyi bir türlü beceremiyordu. Gözleri çok yeri değildi ama parlaktı. Renklerini tam saptayamıyordu. Bahçenin ışıklarına göre değişiyor, bazen yeşili andırıyor, bazen elaya dönüyordu. Hatta bir keresinde gözlerini koyum abi olduğunu sanmıştı. Bakışları kederle değildi, neşeli de değildi. Düşünceli gibiydi ama onun ne düşündüğünü Ziya asla anlayamıyordu. Üst tarafında hafifce bir kemere bulunan birçimli burnunu, sabah buğuzu gibi, Ziya'nın zihnini dağlık, giden yüzüne, keskin ve güçlü bir ifade katıyordu. Küçük ağzı, sivri çenesine bir yumuşaklık eklordu. Her zaman kibarlı. Örenelmiş bir kibarlık değildi bu. Doğuştan gelen ve ona çok yakışan bir kibarlıktı. Yetim bu kibarlığa incelikli bir tavır eklemişti sadece. Ziya ona söyleyecek sözler bulmaya uğraşıyor. Bazen ne söyleyeceğini daha önceden düşünüyor. Ama genellikle bir şey söyleyemi oldu. Anlaşılmaz bir endişe zihnini kilitliyordu. Belki de bu yüzden onun yanından hep pişmanlık duyarak ayırdı. Evet, burada bitirebiliriz. Ben çok teşekkür ederim. Hoşçakalın. Görüşmek üzere.
Podcast Summary
Key Points:
Ahmet Altan'ın "Zarlar" romanı, tarihsel bir dönemi kumar metaforuyla işleyen ve şiddet, intikam, erkeklik gibi temaları merkeze alan bir eserdir.
Romanın ana karakteri Ziya, genç yaşta cinayet işleyen, şiddete yatkın, ancak kadınlar karşısında çekingen ve çaresiz bir psikolojik portre çizer.
Yazar, tarihi gerçekleri edebiyat aracılığıyla anlatmanın önemini vurgular ve Türkiye'de resmi tarih anlatısının eksikliklerine dikkat çeker.
Edebiyatta karakter yaratımının zorlukları ve sezgiyle yazmanın değeri üzerine düşünceler paylaşılır.
Summary:
Ahmet Altan, Seva Şahin'in sunduğu programda "Zarlar" adlı romanını anlatıyor. Roman, 19. yüzyıl sonu Osmanlı döneminde geçer ve kumar metaforu üzerinden tarihin nasıl bir "zar atışı" gibi değişebileceğini işler.
Ana karakter Ziya, genç yaşta abisinin intikamını almak için cinayet işleyen, şiddete meyilli, ancak kadınlar karşısında derin bir çekingenlik ve korku yaşayan karmaşık bir psikolojik portredir. Altan, böyle bir karakteri sezgiyle yazmanın zorluklarına değinirken, edebiyatın insan duygularını anlatmadaki gücünü vurgular. Ayrıca, tarihi gerçeklerin Türkiye'de genellikle edebiyat aracılığıyla daha iyi anlaşılabileceğini, resmi tarih anlatılarının eksik ve yanıltıcı olabildiğini savunur.
Roman, bireyin iç dünyası ile tarihsel arka planı birleştirerek, şiddet, erkeklik, intikam ve unutuş gibi temaları derinlemesine inceler.
FAQs
Roman, kumar ve zar atma metaforu üzerinden ölüm, yaşam, katil ve kurban ilişkisini anlatır. 19. yüzyıl sonu Osmanlı döneminde, tek bir kişinin hayatının ve tarihin nasıl değişebileceğini işler.
Ziya, 16 yaşında abisinin intikamını alan, ölümü kabullenen ve şiddete yatkın bir psikopat katildir. Erkekler dünyasında korku salarken, kadınlar karşısında çekingen ve çaresizdir.
Yazara göre, Türkiye'de tarih kitapları gerçekleri tam anlatmazken, romanlar tarihi olayları ve karakterleri daha derinlemesine yansıtır. Edebiyat, resmi tarihin karanlıkta bıraktığı noktaları aydınlatabilir.
Kumar, Ziya için paradan çok bir unutma ve heyecan aracıdır. Silah kullanmadığı zamanlarda, şiddetle yaşadığı duyguların yerini doldurur ve hayatın anlamsızlığından kaçış sağlar.
Altan, edebiyatı insanı merkeze alan ve duyguları anlatmayı hedefleyen bir anlatım olarak görür. Klasik edebiyatta olduğu gibi, kahramanların iç dünyalarını sezgiyle yakalamayı önemser.
Ziya, 19. yüzyıl sonu Osmanlı İmparatorluğu'nun çalkantılı döneminde yaşar. Roman, Mahmut Şevket Paşa suikasti gibi gerçek tarihsel olayları da arka plana alarak bu dönemi yansıtır.
Chat with AI
Loading...
Pro features
Go deeper with this episode
Unlock creator-grade tools that turn any transcript into show notes and subtitle files.